Kategori: Hukuki Makaleler

icra takibinin haricen tahsil edilmesi vekalet ücreti, Yargıtay kararı, icra vekalet ücretini bu haricen tahsil anlaşması, adana avukat

İcra Takibinin Haricen Tahsil Edilmesi Vekalet Ücreti

Bu makalemizde icra takibinin haricen tahsil edilmesi vekalet ücreti konusunun ne olacağını bir Yargıtay kararı doğrultusunda inceleyeceğiz. Vekil eliyle başlatılan icra takiplerinde alacaklı ile borçlu kendi aralarında anlaşarak icra takibinin haricen tahsilini sağlayabilmektedir. Alacaklı ve borçlu bu tip haricen tahsil anlaşmalarında dosyada bir avukat olduğunu her nasılsa unutmaktadır(!). Bu durumda çoğunlukla vekilin tahsil halinde hak edeceği icra vekalet ücretini bu haricen tahsil anlaşmasına yansımamaktadır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2014/15576 E. , 2014/18161 K sayılı kararında icra takibinin haricen tahsil edilmesi vekalet ücreti konusunun iç ilişki içinde çözülmesi gerektiğine karar vermiştir. Kararda özetle; icra vekalet ücretinin vekil ile asil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiğini ve icra takibinin haricen tahsil edilmesi halinde icra vekalet ücreti ni tahsili, alacaklı (müvekkili) ile arasındaki iç ilişki gereğince çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir.

İcra Takibinin Haricen Tahsil Edilmesi Vekalet Ücreti

YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2014/15576
Karar Numarası: 2014/18161
Karar Tarihi: 13.03.2014

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi .. . tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından borçlu aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip yapılmış, alacaklı 26.11.2013 tarihli dilekçesiyle alacağı haricen tahsil ettiğini belirterek borçlunun malları ve maaşı üzerindeki hacizlerin kaldırılması için yazı yazılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı vekili ise aynı tarihli dilekçesiyle, vekalet ücretinin tahsil edilmediğini, bu sebeple hacizlerin kaldırılmaması gerektiğini ileri sürmüş, icra müdürlüğünce alacaklı vekilinin talebi doğrultusunda alacaklının hacizlerin kaldırılması talebinin reddine karar verilmesi üzerine borçlu tarafından icra müdürlüğü işleminin iptali için şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurulmuş, mahkemece icra müdürlüğü işleminin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle şikayet reddedilmiştir.

HMK.nun 323/ğ maddesinde avukatlık ücreti, yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Aynı Yasanın 330. maddesinde de yargılama gideri olarak hükmolunan avukatlık ücretinin, ancak yargılamanın tarafları arasında geçerli olacağı belirtilmiştir. 1136 Sayılı Avukatlık Yasası’nın 164/son maddesinde; “dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir” hükmüne yer verilmiş ise de, bu hüküm vekil ile müvekkil arasında çıkacak iç ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkları düzenlemek amacıyla öngörülmüştür (HGK. 07.04.2004 Tarih ve 2004/12-213E.-2004/215K.).
Yukarıda açıklandığı üzere icra vekalet ücreti, vekil ile asil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiğinden ve icra vekalet ücreti alacağı, takip konusu alacak kapsamında olup, takip alacaklısı asile ait olduğundan, somut olayda alacaklının alacağın haricen tahsil edildiğine ilişkin beyanı karşısında, vekilin, icra vekalet ücretini tahsili, alacaklı (müvekkili) ile arasındaki iç ilişki gereğince çözümlenmelidir.

O halde mahkemece istemin kabulü ile hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/06/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Geçici teminatın gelir kaydedilmesi emsal karar, geçici teminatın irat kaydı, danıştay kararları, emsal danıştay, adana idare hukuku avukatı,

Geçici Teminatın Gelir Kaydedilmesi Emsal Karar

Daha önceki makalelerimizde geçici teminatın gelir kaydedilmesi konusu ele almıştık. İlgili makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Bu makalemizde ise geçici teminatın gelir kaydedilmesi emsal karar paylaşıyoruz. İlgili makalemizde özellikle kısmi teklife açık ihalelerde geçici teminatın gelir kaydedilmesi durumlarında farklı yaklaşımlar olabildiğini belirtmiştik. Geçici teminatın gelir kaydedilmesi Danıştay kararlarında %3’ünün irat kaydedilmesi, %3’ü aşan kısmının ise iade edilmesi yönünde görüş bildirmektedir. Makalemizde sunduğumuz geçici teminatın gelir kaydedilmesi emsal karar da aynı yönde karar verilmiştir.

Zira 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun “Geçici Teminat” başlıklı 33’üncü  maddesinde “ihalelerde, teklif edilen bedelin %3’ünden az olmamak üzere, istekli tarafından verilecek tutarda geçici teminat alınır. İhale dokümanında belirtilmesi şartıyla, danışmanlık hizmeti ihalelerinde geçici teminat alınması zorunlu değildir.” hükmü yer almakta

Geçici teminatın gelir kaydedilmesi emsal kararda özetle “Bu durumda, davacının sunduğu geçici teminatın, üzerinde kalan 8 kısım sebze ihalesinden 2 kısma, 5 kısım meyve ihalesinden 1 kısma ilişkin teklifinin % 3’ünü aşan kısmının iade edilmesi gerekirken aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.” denilerek işlemin iptaline karar verilmiştir.

