Etiket: av. selce maraş büken

Mirasçılık belgesi nedir, mirasçılık belgesi dilekçesi örneği, veraset ilamı dilekçesi örneği, adana avukat, mirasçılık belgesi görevli yetkili mahkeme

Mirasçılık Belgesi Dilekçesi (Veraset)

Türk Medeni Kanunu’nun 598. maddesine göre; “Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir.” Mirasçılık belgesi, en basit tanımıyla ölenin mirasçılarının kimler olduğunu ve mirasçılarının hisselerinin belirlendiği belgedir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için mirasçılık belgesi, veraset ilamı noterden veya mahkemeden alınabilirse de ölen kişi yabancı ise mirasçılık belgesinin mahkemeden alınması gerekir. Bu durumda noterler tarafından mirasçılık belgesi verilmemektedir. Mahkemeye makalemizin devamında sunduğumuz mirasçılık belgesi dilekçesi ile başvurulabilir.

Mirasçılık belgesi dilekçesi nin verileceği mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme hususunda ise bir ayrım yoktur. Türkiye’nin herhangi bir yerindeki sulh hukuk mahkemesine mirasçılık belgesi dilekçesi verilerek mirasçılık belgesi alınabilir.

Mirasçılık Belgesi Dilekçesi

ADANA NÖBETÇİ SULH HUKUK MAHKEMESİ’NE

DAVACI : …………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI : Hasımsız

KONU : Mirasçılık belgesi verilmesi talebimizden ibarettir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Müvekkilin murisi …………., ../../…….. tarihinde vefat etmiştir.

Geriye mirasçı olarak müvekkil, …… oğlu ……. ve ……. kızı ……. kalmıştır. Başka mirasçısı yoktur.

Mirasbırakanın mirasçılarının ve hisselerinin belirlenmesi ile bunun mirasçılık belgesiyle hüküm altına alınmasının sağlanması için mahkemenize başvurmak zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ DELİLLER : Nüfus kayıtları ve yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenlerle muris ………..’in mirasçılarını ve miras hisselerini gösteren mirasçılık belgesinin verilmesine karar verilmesini müvekkilimiz adına vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Çocuğun cinsel istismarı yargıtay kararları mağdurun samimi beyanları, sanık ve mağdurun evlenmesi, sanığa iftira atılması, beraat, adana ceza avukatı

Çocuğun Cinsel İstismarı Yargıtay Kararları

Çocuğun Cinsel İstismarı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre  Cinsel istismar On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış veya diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak
gerçekleştirilen cinsel davranışlar anlaşılır. Bu makalemizde çocuğun cinsel istismarı yargıtay kararları doğrultusunda irdelenecektir.

Çocuğun Cinsel İstismarı Yargıtay Kararları

Çocuğun Cinsel İstismarı Suçunda Sanık ve Mağdurun Evlenmesi

“Sanık ile olay tarihinde onbeş yaşını doldurmayan mağdurenin, 19.02.2011 günü ailelerin bilgisi dahilinde düğün yaparak evlenip aynı gece cinsel ilişkiye girmelerinin ardından birlikte yaşamaya devam ettikleri tüm dosya kapsamından anlaşıldığından. Mevcut haliyle sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkumiyeti yerine dosya kapsamına uygun düşmeyecek şekilde mağdurenin yaşı konusunda hataya düşüldüğü gerekçesiyle beraatine karar verilmesi Kanuna aykırıdır.” (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2015/1298 E, 2018/279 K, 15/01/2018 T.)

Mağdurun İstikarlı ve Samimi Beyanları

“Mağdurenin aşamalardaki istikrarlı ve samimi beyanları, olayın intikal şekli ile süresi. sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmaları ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında. sanığın, olay günü yanında çalışan mağdureyle işyerinde yalnız kaldıkları sırada. sarıldığı mağdurenin direnerek kendisini itmesine rağmen eylemine devam ederek onu öpmesinin ardından işyerinden ayrılan mağdurenin. Durumu teyzesine anlattıktan sonra aynı gün kolluğa müracaatta bulunduğu anlaşıldığından. Mmevcut haliyle sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkumiyeti yerine oluşa uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi Kanuna aykırıdır.”  (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2014/10628 E, 2017/4977 K, 24/10/2017 T.)

Mağdurun Sanığa İftira Atmasını Gerektirecek Neden ve Husumet Bulunmaması

“Sanıkla arasında iftira atmasını gerektirecek bir neden ve husumet iddiası bulunmayan mağdurun. olayın ardından polis merkezi amirliğine başvurarak ihbar etmesiyle başlatılan soruşturma üzerine. aşamalardaki özünde istikrarlı anlatımları. bu beyanları destekleyen annesi… ile tanık…’in beyanları ve tüm dosya içeriğine göre sanığın, “gel sana bir şey göstereceğim” diyerek boş bir inşaata götürdüğü. mağdurun cinsel organını çıkartarak oynama ve ağzına alma şeklinde gerçekleştirdiği. eylemleri nedeniyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkûmiyeti yerine. yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi Kanuna aykırıdır.”  (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2014/9367 E, 2017/4488 K, 03/10/2017 T.)

Çocuğun cinsel istismarı yargıtay kararları konusunda örnekler çoğaltılabilir. Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun incelendiği makalemizi buradan okuyabilirsiniz.

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Taahhüdü ihlal şikayet dilekçesi 2019, taahhüdü ihlal suçu, taahhüdü ihlal şikayet dilekçesi örneği, geçerli icra taahhüdü nasıl olmalıdır, adana avukat

Taahhüdü İhlal Şikayet Dilekçesi

Taahhüdü ihlal şikayet dilekçesi konusuna geçmeden önce İcra İflas Kanununun icra taahhüdü ve taahhüdü ihlal konusu ile ilgili düzenlemelerini incelemekte fayda görüyoruz. 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu’nun 111. maddesine göre; Borçlu alacaklının satış talebinden evvel borcunu muntazam taksitlerle ödemeyi taahüt eder ve birinci taksiti de derhal verirse icra muamelesi durur. Şu kadar ki borçlunun kafi miktar malı haczedilmiş bulunması ve her taksitin borcun dörtte biri miktarından aşağı olmaması ve nihayet aydan aya verilmesi ve müddetin üç aydan fazla olmaması şarttır. Borçlu ile alacaklının borcun taksitlendirilmesi için icra dairesinde yapacakları sözleşme veya sözleşmelerin devamı süresince 106 ve 150/e maddelerindeki süreler işlemez. Ancak bu sözleşme veya sözleşmelerin toplam süresinin on yılı aşması hâlinde, aştığı tarihten itibaren süreler kaldığı yerden işlemeye başlar.

