Etiket: av. selce maraş büken

Yeniden evlenme nedeniyle velayetin değiştirilmesi davası, annenin yeniden evlenmesi, babanın yeniden evlenmesi, boşanmış annenin evlenmesi, yargıtay

Yeniden Evlenme Nedeniyle Velayetin Değiştirilmesi

Bu makalemizde yeniden evlenme nedeniyle velayetin değiştirilmesi konusuna yer verilecektir. Velayet hakkının verildiği annenin yeniden evlenmesi veya babanın yeniden evlenmesi velayetin değiştirilmesi davası nı da gündeme getirmektedir. Boşanma davalarının hızlı artışına paralel olarak yeniden evlenme nedeniyle velayetin değiştirilmesi davaları da aynı oranda artmaktadır. Boşanmış annenin yeniden evlenmesi velayetin değiştirilmesi davasında çoğunlukla gündeme gelse de konunun Yargıtay içtihatları nezdinde değerlendirilmesi faydalıdır.

Yeniden Evlenme Nedeniyle Velayetin Değiştirilmesi

Daha önceki makalelerimizde de değindiğimiz üzere velayet davalarında mühim olan çocuğun üstün menfaatidir. Boşanma davasında tarafların kusur durumları vb hususlar evlilik birliği ile ilgili olup, çocuğun velayeti konusunda önem arz etmektedir. Aynı şekilde yeniden evlenme nedeniyle velayetin değiştirilmesi davalarında da velayetin değiştirilmesinin çocuğun yararına olacağına dair başkaca bir delil yoksa, annenin veya babanın evlenmiş olmasının tek başına yeniden evlenme nedeniyle velayetin değiştirilmesi ni gerekmediğine karar verilmektedir.

Velayet davaları ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için; “Çocuğun Velayeti Nasıl Alınır?” başlıklı makalemize buradan, “Boşanma Davasında Velayet” başlıklı genel bilgilendirici makalemize buradan, “Eski Eşin Ölümü Halinde Çocukların Velayeti” başlıklı makalemize buradan“Velayet Davası Nedir?” başlıklı makalemize buradan, “Velayetin Değiştirilmesi Dava Dilekçesi”ne ise buradan ulaşabilirsiniz. Her velayet davasının da boşanma davasının da kendi somut şartları içinde değerlendirilmesi gerekir. Velayet ve boşanma hususunda mahkemeler birçok etkeni değerlendirmekte, birçok konuya dikkat etmektedirler. Adana velayet avukatı hakimlerin velayet davalarında değerlendirdikleri birçok kıstas ve konuları bildikleri için başarılı davalar yürütebilmektedirler.

Annenin Başkasıyla Evlenmesi Velayetin Değiştirilmesi Davasına Etkisi

“Boşanma kararı ile birlikte ortak çocuğun velayeti davalı anneye verilip kesinleşmiştir. Mahkemece bu kez velayetin değiştirilerek, anneden alınıp babaya verilmesine karar verilmiş ise de; toplanan delillerle annenin velayet görevini kötüye kullandığına veya ihmal ettiğine ilişkin bir delil elde edilememiştir. Velayeti üstlenen anne veya babanın tekrar evlenmiş olması; tek başına velayetin değiştirilmesi için yeterli değildir. Çocuğun menfaati (üstün yararı) gerektirdiği takdirde, velayet değiştirilebilir (TMK. md. 349). Velayetin değiştirilmesinin çocuğun menfaatine olacağına ilişkin bir delil de mevcut değildir. O halde; velayetin değiştirilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde kabulü isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.” Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas Numarası: 2013/4764, Karar Numarası: 2013/25031, Karar Tarihi: 04.11.2013

Babanın Başkasıyla Evlenmesi Velayetin Değiştirilmesi Davasına Etkisi

“Dosya incelendiğinde, davanın açıldığı 02.12.2013 tarihinden itibaren yargılama süreci boyunca tarafların ortak çocuklarının davacı-karşı davalı anne yanında kaldıkları sabittir. Mahkemece alınan sosyal inceleme raporunda, çocukların anne yanında kalmalarının fiziksel, sosyal, kültürel ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyeceği hususu ispatlanmamış olup, duruşmada dinlenen ortak çocukların da velayet hususunda ebeveynleri arasında seçim yapmak istemedikleri anlaşılmaktadır. Davalı-karşı davacı babanın ise kendisine yeni bir aile düzeni kurmuş olması ve çocukların alıştıkları çevreden ayrılmaması ilkeleri bir arada değerlendirildiğinde ortak çocuklar H. ve A. E.’nin velayetlerinin davacı-karşı davalı anneye verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle davalı-karşı davacı babaya verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönüyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.”  Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas Numarası: 2020/6360, Karar Numarası: 2021/431, Karar Tarihi: 20.01.2021

Takibin iptali dava dilekçesi örneği, icra takibinin iptali dava dilekçesi örnek dilekçesi, adana avukat, icra takibinin iptali ilamlı icra, tedbir talebi

Takibin İptali Dava Dilekçesi Örneği

Bu makalemizce icra takibin iptali dava dilekçesi örneğine yer verilecektir. İcra takibinin iptali dava dilekçesi olarak kullanılabilecek dilekçe örnek niteliğinde olup, somut olaya göre uyarlanması gerekmektedir.