Geçici Teminatın Gelir Kaydedilmesi Emsal Karar

ramsey1
ramsey2
ramsey3
ramsey4
ramsey5

Adana İdare Hukuku Avukatı

Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Kanser ilacı yürütmenin durdurulması kararı, kanser ilacı davası, yürütmenin durdurulması emsal karar, adana avukat, SGK kanser ilacı, kadcyla emsal karar

Kanser İlacı Yürütmenin Durdurulması Kararı

Bu makalemizde kanser ilacı yürütmenin durdurulması kararı na yer vereceğiz. Daha önceki makalelerimizde de yer verdiğimiz üzere, hastanın yetkili hekimi tarafından yapılan endikasyon dışı ilaç başvurusunun kabulüne karar verilmesi ve ancak kullanımı kabul edilen kanser ilacı SGK tarafından karşılanmaması üzerine dava açılabilir. SGK kanser ilacı davası idari yargı veya adli yargı yerinde görülür. SGK kanser ilacı davasında idari yargının görevli olması halinde idare mahkemeleri, adli yargının görevli olması halinde iş mahkemeleri uyuşmazlığı çözmekte görevlidir. Kanser ilacı davası nın idare mahkemesinde görülmesi halinde kanser ilacının kullanımı için kanser ilacı yürütmenin durdurulması kararı verilmesi talep edilir.

Adana İdare Mahkemelerinde görülen dosyamızda kanser ilacı yürütmenin durdurulması kararı gerekçesinde “…Uyuşmazlık konusu olayda, kanser hastası olan davacının hastalığının tedavisinde kullanılması için uygun görülen “trastuzumab emtansin” etken maddeli “kadycla” ticari markalı ilacın, tedavi sürecinin bir parçası olduğu, davacının hastalığı da göz önüne alındığında hayati öneminin bulunduğu, dolayısıyla sözü edilen ilaç bedelinin ödenmemesinin, davacının sağlıklı yaşam hakkı ve sosyal devlet ilkesi ile bağdaşmayacağı açıktır. Bu durumda, yürütülen tedavi kapsamında davacı için kullanılan ilaç bedelinin kesinti yapılmaksızın ödenmemesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan, dava konusu işlemin, ilgili ilacın davacının rahatsızlığı olan kanser tanısının tedavisinde kullanılmaması halinde tedavisinin yapılamaması ve bu nedenle davacının sağlığının daha da bozulması sonucunu doğuracak olması nedeniyle davacı açısından telafisi imkansız zararlara yol açacağı da açıktır”  kanser ilacı yürütmenin durdurulması kararı vermiştir.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından endikasyon dışı ilaç başvurusunu reddi kararı vermesi halinde açılacak dava ile ilgili buradan, SGK kanser ilacı davası emsal karar olarak ele aldığımız emsal ihtiyati tedbir kararını buradan inceleyebilirsiniz.

Kanser İlacı Yürütmenin Durdurulması Kararı

bgm 1
bgm2
bgm3

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu , sağlık hukukunu ilgilendiren SGK’nın kanser ilacı bedelini karşılamaması davası veya endikasyon dışı ilaç başvurusunun reddi iptal davası da dahil olmak üzere pek çok idari uyuşmazlıkta hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. İl dışından gelen görüşmeler zoom, google meet veya başkaca telekonferans yöntemleri ile gerçekleştirilebilmektedir. 0507 057 53 35 nolu telefon numarasından bizlere ulaşabilir, diğer makalelerimizi buradan inceleyebilirsiniz.

Naklen atamada idarenin takdir yetkisi, kamu yararı ve hizmet gerekleri, emsal karar, naklen atama işleminin iptali, adana idare avukatı

Naklen Atamada İdarenin Takdir Yetkisi

Bu makalemizde naklen atamada idarenin takdir yetkisi nin ele alındığı bir Danıştay kararına yer vereceğiz. Bilindiği üzere naklen atama işlemi kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun biçimde yapılmalıdır. Bu doğrultuda naklen atamada idarenin takdir yetkisi olduğunu ancak bu takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun biçimde kullanılması gerektiğini söylemek mümkündür. Bu bağlamda naklen atamada idarenin takdir yetkisi kullanılırken, kamu hizmetinin etkin ve verimli işlemesi amacı dışında bir başka amacın bulunmaması, memurun kadro derecesini gözetmesi ve atama işlemlerinin bir ALT CEZA GİBİ uygulanmaması gerekmektedir. Aksi halde açılacak dava ile naklen atama işleminin iptali söz konusu olacaktır. Bu hususta naklen atama işleminin iptali ile ilgili aldığımız emsal karara buradan ulaşabilirsiniz.

Danıştay 2. Dairesinin kamu hizmet ve gerekleri göz ardı edilmeksizin memurların naklen atamasında idarenin takdir yetkisinin bulunduğu yönündeki 2021/3370 Esas, 2021/741 Karar sayılı kararının özet kısmını makalemizin devamında yer verilmiştir.