2004 Sayılı İcra İflas Kanunu’nun 111. maddesine göre ise;111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.

Taahhüdü İhlal Suçu

Taahhüdü ihlal şikayet dilekçesi ile taahhüdü ihlal suçunun oluşabilmesi için ödenecek toplam miktarın rakamsal olarak belirlenmesi, tarafların belirlenen bu miktar üzerinde icap ve kabulde bulunması zorunludur. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için, taahhüt esnasında ödenecek miktarın hiçbir kuşkuya yer vermeksizin saptanmasında zorunluluk bulunmaktadır. Bu miktar belirlenmediğinde, hangi miktar için taahhütte bulunulduğu, kabulün de hangi miktar nazara alınarak yapıldığı saptanamayacağından, ödeme koşulunun ihlali halinde cezai sorumluluk doğmayacaktır.

Yine icra taahhüdünde tutanakta faizin belirtilmemesi ve alacaklının son ödeme tarihine kadar işleyecek olan faizden feragat beyanının yer almaması halinde belirsizlik nedeniyle taahhüt tutanağı geçersiz olacaktır. Bu halde de taahhüdü ihlal suçunun oluşması mümkün değildir.  (Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2018/2533 E. 2018/3592 K.)

Taahhüdü ihlal şikayeti aşağıdaki taahhüdü ihlal şikayet dilekçesi örneği ile yapılabilir.

Taahhüdü İhlal Şikayet Dilekçesi

ADANA (…) İCRA CEZA MAHKEMESİ’NE

ŞİKAYET EDEN : …………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

KARŞI TARAF : …………………

KONU : Taahhüdü ihlal suçunu işleyen sanıkların  cezalandırılmasına karar verilmesi talebinden ibarettir.

AÇIKLAMALARIMIZ: 

1. Sanıkların müvekkile olan  borcu nedeniyle, Adana …. İcra Müdürlüğü’nün 20../….. sayılı takibi ile aleyhlerinde icra takibi yapılmış, ödeme emri usulüne uygun olarak sanık borçlulara tebliğ edilmiştir.

2.  Borçlular, daha sonra dosya borcunu ödemek üzere İcra Müdürlüğü nezdinde yazılı taahhütte bulunmuş, fakat gereğini ifa etmeyerek taahhüdü ihlal etmişlerdir. 2004 s. İcra ve İflas Kanunu’nun 340. Maddesi; “111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir.” hükmüne amirdir. Bu suretle taahhüdü ihlal suçunu işleyen sanık borçlunun cezalandırılmasına karar verilmesini talep etmek zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

HUKUKİ DELİLLER :
1. Adana …. İcra Müdürlüğü’nün 20../….. sayılı takibi,
2. Bilirkişi incelemesi,
3. Yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ ve TALEP : Yukarıda arz ve izah edilen nedenler dahilinde taahhüdü ihlal suçunu işleyen sanık borçlu …………’nın İcra İflas Kanununun m. 340 ve ilgili diğer hükümleri gereğince hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Şikayet Eden Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Ayrılık davası nedir? Ayrılık davasında velayet, ayrılık davasında nafaka, ayrılık davası yargıtay kararları, adana boşanma avukatı

Ayrılık Davası Nedir?

Ayrılık davası Medeni Kanunumuzun 167. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir. Yine Medeni Kanunumuzun 170/3 maddesine göre, boşanma davasında hakim ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir.

Ayrılık Davası Nedir?

Ayrılık davası, boşanma davası açılabilen hallerde açılabilir. Ayrılık davasını boşanma davasını açmaya hakkı olan eş açabilir. Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık
kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar. Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer.
Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Ayrılık davasında yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Diğer yandan ayrılık kararı verilmesi eşlerin hukuki durumunda değişikliğe yol açmaz. Eşler ayrılık halinde halen evlidir, yeniden evlenemezler. Evliliğin birlikte yaşama yükümlülüğü dışındaki yükümlülükleri her iki eş bakımından da devam eder. Yine ayrılık süresince doğan çocuklar evlilik içinde doğmuş sayılır. Eşlerden birinin ayrılık sürecinde ölmesi halinde, diğeri mirasçısı olur.

Ayrılık Davası ve Nafaka

Ayrılık davası ve nafaka konusunda ise.Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim davanın devamı süresince,  gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden almak zorundadır. Ayrılık kararı verilmesi halinde çocukların eşlerden hangisinde kalacağını hakim takdir eder. Bu doğrultuda ayrılık davasında velayet ve buna bağlı olarak ayrılık davasında nafaka söz konusu olabilir. Velayet ile ilgili makalemizi buradan, iştirak nafakası nedir konulu makalemizi buradan, tedbir nafakasına ilişkin makalemizi buradan okuyabilirsiniz.

