Etiket: av. selce maraş büken

duruşmanın gizli yapılması talebi, duruşmanın gizli yapılması talebi dilekçe örneği duruşmanın kapalı yapılması cmk ceza mahkemesi, genel ahlak, kamu düzeni

Duruşmanın Gizli Yapılması Talebi

Duruşmanın gizli yapılması talebi Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 182 ve devamı maddelerine göre Mahkemeden istenebilir. Duruşmanın gizli yapılması talebi cmk ile genel ahlakın veya kamu güvenliği nedeniyle duruşmaların bir kısmının ya da tamamının kapalı yapılabilmesi mümkündür.

Duruşmanın gizli yapılması talebi ile ilgili olarakCeza Muhakemesi Kanunu’nun 182. maddesine göre; duruşmalar kural olarak herkese açıktır. Bu durum Anayasamızın 141. maddesinin de bir gereğidir. Zira Anayasa’ya göre de Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir. Bu doğrultuda Ceza Muhakemesi Kanununda da Anayasamıza uygun bir düzenleme yapılmış ve 182. maddenin 2. fıkrasında genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verileceği düzenlenmiştir.

Duruşmanın kapalı yapılması talebi yargılamayı gerçekleştiren mahkeme tarafından değerlendirilir. Duruşmanın gizli yapılması talebinin kabul veya reddi konusunda takdir mahkemenindir. Ancak mahkeme duruşmanın gizli yapılması talebi ne ilişkin kararını gerekçeli biçimde duruşmada açıklamalıdır. Duruşmanın gizli yapılması talebi dilekçesi örneği aşağıdadır.

Duruşmanın Gizli Yapılması Talebi

……. AĞIR CEZA MAHKEMESİ

SAYIN BAŞKANLIĞI’NA

………

DOSYA NO:…../…..

MÜŞTEKİ:

VEKİLİ: Av. Selce MARAŞ BÜKEN

SANIK:

KONU                          : Duruşmanın gizli yapılması talebimizi içerir dilekçemizin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası verilen dosyasında Sanık …………, müvekkile yönelik gerçekleştirdiği ……………… suçlarından dolayı yargılanmaktadır. Sayın Mahkemenizin …/…./…… tarihli tensip zaptının …. nolu ara kararı ile ilk duruşmanın …./…./….. günü saat …..:……’da görülmesine karar verilmiştir. Sanığın yaşı küçük olan müvekkile yönelik olarak işlediği suçlar mahiyetleri gereği genel ahlaka, kamu düzenine aykırı niteliktedir Bu doğrultuda söz konusu suçlar nedeniyle müvekkilin onur, şeref ve haysiyetinin zarar görmesi söz konusudur.

Bu nedenler doğrultusunda, Sayın Mahkemenizden duruşmanın kapalı yapılması talebi mizin kabulü ile  duruşmanın gizli yapılmasına karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Müşteki Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN


Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

avukatlık ücret sözleşmesi örneği, avukatlık ücret sözleşmesi yazılı olmak zorunda mı, avukatlık ücret sözleşmesi yoksa ne olur, adana avukat, icra takibi

Avukatlık Ücret Sözleşmesi Örneği

Avukatlık ücret sözleşmesi örneği konusuna geçmeden önce avukatlık ücreti nedir, avukatlık ücret sözleşmesi yazılı olmak zorunda mıavukatlık ücret sözleşmesi yoksa ne yapılır, ihtilaf halinde ne yapılır, avukatlık ücret sözleşmesi örneği nde dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir gibi sorulara cevap vermenin daha doğru olacağı düşüncesindeyiz.

Avukatlık Ücret Sözleşmesi Nedir?

Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesine göre; avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder. Dolayısıyla avukatlık ücreti avukatın emek ve mesaisinin en tabii karşılığıdır. Avukatlık ücret sözleşmesi taraflarca serbestçe düzenlenir. Avukatlık ücret sözleşmesi örneği ile avukatlık ücreti kararlaştırılabilir. Avukatlık ücret sözleşmesi örneği nde sözleşmenin ihtilaf yaratmayacak biçimde açık bir dille kaleme alınması oldukça önemlidir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere
göre ispatlanır.

Avukatlık ücreti değeri para ile ölçülebilen işlerde dava veya hükmolunacak şeyin değerinin %25’ini aşmamak üzere kararlaştırılabilir. Bu yüzdenin üstünde yapılan avukatlık ücret sözleşmesi örneği geçersizdir. Değeri para ile ölçülemeyen işlerde avukatlık ücreti asgari ücret tarifesinin altında olamaz. 2020 yılı avukatlık asgari ücret tarifesine buradan ulaşabilirsiniz.

Avukatlık Ücret Sözleşmesi Yazılı Olmak Zorunda Mı?

Avukatlık ücret sözleşmesi yazılı olmak zorunda mıavukatlık ücret sözleşmesi yoksa ne yapılır sorularının cevabı yine Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde saklıdır. Düzenlemeye göre; Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır

Avukatlık Ücret Sözleşmesi Örneği

I)-TARAFLAR                      :

İş Sahibi                              : ……………………… (TC: …………………….)
Adres                                   : ……………………………………………………

Avukat / Avukat Ortaklığı  : ………………………………………………….…
Adres                                   : ……………………………………………………

II)-HUKUKİ YARDIMIN KONUSU : İş sahibinin çalışmakta olduğu ……………’ne yapılacak idari başvurular neticesinde …………………….. işleminin iptali için açılacak idari davalardır.

1)Yargılama harç ve giderleri iş sahibince karşılanacaktır.

2) Dava ile ilgili olarak gerekirse vergi, harç, seyahat, geçici ikamet gibi giderler iş sahibince karşılanacaktır. Dava ile ilgili olan masrafların artması halinde, bu masraflar iş sahibi tarafından ilk talepte avukata/avukat ortaklığına veya ilgili merciye ödenecektir. Masrafların zamanında karşılanmaması halinde ortaya çıkan zararlardan iş sahibi sorumludur. Masrafların zamanında tevdi edildiğini ispat yükü iş sahibine aittir. Masrafların eksik olarak verilmesi nedeni ile avukat/avukat ortaklığının kendi hesabından zorunlu gider yapması halinde,  avukat/avukat ortaklığı dava konusundan alacağını öncelikle mahsup eder.

3)Dava ile ilgili olarak masraf yapılmasını gerektiren usuli işlemlerin ve kanun yollarıyla ilgili taleplerin ortaya çıkması halinde, iş sahibince yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerin ve verilmesi gereken masrafların ifası için avukatça iş sahibine ihbarda bulunulması gerekirse, bu ihbar, iş sahibine telefon, faks, e-mail veya diğer iletişim araçlarıyla yapıldığında geçerli olacaktır.

4)İş sahibi uyuşmazlığını arabuluculuk, sulh veya feragatle, dava dışında bitirilmesini isterse, durumu avukata yazılı olarak bildirecektir.

5) MAKTU ÜCRET: İş sahibi, avukatın hukuki yardımının karşılığı olarak, ……………….. için toplam ……………….. TL vekalet ücreti ödeyecektir.

