Kategori: İdare Hukuku

Meslekten Çıkarma Cezasının İptali, meslekten çıkarma cezası, Danıştay bozma kararı, adana idare hukuku avukatı, disiplin soruşturması, iptal davası.

Meslekten Çıkarma Cezasının İptali

Danıştay 5. Dairesi, meslekten çıkarma cezasının iptali istemiyle açılan iptal davasında, idare mahkemesi tarafından davanın reddi yolundaki kararını bozmuştur.

Danıştay 5. Dairesi meslekten çıkarma cezasının iptali istemi konulu kararında özetle;

“Dava İl Emniyet Müdürlüğü emrinde 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan davacının Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Adli ve idari soruşturma sürecinde elde edilen deliller değerlendirildiğinde, davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.

Davacının, kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanması hukuken mümkün olmadığından, işlediği fiilin, “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” fiili kapsamında değerlendirilmesi de hukuken mümkün değildir. Bu durumda, davacıya, iştirak ettiği, dolayısıyla faillerinden biri olduğu suçlar nedeniyle, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.

Meslekten Çıkarma Cezasının İptali Danıştay Kararı

DANIŞTAY 5. DAİRESİ
Esas Numarası: 2016/51087
Karar Numarası: 2018/18647
Karar Tarihi: 20.12.2018

İstemin Özeti:  ……İdare Mahkemesinin …… sayılı kararının,dilekçede yazılı nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince gereği görüşüldü:

Dava …….İl Emniyet Müdürlüğü emrinde 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan davacının,……. İl Emniyet Müdürlüğü emrinde ……. Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin …..Yüksek Disiplin Kurulunun ……sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

………. İdare Mahkemesinin ….. tarih ve E:……, K:… sayılı kararıyla; davacı hakkında dinleme kararı bulunduğu, elde edilen delillerle, yabancı kadınların sınırdışı edileceklerini, soruşturmanın şüphelileri olan A.Y. ve A.O.D’ye bildirmek suretiyle gizliliğin ihlali suçunu işlediği sonucuna varılarak “suç işlemek için kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” ve “kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” fiillerinin kanunda suç olarak tanımlanmaması nedeniyle beraatine. “gizliliğin ihlali” eylemi ile ilgili olarak ise para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği. Davacının fuhuş için aracılık etme suçundan hüküm giyen A.Y. isimli şahısla yaptığı telefon görüşmeleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, anılan şahısla yakın irtibatlı olduğu, mesleği ile ilgili bazı konularda A.Y. ve A.O.D’ye bilgi verdiği ve yardımcı olduğu ve fuhuşta kullanılan evlere gittiği anlaşıldığından, bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak eyleminin subuta erdiği sonucuna ulaşıldığından, davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Davacı, dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Anayasanın 38. maddesinde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. fıkrasında eyleminin meslekten çıkarma cezasını gerektirdiği kurala bağlanmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden;

  • ……. İl Emniyet Müdürlüğünde …. emniyet müdürü olarak görev yapan davacının,…….il Emniyet Müdürlüğü emrinde …. Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde. ….. İl Emniyet Müdürlüğü …. Şube Müdürlüğünce organize fuhuş faaliyetlerine yönelik olarak yürütülen operasyon kapsamında şüphelilerin teknik takiplerinin yapıldığı.
  • Teknik takip çalışmalarında, davacının da fuhuş örgütü ile irtibatlı olduğu yolunda emareler elde edildiği, bunun üzerine davacı hakkında dinleme kararı alındığı. Dinleme sonucunda, örgüt üyesi kişilere yakalanan bayanlarla ilgili bilgi verdiği. örgüt üyesi olan kişinin yurt dışından getirmeyi düşündüğü bayan ile ilgili iş ve işlemlere yol gösterip yardımcı olduğu.
  • Fuhuş amacıyla kullanıldığını bildiği ve gördüğü yerler hakkında suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimlerde bulunmadığı. Fuhuşta kullanılan evlere gittiği yönünde tespitler yapıldığı ve soruşturma başlatıldığı.
  • Soruşturma sonucunda düzenlenen raporda davacının  Şube Müdürü olarak, fuhuş suçundan yakalanıp haklarında sınırdışı işlemi yapılacak yabancı uyruklu bayanlar ile ilgili olarak A.O.D. ile yaptığı görüşmede, kadınların evde erkek müşterilerle yakalandığı bilgisini aktararak operasyonun içeriğine dair aktarılmaması gereken bilgileri aktardığı.
  • Suç örgütü üyesi A.Y. ile arkadaşlık ilişkisi kurup, yurt dışından getireceği kadının işlemleri ile ilgili olarak yol gösterdiği. A.Y.’nin çok sayıda suç kaydının olduğu. Buna rağmen irtibatını kesmeyip kendisi ile buluşarak fuhuş yapılan evlere birkaç kez gittiği.
  • Böylece işlenmekte olan suçlara vakıf olmasına rağmen suçluların yakalanması amacıyla gerekli işlemlerin başlatılması girişiminde bulunmadığı. Dolayısıyla “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinin sübuta erdiğinden bahisle meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasının teklif edildiği.
  • Bu teklif doğrultusunda tesis edilen davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasının iptali ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle temyizen incelenen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Davacı hakkında, aynı fiil nedeniyle yapılan ceza yargılamasında “…….kamu görevlisinin suçu bildirmemesi….” fiili nedeniyle açılan davada , ……Asliye Ceza Mahkemesinin …… tarih ve E:…,K:…… sayılı kararıyla; “……suça konu eylemler nedeniyle sanık hakkında da soruşturma başlatıldığı ve sanığın da bu soruşturmanın şüphelilerinden birisi olduğu, herhangi bir suç nedeniyle hakkında soruşturma yapılan şüpheliye suçu bildirmemek yükümlülüğünün yüklenemeyeceği ve bu nedenle kamu görevlisinin suçu bildirmeme suçunun unsurlarının oluşmadığı kanaatine varıldığından, yüklenen eylemlerin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir” hükmü kurularak bu suç nedeniyle beraatine karar verilmiştir.