Takibin İptali Dava Dilekçesi

ADANA NÖBETÇİ İCRA HUKUK MAHKEMESİ’NE

İHTİYATİ TEDBİR TALEPLİDİR

İcra Dosya No : Adana …. İcra Müdürlüğü 

ŞİKAYET EDEN  BORÇLU :

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

ALACAKLI :

VEKİLİ :

KONU : Adana … İcra Dairesi’nin …../……. E. sayılı ilamlı icra takibinin, takip dayanağı olarak gösterilen ilamın menfi tespit kararı olmasından dolayı usule ve yasaya aykırı takibin iptali isteminden ibarettir.

AÇIKLAMALARIMIZ

1.Alacaklı tarafından Adana …. İcra Dairesi’nin …./…… E. sayılı dosyasına binaen Örnek No:4-5* icra emri düzenlenmiş olup …/…/….. tarihinde tarafımıza tebliğ edilmiştir. Bahsi geçen icra emri, ilamların yerine getirilmesine ilişkin olup, takip dayanağı ilam niteliğinde belge olarak da …………… Mahkemesi’nin …../…….. E. Ve ……/…….. K. Sayılı kararı gösterilmiştir. Ancak Adana …… İcra Dairesince yapılan işlem usul ve yasaya aykırıdır. Aşağıda izah edilen nedenler dahilinde takibin iptali dava dilekçesi ni Sayın Mahkemenize sunmak zarureti doğmuştur.

2. TAKİP DAYANAĞI İLAM MENFİ TESPİT KARARI NİTELİĞİNDE OLUP KARAR KESİNLEŞMEDEN İCRA TAKİBİNE KONU EDİLMESİ USULE VE YASAYA AYKIRIDIR.

 Alacaklı davalı tarafın menfi tespit davası olarak açmış olduğu ve takip dayanağı olarak gösterdiği Adana………….. Mahkemesi’nin …../…….. E. Ve ……/…….. K. Sayılı kararı ile; “Davanın kabulü ile, Davacının Ankara ….. İcra Müdürlüğü’nün …./…… E. Sayılı takip dosyasından davalıya borçlu olmadığının tespitine” karar verilmiştir. Ancak söz konusu mahkeme kararı tarafımıza henüz tebliğ edilmemiş olup KARAR KESİNLEŞMEMİŞTİR.

Takibe dayanak mahkeme kararı tespite ilişkin hükümleri kapsadığından MENFİ TESPİT DAVASIDIR. Tüketici tarafından menfi tespit davası sonucunda verilen karar kesinleşmeden müvekkil aleyhine icra takibine konu edilmiştir. Dava dosyasının celbi ile menfi tespite ilişkin kararın henüz kesinleşmediği anlaşılacaktır.

2. İLAMIN ESAS HAKKINDAKİ HÜKMÜ KESİNLEŞMEDEN VEKALET ÜCRETİ VE YARGILAMA GİDERİNE İLİŞKİN BÖLÜMÜ AYRICA İNFAZ VE İCRA TAKİBİNE KONU EDİLEMEZ. 

Takip dayanağı menfi tespit konulu kararın İİK 72. Maddesi gereğince kesinleşmeden icra takibine konulması mümkün değildir. İlamda yer alan eklentiler de aynı kurala tabi olduğundan müvekkil aleyhine başlatılan icra takibi usul ve yasaya aykırıdır.

İlamın esas hakkındaki hükmü kesinleşmeden vekalet ücreti ve yargılama giderine ilişkin bölümü ayrıca infaz ve icra takibine konu edilemez. (Yargıtay HGK 05.10.2005 tarih ve 2005/12-534 E. 2005/554 K. Sayılı kararı)

Yukarıda da ifade etmiş olduğumuz üzere; müvekkil aleyhine başlatılmış olan Adana …. İcra Dairesi’nin …./….. E. sayılı ilamlı icra takibi usule ve yasaya aykırı olup söz konusu takibin iptalini talep etme zaruretimiz hasıl olmuştur.

HUKUKİ DELİLLER :

1.Adana …. İcra Dairesi’nin ……/….. E. sayılı Dosyası
2. ………….. Mahkemesi’nin …../…….. E. Ve ……/…….. K. Sayılı dosyası
3.İcra Emri tebliğ mazbatası sureti vs her türlü yasal deliller

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah etmiş olduğumuz tüm bu sebepler dahilinde; öncelikle İCRA DOSYASININ TEDBİREN DURDURULMASINA, İlamlı icra takip işlemi ve İCRA EMRİNİN İPTALİNE
Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Şikayet Eden Borçlu Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Borca itirazın süresinde ve usulüne uygun biçimde yapılmasında, bir adana icra avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Polis memuruna hakaret suçu emsal yargıtay kararı, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı, polis memuruna hakaret beraat emsal karar, adana ceza avukatı

Polis Memuruna Hakaret Suçu

Bu makalemizde polis memuruna hakaret suçu nu örnek bir yargıtay kararı ile birlikte inceleyeceğiz. Tüm hakaret suçlarında olduğu gibi polis memuruna hakaret suçu nda da ağır eleştiri hakaret ayrımının net olarak yapılması gerekir. Özellikle polis memuruna hakaret suçu beraat kararının söz konusu olabilmesi için, sarf edilen sözlerin ağır eleştiri mi yoksa hakaret boyutunda mı olduğunun tetkiki gerekir. Konuyu Türk Ceza Kanunu kapsamında ele aldıktan sonra, dilekçemizin sonunda verdiğimiz polis memuruna hakaret emsal yargıtay kararı nın ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı kavramını somutlaştıracağı kanaatindeyiz.