Naklen Atamada İdarenin Takdir Yetkisi

DANIŞTAY
2. DAİRE
Esas Numarası: 2021/3370
Karar Numarası: 2021/741
Karar Tarihi: 18.03.2021

KAMU HİZMET VE GEREKLERİ GÖZ ARDI EDİLMEKSİZİN MEMURLARIN NAKLEN ATANMADA İDARENİN TAKDİR YETKİSİ NE SAHİP OLDUĞU

Özeti: Dava İl Emniyet Müdürlüğünde emniyet amiri olarak görev yapan çalışanın farklı İl Emniyet Müdürlüğü emrine naklen atanmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Memurların naklen atanmaları konusunda idareye takdir yetkisi tanındığı açık olup, bu yetkinin ancak kamu ve hizmet gerekleri göz ardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, sözü edilen bu durumun dava konusu idari işlemin neden ve amaç yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargı içtihatlarıyla kabul edilmiş bulunmaktadır. Emniyet amirinin atama gerekçesini oluşturan soruşturma raporunda; İlçe Emniyet Müdürlüğü personelinin hak etmiş oldukları özlük hakları ile ilgili olarak banka maaş protokolü için aralarında emniyet amirinin de bulunduğu ihale komisyonu oluşturulduğu görülmüştür. İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğinde görevli personelin maaş ödemeleri ile ilgili olarak ihale yapıldığı, isteklilerden bankanın üç yıl için belirli miktarlı teklifinin, beş yıllık teklifinden ekonomik olarak daha avantajlı olmasına rağmen, beş yıllık promosyon bedelini onaylamak suretiyle görevin takdir ve yerine getirilmesinde hoşgörü ve savsaklama suçunu işleyerek devleti ve kişileri zarara uğrattıkları belirtilmiştir. Emniyet amirinin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün ilgili maddesi gereğince üç günlük aylık kesimi cezası ile tecziye edilmesine dair Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu işleminin tesis edildiği ve bu işlemin iptali istemiyle açılan davada İdare Mahkemesi’nin kararıyla davanın reddine karar verildiği, karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ise Bölge İdare Mahkemesince reddedildiği görülmüştür. Emniyet amiri hakkında Emniyet Hizmetleri Sınıfı Mensupları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin ilgili maddesi uyarınca farklı İl Emniyet Müdürlüğü emrine naklen atanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiş olup, idarenin temyiz isteminin kabulü gerekmektedir.

Adana İdare Hukuku Avukatı

Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir; İl dışından gelen görüşmeler zoom, google meet veya başkaca telekonferans yöntemleri ile gerçekleştirilebilmektedir. 

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Islah dilekçesi, ıslah dilekçesi örneği asliye hukuk mahkemesi, ıslah örnek dilekçe alacak davası asliye hukuk, adana avukat selce maraş büken

Islah Dilekçesi Örneği Asliye Hukuk

Daha önceki makalemizde ıslah dilekçesi örneği iş mahkemesi için değinmiştik İlgili makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Bu makalemizde verilecek ıslah dilekçesi örneği asliye hukuk mahkemesi içindir. Alacak davasında kullanılabilecek ıslah dilekçesi örneği asliye hukuk mahkemesine sunulabilir. Ancak ıslah dilekçesi örneği verilmeden önce aynı davada yalnızca bir kez ıslah yoluna başvurulabileceği unutulmamalıdır. (HMK m. 176 vd) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Islah, sözlü olarak yapılabileceği gibi  veya yazılı olarak ıslah dilekçesi örneği asliye hukuk mahkemesi’ne hitaben yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.

Islah Dilekçesi Örneği Asliye Hukuk Mahkemesi

ADANA … ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO : …../….. Esas

DAVACI : ……………… (TC: ……………… )

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI : ……………… 

ISLAHA ESAS TUTAR : ………. TL

KONU : Islah dilekçemizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası verilen dosyasındaki dava, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla ………. TL tutarında açılmıştır.

Dosyamıza kazandırılan bilirkişi raporu doğrultusunda iş bu davada talep edilen müvekkilin …. alacağının ödeme tarihi …/…/….. tarihine kadar işlemiş faizlerinin ……….. TL olduğu, bu faizden müvekkilin payına düşen tutarın ……….. TL olduğunun belirlenmesi karşısında dava değerini bilirkişi raporunda tespit edilen tutarlara ıslah etme zaruretimiz hasıl olmuştur.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde,
1. Bilirkişi raporuna beyan ile ıslah dilekçemizin davalı vekiline tebliğe çıkarılmasına,
2. Islah talebimizin kabulüne ve müddeabihin ıslahı yolu ile arttırdığımız kısım ile dava dilekçesinde talep ettiğimiz miktarların birleştirilmesi sonucu; ………..TL faiz alacağının davalıdan alınarak müvekkile ödenmesini,
3. Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz. …/…/…..

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerektiği, fazla çalışmada tanıkla ispat, adana iş avukatı

Fazla Çalışmanın Yazılı Belgelerle Kanıtlanamaması Durumunda Tanık Beyanları İle Sonuca Gidilmesi Gerektiği

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2021/2441 Esas, 2021/6819 Karar sayılı kararında fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerektiği yönünde karar vermiştir. Fazla çalışma ücreti ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için ilgili makalemizi BURADAN okuyabilirsiniz.

İş akdinin haklı nedenle feshedilip feshedilmediğinin tespiti, fazla mesai prim ilişkisi, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tanık beyanları nın değerlendirilmesi, fazla mesai ücreti alacağının hesaplanması ve fazla mesai davası açılması gibi işlemlerinin alanında uzman avukatlar nezdinde yapılması ve açılması muhtemel davanın bir adana iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Fazla Çalışmanın Yazılı Belgelerle Kanıtlanamaması Durumunda Tanık Beyanları İle Sonuca Gidilmesi Gerektiği

YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2021/2441
Karar Numarası: 2021/6819
Karar Tarihi: 24.03.2021

BÖLGE ADLİYE

İLK DERECE

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının 12.02.2013-20.05.2016 tarihleri arasında davalı işyerinde yurtiçi ve yurtdışı turnelerine katılan dansçı olarak çalışırken sigortasının işe giriş tarihinden 9 ay sonra yapılması, aylık ücretlerinin gecikmeli ödenmesi ve bazı aylar hiç ödenmemesi, günlük 14-15 saati bulan fazla çalışma ücretlerinin ödenmemesi nedenleriyle iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından haklı nedenle feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

İlk Derece Mahkemesince, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İstinaf Başvurusu:

İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:

Bölge Adliye Mahkemesince, davalının istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Temyiz:

Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Gerekçe:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Taraflar arasında davacının fazla çalışma alacağına ilişkin uyuşmazlık bulunmaktadır.