6) İLAM VEKALET ÜCRETİ: Mahkemece dava sonunda hükmedilecek olan karşı (ilam) vekalet ücretinin tamamı avukata/avukat ortaklığına aittir. İş sahibi karşı (ilam) vekalet ücretinden herhangi bir hak talep edemez

7) Bu ücret yalnız bu iş içindir. Bu işle ilgili olsa da bundan doğacak başka bir işi kapsamaz.  Karşılık dava açılması veya bu işle ilgili başka uyuşmazlıkların çıkması halinde avukata/avukat ortaklığına ayrıca ücret ödenecektir. Kanun yollarında veya uyuşmazlık çözen diğer mercilerde yapılacak duruşmalarda sözleşmeye, sözleşmede bu konuda bir hüküm bulunmaması halinde Adalet Bakanlığı Avukatlık Ücret Tarifesine göre ayrı ücret ödenecektir.

8) Avukat/Avukat Ortaklığı, bu sözleşmeyle üstlendiği işi kanunlar ve meslek kuralları uyarınca sonuna kadar takip edecektir. Avukat/Avukat Ortaklığı, bu görevi kendisi yapabileceği gibi, gözetimi altında başka avukatlarla/avukat ortaklıklarıyla işbirliği halinde (tevkil) yapabilecektir.

9) İş sahibi, avukatın/avukat ortaklığının yazılı muvafakatini almadan bu iş için başka bir avukata /avukat ortaklığına vekalet veremeyecektir. Bu maddenin ihlali halinde avukata/avukat ortaklığına ücretin tamamı ödenecektir.

10) İş sahibi, işten feragat eder veya avukata işi sürdürme olanağı vermezse yahut sözleşmeyle yüklendiği vecibelerini yerine getirmezse, avukat /avukat ortaklığı kalan ücretini istemek hakkini kazanacaktır.

11) Sözleşme, süresinden önce iş sahibince tek taraflı olarak feshedilirse avukat/avukat ortaklığı maktu, nispi ve ilam vekalet ücretinin tamamını isteme hakkını kazanır.

12) Taraflar arasında akdedilen bu avukatlık sözleşmesinden ve vekalet ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıklar öncelikle, Adana. Barosu Yönetim Kurulunun arabuluculuk girişimiyle çözümlenecektir. Arabuluculuk masraflarına taraflar eşit olarak katlanacaktır. Arabuluculuk girişiminden sonuç alınamazsa, uyuşmazlık Baro Hakem Kurulunca çözümlenecektir. Türkiye Barolar Birliği Hakem Yönetmeliği bu sözleşmenin bir parçasıdır. Bu sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların adli yargıya taşınması halinde ihtilafların çözümünde …………….. mahkemeleri ve icra daireleri yetkili olacaktır.

13) İş sahibi, bu sözleşmede yazılı olan adresi kanuni ikametgahı olarak kabul etmiştir. Avukatın/Avukat Ortaklığının iş sahibine yapacağı her türlü ihbar ve tebligat bu adrese gönderilecektir. Adres değişikliğinin avukata /avukat ortaklığına yazılı olarak bildirilmesi zorunlu olup, adres değişikliği nedeniyle iş sahibine ulaşmayan tebligat nedeniyle avukata/avukat ortaklığına sorumluluk yüklenemeyecektir.

14) Bu sözleşmede yer almayan konularda, Avukatlık Kanunu’nun Avukatlık Sözleşmesine ilişkin (m.163 vd.) hükümleri tamamlayıcı olarak uygulanacaktır.

15) İşbu ücret sözleşmesi iki nüsha halinde düzenlenmiş olup, taraflarca okunarak imzalanmıştır.

Avukat/Avukat Ortaklığı                                                                                                İş Sahibi


Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası, anlaşmalı boşanma sonrası nafaka, anlaşmalı boşanma sonrası yoksulluk nafakası istenebilir mi

Anlaşmalı Boşanmadan Sonra Yoksulluk Nafakası

Bu makalemizde anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası istenebilir mi sorusuna cevap arayacağız. Son yıllarda artan boşanma davalarına paralel biçimde eşlerin velayet, nafaka, tazminat vb hususlarda anlaşarak boşanma yolunu daha çok tercih ettikleri görülmektedir. Ancak anlaşma sırasında yoksulluk nafakası talebi olmayan eşlerin, anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası isteyip isteyemeyecekleri tartışma konusu olmuştur. Anlaşmalı boşanma sonrası nafaka ile ilgili Yargıtay kararları makalemizin sonunda yer almaktadır.

Anlaşmalı Boşanmadan Sonra Yoksulluk Nafakası

Konuya geçmeden yani anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası istenebilir mi sorusunu cevaplamadan önce yoksulluk nafakası nedir sorusunu cevaplamayı uygun görüyoruz. Yoksulluk nafakası, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” Dolayısıyla yoksulluk nafakası eşlerden birinin diğerine ödediği bir nafaka türüdür. Çocuklara ödenen nafaka iştirak nafakası olarak anılır. Yoksulluk nafakası ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bilindiği üzere anlaşmalı boşanma için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması, eşlerin boşanma ve boşanmanın tüm sonuçları hakkında anlaşmaya varması ve eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi, gerekmektedir. Dolayısıyla eşler anlaşmalı boşanma protokolünde yoksulluk nafakası konusunda da bir anlaşmaya varmalıdır.

Anlaşmalı boşanma protokolünde eşlerden birinin diğerinden yoksulluk nafakası talep etmemesi halinde, anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası davası açıp açamayacağı merak konusudur. Yargıtay son tarihli kararlarında anlaşmalı boşanma esnasında yoksulluk nafakası talep edilmemişse bu durum taraflar açısından kesin hüküm oluştuğundan anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası istenemeyeceğine hükmetmektedir.

Anlaşmalı Boşanmadan Sonra Yoksulluk Nafakası Yargıtay Kararları

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2004/8440, Karar Numarası: 2004/9335, Karar Tarihi: 20.09.2004

ANLAŞMALI BOŞANMA,

YOKSULLUK NAFAKASI,

ANLAŞMALI BOŞANMA ESNASINDA YOKSULLUK NAFAKASI TALEBİ

Anlaşmalı boşanmanın unsurlarından biri de tarafların boşanmanın mali sonuçlarında da anlaşmış olmalarıdır. Mali sonuçlar yoksulluk nafakasını da kapsamaktadır. Anlaşmalı boşanma esnasında yoksulluk nafakası talep edilmemişse ve karar yoksulluk nafakasını içermiyorsa, taraflar açısından kesin hüküm oluştuğundan sonradan yoksulluk nafakası istenemez.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU, Esas Numarası: 2012/836, Karar Numarası: 2013/306, Karar Tarihi: 06.03.2013

“…Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluğunca, tarafların boşanma sırasında nihai olarak anlaştıklarını bildirdikleri ve nafaka isteğinden feragat edildiği, davacının bu beyanında açıkça yoksulluk nafakasından sözedilmemiş ise de kendisini bağlayacağı, anlaşmalı boşanmanın kesinleşmesi ile istenebilecek tek nafakanın çocuklar için iştirak nafakası olduğu, somut olayda, davacının boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünden bahisle nafaka isteyemeyeceği, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu benimsenmiş ve bu nedenle direnme kararının onanması gerekmiştir.”