Polis Memuruna Hakaret Suçu

Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin 1. fıkrasında hakaret suçu “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” olarak yer bulmuştur.

Yine Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin 2. fıkrasında ise polis memuruna hakaret suçu için de geçerli olan suçun nitelikli hali düzenlenmiştir. Maddeye göre; “Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı … işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.”

Dolayısıyla görevi başındaki kamu görevlisine görevinden dolayı işlenmesi halinde cezanın alt sınırı bit yıldan az olamaz. Polis memuruna hakaret suçu nda da eğer suç polis memuruna görevinden dolayı yapılan bir hakaretten kaynaklanıyorsa bu maddenin tatbiki gerekir.

Polis Memuruna Hakaret Suçu Emsal Yargıtay Kararı

Ancak hakaret suçunun tüm hallerinde olduğu gibi, polis memuruna hakaret suçunda da sarf edilen sözlerin hakaret mi yoksa ağır eleştiri mi olduğunun değerlendirilmesi gerekir. Aşağıda yer verdiğimiz Yargıtay 18. Ceza Dairesi‘nin kararında, sanığın, müşteki polis memurlarına söylediği kabul edilen “dışarıda kedi gibi oluyorsunuz, üniformayı giyince aslan kesiliyorsunuz siz zaten polis olmasaydınız bir işe yaramazdınız” şeklinde, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinde hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığına karar verilmiştir. Dolayısıyla sanık hakkında polis memuruna hakaret suçu beraat kararı verilmiştir.

Polis Memuruna Hakaret Suçunda Ağır Eleştiri

YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
2015/38958 ESAS
2017/10366 KARAR
05/10/2017 TARİH

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi

SUÇ : Hakaret

HÜKÜM : Mahkumiyet

KARAR :

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.

Olay günü sanığın, müşteki polis memurlarına söylediği kabul edilen “dışarıda kedi gibi oluyorsunuz, üniformayı giyince aslan kesiliyorsunuz siz zaten polis olmasaydınız bir işe yaramazdınız” şeklinde, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinde hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden mahkumiyet kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki isteme aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05/10/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Adana Ceza Avukatı olarak kaleme aldığımız “Hakaret Suçu Şikayet Dilekçesi Örneği”ne buradan, “Facebook Üzerinden Hakaret Suçu”nun incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz

Yurtdışına tebligat nasıl yapılır, yabancı ülkeye tebligat genel hükümlere göre yapılır, yurtdışına tebligat, masrafı, adana avukat...

Yurtdışına Tebligat Nasıl Yapılır?

Bu makalemizde yurtdışına tebligat nasıl yapılır sorusuna cevap bulmaya çalışacağız. Yurtdışına tebligat, Tebligat Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenmiştir. Yurtdışına tebligat nasıl yapılır sorusuna cevap ararken tebligat yapılacak devlet ile yapılmış bir anlaşma veya çok taraflı bir sözleşme olup olmadığına bakmak gerekir. Eğer herhangi bir anlaşma mevcut değilse bu durumda yabancı ülkeye tebligat genel hükümlere göre yapılır.

Yurtdışına Tebligat Nasıl Yapılır?

Yabancı ülkeye tebligat, o ülkenin yetkili makamları aracılığıyla yapılır. Tebligat yapılması o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosluk tarafından yetkili makamdan istenir. Nitekim Tebligat Kanunu’nun 25/1. maddesi de “Yabancı memlekette tebliğ o memleketin salahiyetli makamı vasıtasiyle
yapılır. Bunun için anlaşma veya o memleket kanunları müsait ise, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu tebligat yapılmasını salahiyetli makamdan ister.” hükmüne amirdir.

Yurtdışına tebligat nasıl yapılır sorusunun cevabı Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te mevcuttur. Yurtdışına tebligat için, tebliğ evrakı tebligatı çıkaran merciin bağlı olduğu Bakanlık tarafından (mesela Adalet Bakanlığı) Dışişleri Bakanlığı’na iletilir. Dışişleri Bakanlığı da evrakı ilgili Türkiye elçiliğine veya konsolosluğuna gönderir. Dışişleri Bakanlığı’nın aracılığına gerek görülmüyorsa, o evrak merciin bağlı olduğu bakanlık tarafından da direkt ilgili Türkiye elçiliğine veya konsolosluğuna gönderilebilir.

Nitekim Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 38. maddesine göre de;“Yabancı ülkelerde bulunanlara tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu bakanlık aracılığıyla Dışişleri Bakanlığına, oradan da o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilir. Dışişleri Bakanlığının aracılığına gerek görülmeyen hallerde, tebligat evrakı bakanlıklarca doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilebilir. Dışişleri Bakanlığı ve tebliği çıkaran merciin bağlı olduğu bakanlık tebliğ evrakını, 39, 40, 41, 43 ve 47 nci madde hükümlerine göre düzenlenip düzenlenmediği yönünden inceler, varsa yanlışlık ve eksiklikleri düzelttirir veya tamamlattırır.”

Yine yabancı ülkeye tebligat nasıl yapılır sorusuna cevap ararken Adalet Bakanlığı tarafından bu konuda çıkarılmış genelgeleri de incelemek gerekir. Örneğin 069-3 nolu cezai konularda uluslararası tebligatla ilgili genelge veya 063-3 nolu hukuki alanda uluslararası adli tebligat işlemleri ile ilgili genelge bunlardan başlıcalarıdır. Bahsi geçen genelgeler dahil Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılmış tüm genelgelere buradan ulaşabilirsiniz.