Yukarıda özetlenen adli ve idari soruşturma sürecinde elde edilen deliller değerlendirildiğinde, davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.

Anayasanın yukarıda anılan 38. maddesi gereğince, davacının, kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanması hukuken mümkün olmadığından, işlediği fiilin, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesinde belirtilen “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” fiili kapsamında değerlendirilmesi de hukuken mümkün değildir.

Bu durumda, davacıya, iştirak ettiği, dolayısıyla faillerinden biri olduğu suçlar nedeniyle, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü 8/14. maddesi hükmü kapsamında, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, …… İdare Mahkemesinin …. tarih ve E:…..,K:…… sayılı kararının;2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun geçici 8. maddesi gereğince uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca BOZULMASINA, yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 20.12.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 5. Dairesinin meslekten çıkarma cezasının iptali ile ilgili verdiği karar bu şekildedir. Danıştay, davacının üzerine atılı disiplin fiilini tüm yönleriyle değerlendirmiş ve meslekten çıkarma cezasının iptali gerektiğine hükmetmiştir.

Adana idare hukuku avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Sisiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneği, soruşturma izni itiraz dilekçesi, adana idare hukuku avukatı, adana ceza avukatı, 4483 Kanun memur suçu

Soruşturma İzni Verilmesi İtiraz Dilekçesi

Bu makalemizde soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneği paylaşılmaktadır.

Bilindiği üzere4483 Sayılı Memurlar Ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 9. Maddesinin 2 Fıkrası; “…Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi, izin vermeye yetkili merciler tarafından verilen işleme koymama kararına karşı da şikâyetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür…” hükmüne amirdir. Dolayısıyla hakkında soruşturma izni verilen memur bu karara karşı on gün içinde itiraz edebilir. Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi bağlı bulunan Bölge İdare Mahkemesi’ne gönderilmek üzere Kaymakamlık veya Valiliğe verilir.

Soruşturma İzni Verilmesi İtiraz Dilekçesi Örneği

…. BÖLGE İDARE MAHKEMESİ’NE

Gönderilmek Üzere

T.C. ….. KAYMAKAMLIĞI’NA

İTİRAZ EDEN                                : …….

VEKİLİ                                             : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

TEBLİĞ TARİHİ                            : …….

KONU                                              : …… Kaymakamlığı’nın ….. Tarihli ve ….. Karar sayılı soruşturma izni verilmesine dair karara itirazlarımızı içerir söz konusu soruşturma izninin iptali talepli dilekçemizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Müvekkil, ……..’da …………… olarak görev yapmıştır. Müvekkil ve diğer ilgililer hakkında Valilik Makamının ……… tarih ve …………. sayılı onayı ile ön inceleme yapılmıştır. Ön inceleme sonucu düzenlenen ………. tarihli ve …….. sayılı ön inceleme raporu doğrultusunda, ……Kaymakamlığı’nın ………. Tarihli ……… Karar sayılı kararı ile müvekkil ve diğer ilgililer hakkında soruşturma izni verilmesine karar verilmiştir. 

……….. Kaymakamlığı’nın ….. Tarihli ve ……… Karar sayılı soruşturma izni verilmesine dair kararı müvekkile ……… tarihinde tebliğ edildiğinden yasal süresi içinde itiraz etmek zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Nitekim söz konusu karar meslek hayatı boyunca soruşturma bile geçirmemiş, sicili tertemiz müvekkil bakımından haksızlık niteliğindedir.

  1. İlgili karara ulaşılırken yapılan ön incelemede müvekkilin ifadesi usulüne uygun biçimde alınmadığı gibi, 4483 sayılı Kanun’un emredici hükümlerine aykırı davranılmıştır.
  2. Ayrıca soruşturma izni kararında birden fazla hakkında ön inceleme yapılan memur varken bu kişilerin eylemleri tek tek açıklanmamıştır. Raporda diğer soruşturulan memurların ortaya koyduğu iddia edilen eylemlerden müvekkil de sorumlu tutulmuştur. Bu şekilde cezaların şahsiliği ilkesine aykırı davranılmıştır.
  3. Diğer yandan, müvekkil ………… tarihleri arasında ……….’da görevli iken, kurumla ilişiğinin tamamen kesildiği …………… tarihi sonrası olaylardan da sorumlu tutulduğu göze çarpmaktadır.
  4. Bu gibi durumların müvekkil bakımından şüphe doğurduğu açıktır. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca şüphe perdesi tam olarak kalkmadan ceza teklifi dahi mümkün değildir. Dolayısıyla eldeki dosyada ancak ve ancak ALANINDA UZMAN BİLİRKİŞİ NİTELİĞİNE HAİZ BİLİŞİM UZMANLARI TARAFINDAN incelenmesi halinde atılı suçun gerçekten müvekkil tarafından işlenip işlenmediği ortaya konabilecekken bu yapılmamış, müvekkilin üzerindeki şüphe perdesi aralanmamıştır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usul 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir.

Kanunun emredici hükümlerinin kesin biçimde uygulanmaması halinde, oldukça ağır müeyyideler bağlanan memur suçlarının doğru ve maddi ceza hukukunun temel ilkelerine aykırı biçimde yürütülmesi sonucunu doğuracaktır. Nitekim somut olayda da 4483 sayılı kanunun emredici hükümleri doğru biçimde uygulanmamış, usulü pek çok düzenleme ihlal edilmiş, müvekkilin savunma hakkı kısıtlanmıştır.

4483 Sayılı Memurlar Ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 6. Maddesinin 1. Fıkrası; “Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veya kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütün yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir rapor düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön inceleme birden çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler raporda gerekçeleriyle ayrı ayrı belirtilir.” hükmüne amirdir.

 

  • Ancak somut olayda müvekkilin ifadesinin alınması işleminde, yeminli bir yazman temin edilmeden ifade alınması işlemi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca müvekkilin ifadesinin alınması sırasında, ihsas-ı rey içeren açıklamalar ve suçlamalar doğrultusunda ifadesi alınmıştır. Müfettişler müvekkile “biz ne olduğunu biliyoruz” diyerek ifadeye giriş yapmış, akabinde müvekkili neredeyse tamamen suçlar biçimde ifadesini almışlardır.