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU, Esas Numarası: 2012/3-836, Karar Numarası: 2013/306, Karar Tarihi: 06.03.2013

FERAGAT BEYANINDA AÇIKÇA YOKSULLUK NAFAKASINDAN SÖZ EDİLMEMESİ,

NAFAKADAN FERAGAT EDİLMESİ SEBEBİYLE YOKSULLUK NAFAKASI İSTENEMEYECEĞİ

“…Uyuşmazlık, anlaşarak boşanma davasında nafaka isteği olmadığını açıklayan tarafın bu beyanının, boşanma yüzünden yoksulluğa düşmesi nedeniyle açacağı yoksulluk nafakası davasında kendisini bağlayıp bağlamayacağı noktasında toplanmaktadır. Tarafların boşanma sırasında nihai olarak anlaştıklarını bildirdikleri ve nafaka isteğinden feragat edildiği, davacının bu beyanında açıkça yoksulluk nafakasından söz edilmemiş ise de kendisini bağlayacağı, anlaşmalı boşanmanın kesinleşmesi ile istenebilecek tek nafakanın çocuklar için iştirak nafakası olduğu, somut olayda, davacının boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünden bahisle nafaka isteyemeyeceği, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu benimsenmiş ve bu nedenle direnme kararının onanması gerekmiştir.”

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

nişanın bozulması nedeniyle manevi tazminat dava dilekçesi örneği, nişan atmak nedeniyle manevi tazminat davası nasıl açılır, adana boşanma avukatı ücret

Nişanın Bozulması Nedeniyle Manevi Tazminat Dava Dilekçesi

Bu makalemizde nişanın bozulması nedeniyle manevi tazminat dava dilekçesi örneğine yer vereceğiz. Daha önceki makalemizde de ele aldığımız üzere Türk Medeni Kanunu’nun 121. maddesine göre, nişanın bozulması nedeniyle manevi tazminat dava dilekçesi ile talep edilebilir. Maddeye göre, nişanlılardan birinin haklı bir sebep olmadan tek yanlı olarak nişanı bozması halinde diğer nişanlı manevi tazminat isteyebilir. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için buradanNişanın Bozulması Nedeniyle Manevi Tazminat” başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz. Bu makalemizde nişanın bozulması nedeniyle manevi tazminat dava dilekçesi örneği ne yer verilecektir. Aşağıda yer verilen dilekçe örneği somut olaydaki şartlara uyarlanarak nişanın bozulması nedeniyle manevi tazminat davası açılabilir.

Nişanın Bozulması Nedeniyle Manevi Tazminat Dava Dilekçesi

ADANA NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİ’NE

DAVACI                           : ………………………………………
VEKİLİ                            : Av. Selce MARAŞ BÜKEN
DAVALI                           : ……………………………………….
VEKİLİ                            : ……………………………………….

DAVA DEĞERİ               : ………………………..-TL

KONU                             : Nişanın bozulması nedeniyle manevi tazminat dava dilekçesi nin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ      :

1- Müvekkil, davalı ile …/…/… tarihinde nişanlanmıştır. Nişanlılık dönemlerinde ilişkileri gayet iyi olmasına karşın davalı …, ortada hiçbir sebep yokken nişanı bozmuştur. Davalı müvekkil ile olan nişanı bozduktan sonra kısa süre sonra bir başkası ile nişanlanmıştır.

2- Nişanın aileler arasında da resmen bozulması sebebiyle müvekkil,  büyük bir psikolojik bunalıma girmiş ve sosyal çevresi içinde küçük düşmüştür.

3- Açıklanan nedenlerle müvekkil toplum içinde rencide olmuştur. Ortada hiçbir neden yokken ve tamamen davalının kusur nedeniyle bozulan nişan nedeniyle müvekkilin yaşadığı psikolojik bunalımları ve toplumda hissettiği baskıları hafifletebilmek amacıyla nişanın bozulması nedeniyle manevi tazminat davası nın açılması zorunlu hale gelmiştir.

HUKUKİ DELİLLER    : Nişan fotoğrafları, nişan videosu, tanık beyanları ve diğer deliller.

HUKUKİ SEBEPLER  : TMK. 121 ve ilgili mevzuat.

SONUÇ VE İSTEM     : Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, davalının ortada hiçbir neden yokken nişanı bozmasından dolayı uğranılan manevi zararların karşılığı olarak …………. TL. manevi tazminatın dava tarihinden işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak boşanma, velayet, nafaka, tazminat  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Avukatlara elektronik tebligat zorunluluğu emsal yargıtay kararı, avukata normal tebligatın yok hükmünde olduğu, avukat elektronik tebligat zorunlu mu

Avukatlara Elektronik Tebligat Zorunluluğu

Bilindiği üzere avukatlara elektronik tebligat zorunluluğu7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun Elektronik Tebligat başlıklı 7/a maddesi ile getirilmişti. Kanuna göre özetle avukatlara elektronik tebligat zorunluluğu getirilmiş olmakla, maddenin 3. fıkrasında elektronik tebligatın zorunlu bir nedenle yapılamaması halinde normal yolla tebligat yapılabileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla avukatlara elektronik tebligat zorunluluğu kural, normal yolla tebligat zorunlu hallerde başvurulabilecek istisnai bir haldir.

Avukatlara elektronik tebligat Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, aşağıda tam metnini verdiğimiz kararında da bu hususa işaret etmiştir. Kararda özetle: Borçlu vekilinin yüzüne karşı tefhimden itibaren 10 gün içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiş, 02/04/2019 tarihinde borçlu vekili tarafından süre tutum dilekçesi sunulmuştur. Ancak, gerekçeli kararın borçlu vekiline posta yolu ile 08/05/2019 tarihinde tebliğ edilmiş. Gerekçeli istinaf dilekçesi, posta yolu ile yapılan tebliğe göre 10 günlük süre geçtikten sonra sunulmuştur. Ancak avukatlara elektronik tebligat zorunluluğu karşısında posta yolu ile yapılan tebligat yok hükmünde olduğuna karar verilmiştir.

Avukatlara Elektronik Tebligat Zorunluluğu

YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2019/13554
Karar Numarası: 2019/18558
Karar Tarihi: 26.12.2019

AVUKATA TEBLİGATIN ELEKTRONİK YOLLA YAPILMASI ZORUNLU OLDUĞUNDAN POSTA YOLU İLE YAPILAN TEBLİGATIN YOK HÜKMÜNDE OLDUĞU

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlunun satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmediğini, 103 davetiyesi çıkartılmadığını, ihale yapılıncaya kadar hiç bir aşamadan haberdar edilmediğini belirterek ihalenin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davacı vekiline posta yolu ile gönderilen gerekçeli kararın 08.05.2019 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği halde, yasal süresi içerisinde istinaf sebeplerini bildirmediği, Tebligat Kanunu 7/a maddesi uyarınca elektronik tebligat zorunlu olsa da, davacı vekilinin 23.05.2019 tarihli istinaf sebeplerini bildirdiği dilekçesinde gerekçeli karar tebliğinin usulsüzlüğünü iddia etmediğinden bahisle, borçlunun süre tutum dilekçesi dikkate alınarak yalnızca kamu düzenine aykırılık yönünden inceleme yapılarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun Elektronik Tebligat başlıklı 7/a maddesinin birinci fıkrasında; “Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.” Yine aynı maddenin 1/9. fıkrasına göre de; baro levhasına yazılı avukatların bu kapsamda olduğu, 3.fıkrasında; birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılabileceği düzenlemeleri yer almaktadır.