Tebligat Hukuku ile ilgili olarak “21/2 Tebligat Nedir?” başlıklı makalemize buradan, “İlanen Tebligat Nedir?” başlıklı makalemize ise buradan ulaşabilirsiniz. Borçlunun Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesi uyarınca yapılacak mernis adresine tebligat talebine buradan ulaşabilirsiniz. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Eski eşin ölümü halinde çocukların velayeti kim alır? Eski eşin ölümü halinde velayet davası, velayet geçer mi, vasi atanması, adana velayet avukatı

Eski Eşin Ölümü Halinde Çocukların Velayeti

Boşanma halinde çocukların velayeti eşlerden birine verilir. Bu durumu daha önceki makalelerimizde detaylıca anlatmıştık. Ancak velayeti alan eski eşin ölümü halinde çocukların velayeti hakkının kim tarafından kullanılacağı, eski eşin ölümü halinde velayet hakkı nın sağ kalana geçip geçmeyeceği konusunda kısa bir açıklama getirmek istedik. Boşanma davasında velayet hakkını alan eski eşin ölümü halinde çocukların velayeti konusunda ne olacağını Yargıtay kararları nezdinde açıklamaya çalışacağız.

Eski Eşin Ölümü Halinde Çocukların Velayeti

Türk Medeni Kanunu’nun 404. maddesinin 1. fıkrası “Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.” hükmüne amirdir. Boşanma davasında velayet hakkını alan eski eşin ölümü halinde çocukların velayeti kendiliğinden sağ kalan eşe geçmez. Nitekim boşanma nedeniyle artık ortada bir evlilik birliği kalmamıştır. Bu durumda yani eski eşin ölümü halinde çocuklara bir vasi atanmalıdır. Bu doğrultuda kesin olarak söylenebilir ki, eski eşin ölümü halinde çocukların velayeti doğrudan sağ kalan eşe geçmez. Bu durumda çocuğun velayeti boşlukta kalmış demektir. Yapılması gereken işlem de çocuğa bir vasi atanmasıdır. Eğer sağ kalan eş çocuklarının velayetini istiyorsa bu durumda ayrı bir velayet davası açarak bu talebini dile getirmelidir. Eski eşin ölümü halinde çocukların velayetini kim alır sorusunun cevabı özetle bu şekildedir.

Bu hususta ayrıntılı bilgi almak için; “Çocuğun Velayeti Nasıl Alınır?” başlıklı makalemize buradan, “Boşanma Davasında Velayet” başlıklı genel bilgilendirici makalemize buradan, “Velayet Davası Nedir?” başlıklı makalemize buradan, “Velayetin Değiştirilmesi Dava Dilekçesi”ne ise buradan ulaşabilirsiniz.

Her velayet davasının da boşanma davasının da kendi somut şartları içinde değerlendirilmesi gerekir. Velayet ve boşanma hususunda mahkemeler birçok etkeni değerlendirmekte, birçok konuya dikkat etmektedirler. Adana velayet avukatı hakimlerin velayet davalarında değerlendirdikleri birçok kıstas ve konuları bildikleri için başarılı davalar yürütebilmektedirler.

Eski Eşin Ölümü Halinde Velayet Davası

Dolayısıyla sağ kalan eş, eski eşin ölümü halinde velayet davası açmalıdır. Eski eşin ölümü halinde açılacak dava ile ilgili bir kısım Yargıtay Kararları şu şekildedir;

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 1997/12353 Esas, 1997/12132 Karar, 11.11.1997 Tarih; “Mahkemece küçüğün velayetinin kime tevdii edildiğinin araştırılması, vefat eden babasına tevdi edilmiş olması halinde ölümle velayet hakkı anneye geçmeyeceği için velayeti boşlukta kalan küçüğe vasi tayini cihetine gidilmesi, annesine tevdii edilmiş olması halinde velayetin nezinin gerekip gerekmediği hususunda bir karar verilmesi gerekirken, bu hususta bir karar verilmeksizin velayet hakkının yasal olarak velayet hakkı olmayan davacı amcaya tevdiine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2005/10209 Esas, 2005/12282 Karar,  19.09.2005 Tarih; “Boşanma sonucu velayet kendisine verilmiş olan babanın ölümü nedeniyle, velayet kendiliğinden anneye geçmez. Türk Medeni Kanununun 404/1. madde uyarınca velayet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır. Vasi tayini istemiyle ilgili olumlu yada olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle görevsizlik kararı verilmesi usul ve aykırı bulunmuştur.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/10029 Esas, 2016/10849 Karar,  02.06.2016 Tarih; “Evlilik birliği devam ederken eşlerden birinin ölümü halinde velayet sağ kalan eşe geçer. Boşanma kararıyla velayet kendisine verilen tarafın ölümü halinde velayet sağ kalan ebeveyne kendiliğinden geçmez. Velayet sahibi baba öldüğüne göre çocuk yasal temsilden yoksun haldedir. Bu durumda, davada çocuğu temsil etmek, hak ve menfaatlerini korumak için çocuğa temsilci atanması gereklidir . O halde, çocuğun haklarının gözetilip korunması ve temsili için çocuğa kayyım tayini için ihbarda bulunup, atanan kayyımın davaya dahil edilmesi, gösterdiği takdirde delilleri toplanıp, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekmektedir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2015/26726 Esas, 2016/1507 Karar,  02.02.2016 Tarih; “Evlilik birliği devam ederken eşlerden birinin ölümü halinde velayet sağ kalan eşe geçer. Boşanma kararıyla velayet kendisine verilen tarafın ölümü halinde velayet sağ kalan ebeveyne kendiliğinden geçmez. O halde, çocuğun haklarının gözetilip korunması ve temsili için Türk Medeni Kanununun 426. maddesi gereğince çocuğa kayyım tayini için ihbarda bulunup, atanan kayyımın davaya dahil edilmesi, gösterdiği takdirde delilleri toplanıp, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik hasımla yargılamaya devam edilerek, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.”