Ayrılık Davası Yargıtay Kararları

“Davalının 2008 yılı sonunda sebepsiz olarak müşterek konutu terk ettiği evin giderlerine katılmadığı, eşinin tedavisiyle ilgilenmediği, bu suretle evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmediği, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesindeki boşanma sebebi ispatlanmıştır. O halde, istek çerçevesinde Yasada (TMK md. 171/1) gösterilen alt ve üst sınır arasında takdir edilecek bir süre ayrılığa karar verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2012/5709 E, 2013/6875 K, 14.03.2013 T)

“Davacı vekili temyiz dilekçesinde “ayrılığa karar verilmiş olsaydı bir araya gelme olasılığının mevcut olduğunu” ileri sürerek ayrılık kararı verilmek üzere hükmün bozulmasını talep etmiştir. Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verebilir. (TMK. m. 170/1) Dava ayrılığa ilişkin ise boşanmaya karar verilemez. Şu halde, dava boşanmaya ilişkin ise, sebebin ispatlanmış olması koşuluyla ıslaha gerek bulunmaksızın, hakimin boşanma yerine ayrılığa karar vermesi mümkündür. Dava ayrılığa ilişkin ise, ıslah edilmeden boşanma kararı verilemeyecektir. Yasal düzenleme böyle olunca davacı, her aşamada davasını ayrılığa hasredebilir. Böyle bir talep halinde de ayrılık kararı verilebilmesi için “ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının mevcut olup olmadığına” bakılmaz, boşanma sebebinin ispatlanmış olması yeterlidir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2012/16486 E, 2013/2713 K, 31.01.2013 T)

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak boşanma, velayet, nafaka, tazminat  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun cezası, savunma, onsekiz yaşından küçük kişiyle cinsel ilişki cezası, yaşta yanılma ve hata, adana ceza avukatı,

Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu Türk Ceza Kanunu‘nun 104. maddesinde düzenlenmiştir. Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu tck düzenlenmesi ile korunmak istenen hukuki değer onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış olan kişinin cinsel dokunulmazlığının koruma altına alınmasıdır. Bu makalemizde reşit olmayanla cinsel ilişki suçu ile ilgili yargıtay kararları ile incelenecektir.

Reşit Olmayanla Cinsel İlişki ve Cezası

Türk Ceza Kanunu’nun 104. maddesine göre; 

Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

  • Mağdur olan çocuğun cinsiyetinin suçun oluşumuna bir etkisi yoktur. Hem erkek hem kız çocuklar bu suçun mağduru olabilir.
  • Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunda, onbeş yaşını bitirmiş ancak onsekiz yaşından küçük kişiyle cinsel ilişki cezalandırılır. Bu halde çocuğun ilişkiye rızası vardır. Ancak çocuğun rızası suçu ortadan kaldırmaz. Eğer çocuğun rızası yoksa, bu durumda reşit olmayanla cinsel ilişki suçu değil, çocuğun cinsel istismarı suçu söz konusu olur.
  • Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kast ile işlenebilen bir suçtur.
  • Fail ile mağdur birden fazla kez ilişkiye girmişlerse zincirleme suç hükümleri uygulanır.
  • Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu şikayet üzerine soruşturulur. Şikayet hakkı doğrudan mağdurun kendisine aittir.
  • Mağdur şikayet hakkını fiili ve faili öğrendiği andan itibaren altı ay içinde kullanmalıdır.
  • Üstsoy ile altsoy arasında, kardeşler arasında evlenme yasağı vardır. Aynı şekilde amca, dayı, hala, teyze ile yeğenleri arasında evlilik yasaktır. Evlilik sona ermiş dahi olsa eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında, evlat edinenle evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında evlenme yasağı vardır. Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun arasında evlenme yasağı bulunan bu kişilerce işlenmesi halinde fail TCK’nun 104/2 maddesine göre cezalandırılacaktır. Bu durumda mağdurun şikayeti aranmaz.

Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçunda Yaşta Yanılma ve Hata

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kast ile işlenebilen bir suçtur. Dolayısıyla failin mağdurun yaşı konusunda yanıltılması veya yaşı konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmesi halinde kast yoktur. Bu durumda fail hakkında TCK’nun 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanması söz konusu olabilir.

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunda failin yaşta hataya düştüğü savunması kapsamında, fail ile mağdurun ne kadar zamandır tanıştığı, aralarında akrabalık, yakın arkadaşlık vb ilişkilerin olup olmadığı önem arz eder. Zira fail ile mağdur uzun zamandır tanışıyorsa failin mağdurun onsekiz yaşından küçük olduğunu bilmemesi mümkün değildir.

Yine mağdurun fiziksel görünüşü itibariyle kaç yaşında gösterdiği de önemlidir. Mahkeme tarafından  mağdurun konuşma şekli ve fiziki görüntüsü itibariyle karar yerinde değerlendirilmek üzere gözlemlenebilir. Mağdurun hastanede doğup doğmadığı, hastanede doğmamışsa ve mağdurun yaşı hakkında şüphe uyandıran bir durum varsa kemik yaşı hesaplanarak gerçek yaşının tespit edilmesi gerekir.

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Belirsiz alacak davası nedir, işçilik alacakları belirsiz alacak davası, faiz, ihbar tazminatı, ücret alacağı, fazla mesai, Yargıtay kararları, BAM kararı, adana avukat

Belirsiz Alacak Davası Nedir?

Belirsiz alacak davası 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, belirsiz alacak davası ancak davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde açılabilir. Belirsiz alacak davası açan davacı, alacağın miktarı veya değerinin tam ve
kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda talebini artırabilir. Talebin artırılması halinde davacı, belirsiz alacak davasına özgü bir durum olarak iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaz.

Dikkat edilmesi gereken en önemli husus şudur ki, davanın başında alacak miktarı biliniyor veya tespit edilebiliyorsa belirsiz alacak davası açılamaz. Özellikle işçilik alacakları ilişkin belirsiz alacak davalarında Yargıtay, örneğin çalışma süresi ve ücret miktarı tartışmalı olması halinin alacağı belirsiz hale getirmeyeceği ve belirsiz alacak davası açılamayacağına hükmetmektedir. Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir başka kararında alacağa hak kazanıp kazanmama konusundaki çekişmenin belirsiz alacak davası açılmasına gerekçe olamayacağına karar vermiştir.