İlk derece mahkemesince; 28/03/2019 tarihinde borçlu vekilinin yüzüne karşı tefhimden itibaren 10 gün içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildiği, 02/04/2019 tarihinde borçlu vekili tarafından süre tutum dilekçesi sunulduğu, gerekçeli kararın borçlu vekiline posta yolu ile 08/05/2019 tarihinde tebliğ edildiği, gerekçeli istinaf dilekçesinin, posta yolu ile yapılan tebliğe göre 10 günlük süre geçtikten sonra 23/05/2019 tarihinde sunulduğu görülmüştür. Ancak yukarıda yazılı yasal düzenlemelere göre; tebligat yapılan kişinin avukat olduğu nazara alındığında, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinin birinci fıkrası tebligatın elektronik yolla yapılmasını zorunlu kılıp posta yolu ile yapılan tebligat yok hükmünde olduğundan borçlu vekilinin gerekçeli istinaf isteminin süresinde olduğunun kabulü gerekir.

O halde; Bölge Adliye Mahkemesince, borçlunun gerekçeli istinaf dilekçesinde belirttiği hususlar incelenmek suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yalnızca kamu düzenine aykırılık yönünden incelenerek karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile, … Bölge Adliye Mahkemesi…. Hukuk Dairesi’nin 25/9/2019 tarih ve 2019/1804 E. ve 2019/1803 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçlunun sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26/12/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.


Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması, başvuru süreci, başvurunun reddi,  Evlenme Yoluyla Türk Vatandaşı Olma Şartları, il soruşturması

Evlenme Yoluyla Türk Vatandaşlığının Kazanılması

Evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu ile düzenlenmiştir. Kanunlarımıza göre yabancı birinin evlilik yoluyla Türk vatandaşı olmak mümkündür. Evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması için elbette ortada geçerli bir evliliğin varlığı gerekir. Bu anlamda Türk Medeni Kanunu bakımından kişinin geçerli bir evlilik gerçekleştirebilmesi için evlenme ehliyetinin bulunması ve evlenme engellerinin bulunmaması gerekir.

Evlenme Yoluyla Türk Vatandaşlığının Kazanılması

5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunun 16. maddesine göre; Bir Türk vatandaşı ile evlenme doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Ancak bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancılar Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilir. Başvuru sahiplerinde; a) aile birliği içinde yaşama, b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama, c) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama şartları aranır.” hükmüne amirdir.

 Evlenme Yoluyla Türk Vatandaşı Olma Şartları

Dolayısıyla Türk vatandaşlığının evlenme yoluyla kazanılması için Kanun’da sayılan şartların yabancının şahsında gerçekleşmesi gerekir. Dolayısıyla yabancı eş Türk vatandaşı eşi ile üç yıldan beri evli olmalı ve evliliği de halen devam ediyor olmalıdır. Bu şartlar varda evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması başvurusu yapılabilir.

Ancak sadece bu şartların var olması, evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması için yeterli değildir. Aynı zamanda aile birliği içinde yaşamak, evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmamak ve milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartlarını da taşıması gerekir.

Evlenme Yoluyla Türk Vatandaşlığının Kazanılması Başvuru Süreci

5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunun 18. maddesine göre üç yıldan beri evli olup evliliği devam eden ve evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması başvurusu yapan yabancı eşin, diğer asli şartları taşıyıp taşımadığı vatandaşlık başvuru inceleme komisyonu tarafından tespit edilir.

Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğe göre; yabancı eşin aile birliği içinde yaşamak, evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmamak ve milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartlarını taşıyıp taşımadığına dair araştırma İl Emniyet Müdürlüklerince yapılır.  Evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması başvurunuza ilişkin il soruşturması yapılmaktadır açıklaması da bu nedenle karşımıza çıkmaktadır.

Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığına geçiş özetle bu şekilde olmaktadır.  Diğer yandan evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılabilmesi için aranan şartları taşıyan kişilerin vatandaşlığa kesin olarak alınacağı da söylenemez. Zira yabancı eşin evlilik yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması noktasında idareye takdir yetkisi tanınmıştır. Dolayısıyla evlenme yoluyla Türk vatandaşlığı başvurusunun reddi de mümkündür.


Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Kıdem tazminatı nasıl hesaplanır, kıdem tazminatı hesabı, kıdem tazminatı nasıl hesaplanır iş kanunu, yargıtay, adana iş avukatı, kıdem tazminatı hesaplama

Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

Bu makalemizde kıdem tazminatı nasıl hesaplanır sorusuna cevap arayacağız. Kıdem tazminatı nasıl hesaplanır iş kanunu ve Yargıtay kararları doğrultusunda cevaplanması gereken bir konudur. Bu doğrultuda makalemizde de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2015/726 Esas, 2017/24 Karar ve 18.01.2017 Tarih sayılı kararı doğrultusunda inceleme yapacağız. Kıdem tazminatı nedir sorusunun cevabı için ilgili makalemizi buradan inceleyebilirsiniz.

Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

  1. 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14/2 maddesine göre;  işçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için işverene ait işyerinde öncelikle en az bir yıl çalışmış olması gerekir.
  2. Ayrıca kıdem tazminatına işverenin iş sözleşmesini İş Kanunu’nun 25. maddesinin 2. Bendinde belirtilen sebepler dışında bir nedene dayalı olarak feshetmesi halinde veya İşçinin İş Kanunu’nun 24. Maddesine dayalı olarak istifa etmesi halinde hak kazanılabilir.
  3. Bir yıllık sürenin başlangıcı işçinin fiilen işe başladığı tarihtir. Dolayısıyla SGK’ya işe giriş bildiriminin geç yapılmış olmasının bu hususta bir önemi yoktur.
  4. Bir çalışmış olma süresi, haklı nedenle derhal fesih halinde, feshin muhatabına ulaşması ile sona erer. Bildirimli fesih söz konusu ise, ihbar süresi de bu süreye dahil edilmelidir.
  5. İşçinin çalıştığı süre boyuca aldığı istirahat raporları süreye dahil edilir.
  6. Deneme süreli iş sözleşmesinin söz konusu olduğu durumlarda deneme süresi kıdem tazminatı hesabı na dahil edilir.
  7. İşçinin ücretsiz izinde olduğu haller gibi iş sözleşmesinin askıda olduğu dönemler, grev ve lokavtta geçen süreler, tutukluluk ve hükümlülükte geçen süreler, çıraklık ilişkisinde geçen süreler, bu bir yıllık süreye dahil edilmez.
  8. İşçinin en az bir yıllık çalışması aynı işverene ait işyeri ya da işyerlerinde geçmiş olmalıdır. Kural olarak aynı guruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Ancak çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında başka işverenlere hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan işverenler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu gibi durumlar için “şirketler arasında organik bağ” dan söz edilerek kıdem tazminatına hak kazanma, hesap tarzı yönlerinden aralarında bağlantı bulunan bu işverenlerin birlikte sorumluluğuna gidilebilmektedir. Bu yolla kıdem tazminatının hesabı nda organik bağ çerçevesinde sonuca ulaşma hedeflenmiştir.
  9. Kıdem tazminatına hak kazanmaya dair bir yıllık sürenin hesabında da işçinin daha önceki fasılalı çalışmaları dikkate alınır. Ancak her bir fesih şeklinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde gerçekleşmesi hizmet birleştirmesi için gerekli bir koşuldur. İşçinin önceki çalışmaları sebebiyle kıdem tazminatı ödenmişse, aynı dönem için iki defa kıdem tazminatı ödenemeyeceğinden tasfiye edilen dönemin kıdem tazminatı hesabı içinde dikkate alınmaz.
  10. Zamanaşımı definin ileri sürülmesi halinde önceki çalışma sonrasında ara verilen dönem 10 yılı, 25.10.2017 tarihinden sonra sona eren iş sözleşmeleri içinse 5 yılı aşmışsa önceki hizmet bakımından kıdem tazminatı hesaplanması mümkün olmaz.
  11. İstifa ile sona eren memur ya da sözleşmeli personel döneminin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz.