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir.

İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda ise işçinin ihtirazi kayıt ileri sürmesi beklenemeyeceğinden, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının her türlü delil ile ispatı mümkündür.

Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi dava dilekçesinde günlük çalışmalarının 14-15 saati bulduğunu ileri sürmüş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise davacının yaz sezonu olan Mart-Kasım ayları arasında haftanın 3 günü 14:00-06.00 saatleri arasında 2 saat ara dinlenme ile, 4 günü de 14.00-02.00 saatleri arasında 1,5 saat ara dinlenme ile haftada 39 saat fazla çalışma yapıldığının kabulüyle hesaplama yapılmıştır. Hesaplamaya esas alınan davacı tanığı …, haftada ortalama 3 gün 14.00-06.00 saatleri arasında çalışıldığını, gösteri bitse de provalara devam ettiklerini beyan etmiştir. Bu tanığın aksine diğer davacı tanıklarından …; 1 haftada 4 gün Aspendos’ta gösteri yapıldığını, bunun için saat 13.00’da servise binip 14.00’da alana geldiklerini, yapılan provaların ardından 21.45’te gösterinin başladığını, 20 dakika mola ile 1 saat 50 dakika gösteri yapıp gece yemeği yedikten sonra servise binip dağıldıklarını, haftanın diğer günlerinde de otellerde gösteri yaptıklarını, aynı şekilde saat 14.00’te çalışılan yere gittiklerini, otellerdeki gösterinin 1 saat sürdüğünü, gösteriyi tamamladıktan sonra ayrıldıklarını beyan etmiştir. Diğer bir davacı tanığı … ise; haftanın 2 günü Aspendos’ta, 5 günü de otellerde gösteri yaptıklarını, gösteri günleri saat 14.00’te biraraya gelip prova çalışmaları yaptıklarını, saat 21.15 ‘te gösteriye başlayıp 1,5 saat gösteri yaptıktan sonra ayrıldıklarını beyan etmiştir. Buna göre, davacı tanıkları … ve …’ın beyanları dikkate alındığında provaların gösteri saatine kadar tamamlandığı, gösterilerden sonra çalışma yapılmadığı anlaşılmakla hükme esas alınan hesaplama hatalıdır.

Tüm dosya kapsamı, davacının yaptığı iş ve tanık beyanları dikkate alındığında, davacının yaz sezonu olan Mart-Kasım ayları arasında haftanın 4 günü 14.00-02.00 saatleri arasında, haftanın 3 günü de 14.00-24.00 saatleri arasında ara dinlenme süreleri düşüldükten sonra yapılacak hesaplama doğrultusunda sonuca gidilerek hüküm kurulması gerekirken hatalı değerlendirmeyle hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç:

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 24.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İhraçtan iade olan memurun maaşlarının faizi ödenir mi, ihraçta geçen sürede yoksun kalınan maaşları geri ödenirken de faizi ile ödenmesi, idari dava avukat

İhraçtan İade Olan Memurun Maaşlarının Faizi

İhraç edilip de iade olan memurun maaşlarının faizi ödenir mi sorusu ile sıklıkla karşılaşmaktayız. İhraçtan iade olan memurun maaşlarının faizi konusunda, idareler memurun ihraçta geçirdiği sürede alması gereken maaşını ödese de, maaşlarının faizini çoğunlukla ödememektedir. Bu uygulama nedeniyle ihraç edilip de iade olan memurun maaşlarının faizinin ödenmemesi neticesinde alamadıkları maaşları değer kaybına uğramaktadır. Bu doğrultuda iade olan memurun maaşlarının faizi nin ödenip ödenmeyeceği konusunda İzmir Bölge İdare Mahkemesi emsal bir karar vermiştir.

İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi kararında gerek maaş alacaklarının gerekse bunlara ilişkin faiz talebinin mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, bu nedenle ihraçta geçen sürede yoksun kalınan maaşları geri ödenirken de faizi ile ödenmesi gerektiğini, aksi halde maaşlarının değer kaybına uğrayacağı ve bunun da mülkiyet hakkının ihlali anlamına geleceğine karar vermiştir. Kararda ödenen maaşların faizinin de ödenmesi gerektiği, ödenen maaşların faizinin her ay için ayrı ayrı yasal faiz oranında hesaplanması gerektiğine hükmetmiştir.

İhraçtan İade Olan Memurun Maaşlarının Faizi

İZMİR BÖLGE İDARE MAHKEMESİ
2. İDARİ DAVA DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/980
Karar Numarası: 2020/1587
Karar Tarihi: 26.11.2020

……

Davacının, istinaf başvurusuna gelince:

7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun‘un “Kararların uygulanması” başlıklı 10. maddesinde; “(1) (Değişik: 25/7/2018-7145/22 md.) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılan ya da ilişiği kesilenlere ilişkin başvurunun kabulü hâlinde karar, kadro veya pozisyonunun bulunduğu kuruma, …bildirilir. Kamu görevine iade edilmesine karar verilenlerin eski kadro veya pozisyonuna atanması esastır….Kurumlar, bildirim veya atama teklif tarihini takip eden otuz gün içerisinde atama işlemlerini tamamlar……İlgililerin kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin kanun hükmünde kararname hükümleri, bu fıkrada belirtilen kişiler bakımından tüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkmış sayılır. Bu kapsamda göreve başlayanlara, kamu görevinden çıkarılma tarihlerini takip eden aybaşından göreve başladıkları tarihe kadar geçen süreye tekabül eden mali ve sosyal hakları ödenir. Bu kişiler, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz” hükmüne yer verilmiştir.