Belirsiz Alacak Davası Bölge Adliye Mahkemesi Kararları

Belirsiz Alacak Davasında Faiz

İhbar Tazminatı ve Ücret Alacağı Yönünden Belirsiz Alacak Davası

“Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun davanın belirsiz alacak davası olarak açılmış olması nedeniyle. İhbar tazminatı ve ücret alacağı yönünden belirsiz alacak davası açılamayacağından davalı istinaf başvurusunun kabulü ile. Bu alacak kalemlerinin hukuki yarar yokluğundan reddine. Belirsiz alacak davasında faiz başlangıcının dava tarihinden itibaren işletilmesi gerekmekle belirsiz alacak davasına konu olabilen alacak kalemleri yönünden faiz başlangıç tarihinin artırılan kısım içinde dava tarihi olmak üzere davacı istinaf başvurusunun kabulü gerekir.” (ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2017/314, Karar Numarası: 2017/451, Karar Tarihi: 27.03.2017)

Belirsiz Alacak Davası Yargıtay Kararları

Fazla Mesai Ücreti ve Belirsiz Alacak Davası

“Davacının fazla çalışma ücret alacağının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı uyuşmazlık konusudur.Fazla çalışma alacağının belirsiz alacak davasına konu edilebilecek nitelikte alacak olduğu ve davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmakla mahkemece davanın kısmi dava olarak görülmesi ve davanın açılması ile alacağın tamamına ilişkin zamanaşımı süresi kesildiğinden, 6100 sayılı Kanun’un 107/2. maddesi gereğince talebin arttırılması ıslah olarak nitelendirilip ıslaha karşı zamanaşımı def’inin dikkate alınması isabetli olmamıştır. Talep arttırım dilekçesi ile talep edilen miktarlar zamanaşımına uğramayacağından, bu miktarlara göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmesi gerekmektedir.” (YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2016/3082, Karar Numarası: 2019/32, Karar Tarihi: 07.01.2019)

Ücret Alacağı ve Belirsiz Alacak Davası

“Somut olayda davacı, banka hesabından ve toplu iş sözleşmesinden alması gereken ücret ile aldığı ücreti ve dolayısıyla fark alacaklarını belirleyebilir. Esasen davacı ile davalı arasında fark ücret ve fark ikramiye alacağı miktarı konusunda uyuşmazlık yoktur. Hâkimin takdiri ile belirlenecek bir alacak söz konusu değildir. Uyuşmazlık bu fark alacağa davacının hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır. 

Alacağa hak kazanıp kazanmama konusundaki çekişme davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmasına gerekçe olamaz. Aksi halde tüm alacaklar belirsiz alacak davası  konusu yapılabilecektir. Oysa bu dava özel ve istisnai bir davadır. Şartları var ise buna izin verilmelidir. Davacının tam veya kısmi dava açma imkânı varken, şartları bulunmadığı halde, istisnai nitelikteki belirsiz alacak davası açmasına izin verilmesi karşı tarafa açık bir haksızlık yapılmasına yol açar. Belirsiz alacak davası koşulları bulunmadığı halde açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekir. Bu sonuç, davacının yeni bir tam veya kısmi dava açmasına engel teşkil etmemektedir.” (YARGITAY HUKUK GENEL KURULU, Esas Numarası: 2015/1360, Karar Numarası: 2015/1651, Karar Tarihi: 17.06.2015)

İşçilik Alacakları Belirsiz Alacak Davası

“Öncelikle, taraflar arasında çalışma süresi ve ücret miktarı tartışmalı ise de, salt söz konusu tartışmanın varlığı alacağı belirsiz hale getirmez. Keza davacı, çalışma süresini ve ücretini belirleyebilmektedir. Davacının ne zamandan beri çalıştığını veya ücretinin ne kadar olduğunu bilmemesi aynı zamanda hayatın olağan akışına da aykırıdır. Davacı işçinin kendisinin bilmediği çalışma süresini, tanıkların bildiğini veya bilirkişinin bileceğini farz etmek ispat kurallarına da hayatın olağan akışına da aykırıdır. Keza tarafın yeterli şekilde somutlaştırıp kendisinin bilgisinde dahi olmadığını belirttiği bir hususun mahkemece bilinmesini beklemek de mümkün değildir.

Diğer taraftan davacı, dava konusu alacakların miktarlarının belirlenmesinde, işverenin elinde bulunan bilgi ve belgelere dayanmamakta, aksine işverence tutulan kayıtların muvazaalı olduğu gerekçesiyle nazara alınamayacağını iddia etmektedir. İşverenin maddi hukuktan doğan yükümlülüklerini (belge ve bordro düzenleme gibi) yerine getirmemesi, tuttuğu belgelerin gerçeği yansıtmaması, davadan önce işçinin alacaklarını inkâr etmesi ya da ikrar etmekle beraber yerine getirmemesi davacıya kural olarak belirsiz alacak davası açma imkânını vermez. İşçi bu durumlarda dahi, alacağının miktarını veya değerini belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açamaz (Simil, s. 412). Dava konusu edilen alacakların gerçekte belirli bir alacak olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, hukuki yarar yokluğundan davanın reddi gerekirken yazılı şekilde esasa girilerek karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.” (YARGITAY 22.HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2014/442, Karar Numarası: 2014/2051, Karar Tarihi: 11.02.2014)

Adana avukat, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, olarak diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

İş davalarında husumetli tanık beyanları, işverenle husumeti olan tanık, tanığın işverene dava açması, husumetli tanık beyanları yargıtay, adana

İş Davalarında Husumetli Tanık Beyanları

İş davalarında husumetli tanık beyanları en sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Tanık olarak dinlenen işçilerin, daha önce işveren aleyhine dava açmış olması halinde iş davalarında husumetli tanıklıklara itibar edilmemesi gerekir. Bu doğrultuda işçiler açtıkları davalarda birbirlerine tanıklık etmiş de olabilirler. Bu gibi durumlarda iş davalarında husumetli tanık beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gerektiği kabul edilmektedir. Bu makalemizde işverenle husumeti olan tanıkların beyanlarının nasıl değerlendirilmesi gerektiğini Yargıtay kararları ışığında inceleyeceğiz.

İş Davalarında Husumetli Tanıklık Yargıtay Kararları

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2017/43396 E, 2018/4178 K, 21/02/2018 T

“…Somut olayda, fazla çalışma alacağının davalı işverene karşı dava açmış olan husumetli tanık beyanlarına göre belirlenmesi hatalı olmuştur. Fazla çalışma alacağı konusunda sadece işverene karşı dava açan tanıklarla ispat yoluna gidildiğinde, bu durumdaki tanıkların beyanını destekleyen başkaca somut deliller ya da işin mahiyetinin gerektirdiği durumlar veya herkesçe bilinecek maddi olguların bulunup bulunmadığının dikkate alınması gerekir. Dosya içeriğine göre, fazla çalışmanın davalı işverenle husumetli olan tanık beyanlarından başkaca bir delille varlığı ispat edilmediğinden, mahkemece söz konusu alacağın reddi gerekirken, kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. ”

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2017/26473 E, 2017/18035 K, 13/11/2017 T.