İş hukukuna ilişkin davaların, uzman avukatlar nezdinde değerlendirilmesi ve açılması muhtemel davanın bir adana iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

işçilik alacaklarında zamanaşımı defi, cevap dilekçesinde zamanaşımı defi, cevap dilekçesinin ıslahı zamanaşımı, ıslahtan sonra zamanaşımı, adana iş avukatı

İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı Defi

Bu makalemizde işçilik alacaklarında zamanaşımı defi konusunu irdeleyeceğiz. Zira işçilik alacakları davasında zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülebileceği gibi ıslahtan sonra zamanaşımı defi nin ileri sürülmesi de mümkün olmaktadır. Yine cevap dilekçesinin ıslahı zamanaşımı defi söz konusu olabilmektedir. Bu tip durumlar uygulamada zaman zaman karışıklığa yol açabilmektedir.

İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı

Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.

İşçilik alacaklarında zamanaşımı süreleri ni incelediğimiz makaleye buradan ulaşabilirsiniz. Özetle işçilik alacaklarından ücret, yıllık izin ücreti, kıdem tazminatıihbar tazminatıkötüniyet tazminatıayrımcılık tazminatı için 5 yıldır. Maddede sayılmayan tazminat alacağı niteliğindeki işçilik alacaklarında zamanaşımı süresi 10 yıldır.

İşçilik alacakları davasında zamanaşımının kesilmesi konusunda ise; dava tam alacak davası şeklinde açılmışsa davanın açılmasıyla birlikte zamanaşımı kesilir. Ancak kısmi davalarda davaya konu edilen alacak miktarı için zamanaşımı kesilecektir. İşçilik alacakları davasında zamanaşımının kesilmesi, dava belirsiz alacak davası olarak açılmışsa alacağım tümü için söz konusu olur.

İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı Defi

Öncelikle işçilik alacaklarında zamanaşımı bir def’idir. Dolayısıyla işçilik alacakları davasında zamanaşımı itirazı ibaresi teknik olarak doğru bir ifade değildir. Zira itiraz bir hakkın hiç doğmadığı veya sona erdiği anlamına gelir. İşçilik alacaklarında zamanaşımı ile ise borcu ödemekten kaçınmayı sağlayan özel bir sebep olarak ele alınır. Dolayısıyla işçilik alacaklarında zamanaşımı itiraz değildir.

İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı Definin Cevap Dilekçesinde İleri Sürülmesi

İşçilik alacaklarında zamanaşımı defi, cevap dilekçesi ile ileri sürülebilir. İşçilik alacaklarında zamanaşımı defi nin cevap dilekçesinde ileri sürülmemesi nin farklı sonuçları söz konusu olur. Davalının cevap süresi geçtikten sonra zamanaşımı definde bulunması halinde, davacının muvafakati gerekir. Aksi halde zamanaşımı defi dikkate alınmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/2109 E, 2017/1041 K. 31.05.2017 T: Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.

Cevap Dilekçesinin Islahı ile Zamanaşımı Defi nin İleri Sürülmesi

İşçilik alacaklarında zamanaşımı def’i süresinde verilen cevap dilekçesinde ileri sürülmemişse, daha sonrasında cevap dilekçesinin ıslahı zamanaşımı defi mümkündür. Ancak cevap dilekçesi hiç veya süresinde verilmemişse, bu durumda ortada teknik olarak bir usul işlemi söz konusu olmadığından cevap dilekçesinin ıslahı zamanaşımı defi ileri sürülemez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2016/1209 E, 2017/1075 K, 07.06.2017 T: Dolayısıyla yasal süresi geçtikten sonra verilen ve davacı tarafın itirazı ile karşılaştığı için hiç verilmemiş sayılan cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı defi nin ileri sürülemeyeceği kurul çoğunluğunca kabul edilmiştir. 

Islahtan Sonra Zamanaşımı Defi nin İleri Sürülmesi

Dava değerinin ıslah ile artırılmasında sonra, yani ıslahtan sonra zamanaşımı defi nin ileri sürülmesi mümkündür. Bu durumda davalı ıslahtan sonra zamanaşımı defi nde bulunacaksa, ıslah dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde zamanaşımı def’ini ileri sürmelidir.

İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı Defi ile İlgili Yargıtay Kararları

“…Davalı vekilinin zamanaşımı savunmasını içermeyen ve yasal süresi geçtikten sonra verildiğinden hiç verilmemiş kabul edilen (davayı inkar etmiş sayılan) cevap dilekçesi sunduğu, davacının işçilik alacaklarını miktar itibarıyla artırmak suretiyle ıslah etmesi üzerine bu ıslah işlemine karşı da davalı vekilince süresi içinde ibraz edilmeyen ancak cevap dilekçesinin zamanaşımı defi yönünden HMK’nın 176. maddesi gereği ıslah edildiğini belirten dilekçe verildiği ancak bu dilekçeye karşı davacı vekilince açıkça itiraz edildiği görülmüştür. Dolayısıyla yasal süresi geçtikten sonra verilen ve davacı tarafın itirazı ile karşılaştığı için hiç verilmemiş sayılan cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı defi nin ileri sürülemeyeceği kurul çoğunluğunca kabul edilmiştir.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2016/1209 E, 2017/1075 K, 07.06.2017 T.)

“…Görüldüğü üzere davalı vekilince süresinde cevap dilekçesi ibraz edilmediği, davalı vekilinin bilirkişi raporunun tebliği sonrasında verdiği dilekçe ile alacakların zamanaşımına uğradığını savunduğu ancak ıslah dilekçesinin kendisine tebliği üzerine ıslah dilekçesine karşı açıkça bir zamanaşımı savunmasında bulunmaksızın önceki beyanlarını tekrarla yetindiği, bununla birlikte davalının tekrarla yetindiği önceki beyanlarına karşı davacı tarafında açıkça itiraz ettiği anlaşılmıştır. Başka bir deyişle davalının savunmasına karşı davacının açık muvafakatinin bulunmadığı somut olayda davalı vekilinin usulüne uygun bir zamanaşımı savunmasında bulunduğu söylenemez.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/2109 E, 2017/1041 K. 31.05.2017 T.)