4483 Sayılı Memurlar Ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 6. Maddesinin 2. Fıkrası ise; “Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar verir.  Bu kararlarda gerekçe gösterilmesi zorunludur.” hükmüne amirdir.

 

………… Kaymakamlığı’nın ………. Tarihli ve ……….. Karar sayılı kararının Kanunun 6. Maddesinin 2. Fıkrasında tarif edildiğinden çok uzakta olduğu bellidir.

  • Öncelikle kararda olay tarihleri belirsizdir, “…. yılları” denilerek oldukça afaki ve soyut ayrıca çok uzun bir dönem olay tarihi olarak gösterilmiştir.
  • Diğer yandan söz konusu ön incelemede, hakkında işlem yapılan ……. kişi bulunmasına rağmen, bu kişilere işledikleri fiiller tek tek izafe edilmeyerek, birinin yaptığından herkes sorumlu tutulmuştur, bu durumun suçta ve cezada şahsilik ilkesine aykırıdır. Müvekkilin şahsına bizzat izafe edilen bir suçlama bulunmadığı açıkça görülmekteyken, “kurunun yanında yaş da yanar” anlayışı ile, diğer kişilerin yaptığı işlemlerden sorumlu tutulmuştur.
  • Kaldı ki afaki biçimde ele alınan “suç tarihi” müvekkili töhmet altında bırakmıştır. Halbuki müvekkil ……………  tarihinde göreve başladığı görevinden ……. tarihinde ilişiği tamamen kesilmiştir.  Bu tarihten sonra yaşanan bir olay varsa bu olayların görevli bulunmayan müvekkile yüklenmesi ve görevli olmadığı dönem dolayısıyla suçlanması kabul edilebilir değildir.
  • Ayrıca kanunda soruşturma izni verilmesine dair kararın muhakkak gerekçeli olması gerektiği hüküm altına alınmışken, eldeki ………….. Kaymakamlığı’nın ……… Tarihli ve ………. Karar sayılı kararı somut ve yasal gerekçeden yoksundur.

SONUÇ  ve İSTEM                                     : Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle ve resen göz önüne alınacak sebeplerle ………… Kaymakamlığı’nın ………. Tarihli ve ……….. Karar sayılı soruşturma izni verilmesine dair karara itirazlarımızın kabulü ile ilgili kararın kaldırılmasına  karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

                                                                                                          İtiraz Eden Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneği kısaca bu şekildedir. Sunulan dilekçe genel bir örnek niteliğinde olup, somut olayın şartlarına özgü bir dilekçe ile müracaat edilmesi gerekmektedir.

Büken Hukuk ve Danışmanlık Bürosu adana ceza avukatı ve adana idare hukuku avukatı olarak memur suçlarından kaynaklanan ceza davalarında, idari dava ve uyuşmazlıklarda görev yapmaktadır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Özlük Hakları

Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Özlük Hakları

Vakıf Üniversitesi akademik personelinin özlük hakları konusu ve buradaki akademik personelin hukuki statüsü bir süre önceye kadar tartışmalı bir konuydu. Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 23. maddesine göre, vakıf üniversitesi akademik personelinin özlük haklarının İş Kanunu çerçevesinde yorumlanması gerektiği kabul ediliyordu. Ve ancak Danıştay 8. Dairesi’nin istikrar kazanan kararları doğrultusunda, vakıf üniversitelerinin kamu gücüne sahip kamu tüzel kişisi olduğu, vakıf üniversitesi öğretim üyelerinin ise kamu hizmeti verdiği kabul edilmiştir. Çalışanlar da kamu personeli sayılacağından Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Özlük Hakları konusu da açıklığa kavuşmuştur. Bu şekilde vakıf üniversitesi öğretim üyesi ile yapılan sözleşme de  idari hizmet sözleşmesi niteliğindedir. Bu doğrultuda vakıf üniversitelerindeki akademik personelin görevine son verilmesinin, tıpkı devlet üniversitesinde olduğu gibi idare hukukuna tabi olacağı netleşmiştir.

Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Özlük Hakları Nelerdir?

Dolayısıyla Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Özlük Hakları da tıpkı devlet üniversitelerinde olduğu gibi görevlerine son verilmesi (öğretim elemanın sözleşmesinin feshi) halinde, bu işlemin iptali için işlem tarihini takip eden 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açabilir.  İdari yargıda görülecek iptal davaları ile daha fazla bilgi almak için buraya tıklayarak konu ile ilgili ayrıntılı makalemizi okuyabilirsiniz. Buradan ise iptal davası dilekçe örneğine ulaşabilirsiniz.

Yine aynı şekilde  üniversitesi tarafından yapılan bir idari işlem nedeniyle maddi ve manevi zararlarının tazmini için tam yargı davası açabilir. Tam yargı davaları ile ilgili ayrıntılı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Makalemiz devamında yer verilen Yargıtay Kararında, öğretim elemanın sözleşmesinin feshi nedeniyle vakıf üniversitesi öğretim görevlisinin açtığı işe iade davası görevli yargı yerinin idare mahkemeleri olduğu bir kez daha vurgulanmıştır.

VAKIF ÜNİVERSİTESİ AKADEMİK PERSONELİNİN ÖZLÜK HAKLARI

FESHİN GEÇERSİZLİĞİ VE İŞE İADE İSTEMİ

DEVLET VE VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDEKİ AKADEMİK PERSONELİN MESLEKİ GÜVENCELERİ YÖNÜNDEN İDARE HUKUKUNA TABİ OLDUĞU

Özet: İdari Dava Daireleri Kurulu’na göre, devlet ve vakıf üniversitelerindeki akademik personel mesleki güvenceleri yönünden İdare Hukukuna tabidir. Anayasa’nın 130. maddesinde vakıf Yükseköğretim kurumlarının mali ve idari konular yönünden farklı hükümlere tabi kılınması buralarda çalışan akademisyenlerin mesleki güvenceden yoksun kılınmasına neden olmaz. Anayasa koyucunun vakıf üniversitesi ve devlet üniversitesi arasında mesleki güvenceler bakımından bir ayrım amaçladığı düşünülemeyeceğinden vakıf üniversitelerindeki akademik personelin mesleki güvenceleri yönünden özel hukuk hükümlerine tabi olmaları Anayasa’ya aykırı olacaktır. Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri idari yargı olup, Mahkemece “dava dilekçesinin yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden reddine” karar verilmesi gerekirken uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
E: 2018/11074 K: 2019/4781 K.T.: 26.02.2019

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

… Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusu üzerine İlk Derece Mahkemesi kararını harç yönünden düzelterek yeniden hüküm kurmuştur.

… Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI 

A) Davacı İsteminin Özeti: 

Davacı vekili, davacının iş sözleşmesi davalı işyeri tarafından 08/08/2016 tarihinde feshedildiğini, fesih gerekçesi olarak davacının atamasının yapılamayacağını ve iş sözleşmesinin belirli süreli olarak gösterildiğini, davalının yaptığı feshin yasaya aykırı ve haksız olduğunu iddia ederek; feshin geçersizliğinin tespitini, davacının işe iadesine, işe başlatmama tazminatının 8 aylık ücreti tutarında belirlenmesine, boşta geçen süreye ilişkin 4 aylık ücret alacağının ve diğer haklarının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davalının üniversite kamu tüzel kişiliğine sahip bir vakıf üniversitesi olduğunu, davacının iş sözleşmesi yazılı ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 23/a maddesi uyarınca feshedildiğini, davacının davalı üniversitede öğretim elemanlarına mahsus belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını, belirli süreli iş akdiyle çalışan davacının iş akdinin yenilenmemesi nedeniyle işe iade davası açmasının hukuken mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

C) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

İlk derece mahkemesince, “Her ne kadar davalı tarafça dosyanın idari yargıda görülecek dava türlerinden olduğu belirtilmiş ise de davalının devlet üniversitesi olmadığı, davacının devlet memuru, sözleşmeli memur ya da devlet işçisi statüsünde olmadığı, iş verenin kamu gücünü kullanan kuruluşlardan olmadığı anlaşılmıştır. Davacının da devlet memuru olmak yerine özel üniversitede çalışmakla her iki taraf içinde devletin hak ve sorumluluğunu taraflar lehine ya da aleyhine kullanılamayacağı, özelde çalışan kamuda çalışmanın sonuçlarının elde edilmesinin mümkün olmadığı, taraflar arasında tamamen İş Kanunu’na tabi işçi işveren ilişkisinin olduğu görülmekle yetkinin adli yargıda olduğu, dosyaya sunulan yargı kararlarının emsal yönlerinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Davacının davalı … Üniversitesine işçi olarak girişinin ilk defasında 03/10/2010 tarihinde gerçekleştiği, ayrılışının 04/10/2016 tarihinde olduğunun bu süreçte iş sözleşmesinin 6 kez yenilenmiş olduğu İş Kanunu 11/2 maddesi de dikkate alındığında taraflar arasındaki sözleşmenin artık belirsiz süreli sayılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Taraflar arasında belirsiz süreli hale gelen bir iş ilişkisi olduğunda artık davalı tarafın sözleşmenin bitimi gerekçesi ile değil haklı ya da geçerli bir nedenle iş akdini feshedebileceği kanaatine varılmakla dosya incelendiğinde davalı tarafın iş akdini haklı ya da geçerli bir nedenle feshettiğini kanıtlayamadığı görülmekle davanın kabulüne” karar verilmiştir.

D) İstinaf başvurusu : 

İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

E) İstinaf Sebepleri:

Davalı vekili gerekçeli istinaf dilekçesinde özetle; davalı üniversitenin kamu tüzel kişiliğine sahip bir vakıf üniversitesi olduğunu, davacı ile yapılan sözleşmenin belirli süreli bir iş sözleşmesi olduğunu, davanın idari yargıda iptal davası olarak açılabileceğini görevli yargı yerinin idari yargı olduğunu beyanla istinaf yasa yoluna başvurmuştur.

F) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : 

Bölge Adliye Mahkemesi tarafından “Davacının iş akdi 08/08/2016 tarihinde davacıya tebliğ edilen yazılı fesih bildirimi ile “… tarafınız ile 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu 23/A maddesine göre Yardımcı Doçent Doktor olarak imzalamış olduğunuz belirli süreli iş sözleşmeniz yine aynı kanun maddesi gereği atamanız yapılamayacağından yenilenemeyecek olup tarafınız ile olan iş ilişkimiz ihbar önelinizin bitiş tarihi olan 04/10/2016 tarihi itibari ile son bulacaktır. Bu maksat ile 4857 sayılı Yasa çerçevesinde hak etmiş olduğunuz tüm yasal ödemeler tarafınıza yapılacaktır…” gerekçesi ile feshedilmiştir. Geçerli nedenle yapılan fesih halinde anılan yasa hükmü nedeniyle fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorunda olan işveren bu zorunluluğa uymadığı, yazılı fesih bildiriminde geçen atamasının yapılamayacağı gerekçesiyle sözleşmesinin yenilenmeyecek olmasının geçerli bir fesih nedeni olarak kabul edilemeyeceği anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulüne karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığı görülmüş bu yönü kapsayan istinaf başvurusuna itibar edilmemiştir. Davalı üniversitenin 2547 sayılı Yasa’nın 56/b maddesi yollaması ile Harçlar Yasa’sının 13/j maddesi uyarınca harçtan muaf olduğu dikkate alınmaksızın mahkemece üniversite aleyhine harca hükmedilmesi hatalı olduğundan ilk derece mahkemesinin kararının bu yönden kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.” şeklinde hüküm kurulmuştur.

G) Temyiz başvurusu : 

Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili tarafından süresinde temyiz başvurusunda bulunulmuştur.

H) Gerekçe:

Anayasa’nın 131’nci maddesine göre de

Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasa’da belirtilen hükümlere tabidir”. 