“…Dairemizin istikrarlı uygulaması gereği, davalı aleyhine dava açanlar tanık olarak dinlenmiş ise bu işçilerin tanıklıklarına ihtiyatlı yaklaşılmalı ve salt bu tanıkların beyanı ile sonuca gidilmemelidir.”

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2017/14520 E, 2017/21754 K, 10/10/2018 T.

“…Her ne kadar mahkemece davacı tanık beyanları dikkate alınarak davacının 08:00-18:30 saatleri arasında çalıştığı kabul edilmişse de. Tanıklar ile davalı işverenin husumetli olduğu ve çıkacak karardan kendilerinin de menfaat sağlayacak durumda olduğu görülmektedir. Hal böyle olunca davalı tanık beyanlarına göre davacının 08:00-17:30 saatleri arasında çalıştığı esas alınarak fazla mesai alacağının hesaplanması gerekirken yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalıdır..”

İşçilik alacakları hesaplamalarının alanında uzman avukatlar nezdinde yapılması ve açılması muhtemel davanın bir adana iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

arabuluculuk anlaşma tutanağı icra edilebilirlik şerhi, icra edilebilirlik şerhi dilekçesi, arabulucu anlaşma tutanağı ilamlı icra takibi, adana iş avukatı.

İcra Edilebilirlik Şerhi Dilekçesi

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu‘nun 18. maddesine göre; tarafların arabulucuda anlaşması halinde icra edilebilirlik şerhi dilekçesi ile anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine dair şerh verilmesi istenebilir.  Arabuluculuğa dava açılmadan önce başvurulmuşsa, arabulucuda anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden talep edilir.  Bu şerhi içeren anlaşma, ilam niteliğinde belge sayılır. Yani arabuluculuk anlaşma tutanağı icra edilebilirlik şerhi ile ilamlı icraya konu edilebilir. Sulh hukuk mahkemesine yapılacak başvuru icra edilebilirlik şerhi dilekçesi örneği ile yapılabilir. İcra edilebilirlik şerhi verilmesi, çekişmesiz yargı işidir ve buna ilişkin inceleme dosya üzerinden yapılır.

Taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları arabuluculuk anlaşma tutanağı, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır. Bu durumda icra edilebilirlik şerhi dilekçesi ile başvuruya gerek yoktur, doğrudan ilamlı icra takibi yapılabilir.

İcra Edilebilirlik Şerhi Dilekçesi

ADANA NÖBETÇİ SULH HUKUK MAHKEMESİ’NE

TALEP EDEN : …………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

KARŞI TARAF : …………………

KONU : Taraflar arasında imzalanan 2019/…. başvuru, 2019/….. arabuluculuk dosya numaralı, …/…/2019 tarihli arabuluculuk anlaşma belgesine ilişkin icra edilebilirlik şerhi verilmesi talebimizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Ekte arz ettiğimiz 2019/…. başvuru, 2019/….. arabuluculuk dosya numaralı, …/…/2019 arabuluculuk anlaşma belgesine istinaden, müvekkilin işçilik alacakları için (kıdem tazminatıfazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, UBGT ücreti ve yıllık izin ücreti)………. tarafından ………. TL ödenmesi konusunda anlaşmaya varılmıştır. Ödenecek ………… TL bedelin …. taksit halinde ödenmesi kararlaştırılmış, taksitlerden biri zamanında ödenmediği takdirde diğer tüm taksitlerin muaccel hale geleceği kabul edilmiştir. Söz konusu arabuluculuk anlaşması ile taraflar arasındaki uyuşmazlık sona ermiştir. Ancak …………… tarafından ödenmesi gereken taksit ödenmemiştir. Taksitlerden biri zamanında ödenmediği takdirde diğer tüm taksitlerin muaccel hale geleceği kabul edildiği de göz önünde bulundurularak, Sayın mahkemenizden Arabuluculuk Kanununun 18.maddesi uyarınca taraflar arasında düzenlenen 2019/…. başvuru, 2019/….. arabuluculuk dosya numaralı, …/…/2019 tarihli Arabuluculuk Anlaşma Belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesini talep etmekteyiz.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda açıklanan ve resen nazara alınacak nedenlerle; 22019/…. başvuru, 2019/….. arabuluculuk dosya numaralı, …/…/2019 tarihli Arabuluculuk Anlaşma Belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesine karar verilmesini vekaleten saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Talep Eden Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

EKLER :
Ek-1: 2019/…. başvuru, 2019/….. arabuluculuk dosya numaralı, …/…/2019 tarihli Arabuluculuk Anlaşma Belgesi,
Ek-2: Onaylanmış vekaletname örneği.

İş davalarında işçilik alacaklarının hesaplanması, davanın açılması gibi işlemlerin alanında uzman avukatlar nezdinde yapılması ve açılması muhtemel davanın bir adana iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Öğretmenlerin Kurs Seminer Ek Ders Ücreti, ek ders ücreti nedir, ek ders görevi, danıştay kararı, kurs ek ders ücreti, adana idare avukatı, iptal davası.

Öğretmenlerin Kurs Seminer Ek Ders Ücreti

Danıştay 12. Dairesi, öğretmenlerin kurs seminer ek ders ücreti istemiyle açılan davada, kursiyer olarak katılan öğretmenin ek ders ücretine hak kazanamayacağına karar vermiştir.

Danıştay 12. Dairesi ÖĞRETMEN VE YÖNETİCİLERİN EK DERS ÜCRETİNDEN YARARLANABİLMELERİ İÇİN, KURS VE SEMİNERLERE KURSİYER OLARAK DEĞİL, YÖNETİCİ VEYA ÖĞRETMEN OLARAK KATILMASI GEREKTİĞİ konulu kararında özetle;

Öğretmen olarak görev yapan davacı tarafından, 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında “Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Öğretmenlerin Eğitimi Kursuna” kursiyer olarak katılması nedeniyle kendisine ek ders ücreti ödenmesi için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın kanun yararına temyiz isteminin değerlendirilmesinde.