“…Somut uyuşmazlıkta dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup, bu dava kısmi eda külli tespit davasının türüdür. Bu nedenle zamanaşımı tüm alacak için dava tarihi itibari ile değerlendirilecektir. Davalı taraf cevap süresi içinde zamanaşımı defiinde bulunmamış, ıslahtan sonra ise zamanaşımı itirazında bulunmuştur. Davanın türü nedeni ile ıslahta zamanaşımı itirazı dikkate alınamaz. Davacı tarafın açık muvafakati de bulunmadığına göre de ıslahla ileri sürülen zamanaşımı definin dikkate alınması hatalıdır.” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2016/27191 E, 2016/21497 K, 05.12.2016 T.)


İş hukukuna ilişkin davaların, uzman avukatlar nezdinde değerlendirilmesi ve açılması muhtemel davanın bir adana iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

işverenin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller nedeniyle feshi, adana iş avukatı, ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller, kod-29 sgk, yargıtay

İşverenin Ahlak ve İyiniyet Kurallarına Uymayan Haller Nedeniyle Feshi

Bu makalemizde ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller nedeniyle işverenin feshi konusu irdeleyeceğiz. 4857 sayılı İş Kanunu iş ilişkisinde ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller bakımından hem işçiye hem işverene derhal fesih hakkı vermiştir. İşçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller nedeniyle fesih hakkı 24/II maddede düzenlenmişken, işverenin fesih hakkı 25/II maddede düzenlenmiştir. Bu makalemizde işverenin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller nedeniyle feshi konusu incelenecektir.

Kod-29 SGK İşten Çıkışı

İşçi, ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller nedeniyle işten çıkarıldığı zaman bu durum SGK’ya kod-29 ile bildirilmektedir. Bu nedenle işten çıkış bildirgesinde kod-29 ibaresi varsa bu işverenin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışı nedeniyle işçiyi işten çıkardığı anlamına gelir. İşverenin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller nedeniyle feshikod-29 SGK‘ya bildirilir.

İşverenin Ahlak ve İyiniyet Kurallarına Uymayan Haller Nedeniyle Feshi

İşverene derhal haklı fesih hakkı veren ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II maddesinde sıralanmıştır. Bu madde kapsamında yapılacak iş akdi fesihlerinde işçiden savunma alma zorunluluğu yoktur. Bu haller söz konusu olduğunda işverenin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller nedeniyle feshi mümkündür. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II maddesinde sıralanan ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller, Yargıtay kararları ışığında incelenecektir.

İşverenin Ahlak ve İyiniyet Kurallarına Uymayan Haller Nedeniyle Feshi Halleri Nelerdir?

İlk olarak, işçinin iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması hali 25/II-a bendinde düzenlenmiştir.

“…Davacı tarafından doldurulan formda hakkındaki kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararını işverenden gizleyerek ahlak ve iyiniyet kurallarına uygun davranmadığı ve işverenin feshinin haklı olduğu anlaşılmış olup davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabul edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2017/45295 E, 2018/3148 K, 14.02.2018 T.

Kanunun 25/II-b bendinde ise, İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunması ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller den biri olarak düzenlenmiştir.

“…Davacı tarafından üst yönetime gönderilen mektup içeriğinde bahsi geçen yöneticiler hakkında. ”hırsızlık, rüşvet verme, sahte fatura düzenleme, ayıplı mal satma, şirkette çalışan bayanlarla ilişki kurma.” şeklinde isnat edilen eylemlerin yöneticilerin şeref ve namusuna dokunacak. şeref ve haysiyet kırıcı nitelikte söz ve eylemler olduğu anlaşılmaktadır. Davacı işçinin bu davranışının iş sözleşmesinin feshinde. haklı sebebin varlığının kabul edilmesini gerektirdiği gözetilmeden mahkemece aksi kanaatle yazılı şekilde karar verilmesi bozma sebebidir.” Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2014/34593 E, 2015/918 K, 22.01.2015 T.

Kanunun 25/II-c bendine göre; işçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması hali işverenin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller nedeniyle feshi sebeplerinden biridir.

“…Kadın çalışanların beyanları, davacının alınan yazılı savunmasında tanıkların söylediklerini kaçamaklı kabul etmesi. ancak karşı tarafça yanlış anlaşıldığını beyan etmesi. karşısında davacının iş yeri çalışanı kadın işçilere karşı davranışlarının taciz boyutunda olduğu. bu eylemler karşısında işverence yapılan feshin haklı nedene dayandığı ve devam eden davranışlar ve şikayetler nedeni ile fesih işleminin yasal süresinde yapıldığı anlaşıldığından, davanın reddi yerine, yerinde ve yasal olmayan gerekçelerle kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”

Kanun’un 25/II-d bendinde; İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması, işyerine sarhoş yahut uyuşturucu madde almış olarak gelmesi ya da işyerinde bu maddeleri kullanması halinin işverene derhal fesih yetkisi verdiği düzenlenmiştir.

“…Davacının, kendisini çöp toplama aracına almadığı gerekçesi ile aynı iş yerinde çalışmakta olan şoföre, diğer işçilerin önünde sövdüğü tanık anlatımları ve davacının ikrarı ile sabittir. Sataşmanın muhatabının karşılık vermemiş olması davacı işçinin onur kırıcı hareketinin işyerinde huzursuzluk yaratmadığını kabule yeterli olamayacağı gibi, alenen sövmenin yorgunluk vb. nedenlerle haklı görülebilir bir yönü de bulunmamaktadır.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/706 E, 2017/232 K, 08.02.2017 T.

“…4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25/II, d hükmü uyarınca işçinin, işverenin başka bir işçisine sataşması haklı fesih nedeni sayılmıştır. Sataşma niteliğinde olmadığı sürece, diğer işçilerle devamlı ve gereksiz tartışmaya girişmek, iş arkadaşları ile ciddi geçimsizlik göstermek geçerli fesih nedenidir.” Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2012/39329 E, 2013/16455 K, 30.05.2013 T.

Kanun’un 25/II-e bendinde; İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması hali düzenlenmiştir.

“…Dosya içeriğine göre; davacının … verilmek üzere sahte olarak hazırlanan bir evrakı Şirket yetkililerine haber vermeden imzaladığı bu belgenin ingiltere konsolosluğuna verildiği sabittir. Davacının bu eylemi doğruluk ve bağlılığa aykırı bir davranış olup, işverenin feshi haklı olup, davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.” Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2014/24260 E, 2016/359 K, 12.01.2016 T.

“…Mahkemece davacı hakkında ortaya atılan iddiaların önemli olduğu ancak bu konuyla ilgili Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmadığı, iddiaların soyut kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, davacının savunmasında müşterilerin bilgisi haricinde gerçekleştirilen paket satışı yapılan işlemlerin hedef tutturabilmek amacıyla gerçekleştirdiğini, müşterinin imzasını taklit ederek yaptığı işlemlerin ise bir anlık boş bulunmaktan gaflete düşerek yaptığı işlemler olduğunu hedef tutturabilmek amacıyla yaptığını beyan ettiği, davacının savunması dikkate alındığında feshin haklı olduğunun ispatlandığı gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.” Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2014/29933 E, 2015/688 K, 15.01.2015 T.

Kanun’un 25/II-f bendinde;İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi halinin işverene derhal fesih yetkisi verdiği düzenlenmiştir.

“…Mahkemece yazılı gerekçe ile, davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmişse de. davacının sahte kredi kartı kullanma suçu nedeniyle Asliye Ceza Mahkemesince cezalandırıldığı, sahte kredi kartı kullanma eyleminin davalının işyerinde gerçekleştirildiği…” Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2008/33637 E, 2010/30775 K, 28.06.2010 T.