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek. 2. maddesi uyarınca

“Vakıflar; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari hususlar dışında, akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen esas ve usullere uymak kaydıyla, Yükseköğretim kurumları veya bunlara bağlı birimlerden birini veya birden fazlasını ya da bir üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsüne bağlı olmaksızın, ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda yüksek nitelikli işgücü yetiştirmek amacıyla, bu Kanun hükümleri çerçevesinde kalmak şartıyla meslek yüksekokulu kurabilir. Bu meslek yüksekokulu, kamu tüzel kişiliğini haiz olup, Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Bakanlar Kurulu kararı ile kurulur. Kurulacak meslek yüksekokullarına, meslek ve teknik eğitim bölgesinde gereksinim duyulması esastır”.

Aynı Kanun’un Ek. 5. maddesine göre

“Vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarının, vakıf yönetim organı dışında en az yedi kişiden oluşan bir mütevelli heyeti bulunur. Mütevelli heyet üyeleri, vakıf yönetim organı tarafından dört yıl için seçilir, süresi biten üyeler yeniden seçilebilir. Mütevelli heyet üyelerinin yaş sınırlaması hariç Devlet memuru olma niteliklerine sahip bulunmaları ve en az üçte ikisinin lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olması gerekir. Mütevelli heyet üyeleri kendi aralarından bir başkan seçer. Mütevelli heyet vakıf yükseköğretim kurumunun tüzel kişiliğini temsil eder. Vakıf yükseköğretim kurumlarının yöneticileri Yükseköğretim Kurulunun olumlu görüşü alınarak mütevelli heyet tarafından atanır. Mütevelli heyet; vakıf yükseköğretim kurumu yöneticilerine uygun gördüğü ölçüde yetkilerini devredebilir. Yükseköğretim kurumunda görevlendirilecek yöneticiler ve öğretim elemanları ile diğer personelin sözleşmelerini yapar, atamalarını ve görevden alınmalarını onaylar, yükseköğretim kurumunun bütçesini onaylar ve uygulamaları izler, ayrıca vakıfça hazırlanan yönetmelik hükümlerine göre diğer görevleri yürütür”. 

Aynı Yasa’nın 31. maddesi üniversitelerde görev yapacak öğretim görevlilerinin görevlendirme şekli belirtilmiştir.

Buna göre “Öğretim görevlileri; üniversitelerde ve bağlı birimlerinde bu Kanun uyarınca atanmış öğretim üyesi bulunmayan dersler veya herhangi bir dersin özel bilgi ve uzmanlık isteyen konularının eğitim – öğretim ve uygulamaları için, kendi uzmanlık alanlarındaki çalışma ve eserleri ile tanınmış kişiler, süreli veya ders saati ücreti ile görevlendirilebilirler. Öğretim görevlileri, ilgili yönetim kurullarının görüşleri alınarak fakültelerde dekanların, rektörlüğe bağlı bölümlerde bölüm başkanlarının önerileri üzerine ve rektörün onayı ile öğretim üyesi, öğretim üye yardımcısı ve öğretim görevlisi kadrolarına atanabilirler veya kadro şartı aranmaksızın ders saati ücreti veya sözleşmeli olarak istihdam edilebilirler. Öğretim üyesi kadrolarına öğretim görevlileri en çok iki yıl süre ile atanabilirler; bu süre sonunda işgal ettikleri kadroya başvuran öğretim üyesi bulunmadığı ve görevlerine devamda yarar görüldüğü takdirde aynı usulle yeniden atanabilirler. Atanma süresi sonunda görevleri kendiliğinden sona erer. Bunların yeniden atanmaları mümkündür”.

36. madde de Öğretim elemanlarının (ki içinde öğretim görevlileri de vardır), üniversitede devamlı statüde görev yapacakları belirtilmiştir. 

Diğer taraftan Vakıf Üniversitelerinde çalışan öğretim elemanları akademik yönden Devlet Üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabi tutulmuştur. Her ne kadar iş sözleşmesi imzalansa da Doktor, Doçent ve Profesör kadrolarına 2547 sayılı Kanun’un 24 ve 26. maddeleri uyarınca atama tasarrufu ile getirilmektedirler. Özellikle 22.01.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7100 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nda değişiklikler yapılmış, yardımcı doçentlik, okutmanlarla ilgili 32. madde kaldırılmıştır. 31. madde.de kadrosu bulunan ancak öğretim üyesi (profesör, doçent) atanamayan öğretim elemanları yerine öğretim görevlisi atanabilecekleri ve bu öğretim görevlileri ile süreli sözleşme yapılacağı belirtilmiştir.  Atama tasarrufu olması nedeni ile sözleşme kurulması veya sözleşmenin feshinin akademik yön kabul edilmesi daha isabetli olacaktır.

Keza Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 23/2 maddesi uyarınca;

Vakıf Yükseköğretim Kurumlarında görev alacak olan akademik ve idari personelin çalışma esasları 2547 sayılı Kanunda devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabidir. Bu personelin aylık ve diğer özlük hakları bakımından ise 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır” hükmü var ise de görev ancak kanunla düzenlenir. Kaldı ki yönetmelik hükmü görevi değil, özlük haklarına 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanacağını düzenlemiştir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda ise görev konusunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır.

Anayasa’nın 31. maddesi düzenlemesi ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu hükümleri dikkate alındığında, özellikle kadroların akademik yönden belirlenmesi, sözleşmelerin onaya tabi tutulması dikkate alındığında, vakıf üniversitelerinde çalışan öğretim elemanlarının idari sözleşmelerle çalıştığının kabulü gerekmektedir.

Zira Uyuşmazlık Mahkemesi bir çok kararında Vakıf Üniversitelerinde çalışan öğretim elamanları ile Üniversite arasındaki uyuşmazlıkların idari yargı yerinde görülmesi gerektiğine karar vermiştir.  Uyuşmazlık Mahkemesi idari yargı görevli olduğunu belirtirken şu gerekçelere dayanmıştır. 