 

Tasarrufun iptali davasında iptali istenen tasarruf ile ilgili bilgi belge ibraz edilmemesi, adana avukat, tasarrufun iptali yargıtay kararı, emsal karar

Tasarrufun İptali Davasında İptali İstenen Tasarruf İle İlgili Bilgi Belge İbraz Edilmemesi

Buradaki makalemizde ayrıntılı biçimde izah ettiğimiz üzere, tasarrufun iptali davası, alacağını borçludan tahsil edemeyen ve borçlu hakkında elinde aciz vesikası olan alacaklının; borçlunun mal kaçırmak amacıyla yaptığı son 5 yıl içindeki hukuki işlemlerin iptalini sağlamak amacıyla açtığı davadır.  Tasarrufun iptali davası yargıtay kararı olarak son tarihte, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2019/2489 Esas, 2020/5841 Karar tarihli kararında, tasarrufun iptali davasında iptali istenen tasarruf ile ilgili bilgi belge ibraz edilmemesi halinde davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğine karar vermiştir. Kararda, borcun kaynağı diğer alacaklar olarak belirtildiği, borcun ne zaman doğduğuna ilişkin bir bilgiye yer verilmediği, sonrasında da bu konuda bilgi ve belge ibraz edilmediği hususları vurgulanmıştır.

Tasarrufun İptali Davasında İptali İstenen Tasarruf İle İlgili Bilgi Belge İbraz Edilmemesi

YARGITAY
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NUMARASI: 2019/2489
KARAR NUMARASI: 2020/5841
KARAR TARİHİ: 20.10.2020

TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA İCRA DOSYASINA BORÇ İLE İLGİLİ BİLGİ VE BELGE İBRAZ EDİLMEDİĞİ HUSUSUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ

Özeti: Dava koşulları yönünden somut olaya bakıldığında, iptali istenilen tasarrufun 15.10.2014 tarihinde yapıldığı davanın beş yıllık süre içinde açıldığı, takibin kesinleştiği sadece İcra Müdürlüğünün takip dosyasında haciz yapıldığı görülmüştür. İcra Müdürlüğünün takip dosyalarında borcun kaynağı diğer alacaklar olarak belirtilmiş, borcun ne zaman doğduğuna ilişkin bir bilgiye yer verilmemiş, sonrasında da bu konuda bilgi ve belge ibraz edilmemiştir. Yapılacak iş, borcun dayanağı olan belgenin getirtilerek, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılıp yapılmadığının tesbit edilmesi, sonrasında tasarrufun borcun doğumundan sonra gerçekleştiğinin saptanması halinde, davanın şimdiki gibi kabulüne aksi durumda reddine karar verilmesinden ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan, eksik inceleme ile yazılı şeklinde verilen kararı usul ve yasaya aykırıdır.

Taraflar arasındaki yapılan tasarrufun iptali davası yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalı borçlu … hakkında takip yaptıklarını, takibin semeresiz kaldığını, borçlunun alacaklılarından mal kaçırma amacı, dava konusu taşınmazlarını diğer davalı çocukları … ve …’e sattığını belirterek, bu tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar, satışlarda muvazaa olmadığını, …’nın borçlarını ödemek karşılığında taşınmazların devredildiğini belirterek, haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, icra takibinden sonra alt soy olan çocuklarına mal devri yapmış olmakla bu kanun gereği bağış niteliğinde olup aksini ispat yükü davalıya düştüğü, davalının da duruşmadaki beyanında durumu ikrar ettiği, karine aksinin ispatlanmadığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

Dava İİK’nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

Bu davalar da amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.

Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

Dava koşulları yönünden somut olaya bakıldığında, iptali istenilen tasarrufun 15.10.2014 tarihinde yapıldığı davanın 14.04.2016 tarihinde 5 yıllık süre içinde açıldığı, takibin kesinleştiği sadece … İcra Müdürlüğünün 2015/661 sayılı takip dosyasında haciz yapıldığı görülmüştür. … İcra Müdürlüğünün 2015/661-2015/707 sayılı takip dosyalarında borcun kaynağı diğer alacaklar olarak belirtilmiş, borcun ne zaman doğduğuna ilişkin bir bilgiye yer verilmemiş, sonrasında da bu konuda bilgi ve belge ibraz edilmemiştir.