Kanun’un 25/II-g bendinde; İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi halinin işverene derhal fesih yetkisi verdiği düzenlenmiştir.

Bu madde uygulamada sıklıkla karşılaştığımız işçi hakkında üç gün üst üste devamsızlık tutanağı ile fesih gibi olayların dayanağıdır.

“…İşyerinin ücretli ya da ücretsiz olarak izin verdiği bir işçinin, izin süresince işyerine gitmesi beklenemeyeceğinden. bu durumda bir devamsızlıktan söz edilemez. Ancak yıllık izin zamanını belirlemek işverenin yönetim hakkı kapsamında olduğundan. işçinin kendiliğinden izne ayrılması söz konusu olmaz. İşçinin yıllık iznini kullandığını belirterek işyerine gelmemesi, işverence izinli sayılmadığı sürece devamsızlık halini oluşturur.” Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2009/37011 E, 2012/2264 K, 30.01.2012 T.

“…Somut olayda; davacı işçi, iş akdinin 03.08.2009 tarihinde feshedildiğini bildirerek ertesi gün 04.08.2009 tarihinde dava açmıştır. Dosyaya getirtilen hizmet cetveline göre davacının Ağustos ayında bildirilen çalışılan gün sayısı 3 gün olup davacının dava açtıktan sonra işe gitmesi söz konusu olamaz.
03.08.2009 tarihinden sonra tutulan devamsızlık tutanakları fesih tarihinden sonra tutulmuş olup hukuki sonuç doğurmaz. Bu itibarla davalı işverenin devamsızlık gerekçesine bağlı feshi haksız nitelikte olup davacı işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarının kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi hatalıdır.” Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2011/36844 E, 2013/28726 K, 08.11.2013 T.

Kanun’un 25/II-h bendine göre; İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar işverenin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller nedeniyle feshi sebeplerinden biridir.

“…Şöyle ki; davacının eylemi yapmakla ödevli olduğu görevi talimatlara uygun olarak yapmamaktır. Bu eylemin haklı fesih sebebi oluşturabilmesi için “işçinin yapmakla ödevli olduğu görevi kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi” gerekir.
Feshe konu eylem bir kere meydana gelmiş olup, davacının bu konuda daha önce usulüne uygun şekilde uyarıldığı ve görevini yapmamakta ısrarcı olduğu usulüne uygun şekilde kanıtlanamadığı gibi, eylem nedeniyle işverenin herhangi bir zararı oluşmadığından feshin haklı nedene dayandığının kabulü mümkün değildir. Bu nedenle davacının kıdem ve ihbar tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.” Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2011/53643 E, 2014/2992 K, 03.02.2014 T.

“…Somut olayda, davacının yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar ettiği gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilmiş ise de Kanun’da öngörülen “ısrar etme” koşulunun gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Fesih bildiriminde belirtilen ve dosya kapsamı itibariyle sübut bulunan eylemler fesih için haklı sebep teşkil etmediğinden kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle taleplerin reddi isabetli görülmemiş ve hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.” Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2014/35069 E, 2015/549 K, 20.01.2015 T.

Kanun’un 25/II-ı bendinde; İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması hali düzenlenmiştir.

“…4857 sayılı Kanunun 25/II-(ı) maddesinde düzenlenen iki ayrı fesih nedeni yönünden öncelikle işçinin istek ya da savsamasının varlığının; varsa kusur oranının ve ardından da uyuşmazlığa konu zararın varlığı ile zarar miktarının usulünce belirlenmesi gerekmektedir. Bu da işin niteliğine göre konusunda uzman bilirkişilerin görüşüne başvurularak gerçekleştirilecektir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınarak somut olay değerlendirildiğinde;
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerden; davalı işveren tarafından, davacı işçinin iş akdinin, yangın nedeniyle işyerinde meydana gelen zarara ve bu zararın miktarına dayalı olarak feshedildiği anlaşılmaktadır.
Şu durumda; 4857 sayılı İş Kanununu’nun 25/II-(ı) maddesinde yer alan bu fesih nedeninin koşullarının somut olay yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin yukarıda açıklanan ilkeler de gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2009/210 E, 2009/274 K, 17.06.2009 T.

İş hukukuna ilişkin davaların, uzman avukatlar nezdinde değerlendirilmesi ve açılması muhtemel davanın bir adana iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

şüpheden sanık yararlanır ilkesi yargıtay kararları, şüpheden sanık yararlanır yargıtay kararı, uyuşturucu madde, adana ceza avukatı, beraat, bozma kararı

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Kararları

Bu makalemizde ceza hukukunda temel ilke olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi yargıtay kararları na yer vereceğiz. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi bilindiği üzere şüphenin sanık lehine yorumlanmasıdır. Gerek Anayasamız gerek AİHS gerekse yargıtay kararları şüpheden sanık yararlanır ilkesini ispat için şüphenin yenilme zorunluluğu olarak tanımlamaktadır. Karineye göre kişinin suçlu kabul edilebilmesi için fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerekmektedir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Bu makalemizde şüpheden sanık yararlanır ilkesi ile ilgili yargıtay kararları nı inceleyeceğiz.

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Kararları

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/783 E. 2015/353 K.

“…Tanık … …’nın 07.08.2007 tarihinde çalınan kamyonunun bulunduğu yerde, hurdacılık yapan sanığın daha önce parçaladığı başka kamyonlara ait parçalar ele geçirilmiş ise de, bu parçaların katılanın bir yıl önce çalınan kamyonuna ait olduğuna ilişkin herhangi bir tespit ve delil bulunmaması, katılanın olaydan yaklaşık bir yıl sonra tanık …’in kamyonunun etrafında başka kamyon parçalarının bulunması üzerine verdiği ifadesinde; kamyonunun çalınmasından beş saat önce sanığı yanında iki kişi ile birlikte kamyonunun yanında gördüğünü, şüphelendiğini, kim olduklarını araştırdığını ve polise haber vermeyi düşündüğünü beyan etmesine rağmen, kamyonunun çalınmasından sonra yaptığı ilk müracaatında böyle bir durumdan bahsetmemesi, ayrıca mahkemede kamyonu çalınmadan önce gördüğü şahıslardan birinin sanık olduğunu kesin olarak teşhis edememesi ve sanığın aşamalarda suçu işlemediği yolundaki istikrarlı savunması karşısında; sanığın katılanın kamyonunu çaldığı iddiasının sabit olmadığı ve şüphe boyutunda kaldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanığın hırsızlık suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden atılı suçtan beraati yerine, mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir….”

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Çocuğun Cinsel İstismarı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/783 E. 2015/353 K.

“Sanığın tüm aşamalarda istikrarlı olarak mağdurun anüsüne ve ağzına cinsel organını sokmadığını sadece cinsel organının mağdurun bacaklarının arasına sürterek boşaldığını savunması, adli tıp raporunda sanığın bu savunmasını doğrular biçimde mağdurun anüs muayenesinde fiili livatanın maddi delilleri olan ekimoz, çatlak, sıyrık ve bunlara ait skatris bulgularına rastlanmadığının belirtilmesi, mağdurun da açıkça sanığın cinsel organını vücuduna soktuğuna ilişkin bir beyanının bulunmaması karşısında, sanığın sabit kabul edilen cinsel istismrar eyleminin “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca 5237 sayılı TCK’nun 103/1. maddesi kapsamında basit cinsel istismar aşamasında kaldığının kabulü gerekmektedir.”