Uyuşmazlıkta, davacıya görevinden ayrı kaldığı süre için hesaplanan maaş tutarının ödendiği, ancak ödenen bu tutara faiz işletilmediği ve davacının da 09/04/2019 tarihli başvuru dilekçesinde bu ödenen maaş tutarına işletilecek yasal faizin de hesaplanarak ödenmesi talebinin bulunduğu, bu istemin dava konusu işlemle reddedildiği, ancak mahkeme kararında bu konuda hüküm kurulmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, davacının gerek maaş alacaklarının, gerekse de bunlara ilişkin faiz talebinin mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, faiz talebinin ödenen maaşların feri alacağı niteliğinde olması nedeniyle kamu görevinden çıkarılmaya dayalı bir tazminat olarak değerlendirilemeyeceği, davacının ihraçta geçirdiği süreçte maaşlarından yoksun kaldığı ve maaşları geri ödenirken de faizlerinin ödenmemesi nedeniyle maaşlarının değer kaybına uğratıldığı, bir başka deyişle davacının mülkiyet hakkının ihlal edildiği, bu nedenle ödenen maaşlarının faizinin de davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği açık olup, aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Öte yandan, davacının ödenen maaşlarına yasal faiz ödenmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinden, davacıya ödenen maaşların faizinin her ay için ayrı ayrı olmak üzere ödenmesi gereken tarihlerden itibaren hesaplanacak yasal faiz tutarının davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği tabidir.

Adana İdare Hukuku Avukatı

Adana idare hukuku avukatı olarak iade olan memurun maaşlarının faizi davası kapsamında da hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti kapsamında  hukuki destek sağlamaktayız. İl dışından gelen görüşmeler zoom, google meet veya başkaca telekonferans yöntemleri ile gerçekleştirilebilmektedir.  Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Yurtdışına tebligat talebi örneği, icra müdürlüğü yurtduşına tebligat talep örneği, yurtdışına tebligat nasıl yapılır, adana avukat, örnek talep dilekçesi

Yurtdışına Tebligat Talebi Örneği

Yurtdışına tebligat talebi, ilgili icra müdürlüğüne aşağıda verdiğimiz örnek dilekçe ile yapılabilir. Yurtdışına tebligat talebi Tebligat Kanunu’nun 25/a maddesine göre yapılır. Konu ile ayrıntılı bilgi verdiğimiz “Yurtdışına Tebligat Nasıl Yapılır?” başlıklı yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Düzenlemeye göre; “Yabancı ülkede kendisine tebliğ yapılacak kimse Türk vatandaşı olduğu takdirde tebliğ o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da yapılabilir. Bu hâlde bildirimi Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu veya bunların görevlendireceği bir memur yapar. Tebliğin konusu ile hangi merci tarafından çıkarıldığı bilgilerinin yer aldığı ve otuz gün içinde başvurulmadığı takdirde tebliğin yapılmış sayılacağı ihtarını içeren bildirim, muhataba o ülkenin mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir. Bildirimin o ülkenin mevzuatına göre muhataba tebliğ edildiği belgelendirildiğinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurulmadığı takdirde tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır. Muhatap Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurduğu takdirde tebliğ evrakını almaktan kaçınırsa bu hususta düzenlenecek tutanak tarihinde tebliğ yapılmış sayılır. Evrak bekletilmeksizin merciine iade edilir. Bu maddeye göre kazaî merciler tarafından çıkarılacak tebligatta, tebliğ evrakı doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna gönderilebilir.”

Yurtdışına Tebligat Talebi Örneği

ADANA …. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ

DOSYA NO: 201../…..

Yukarıda esas numarası verilen icra takibinin borçlusunun adresi Uyap sisteminde   …. olarak kayıtlı olup, … örnek ödeme emrinin borçluya Tebligat Kanunu 25/a maddesi uyarınca tebliğine, bu sebeple … Başkonsolosluğuna müzekkere yazılmasına, yurtdışı tebligat giderinin tahsili için …. Defterdarlığı Muhasebe Bölümüne üst yazı gönderilmesini talep ederiz.

Alacaklı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

İhale komisyonu kararında başvuru yolu ve dava açma süresinin belirtilmemesi, emsal danıştay kararı, dava açma süresi, adana idari dava avukatı, iptal dava

İhale Komisyonu Kararında Başvuru Yolu ve Dava Açma Süresinin Belirtilmemesi

Danıştay 13. Dairesi, 2020/3779 Esas, 2020/4013 Karar sayılı kararında ihale komisyonu kararında başvuru yolu ve dava açma süresinin belirtilmemesi halinde dava açma süresinin işlemin tebliği tarihinde başlamayacağına karar vermiştir. Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunluluğunun vurgulandığı kararın tam metni aşağıdaki gibidir.