“Anayasanın “Yükseköğretim Kurumları” başlıklı 130. maddesinin birinci fıkrasında, “Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.”; 2. fıkrasında, “Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir.”; 10. fıkrasında “Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tabidir.” hükmüne yer verilmiş;

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na 5772 sayılı Kanun ile eklenen ve vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumları ile ilgili düzenlemeler getiren ek madde 2’de.

“Vakıflar; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari hususlar dışında, akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen esas ve usullere uymak kaydıyla, Yükseköğretim kurumları veya bunlara bağlı birimlerden birini veya birden fazlasını ya da bir üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsüne bağlı olmaksızın. ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda yüksek nitelikli işgücü yetiştirmek amacıyla, bu Kanun hükümleri çerçevesinde kalmak şartıyla meslek yüksekokulu kurabilir. Bu meslek yüksekokulu, kamu tüzel kişiliğini haiz olup, Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Bakanlar Kurulu kararı ile kurulur. Kurulacak meslek yüksekokullarına, meslek ve teknik eğitim bölgesinde gereksinim duyulması esastır.” denilmiş;

Ek Madde 5’de, “(Ek madde: 17/08/1983 – 2880/32 md.) (Değişik fıkra: 28/12/1999 – 4498/1 md.)

Vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarının, vakıf yönetim organı dışında en az yedi kişiden oluşan bir mütevelli heyeti bulunur. Mütevelli heyet üyeleri, vakıf yönetim organı tarafından dört yıl için seçilir, süresi biten üyeler yeniden seçilebilir. Mütevelli heyet üyelerinin yaş sınırlaması hariç Devlet memuru olma niteliklerine sahip bulunmaları ve en az üçte ikisinin lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olması gerekir. Mütevelli heyet üyeleri kendi aralarından bir başkan seçer.

Mütevelli heyet vakıf yükseköğretim kurumunun tüzel kişiliğini temsil eder. Vakıf yükseköğretim kurumlarının yöneticileri Yükseköğretim Kurulunun olumlu görüşü alınarak mütevelli heyet tarafından atanır. Mütevelli heyet; vakıf yüksek öğretim kurumu yöneticilerine uygun gördüğü ölçüde yetkilerini devredebilir. Yükseköğretim kurumunda görevlendirilecek yöneticiler ve öğretim elemanları ile diğer personelin sözleşmelerini yapar. Atamalarını ve görevden alınmalarını onaylar. Yükseköğretim kurumunun bütçesini onaylar ve uygulamaları izler. Ayrıca vakıfça hazırlanan yönetmelik hükümlerine göre diğer görevleri yürütür. Mütevelli heyetin toplantı nisabı ve karar alınması ile ilgili hususlarda bu Kanun’un 61’inci maddesi hükmü uygulanır.”kuralına.

Aynı Yasadaki Ek Madde 8’de ise, “(Ek madde: 17/08/1983-2880/32 md.)

Vakıfça kurulacak yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar, Devlet yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar gibi düzenlenir ve onların görevlerini yerine getirir. Öğretim elemanlarının nitelikleri Devlet yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının niteliklerinin aynıdır. Devlet Yükseköğretim kurumlarında çalışmaları yasaklanmış veya disiplin yoluyla bu kurumlardan çıkarılmış kişiler, vakıf yükseköğretim kurumlarında görev alamazlar.” kuralına yer verilmiştir.

Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “Öğretim elemanları” başlıklı 23. maddesinde ise,

“Öğretim elemanlarının seçimi, değerlendirilmesi, seçilenlerin uygun görülen akademik unvanlarla görevlendirilmeleri ve yükseltilmeleri yürürlükteki kanun ve yönetmelik hükümlerine uyularak vakıf yükseköğretim kurumunun yetkili akademik organlarınca yapılır. Öğretim elemanlarının atamalarında, devlet yükseköğretim kurumlarındaki atamalarda aranan şartlara ilaveten vakıf yükseköğretim kurumunun akademik yönden gerekli gördüğü şartlar da aranabilir. Vakıf meslek yüksekokullarında özellikle uygulamalı derslerde görevlendirilecek öğretim elemanlarının atanmasında çalışma deneyimine sahip olması gözetilir.  Vakıf yükseköğretim kurumlarında görev alacak olan akademik ve idari personelin çalışma esasları 2547 sayılı Kanunda devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabidir. Bu personelin aylık ve diğer özlük hakları bakımından ise 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır.” kuralı yer almıştır.

Vakıf Üniversiteleri, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu”nun Ek 43. maddesi ile vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlere tabi olmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip olarak kurulmuştur.

İdari rejime dayalı olarak düzenlenmiş bulunan Türkiye’nin idari yapısında, kamu tüzel kişiliği idari yargının görev alanının belirlenmesinde kullanılan ölçütlerden birisidir. Kamu tüzel kişilerinin kuruluş amacı kamu yararı, faaliyet konuları ise kamu hizmetidir. Bu bağlamda, Kamu Tüzel Kişileri, özel hukuk tüzel kişilerine nazaran üstün ve ayrıcalıklı kamu gücüne sahiptirler ve tek taraflı işlemlerle yeni hukuki durum yaratabilirler. Bu nedenle de personeli kamu hukukuna tabidir.

Kanunla kurulma ve kamu tüzel kişiliğine sahip olmanın yanı sıra. Devlet Üniversitelerinde olduğu gibi Vakıf Üniversitelerinin de Anayasal güvence altına alınmış olan. “Bilimsel Özerkliğe sahip olmaları” bir diğer ayrıcalığıdır. Üniversitelerde bilimsel özerklik ilkesi benimsenirken güdülen amaç, yükseköğretimin çeşitli siyasal çevre ve baskı grupları ile düşünce kümelerinin etkisinin dışında tutarak. Bilimsel amaç, hedefler ve gereksinimlerine bağlı olmalarını sağlamaktır. Bu nedenle de, bilimsel faaliyetin asli unsurları olan yükseköğretim elemanlarının, görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri gibi özlük haklarının kanunla düzenleneceği konusu, anayasal teminat altına alınmıştır.