Şüpheden Sanık Yararlanır Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/6-569 E. 2015/342 K.

“Görgü tanığı bulunmayan olayda, sanık aleyhine değerlendirilebilecek tek delil, suça konu hayvanların arabaya yüklendiği tahmin edilen yerde bulunan plastik kutunun üzerindeki kahverengi numuneden alınan profil örneğinin, sanığın kan örneği ile uyumlu olduğuna dair Adli Tıp Kurumunca tanzim olunan rapordur. Ancak olay yerinden alınan insan dışkısı, ağız ve dışkı temizliğinde kullanılan peçeteler ile sigara izmaritlerinden elde edilen örnekler, gerek sanık, gerek haklarında beraat kararı verilip incelemeye konu olmayan diğer sanıklar, gerekse hakkında aynı suç nedeniyle verilen mahkûmiyet kararı onanmak suretiyle kesinleşen sanık … ile uyumlu değildir. Hayvan alım satımı ile uğraşan ve olaydan iki gün önce de katılanlardan hayvan satın alan sanığın, söz konusu delillerin bulunduğu yerden geçmesi ve anılan mahalde kendisine ait profil örneklerinin bulunmasının mümkün olması ve sanığın aksi ispatlanamayan savunmasının hayatın olağan akışına da uygun bulunması karşısında, somut başka bir delille desteklenmeyen söz konusu rapora dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar verilmesine imkan bulunmamaktadır.”

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Uyuşturucu Madde Ticareti ve Kullanmak Amacıyla Uyuşturucu Bulundurmak Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/10-387 E.2012/75 K.

“…Evinde yapılan arama sonucunda ele geçen uyuşturucu madde dışında, sanığın uyuşturucu maddeyi sattığı yolunda başka bir kanıtın elde edilememesi, Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında belirtilen günlük kullanım miktarı dikkate alındığında, bilirkişi raporunda belirtilen 276 gramlık uyuşturucu madde miktarının iki aylık kişisel kullanım sınırları içinde olması, sanığın tüm aşamalarda evinde bulunan uyuşturucu maddeyi satmak için değil, kullanmak için bulundurduğu yönündeki aksi kanıtlanamayan savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediği kuşku boyutunda kalmaktadır.  … Bu nedenle, yerel mahkemece, sübuta eren eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, kesin bir kanaat vermekten uzak kanıtlara dayanılarak, sanığın uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi suretiyle suç niteliğinin hatalı belirlenmesi isabetsizdir.”

Şüpheden Sanık Yararlanır Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2009/1-240 E. 2010/54 K.

“…Bu durumda, sanık T. B.’nin; “kendi evinde badana yapacağı için boya almak üzere evden çıktığını, yolda eşinin akrabası olan sanıklarla karşılaştığını, sanıkların kendisinden eşya taşıyacakları için yardım istediklerini, kendisinin bu amaçla kamyonetin kasasına bindiğini, olayın meydana gelmesi üzerine ise olay yerinden kaçtığını” dile getirdiği savunması ile T.’nin annesi olan E. B.’nin onu doğrulayan ifadesine itibar etmek gerekmiştir. Şu halde; N., D.ve K.’yle birlikte kamyonetin kasasında olay yerine gelmek dışında, olaya tam olarak ne şekilde karıştığı tanıklarca açıklanamayan, elinde tüfek veya sopa bulunduğuna dair inandırıcı bir delil elde edilemeyen, maktûlle de herhangi bir husumeti saptanamayan sanığın; savunmasının aksine, suçun işlenmesine katıldığını ve yardım ettiğini gösteren her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatına karar verilmesi isabetlidir.”

Şüpheden Sanık Yararlanır Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2009/11-214 E, 2010/23 K.

“…Olay tarihinde Ayvalık Sulh Ceza Mahkemesi hakimi olan sanık V..Ş… ile aynı mahkemenin zabıt katibi olan sanık A…S…’ın, katılanın hakaret suçundan sanık olarak yargılandığı Ayvalık Sulh Ceza Mahkemesindeki davanın 20.06.2006 tarihli oturumuna adliye koridorunda ve baro odasında beklemekte olan katılanı çağırmadan, katılmış gibi duruşma tutanağı düzenledikleri, kendisi söylemiş gibi bazı beyanları tutanağa geçirdikleri ve böylece resmi belge niteliğindeki duruşma tutanağını sahte olarak düzenledikleri hususu sübuta ermediğinden, Özel Dairenin sanıklar hakkında CYY’nın 223/1-e maddesi uyarınca “kuşkudan sanık yararlanır” kuralı gereği vermiş olduğu beraat kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.  Bu itibarla, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle Özel Daire beraat kararının onanmasına karar verilmelidir.”

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2008/1-150 E, 2008/192 K.

“…Somut olaya dönüldüğünde; pencerenin önünde hareket eden cismin sincap olduğunu zannederek ateş ettiği kabul edilen sanığın eylemi sırasında; suçun konusu ile ilgili olarak hataya düşmesi nedeniyle doğrudan kastla, orada bir insan olduğunu öngörmediği kanaati hasıl olduğundan da olası kast veya bilinçli taksirle hareket ettiği söylenemez. Buna karşılık; sanık, gerekli dikkat ve özeni göstermiş olsa idi ya da başka bir deyişle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmemiş olsaydı kardeşinin ölümü şeklinde gerçekleşen neticeyi öngörebilirdi. Şu durumda; yorgun olarak eve gelip, aydınlık olan dış ortamdan karanlık olan ev ortamına giren sanığın, sincaplarla ilgili olarak daha önceden meydana gelmiş olan olayların da etkisiyle, pencerenin önünde hareket eden canlıyı sincap zannedip, gerekli dikkat ve özeni göstermeden av tüfeği ile ateş etmek suretiyle pencerenin önünde bulunan kardeşini vurmaktan ibaret eylemi, hem 765 sayılı Yasa açısından, hem de 5237 sayılı Yasa yönünden “taksirle öldürme” suçunu oluşturacağından Yerel Mahkemenin direnme kararı yerinde değildir.”

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Mala Zarar Verme Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2006/9-337 E, 2007/69 K.

“…Mala zarar verme suçu kasten işlenebilecek bir suç olup, dosyada sanığın söz konusu ceviz ağacını başkasının malına zarar verme kastı ile kestiği veya yıktığı konusunda katılanın iddiasından başkaca bir kanıt bulunmamaktadır. Kaldı ki ağacın mülkiyetinin dahi ihtilaflı olduğu, el atmanın önlenmesi davasında keşif sonrasında düzenlenen krokide dahi katılanın payına düşen taşınmaz içinde yer almadığı nazara alındığında, sanığın kasıtlı davrandığı konusunda kuşku doğmaktadır. Amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinin birisi de “kuşkudan sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından taşıdığı önemden dolayı gözönünde tutulması gereken herhangi bir meselede başgösteren kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Yerel Mahkemece kuşkunun sanık lehine değerlendirilerek, beraat kararı verilmesi isabetlidir.”


Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.