Yapılacak iş, borcun dayanağı olan belgenin getirtilerek, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılıp yapılmadığının tesbit edilmesi, sonrasında tasarrufun borcun doğmundan sonra gerçekleştiğinin saptanması halinde, davanın şimdiki gibi kabulüne aksi durumda reddine karar verilmesinden ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan, eksik inceleme ile yazılı şeklinde verilen kararı usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine 20.10.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tasarrufun iptali davası ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için buradan ilgili makalemize ulaşabilirsiniz. Tasarrufun iptali davasında haciz tutanağının aciz belgesi niteliği ile ilgili makalemize ise buradan ulaşabilirsiniz.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Ceza davalarında tanık beyanı ile ilgili bazı Yargıtay kararları, ceza muhakemesinde tanık, ceza davalarında tanıklık, kamu görevi, adana ceza avukatı

Ceza Davalarında Tanık Beyanı

Bu makalemizde ceza davalarında tanık beyanı ile ilgili bazı Yargıtay kararlarına yer vereceğiz. Ceza muhakemesinde tanık üçüncü kişi konumundaki herkes olabilir. Ceza davalarında tanık beyanı davanın özelliğine göre oldukça önemli bir delil olabilir. Yine şunu da belirtmek gerekir ki ceza davalarında tanık lık bir kamu görevidir. Dolayısıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sayılan özel haller dışında tanıklık yapmak zorunludur. Yine yalan yere tanıklık yapmak Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesine göre suçtur. Bu makalemizde ise ceza davalarında tanık beyanı ve tanık beyanının önemine ilişkin bazı Yargıtay kararlarına yer vereceğiz.

Ceza Davalarında Tanık Beyanı

Özet: Olay yerinde olduğu anlaşılan bütün tanıklar dinlenmelidir.

“…Sanık M.A.B.’nin müşteki M.D.’ye karşı kahvehanede gerçekleştirdiği yoklukta hakaret eyleminin, yalnızca tanıklar Ç.D. ve M.A. tarafından doğrulanması karşısında, olay yerinde olduğu anlaşılan S.K. tanık sıfatıyla mahkemeye çağrılıp dinlenmeden ve suçun üç kişiyle ihtilat öğesinin ne suretle oluştuğu açıklanıp gösterilmeden, eksik soruşturma ve varsayıma dayalı gerekçeyle adı geçen sanık hakkına mahkumiyet hükmü kurulması …. yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2020/14517 Esas, 2012/14353 Karar, 13.06.2012 Tarih)

Özet: Kolluk araştırmasında bilgisi olduğu tespit edilen tanık dinlenmelidir. Tanığın dinlenmesinden önce kendisini ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte sorulara yanıt vermekten çekinme hakkı olduğu hatırlatılmalıdır.

“…Aboneliği sanığın babası adına olan meskende kaçak elektrik kullanıldığına dair düzenlenen tutanakta “kullanıcının abonenin oğlu olduğunun” belirtilmesi, sanığın suç tarihinde tutanağa konu evde kiracı olarak tanık H.O.’nun oturduğunu savunmasına rağmen, 22.11.2016 ve 23.01.2017 tarihli kolluk araştırma tutanalarında, sanığın gerek kolluk görevlililerince gerek muhar tarafından iyi tanınıp bilindiğinin ve 15 yıldan beri tutanağa konu evde ailesiyle birlikte oturduğunun belirtilmesi karşısında; kolluk araştırmasında bilgisine başvurulan muhtar M.Ç. tanık olarak dinlendikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu, tutanağa konu evde suç tarihinde kendisinin oturduğunu söyleyen ve ifadesi hükme esas alınan tanık H.O’ya CYY’nin 48. maddesi uyarınca kendisini ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikteki sorulara cevap vermekten çekinme hakkı bulunduğunun önceden açıklanarak bildirilmesi gerektiği de gözetilmeden, yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi … yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2020/9787 Esas, 2011/38629 Karar, 15.11.2011 Tarih)

Özet: Tanıkların sırf katılana yakın olmaları beyanlarına itibar edilmemesini gerektirmez.

“…CMK’nın 217/2. maddesi gereğince sanığa yüklenen suçun, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delille ispatının mümkün olduğu ceza yargılamasında, bir delilin reddedilmesi için CMK’nın 206/2. maddesinde sayılan durumların dışında delilin, akla, mantığa, bilimsel verilere, fizik kurallarına, herkesçe bilinen somut duruma, hayatın olağan akışı içinde gündelik yaşamdan edinilen karine niteliğindeki bilgilere aykırı olması ya da tanığın yalan söylediğinin ortaya çıkması gibi reddi için haklı, makul ve kabul edilebilir hukuki gerekçelerin gösterilmesinin zorunlu olduğu, tanıkların, katılanın babası ve halası olmasının anlatımlarının reddedilmesinin tek haklı ve yasal gerekçesi olamayacağı gözetilmeden “katılanın yakınları olması dikkate alınarak beyanlarına itibar edilmemiştir” şeklindeki yasaya aykırı ve hukuka uygun olmayan gerekçelerle savunmaya itibarla hüküm kurulması … yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2009/26494 Esas, 2012/3767 Karar, 27.02.2012 Tarih)

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Karşı dava dilekçesi, karşı dava dilekçe örneği, karşı dava dilekçesi nasıl yazılmalıdır, karşı dava dilekçesi örnek, adana avukat, karşı dava süresi

Karşı Dava Dilekçesi Örneği

Bu makalemizce karşı dava dilekçesi örneği ne yer vereceğiz. “Karşı Dava Nedir?” başlıklı makalemizde ayrıntılı bilgi verdiğimiz üzere, karşı dava açılmış ve görülmeye devam eden davada davalının aynı mahkemede davacıya karşı açtığı davadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 132 ve 133 maddelerinde düzenlendiği üzere, Karşı dava süresi içinde asıl davanın görüldüğü mahkemeye verilecek cevap dilekçesi veya karşı dava dilekçesi ile açılır. Karşı dava dilekçesi nde karşı davanın dayandığı olaylar, ispat araçları vb tüm hususlar açıkça anlatılmalı ve açıklanmalıdır.