Eğitsel gezi, konferans, kurs veya seminerlere kursiyer olarak katılan öğretmen ve yöneticilerin ek ders ücretinden yararlanabilmeleri için, söz konusu kurs ve seminerlere kursiyer olarak değil, kendi kurumları ile ilişiği kesilmeksizin yönetici veya öğretmen olarak katılmaları gerektiği açıktır.

Bu duruma göre, davalı idarece düzenlenen Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Eğitimi Kursuna yönetici veya öğretmen olarak görevlendirilmeden, “kursiyer” olarak katılan davacının, kursta bulunduğu sürece ilgili düzenlemelerde belirtilen şekilde ek ders görevi yapmış sayılmasına ve bu süreler için ek ders ücretinden yararlanmasına olanak bulunmadığından, başvurusunun reddine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Öğretmenlerin Kurs Seminer Ek Ders Ücreti Danıştay Kararı

DANIŞTAY 12. DAİRESİ
Esas Numarası: 2018/3723
Karar Numarası: 2019/1931
Karar Tarihi: 13.03.2019

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince; dosya incelenerek, İstanbul 8.İdare Mahkemesi Hakimliğinin 19/10/2017 tarih ve E:2017/1004, K:2017/2094 sayılı kararının Danıştay Başsavcılığı tarafından, kanun yararına temyizen incelenerek bozulmasının istenilmesi üzerine işin gereği görüşüldü;

Dosyanın incelenmesinden; İstanbul İli, Fatih İlçesi, … İlkokulu’nda öğretmen olarak görev yapan davacı tarafından, 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında “Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Öğretmenlerin Eğitimi Kursuna” kursiyer olarak katılması nedeniyle kendisine ek ders ücreti ödenmesi için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada.

İstanbul 8.İdare Mahkemesi Hakimliğinin 19/10/2017 tarih ve E:2017/1004, K:2017/2094 sayılı kararı ile öğretmen olarak görev yapan davacının 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunan eğitim programına kursiyer olarak katıldığı.

Anayasanın 18. maddesinde, kimsenin zorla çalıştırılamayacağı ve angaryanın yasak olduğu, 55. maddesinde ise, ücretin emeğin karşılığı olduğu kurallarına yer verildiği.

Olağan dönemlerde Devletin çalışanlara herhangi bir ücret ödemeksizin onları istihdam etmesi olanağının bulunmadığı, kural olarak çalışma saatlerinin mesai saatlerini aşmayacak şekilde belirlenmesinin gerekeceği, ancak hizmetin özelliğinin gerektirmesi durumunda bu günlere de çalışma konulmasına olanak tanındığı, esasen istirahat saatlerinde idarece görevlendirme yapılmak suretiyle kamu personeline görev verilmesi durumunda bu göreve yönelik olarak personele ödeme yapılması gerekeceğinden, davacıya anılan görevlendirme nedeniyle ek ders ödemesi yapılması gerekirken davacının başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, 2577 sayılı Kanun’un 45/1. maddesi uyarınca karara karşı itiraz/ istinaf/ temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak karar verildiği anlaşılmaktadır.

Danıştay Başsavcılığı, İstanbul 8.İdare Mahkemesi Hakimliği kararının; yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmesi nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

2577 sayılı Kanun’un “Kanun yararına temyiz” başlıklı 51. maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın kanun yararına bozulacağı. bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı, bozma kararının bir örneğinin ilgili bakanlığa gönderileceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacağı kuralına yer verilmiştir.

439 sayılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Yüksek ve Orta Dereceli Okullar Öğretmenleri ile İlkokul Öğretmenlerinin Haftalık Ders Saatleri ile Ek Ders Ücretleri Hakkında Kanun’un, 03/04/1998 tarih ve 4359 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik ek 1. maddesinin birinci fıkrasında;

Anaokullarında, anasınıflarında, yetiştirme yurtlarında, okuma yazma kurslarında, gezici köy kurslarında görevli öğretmenler ile ilköğretim kumullarında görevli sınıf öğretmenlerinin aylıkları karşılığında haftada 18 saat, şube öğretmenlerinin 15 saat ders okutmakla yükümlü oldukları, bunlara; kanun, tüzük, yönetmelik ve eğitim programlarında verilen görevlerin yerine getirilebilmesi için zorunlu olarak ek ders görevi verileceği.

İkinci fıkrasında, belirtilen kurumlarda öğretmen ve yönetici olarak görev alanlarla diğer eğitim kurumlarında ve Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatında görev alanlardan kimlerin zorunlu ek ders görevi alacağı ve haftalık çalışmalarının ne kadarının zorunlu ek ders görevinden sayılacağı; birden fazla sınıf okutan öğretmenlere verilecek haftalık zorunlu ders görevinin sayısı, öğretmen ve yöneticilere haftada verilecek zorunlu ek ders sayısı ve diğer hususların 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca düzenleneceği kuralına yer verilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 30/05/1974 tarih ve 12 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 89. maddesinde, her derecedeki eğitim ve öğretim kurumları ile Üniversite ve Akademi (Askeri Akademiler dahil), okul, kurs veya yaygın eğitim yapan kurumlarda ve benzeri kuruluşlarda öğretmen veya öğretim üyesi bulunmaması halinde öğretmenlere, öğretim üyelerine veya diğer memurlara veyahut açıktan atanacaklara ücret ile ek ders görevi verilebileceği. ücretle okutulacak ders saatlerinin sayısı, ders görevi alacakların nitelikleri ve diğer hususların ilgili Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit olunacağı düzenlemesine yer verildiği. 99. maddesinde, memurların haftalık çalışma süresinin genel olarak 40 saat olduğu. bu sürenin Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenleneceği, ancak özel kanunlarla yahut bu kanuna veya özel kanunlara dayanılarak çıkarılacak tüzük ve yönetmeliklerle, kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma sürelerinin tespit olunabileceği kuralı yer almaktadır.