Vakıf Üniversitesinin, sürekli ve düzenli nitelikteki kamu hizmetinde çalıştırdığı öğretim elemanın; statüsü, göreve alınması, hak ve yetkileri gözetildiğinde. İdare Hukuku kapsamında bir kamu personeli olduğu açıktır. Bununla birlikte, öğretim elemanın sözleşmesinin feshine ilişkin üniversite işleminin idare hukuku anlamında bir idari işlem olduğunda kuşku bulunmamakla birlikte. bu idari işlemden kaynaklanan tazmin isteminin. (taraflar arasındaki ihbar ve kötüniyet tazminatı alacağına ilişkin olan davanın,) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. Maddesinin b fıkrasında belirtilen; ‘’İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları‘’ kapsamında idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir(29.12.2014 gün ve 2014 / 1053 E, 2014/1105 K, Aynı yönde 5.11.2012 gün ve … E.,  2012/234 K., 05.11.2012 gün ve 2012/190 E. ,  2012/235 K., 24.12.2012 gün ve 2012/273 E.  ,  2012/289 K.).

Aynı doğrultuda Danıştay’ın da idari yargının görevli olduğuna dair kararları da mevcuttur. 

Danıştay 8. Dairesi, vakıf üniversitesi çalışanı akademisyenin iş sözleşmesinin feshinin iptali talebiyle açılan davada verilen görevsizlik kararının temyiz incelemesinde. davalı vakıf üniversitesinin kamu gücüne sahip ve kamu hizmeti gören kamu tüzel kişisi olduğunu.  çalışanların kamu personeli sayılacağını belirterek “davalı vakıf üniversitesinin. kamu hizmeti görmek amacıyla, davacı öğretim üyesi ile aralarında yaptığı sözleşme, kamu hukukuna tabi idari hizmet sözleşmesi niteliğindedir.” hükmüne varmıştır. (Danıştay 8.Dairesi’nin ilgili 2002/5557E. 2003/561K. sayılı ve 04.2.2003 tarihli kararı). 

8. Daire, bir başka davada, vakıf üniversitesindeki görevine son verilen bir akademisyenin bu işlemin ve Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin. 23. maddesinin son cümlesindeki “özlük hakları” ibaresinin iptali ve özlük ve diğer haklarının kendisine. Ödenmesi talebiyle ilgili vermiş olduğu yürütmenin durdurulması kararında. Vakıf yükseköğretim kurumlarında sözleşme ile görev yapan öğretim üyelerinin “öğretim elemanlarının seçimi, değerlendirilmesi, akademik unvan verilmesi ve akademik yükselme” dışındaki “çalışma süresi, çalışma saatleri, tatil günleri, fazla mesai ücretleri, izin, ücret, prim, sosyal haklar, sosyal güvenlik gibi ve benzeri”. tüm çalışma koşullarının İş Kanunu’na göre düzenlendiğini belirtmiş; bu gerekçeyle, iptali istenen yönetmelikte üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığına hükmetmiştir. Mahkeme, ayrıca, akademik personelin sözleşmesinin yenilenip yenilenmemesi konusunda idarenin takdir yetkisinin sınırsız olmadığını, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olduğunu da belirtmiştir. Davada ileri sürülen görevsizlik itirazında da üniversite ile öğretim üyesi arasındaki sözleşmenin. idari hizmet sözleşmesi olduğu belirtilerek 27.01.2009 tarihinde görevsizlik itirazı reddedilmiştir(Danıştay 8.Dairesi’nin ilgili 2002/5557E. 2003/561K. sayılı ve 04.2.2003 tarihli kararı).

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 8. Dairenin vermiş olduğu yürütmenin durdurulması kararına karşı yapılan itiraz başvurusunun incelemesinde,

Anayasa’nın 130. maddesine ve 2547 sayılı Kanun’un vakıf üniversitelerine ilişkin hükümlerine atıf yaparak, “(…) vakıflar tarafından kurulan yüksek öğretim kurumlarında görev yapan öğretim elemanlarının statülerinin belirlenmesi için devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumlarının incelenmesi gerekmektedir. Çünkü, “mali ve idari konular” dışındaki akademik çalışmalar ve öğretim elemanlarının sağlanması yönlerinden. devlet eliyle kurulan yüksek öğretim kurumlarını bağlayan. Anayasa hükümlerinin vakıflar tarafından kurulan yüksek öğretim kurumlarını da bağlayacağı açıktır.” Saptamasında bulunmuştur. İdari Dava Daireleri Kurulu’na göre. devlet ve vakıf üniversitelerindeki akademik personel mesleki güvenceleri yönünden İdare Hukukuna tabidir ve Anayasa’nın 130. maddesinde vakıf yükseköğretim kurumlarının mali ve idari konular yönünden farklı hükümlere tabi kılınması. Buralarda çalışan akademisyenlerin mesleki güvenceden yoksun kılınmasına neden olmaz; Anayasa koyucunun vakıf üniversitesi ve devlet üniversitesi arasında mesleki güvenceler bakımından bir ayrım amaçladığı düşünülemeyeceğinden. vakıf üniversitelerindeki akademik personelin mesleki güvenceleri yönünden özel hukuk hükümlerine tabi olmaları Anayasa’ya aykırı olacaktır(Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun ilgili 2010/5E. sayılı ve 12.3.2010 tarihli kararı).

Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır.

İş mahkemelerinin görev alanını hakim, tarafların iddia ve savunmalarına göre değil, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesini esas alarak belirleyecektir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, işçinin İş Kanunu kapsamında kalmaması halinde iş mahkemesine açılan davada, davanın esastan reddi usule aykırıdır. Dava dilekçesinin görev nedeni ile reddi ve adli yargı görevli ise davanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

İdari Yargının görevli olması “dava dilekçesinin yargı yolu yanlışlığı nedeni ile reddine” karar verilmesi gerekir. İdari Yargı görevli ise gönderme kararı verilemez.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

Yukarıdaki ilke ve açıklamalar dikkate alındığında; taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri idari yargı olup, Mahkemece “dava dilekçesinin yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden reddine” karar verilmesi gerekirken uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.