Karşı Dava Dilekçesi Örneği

ADANA …. İŞ MAHKEMESİ’NE

Dosya No : …../…….. Esas

DAVALI-KARŞI DAVACI : ………………………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVACI-KARŞI DAVALI : ………………………………

KARŞI DAVA DEĞERİ : …………. TL

KONU : Haksız ve mesnetsiz davaya cevaplarımızın ve karşı dava dilekçesi nin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası verilen dosyasında müvekkile karşı açılan dava dilekçesi ve tensip zaptı tarafımıza tebliğ edilmiş, açılan davanın ve dava dosyasının irdelenmesi neticesinde iş bu cevap dilekçesini sunmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Ayrıca davacının müvekkilin işlettiği eğitim kurumuna gelen öğrencilerin velilerine attığı iftira niteliğindeki mesajlar nedeniyle, müvekkil eğitim kurumuna olan güvenin sarsılmasına ve yaklaşık 40 kadar öğrencinin kaydını sildirmesine neden olduğundan karşı dava ikame etmek zorunluluğumuz doğmuştur. Bu doğrultuda, dilekçemiz iki kısımdan oluşmakta olup, önce açılan haksız ve mesnetsiz davaya cevaplarımızı; akabinde karşı davamıza ilişkin açıklamalarımızı ve delillerimizi arz ederiz.

DAVAYA CEVAPLARIMIZ

1. İş akdini haklı bir neden olmaksızın fesheden ve istifa eden davacı kurum müdürü değil ingilizce öğretmeni olarak, haftada … saat, hafta içi saat ……….. arası, …… TL brüt maaş ile çalışmıştır.

2. Davacı müvekkile ait eğitim kurumunda, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmış olup, bu doğrultuda kıdem tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır.

3. Davacı …/…/….. tarihinde kendi el yazısını ve imzasını taşıyan istifa dilekçesi ile iş akdini feshetmiştir. Nitekim davacı dava dilekçesinde de iş akdinin kendisi tarafından feshedildiği ikrar etmiştir. Bilindiği üzere, iş sözleşmesinin işçi tarafından İş Kanunu m.24’te yer alan haklı sebeplerden en az biri ile feshedilmesi halinde işçi kıdem tazminatına hak kazanabilir; bu durumda ispat yükü de davacı işçi üzerindedir. Salt fesih gerekçesi elde etme çabasından ibaret iddialarının kabulü ve feshin bu gerekçeyle haklı nedene dayandığının kabulü kesinlikle mümkün değildir.

4. Davacı sadece hafta içi çalışmış olup, Cumartesi ve Pazar günleri çalışmamıştır. Dolayısıyla hafta tatili ücreti talebi kabul edilebilir değildir. Ayrıca davacı haftalık …. saatin üzerinde çalışma yapmamış olup, fazla mesai ücreti talebi de dinlenebilir ve kabul edilebilir nitelikte değildir. Ayrıca müvekkil kurumda ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma yapılmamaktadır. Bu nedenle davacının UBGT ücreti talebinin de kabulü mümkün değildir. Ayrıca tüm yıllık izinlerini kullanmış olan davacının yıllık izin ücreti alacağı da yoktur.

KARŞI DAVA DİLEKÇESİ

Davacı iş akdini feshetmeden önce müvekkil kuruma gelen öğrencilerin velilerinin telefonlarını gizli biçimde almıştır. Davacı ekte yer alan …/…./….. tarihli istifa dilekçesini verdikten hemen sonra telefon numarasını gizli biçimde aldığı velilere ekte sunduğumuz mesaj metnini göndererek, müvekkil kurumun itibarını zedeleyici davranışta bulunmuştur.

Davacı attığı mesajda; kurumda pek çok sorun yaşandığı iddiasında bulunmuş, görevinden istifa ettiğini belirtmiş, profesyonel davranmamış ve müvekkil kurumu karalamıştır. Davacının mesaj attığı veliler kurumda ne olduğunu neden böyle bir mesaj aldıklarını sorgulamaya başlamış, müvekkil eğitim kurumuna olan güvenleri sarsıldığından pek çok veli kayıt yenilememiştir. Atılan mesaj üzerine ….-….. eğitim öğretim döneminde kaydı bulunup da ….-……. döneminde yaklaşık 40 kadar öğrencinin kayıt yenilememesine sebebiyet vermiştir. Velilerden …….. ve………… “kendilerine atılan mesajdan rahatsız olduklarını, profesyonel bulmadıklarını, kurum içi sorunların velilere ve öğrencilere yansımasını doğru bulmadıklarından kayıt yenilemeyeceklerini” yazılı bildirmişlerdir.

Davacının haksız fiil niteliğindeki kötü niyetli davranışı nedeniyle müvekkil kuruma olan güven sarsılmış, iyi bir konuma sahip olan müvekkil kurum kötü bilinir olmaya başlamıştır. Davacı müvekkil kurumun itibarı ile oynamış, hem kazanç kaybına hem de manevi zararlara sebebiyet vermiştir. Bu nedenle haksız davranışları nedeniyle, davacıdan …. TL manevi tazminat talebimiz bulunmaktadır.