Aynı Kanun’un 176.maddesinde ise; “Bu Kanunun 89. maddesine göre kendilerine ders görevi verilenlere, ders saati başına gündüz öğretimi için 140, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında yarıyıl ve yaz tatillerinde, cumartesi ve pazar günleri ile saat 18.00’den sonra başlayan öğretim faaliyetleri için 150 gösterge rakamının bu Kanuna göre belirlenen aylık katsayısı ile çarpımından oluşan miktar üzerinden ek ders ücreti ödenir.” düzenlenmesi yer almıştır.

Öte yandan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 89. maddesinin verdiği yetkiye istinaden Bakanlar Kurulunca hazırlanan ve 16/12/2006 tarih ve 26378 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan 01/12/2006 tarih ve 2006/11350 sayılı “Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararın 1. maddesinde. bu Kararın amacı, Millî Eğitim Bakanlığının yönetici, öğretmen, uzman ve usta öğreticileri ile diğer görevlilerinin aylık ve ek ders ücreti karşılığında okutacakları ve okutmuş sayılacakları haftalık ders saatlerinin sayısını ders görevi alacakların niteliklerini ve diğer hususları düzenlemek olduğu. “ders görevinin yapılmış sayılacağı hâller” başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasında, Bir öğretim yılında 90 günü geçmemek üzere, bu Karar kapsamında bulunan personelden.

a)Bakanlıkça veya verilen yetki uyarınca valiliklerce yurt içinde düzenlenen her türlü eğitsel gezi, konferans, kurs ve seminerlerde görevlendirilenlerin; fiilen yerine getirdikleri bu görevleri süresince, görevlendirildikleri tarihte kendilerine verilmiş ek ders görevleri varsa bu görevlerini yapmış sayılacakları ve buna ilişkin ek ders ücretlerinin kadrolarının bulunduğu kurumca ödeneceği; hükmüne yer verilmiş; “Görevin fiilen yapılması” başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrasında ise, Bu Karar kapsamında ek ders ücreti ödenebilmesi için, ek ders görevinin fiilen yapılmış olması, ek ders görevinden sayılan veya ek ders görevinin yapılmış sayılacağı haller bakımından ise bu Kararda belirlenen koşulların oluşmasının şart olduğu kurala bağlanmıştır.

Ek ders görevi; öğretmenlerin aylıkları karşılığında okutmakla yükümlü oldukları ders saati sayısının, ders müfredatında belirtilen ders saati sayısını karşılamaması halinde, ihtiyaç duyulan branşlardaki ders saati açığının ilgili branş öğretmenince kapatılması için mevzuatta belirtilen üst sınırı aşmamak üzere söz konusu öğretmenlere ders görevi dışında “ek ders ücreti karşılığında” verilen bir görevdir.

Ek ders ücreti ise, bahse konu ek ders görevini fiilen yerine getiren öğretmenlere emekleri karşılığında ödenen ücrettir. Bir başka ifadeyle, “ek ders ücreti“nin amacı, öğretmenlerin mali haklarının iyileştirilmesi değil, eğitim öğretim hizmetinin sürekli ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesi amacıyla ders görevi dışında “ek ders görevi“ni yerine getiren öğretmenlerin, bu hizmetlerinin karşılığının verilmesidir.

Dava konusu olayda, İstanbul ili, Fatih ilçesi, … İlkokulu’nda öğretmen olarak görev yapan davacı tarafından, 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında ders saatleri ve mesai dışında Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Öğretmenlerin Eğitim Kursuna katılmasından dolayı ek ders ücreti ödenmesi talebiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine bu işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

Yukarıda açık metinlerine yer verilen mevzuat hükümleri bir bütün halinde, değerlendirildiğinde, eğitsel gezi, konferans, kurs veya seminerlere kursiyer ( bu faaliyetlerden yararlanacak kişi) olarak katılan öğretmen ve yöneticilerin ek ders ücretinden yararlanabilmeleri için, söz konusu kurs ve seminerlere kursiyer olarak değil, kendi kurumları ile ilişiği kesilmeksizin yönetici veya öğretmen olarak katılmaları gerektiği açıktır.

Bu duruma göre, davalı idarece düzenlenen Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Eğitimi Kursuna yönetici veya öğretmen olarak görevlendirilmeden, “kursiyer” olarak katılan davacının, kursta bulunduğu sürece ilgili düzenlemelerde belirtilen şekilde ek ders görevi yapmış sayılmasına ve bu süreler için ek ders ücretinden yararlanmasına olanak bulunmadığından, başvurusunun reddine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bu nedenle, İstanbul 8 İdare Mahkemesi Hakimliğince, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararda ise hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüyle, İstanbul 8. İdare Mahkemesi Hakimliğince verilen 19/10/2017 tarih ve E:2017/1004; K:2017/2094 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına, kararın birer suretinin Fatih Kaymakamlığı ve davacı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasına, 13/03/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”

Danıştay 12. Dairesinin öğretmenlerin kurs seminer ek ders ücreti ile ilgili verdiği karar bu şekildedir. Danıştay, kursa kursiyer olarak katılan davacının öğretmenlerin kurs seminer ek ders ücreti alamayacağına hükmetmiştir.

Adana idare hukuku avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Sisiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Meslekten Çıkarma Cezasının İptali, meslekten çıkarma cezası, Danıştay bozma kararı, adana idare hukuku avukatı, disiplin soruşturması, iptal davası.

Meslekten Çıkarma Cezasının İptali

Danıştay 5. Dairesi, meslekten çıkarma cezasının iptali istemiyle açılan iptal davasında, idare mahkemesi tarafından davanın reddi yolundaki kararını bozmuştur.

Danıştay 5. Dairesi meslekten çıkarma cezasının iptali istemi konulu kararında özetle;

“Dava İl Emniyet Müdürlüğü emrinde 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan davacının Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Adli ve idari soruşturma sürecinde elde edilen deliller değerlendirildiğinde, davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.

Davacının, kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanması hukuken mümkün olmadığından, işlediği fiilin, “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” fiili kapsamında değerlendirilmesi de hukuken mümkün değildir. Bu durumda, davacıya, iştirak ettiği, dolayısıyla faillerinden biri olduğu suçlar nedeniyle, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.