İhale Komisyonu Kararında Başvuru Yolu ve Dava Açma Süresinin Belirtilmemesi

DANIŞTAY
13. DAİRE
Esas Numarası: 2020/3779
Karar Numarası: 2020/4013
Karar Tarihi: 29.12.2020

DAVACININ İHALE DIŞI KALMASINA İLİŞKİN OLARAK GÖNDERİLEN İHALE KOMİSYONU KARARINDA DAVACININ HANGİ KANUN YOLLARINA VE MERCİLERE BAŞVURABİLECEĞİ VE DAVA AÇMA SÜRESİ BELİRTİLMEDİĞİNDEN DAVA AÇMA SÜRESİNİN İŞLEMİN TEBLİĞ EDİLDİĞİ TARİHTE İŞLEMEYE BAŞLAMADIĞI

İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Hatay ili, Antakya, İskenderun, Dörtyol ve Samandağ ilçelerinde 2676 araçlık yol üstü oto park alanlarının işletme hakkının 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 35/a maddesi uyarınca kapalı teklif usulü (açık arttırmalı) ile 24 ay süreyle kiralanmasına ilişkin 24/07/2020 tarihinde gerçekleştirilen ihalenin iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce verilen kararda; dava açma süresinin, dava konusu ihale sonucunun davacı şirkete bildirimine ilişkin komisyon kararının tebliğ tarihi olan 04/08/2020 tarihinden itibaren başladığı ve davanın ivedi yargılama usulüne tâbi olması nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca yapılan başvuru veya itirazların dava açma süresini durdurmayacağı; bu durumda, 04/08/2020 tarihinde başlayan dava açma süresinin son günü olan 03/09/2020 tarihine kadar davanın açılması gerekirken, bu tarih geçirildikten sonra 28/09/2020 tarihinde açılan davanın süre aşımı sebebiyle esasının incelenmesine imkân bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Belirtilen gerekçelerle süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, ihale komisyonu kararının 04/08/2020 tarihinde tebliğ edildiği, 07/08/2020 tarihinde bu karara itiraz edildiği, idarece herhangi bir cevap verilmemesi üzerine hak kaybına uğramamak adına süresinde davanın açıldığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Hatay ili, Antakya, İskenderun, Dörtyol ve Samandağ ilçelerinde 2676 araçlık yol üstü oto park alanlarının işletme hakkının 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 35/a maddesi uyarınca kapalı teklif usulü (açık arttırmalı) ile 24 ay süreyle kiralanmasına ilişkin ihale 24/07/2020 tarihinde gerçekleştirilmiştir.

Söz konusu ihaleye katılan davacının teklif, banka referans ve geçici teminat mektubunu ayrı bir zarfta sunmadığının, 937 araçlık iş bitirme belgesi sunması gerekirken 703 araçlık iş bitirme belgesi sunduğunun ve davacıya vekâleten ihaleye katılan kişinin sabıka kaydının sunulmadığının anlaşıldığından bahisle ihale dışı bırakılmasına ilişkin 28/07/2020 tarihli İhale Komisyonu kararının 04/08/2020 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine, davacı tarafından anılan ihalenin iptali istenilmiştir.

28/07/2020 tarihli İhale Komisyonu kararı ile bu kararın bildirilmesine ilişkin olarak davacıya gönderilen davalı idarenin … tarih ve … sayılı yazısında, davacının hangi kanun yollarına ve mercilere başvurabileceği ve dava açma süresi belirtilmemiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasa’nın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesine, 03/10/2001 tarih ve 4709 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen 2. fıkrasında, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu; 125. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kurala bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Anayasa’nın 40. maddesine eklenen 2. fıkranın gerekçesinde, bu değişikliğin, bireylerin yargı ya da idarî makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amacıyla ve son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk hâline gelmesi nedeniyle yapıldığına değinilmiştir.

Anayasal düzenlemeler ve değinilen gerekçeden; Devletin, kurumları vasıtasıyla tesis edilen her türlü işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak yargı yeri veya idarî makamlar ile başvuru süresinin gösterilmesinin bir anayasal zorunluluk hâline getirildiği anlaşılmaktadır. Anayasa’nın bağlayıcılığı karşısında, bu zorunluluğa; yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının uymakla yükümlü oldukları sonucuna ulaşılmaktadır.

Anayasal düzenlemeler, kural olarak doğrudan uygulanacak hükümlerden olmayıp, kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılarak yaşama geçirilirler. Ancak, öğretide ve Anayasa Mahkemesi’nin kimi kararlarında, yürürlüğe konulması gereken yasal düzenlemede yer verilmesi gereken konuların Anayasa metninde açıkça kurala bağlandığı durumlarda, bir özel kanun ya da yürürlükteki kanunlarda uygun değişiklik yapılması gerekmeksizin Anayasa hükümlerinin doğrudan uygulanacağı kabul edilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 40. maddesinin 2. fıkrasının doğrudan uygulanması gerektiğini, 08/12/2004 tarih ve E:2004/84, K:2004/124 sayılı kararında; 5225 sayılı Kanun’da, başvurulacak kanun yolu ve süresinin özel olarak düzenlenmemiş olmasının, Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık oluşturmadığını belirterek benimsemiş ve kararında; bireyler hakkında kurulan işlemlere karşı kanun yolları, başvurulacak merciler ile sürelerin belirtilmesi yönünden Devlete verilen görevin bir zorunluluk içerdiğine, bu zorunluluk nedeniyle her kanunda özel bir düzenleme yapılması gerekmediğine değinerek, Anayasa’nın 40. maddesinin 2. fıkrasının doğrudan uygulanır nitelik taşıdığını kabul etmiştir.

Devletin, işlemlerinde, bireylerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğunu düzenleyen Anayasa’nın 40. maddesinin 2. fıkrasının, ayrı bir yasal düzenlemenin varlığını gerektirmeyen, doğrudan uygulanabilir nitelik taşımasından dolayı, yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idarî mercileri ve kanun yolları ile sürelerini belirtmeleri zorunludur.