HUKUKİ DELİLLER :

  1. Davacının SGK dosyası,
  2. İşyeri özlük dosyası,
  3. Tanık,
  4. Bilirkişi incelemesi,
  5. Emsal ücret araştırması,
  6. Yemin,
  7. Yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde ASIL DAVANIN REDDİNE, KARŞI DAVAMIZIN KABULÜ ile ……. TL MANEVİ TAZMİNATIN davacı-karşı davalıdan alınarak, müvekkile ödenmesine, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı-karşı davalıya tahmiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davalı-Karşı Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Karşı dava nedir, karşı dava açma şartları nelerdir, karşı dava dilekçesi, karşı dava açma süresi, karşı dava açma süresinin kaçırılması, boşanma davası

Karşı Dava Nedir?

Bu makalemizde karşı dava hmk kapsamında değerlendirerek; karşı dava nedir, karşı dava açma süresi nedir, karşı dava dilekçesi ne zaman verilir, karşı dava harcı ne kadardır gibi soruları cevaplamaya çalışacağız. Öncelikle karşı dava nedir dediğimiz zaman açılmış ve görülmeye devam eden davada davalının aynı mahkemede davacıya karşı açtığı davadır. Karşı dava HMK’nın 132 ve 133 maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun hükmü karşı dava nedir sorusunun cevabını ve karşı dava açma şartlarını açıkça cevaplamaktadır.

Karşı Dava HMK Düzenlemeleri 

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 132. maddesine göre;  Karşı dava açılabilmesi için; a) Asıl davanın açılmış ve hâlen görülmekte olması, b) Karşı davada ileri sürülecek olan talep ile asıl davada ileri sürülen talep arasında takas veya mahsup ilişkisinin bulunması yahut bu davalar arasında bağlantının mevcut olması, şarttır. Belirtilen bu şartlar gerçekleşmeden karşı dava açılacak olursa, mahkeme, talep
üzerine yahut resen, karşı davanın asıl davadan ayrılmasına; gerekiyorsa dosyanın görevli
mahkemeye gönderilmesine karar verir. Karşı davaya karşı, dava açılamaz.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 133. maddesine göre ise; Karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılır. Süresinden sonra karşı dava açılması hâlinde, mahkeme davaların ayrılmasına karar verir.

Karşı Dava Nedir?

Karşı dava nedir sorusuna makalemizin başında da ifade ettiğimiz üzere aynı davada davalının davacıya karşı açtığı davadır. Karşı dava açıldığı zaman davacı “davacı-karşı davalı” davalı ise davalı-karşı davacı” olarak anılır. Karşı dava ile farklı hükümler verilmesi önlenir, yargılama daha sağlıklı biçimde ilerler, ayrı bir dava açılmasından daha ekonomiktir ve usul ekonomisi ilkesine de uygundur.

Karşı Dava Açma Şartları

Ancak karşı dava açabilmek belli şartların yerine getirilmesi gerekir. Karşı dava açma şartları özetle, asıl davanın görülmekte olması; karşı davanın asıl dava ile aynı yargılama usulüne tabi davalardan olması ve asıl dava ile karşı dava arasında yakın bir ilişki bulunmasıdır. Dolayısıyla örneğin özel görevli bir mahkemenin alanına giren davada genel mahkemelerde karşı dava açılamaz. Yine asıl dava ile karşı dava arasında yakın bir ilişki bulunmalıdır. Bu yakın ilişki takas veya mahsup ilişkisi olabileceği gibi asıl dava ile karşı dava arasında bağlantı bulunmasından kaynaklanabilir. Örneğin kiralayanın açtığı tahliye davasında, kiracı tamirat bedellerinin tahsili davasını karşı dava edebilir. Karşı dava açma şartları örneklerle bu şekilde olup, somut olayın özelliklerine göre karşı dava açılıp açılmayacağı değerlendirilmelidir. Karşı dava açma şartlarını çoğunlukla karşıladığı için özellikle boşanma davalarında karşı dava açıldığını görmekteyiz.

Karşı Dava Açma Süresi

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 133. maddesinin 1. fıkrasında da açıkça düzenlendiği üzere; karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılır. Dolayısıyla karşı dava açma süresi davalının cevap süresidir. Örneğin basit yargılama usulüne tabi davalarda bu süre iki haftadır ve davalının karşı dava açma süresini kaçırmaması için iki haftalık cevap süresi içinde, ya cevap dilekçesi ile ya da ayrı bir karşı dava dilekçesi ile davasını ikame etmesi gerelkir.

Karşı dava açma süresinin kaçırılması halinde ne olacağı ise 133. maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Esasa cevap süresi geçtikten sonra karşı dava açma süresi geçtikten sonra karşı dava açılırsa, davaların ayrılmasına karar verilir.

Yine karşı dava açma süresinin kaçırılması halinde gidilebilecek bir diğer yol da ayrı bir dava açıp, iki davaların birleştirilmesini talep etmektir.

Karşı Dava Harcı

Karşı dava aynı mahkemede görülse de ayrı harca tabidir. Karşı dava harcı yatırılmadan karşı dava açılmış sayılmaz. Nitekim Harçlar Kanunu’nun 6. maddesine göre, Karşılık davalar, müstakil davalar gibi harca tabidir.

Karşı Dava Dilekçesi

Karşı dava süresi içinde asıl davanın görüldüğü mahkemeye verilecek cevap dilekçesi veya karşı dava dilekçesi ile açılır. Karşı dava dilekçesi nde karşı davanın dayandığı olaylar, ispat araçları vb tüm hususlar açıkça anlatılmalı ve açıklanmalıdır. Yine karşı dava dilekçesi nde neden karşı davanın kabul edilmesi ve eğer talep ediliyorsa asıl davanın neden reddedilmesi gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verilmesi gerekir.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.