Meslekten Çıkarma Cezasının İptali Danıştay Kararı

DANIŞTAY 5. DAİRESİ
Esas Numarası: 2016/51087
Karar Numarası: 2018/18647
Karar Tarihi: 20.12.2018

İstemin Özeti:  ……İdare Mahkemesinin …… sayılı kararının,dilekçede yazılı nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince gereği görüşüldü:

Dava …….İl Emniyet Müdürlüğü emrinde 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan davacının,……. İl Emniyet Müdürlüğü emrinde ……. Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin …..Yüksek Disiplin Kurulunun ……sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

………. İdare Mahkemesinin ….. tarih ve E:……, K:… sayılı kararıyla; davacı hakkında dinleme kararı bulunduğu, elde edilen delillerle, yabancı kadınların sınırdışı edileceklerini, soruşturmanın şüphelileri olan A.Y. ve A.O.D’ye bildirmek suretiyle gizliliğin ihlali suçunu işlediği sonucuna varılarak “suç işlemek için kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” ve “kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” fiillerinin kanunda suç olarak tanımlanmaması nedeniyle beraatine. “gizliliğin ihlali” eylemi ile ilgili olarak ise para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği. Davacının fuhuş için aracılık etme suçundan hüküm giyen A.Y. isimli şahısla yaptığı telefon görüşmeleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, anılan şahısla yakın irtibatlı olduğu, mesleği ile ilgili bazı konularda A.Y. ve A.O.D’ye bilgi verdiği ve yardımcı olduğu ve fuhuşta kullanılan evlere gittiği anlaşıldığından, bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak eyleminin subuta erdiği sonucuna ulaşıldığından, davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Davacı, dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Anayasanın 38. maddesinde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. fıkrasında eyleminin meslekten çıkarma cezasını gerektirdiği kurala bağlanmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden;

  • ……. İl Emniyet Müdürlüğünde …. emniyet müdürü olarak görev yapan davacının,…….il Emniyet Müdürlüğü emrinde …. Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde. ….. İl Emniyet Müdürlüğü …. Şube Müdürlüğünce organize fuhuş faaliyetlerine yönelik olarak yürütülen operasyon kapsamında şüphelilerin teknik takiplerinin yapıldığı.
  • Teknik takip çalışmalarında, davacının da fuhuş örgütü ile irtibatlı olduğu yolunda emareler elde edildiği, bunun üzerine davacı hakkında dinleme kararı alındığı. Dinleme sonucunda, örgüt üyesi kişilere yakalanan bayanlarla ilgili bilgi verdiği. örgüt üyesi olan kişinin yurt dışından getirmeyi düşündüğü bayan ile ilgili iş ve işlemlere yol gösterip yardımcı olduğu.
  • Fuhuş amacıyla kullanıldığını bildiği ve gördüğü yerler hakkında suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimlerde bulunmadığı. Fuhuşta kullanılan evlere gittiği yönünde tespitler yapıldığı ve soruşturma başlatıldığı.
  • Soruşturma sonucunda düzenlenen raporda davacının  Şube Müdürü olarak, fuhuş suçundan yakalanıp haklarında sınırdışı işlemi yapılacak yabancı uyruklu bayanlar ile ilgili olarak A.O.D. ile yaptığı görüşmede, kadınların evde erkek müşterilerle yakalandığı bilgisini aktararak operasyonun içeriğine dair aktarılmaması gereken bilgileri aktardığı.
  • Suç örgütü üyesi A.Y. ile arkadaşlık ilişkisi kurup, yurt dışından getireceği kadının işlemleri ile ilgili olarak yol gösterdiği. A.Y.’nin çok sayıda suç kaydının olduğu. Buna rağmen irtibatını kesmeyip kendisi ile buluşarak fuhuş yapılan evlere birkaç kez gittiği.
  • Böylece işlenmekte olan suçlara vakıf olmasına rağmen suçluların yakalanması amacıyla gerekli işlemlerin başlatılması girişiminde bulunmadığı. Dolayısıyla “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinin sübuta erdiğinden bahisle meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasının teklif edildiği.
  • Bu teklif doğrultusunda tesis edilen davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasının iptali ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle temyizen incelenen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Davacı hakkında, aynı fiil nedeniyle yapılan ceza yargılamasında “…….kamu görevlisinin suçu bildirmemesi….” fiili nedeniyle açılan davada , ……Asliye Ceza Mahkemesinin …… tarih ve E:…,K:…… sayılı kararıyla; “……suça konu eylemler nedeniyle sanık hakkında da soruşturma başlatıldığı ve sanığın da bu soruşturmanın şüphelilerinden birisi olduğu, herhangi bir suç nedeniyle hakkında soruşturma yapılan şüpheliye suçu bildirmemek yükümlülüğünün yüklenemeyeceği ve bu nedenle kamu görevlisinin suçu bildirmeme suçunun unsurlarının oluşmadığı kanaatine varıldığından, yüklenen eylemlerin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir” hükmü kurularak bu suç nedeniyle beraatine karar verilmiştir.

Yukarıda özetlenen adli ve idari soruşturma sürecinde elde edilen deliller değerlendirildiğinde, davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.

Anayasanın yukarıda anılan 38. maddesi gereğince, davacının, kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanması hukuken mümkün olmadığından, işlediği fiilin, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesinde belirtilen “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” fiili kapsamında değerlendirilmesi de hukuken mümkün değildir.

Bu durumda, davacıya, iştirak ettiği, dolayısıyla faillerinden biri olduğu suçlar nedeniyle, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü 8/14. maddesi hükmü kapsamında, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, …… İdare Mahkemesinin …. tarih ve E:…..,K:…… sayılı kararının;2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun geçici 8. maddesi gereğince uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca BOZULMASINA, yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 20.12.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 5. Dairesinin meslekten çıkarma cezasının iptali ile ilgili verdiği karar bu şekildedir. Danıştay, davacının üzerine atılı disiplin fiilini tüm yönleriyle değerlendirmiş ve meslekten çıkarma cezasının iptali gerektiğine hükmetmiştir.

Adana idare hukuku avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Sisiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.