Bu kapsamda, Anayasa’nın 125. maddesinin 3. fıkrası ile 40. maddesinin 2. fıkrasının birbirleriyle olan ilişkisine de değinmek gerekmektedir.

Anayasa’da yer alan düzenlemeler, normlar hiyerarşisinde aynı düzeyde yer aldığından bu kuralların birbirine üstünlüklerinden söz etmek mümkün olmamakla birlikte, Anayasal normlar değerlendirilirken normun kabul edildiği tarihe bakılarak yorum yapılabilmesi mümkündür. Bu kapsamda, her ne kadar Anayasa’nın 125. maddesinde, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı belirtilmiş ise de; 40. maddeye eklenen fıkrayla, idarî işlemlerde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağının ve sürelerinin belirtilmesi zorunluluğu getirildiğinden, kişilere bildirilen idarî işlemlerde başvuru süresi ve başvuru yerinin de gösterilmesi gerekmektedir. Dava açma süresini başlatacak olan bildirim, Anayasa’nın amir hükmü gereğince başvuru mercii ve süresini de gösteren yazılı bildirimdir. Bunun dışındaki yazılı bildirimler, Anayasa’nın 40. maddesinin amir hükmüne uygun olmadığından, dava açma süresini başlatmayacaktır.

Bu itibarla, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğunu öngören Anayasa’nın 40. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemeye rağmen, 28/07/2020 tarihli İhale Komisyonu kararı ile bu kararın bildirilmesine ilişkin olarak davacıya gönderilen davalı idarenin … tarih ve … sayılı yazısında, davacının hangi kanun yolları ve mercilere başvurabileceği ve dava açma süresi belirtilmediğinden, idarenin doğru bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve hak arama özgürlüğünün ihlâl edilmiş olması karşısında, söz konusu işlemin tebliğ edildiği tarihte dava açma süresinin işlemeye başlamadığı anlaşıldığından, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;

2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,

3. Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine,

4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,

5. 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 29/12/2020 tarihinde esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.

Adana İdare Hukuku Avukatı

Adana idare hukuku avukatı olarak ihale komisyonu kararının iptali davası da dahil olmak üzere idari davalarda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti kapsamında hukuki destek sağlamaktayız. İl dışından gelen görüşmeler zoom, google meet veya başkaca telekonferans yöntemleri ile gerçekleştirilebilmektedir.  Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Bu makalemizde polis memurlarının rütbe terfi davaları ve emniyet teşkilatında rütbe terfi işlemleri hakkında emsal Danıştay kararları doğrultusunda kısa bir bilgilendirme yapacağız. Polis memurlarının rütbe terfi davaları iptal davasına konu edilir. Açılacak iptal davasında işlemin tebliğinden itibaren başlayacak 60 günlük dava açma süresine uyulması hayati öneme sahiptir. Bu genel bilgilendirmeyi yaptıktan sonra polis memurlarının rütbe terfi davaları nasıl açılır, polis memurlarının rütbe terfi işlemlerinde idarenin takdir yetkisi nasıl değerlendirilir, Merkez Değerlendirme Kurulu kararının iptali nasıl sağlanır,  emniyet teşkilatında rütbe terfi işlemleri nasıl yapılır gibi sorulara emsal Danıştay kararları doğrultusunda geçecek olursak;

Polis Memurlarının Rütbe Terfi Davaları

Bu makalemizde polis memurlarının rütbe terfi davaları ve emniyet teşkilatında rütbe terfi işlemleri hakkında emsal Danıştay kararları doğrultusunda kısa bir bilgilendirme yapacağız. Polis memurlarının rütbe terfi davaları iptal davasına konu edilir. Açılacak iptal davasında işlemin tebliğinden itibaren başlayacak 60 günlük dava açma süresine uyulması hayati öneme sahiptir. Bu genel bilgilendirmeyi yaptıktan sonra polis memurlarının rütbe terfi davaları nasıl açılır, polis memurlarının rütbe terfi işlemlerinde idarenin takdir yetkisi nasıl değerlendirilir, Merkez Değerlendirme Kurulu kararının iptali nasıl sağlanır,  emniyet teşkilatında rütbe terfi işlemleri nasıl yapılır gibi sorulara emsal Danıştay kararları doğrultusunda geçecek olursak;

Polis Memurlarının Rütbe Terfi Davaları

Emniyet teşkilatında rütbe terfi davaları incelenirken Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışmalarına İlişkin Yönetmeliğin irdelenmesi gerekir. Polis memurlarının rütbe terfi işlemleri için; Yönetmeliğin 4. maddesinde; “Kıdem”, bir rütbede geçen fiili çalışma süresi; “liyakat” ise, personelin aldığı sicil, ödül ve takdirnamesi, eğitim ve öğrenimle kazanılan bilgi, beceri ve davranışlar ile geçmiş hizmetlerinde almış olduğu cezalar, geçirdiği ve devam eden soruşturmaların niteliğine göre belirlenecek terfi yeterliliği olarak tanımlanmış, 8. ve devamı maddelerde rütbelere terfi ve kıdem esaslar sayılmış, 9. maddesinde, polis amirlerinin rütbelere terfilerinin bu Yönetmeliğin 11. maddesinde belirtilen şartları taşımak kaydıyla kıdem ve liyakata göre yapılacağı vurgulanmış olup, 16. maddesinde de kıdem sırasının tespitinde nelerin belirleyici olduğu kurallara bağlanmıştır.

Bu doğrultuda polis memurlarının rütbe terfi işlemlerini değerlendiren Merkez Değerlendirme Kurulunun yapması gereken disiplin ve hiyerarşiyi bozmadan, mevcut boş kadrolara en kıdemli ve liyakatliyi tespit ederek  terfi işlemlerini değerlendirmektir. Polis amirlerinin bir üst rütbeye atanmalarında öncelikle kıdemin esas olduğu ancak, bulundukları rütbedeki en az bekleme sürelerini dolduranların da, liyakat esasına göre yasa ve yönetmelikte yer alan diğer hususların değerlendirilmesi sonucu bir üst rütbeye atanabilecekleri açıktır. Aksi yöndeki Merkez Değerlendirme Kurulu kararının iptali için yukarıda açıkladığımız gibi iptal davası açılabilir.

Polis Memurlarının Rütbe Terfi Davaları Danıştay’ın Emsal İptal Kararları

Dolayısıyla polis memurlarının rütbe terfi davaları nda, işlemin kıdem ve liyakat ilkelerine uygun biçimde yapılıp yapılmadığı hususunun özellikle değerlendirilmesi gerekir. Yine aynı şekilde polis memurlarının rütbe terfi işlemlerinde idarenin takdir yetkisi nin sınırlarının belirlenmesi de önemlidir. Danıştay’ın polis memurlarının rütbe terfi davaları emsal iptal kararları ile ilgili kısa bir değerlendirme yapmak gerekirse şu kararlarına dikkat çekmek gerekir;

Danıştay 12. Dairesi 2008/4082 Esas 2011/4264 Karar sayılı kararında 2007 yılı terfi döneminde 1. sınıf emniyet müdürlüğü rütbesine terfi ettirilmemesine ilişkin işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davada, davacının ceza mahkemesinde mahkumiyet kararları bulunması nedeniyle işlemin iptali yönünde verilen Yerel Mahkeme kararını bozmuştur. Kararda özetle; “3201 sayılı Yasa’nın 55. maddesi uyarınca, bu kadrolara yapılan atamalarda idarenin kişileri kıdem ve liyakata göre değerlendirmeye tabi tutarak atarken kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlı olarak takdir yetkisini kullanabileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde ve davacının kıdem sıralamasında terfi edecek ilk 110 kişi arasına giremeyerek 154. sırada yer alması, sicil ortalamasının ve takdir-taltif sayısının terfi eden personelin büyük bölümüne göre düşük kalması, bir önceki rütbede olsa bile ceza mahkemesi tarafından 2 ayrı davada mahkumiyetine hükmedilmiş olması, hapis cezası almasına neden olan fiillerin niteliği dikkate alındığında; 1. sınıf emniyet müdürlüğü rütbesine yükseltilmemesinde hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine ulaşıldığından, dava konusu işlemin iptaline dair İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.”

KIDEM VE LİYAKAT AÇISINDAN BİR ÜST RÜTBEYE TERFİSİNE ENGEL BİR DURUMU BULUNMAYAN DAVACI HAKKINDA TESİS EDİLEN İŞLEMDE HUKUKA UYARLIK BULUNMADIĞI

Danıştay 12. Dairesi 2007/2883 Esas 2008/2480 Karar sayılı başka bir kararında ise “2. sınıf emniyet müdürü olan davacının, sicil notu ortalamasının 96 puan olmasına, 5 takdirinin bulunmasına ve kendisinden daha alt sıralarda olanlar yükseltilmesine rağmen; sıralamada 100. olduğu, bu yılda 80 kişinin yükseltildiğinden bahisle, 2006 yılında bir üst rütbeye yükseltilmemesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık görülmediği” ne karar vermiştir.

DAVACIDAN SONRA GELİP TERFİ EDENLERİN BULUNMUŞ OLMASI TAKDİR YETKİSİNİN SINIRLARININ AŞILMAMASI KAYDIYLA DAVACININ DA BİR ÜST RÜTBEYE TERFİ ETTİRİLMESİNİ ZORUNLU KILMADIĞI

Danıştay 12. Dairesi 2012/9260 Esas 2014/1791 Karar sayılı başka bir kararında disiplin cezası bulunan polis memurunun terfi ettirilmemesi yolunda tesis edilen işlemde idarenin takdir yetkisi yönünden değerlendirme yapmıştır. Kararda; “Davacıdan daha kıdemsiz ve liyakatsiz olanların davalı idarece bir üst rütbeye terfi ettirildiği dolayısıyla davacının da terfi ettirilmesi gerektiği yönünde bir gerekçeye yer verilmiş ise de; davacıdan sonra gelip terfi edenlerin bulunmuş olması, takdir yetkisinin sınırlarının aşılmaması kaydıyla, davacının da bir üst rütbeye terfi ettirilmesini zorunlu kılmamaktadır. Diğer bir ifadeyle, yukarda metnine yer verilen mevzuat uyarınca, personelini terfi ettirme konusunda takdir yetkisi bulunan davalı idareyi: disiplin cezaları bulunan davacıyı terfi ettirme konusunda yargı kararıyla zorlamak mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda: davacının, liyakat yönünden yapılan değerlendirme sonucunda terfi ettirilmemesinde hukuka aykırılık, davaya konu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir.”

Adana İdare Hukuku Avukatı

Adana idare hukuku avukatı olarak polis memurlarının rütbe terfi davaları kapsamında da hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti kapsamında  hukuki destek sağlamaktayız. İl dışından gelen görüşmeler zoom, google meet veya başkaca telekonferans yöntemleri ile gerçekleştirilebilmektedir.  Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.