H) Hüküm:

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1. İlk derece mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi’nin temyiz edilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. Davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden REDDİNE,

3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

4. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 578,00 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,

5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.725,00 TL. ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26/02/2019 tarihinde oy birliği ile karar kesin olarak verildi.

Disiplin Cezasında Tekerrür

Disiplin Cezasında Tekerrür

Bu yazımızda, disiplin cezasında tekerrür uygulaması, disiplin cezasının tekerrürü nedir, disiplin suçunda tekerrür uygulaması nasıl yapılır gibi sorulara cevap bulmaya çalışacağız.

Disiplin Cezasında Tekerrür Nedir?

Tekerrür sözlük anlamı olarak tekrarlanma anlamına gelir. Disipin cezasında tekerrür ise, disiplin suçunun tekrarlanması anlamına gelir ve kanun koyucu tarafından tekrarlanan disiplin fiili için ayrı bir düzenleme yapılmıştır.

Disiplin hukukunda tekerrür düzenlemesinin amacı kamu görevlisinin uslandırılmasıdır. Nitekim disiplin suçunda tekerrür uygulaması memurun uslanmadığını, verilen cezanın caydırıcı olmadığını göstermektedir. Bu nedenle cezanın belli oranlarda artırılması öngörülmüştür.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesine göre;

Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların özlük dosyasından silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır. Aynı derecede cezayı gerektiren fakat ayrı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulamasında bir derece ağır ceza verilir.

Görüldüğü üzere disiplin suçunda tekerrür uygulaması için cezaların özlük dosyasından çıkarılmasına ilişkin süre içinde aynı fiill veya halin tekrarı gereklidir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 133. maddesinde ise disiplin cezalarının özlük dosyalarından silinme süresi düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre;

Devlet memurluğundan çıkarma cezasından başka bir disiplin cezasına çarptırılmış olan memur uyarma ve kınama cezalarının uygulanmasından 5 sene. diğer cezaların uygulanmasından 10 sene sonra atamaya yetkili amire başvurarak, verilmiş olan cezalarının özlük dosyasından silinmesini isteyebilir

 

Disiplin Suçunda Tekerrür Uygulaması

Buna göre, örneğin göreve geç kalan ve bu nedenle uyarma cezası alan bir memur. cezanın silinme süresi olan 5 yıl içinde göreve tekrar geç kalması halinde tekerrür nedeniyle kınama cezası verilecektir. Ancak sonradan işlenen suç farklı bir fiil ise tekerrür söz konusu olamaz. Bu durumda sadece bu suçun karlılığı olan ceza verilir.

Danıştay kararları göre; disiplin cezası af nedeniyle ortadan kalksa bile disiplin cezasında tekerrür değerlendirilir.

Aynı miktarda cezayı gerektiren, ancak işlenen fiil veya halin farklı olduğu suçların üçüncü defa işlenmesi halinde de ceza bir derece ağır olarak uygulanır. Örneğin, amirine veya maiyetindekilere karşı küçük düşürücü veya aşağılayıcı fiil ve hareketler yapmak fiili nedeniyle daha önce iki defa kademe ilerlemesinin durdurulması cezası alan memura.10 yıl içinde “ticaret yapmak veya Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak” fiili nedeniyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezası erilmesi durumu söz konusu olursa, bu cezanın bir derece ağırı olan devlet memurluğundan çıkarma cezası verilir.

Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan,  memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan okuyabilirsiniz. 

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

devlet memurluğundan çıkarma cezası

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Nedir?

Devlet memurluğundan çıkarılma, bir daha devlet memuru olamayacak şekilde memurluktan çıkarılmaktır. Disiplin cezaları içinde en ağır disiplin cezası olan devlet memurluğundan çıkarma cezası verilebilecek haller 657 sayılı Kanun‘un 125/E maddesinde düzenlenmiştir. Kanunun 125/E maddesinde sayılan fiiller dışında tekerrür nedeniyle memuriyetten çıkarma cezası verilebilmesi de mümkündür.

Süreç en basit haliyle şu şekilde özetlenebilir; disiplin amiri tarafından devlet memurluğundan çıkarma cezası yönündeki teklifinin yüksek disiplin kuruluna iletilmesi üzerine, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu kararı ile memuriyetten çıkarma cezası verilir. Hakkında memurluktan çıkarma cezası istenen memur, soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, disiplin kurulunda sözlü veya yazılı savunma vermeye, ya da teklif edilen disiplin cezasına karşı avukatı vasıtasıyla savunma yapma hakkına sahiptir.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Nedenleri Nelerdir?

Devlet memurluğundan çıkarma cezası gerektiren fiil ve haller 657 sayılı Kanun‘un 125/E maddesinde düzenlenmiştir.Buna göre;

  1. İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,
  2. Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,
  3. Siyasi partiye girmek,
  4. Özürsüz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,
  5. Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,
  6. Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak,
  7. Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,
  8. Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,
  9. Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,
  10. Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,
  11. 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.
  12. Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak hallerinden memuriyetten çıkarma cezası verilebilir.

Tekerrür Nedeniyle Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası

Kanunun 125/E maddesinde sayılan bu haller dışında tekerrür halinde de devlet memurluğundan çıkarma cezası verilebilir. Zira 657 sayılı Kanun‘un 125. maddesinin 2. fıkrasına göre; “Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların özlük dosyasından silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır. Aynı derecede cezayı gerektiren fakat ayrı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulamasında bir derece ağır ceza verilir.” 

Dolayısıyla örneğin kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren bir fiilin üçüncü defa işlenmesi halinde de tekerrür nedeniyle devlet memurluğundan çıkarma cezası verilebilir. Ve ancak şu hususa dikkat etmek gerekir ki; Danıştay kararlarıyla istikrar kazandığı üzere, tekerrür hükümlerinin amacı ıslah olmayan personelin cezalandırılmasıdır. Kanunda cezaların tekerrüründen değil, disiplin cezalarının verilmesine sebep olmuş bir “fiil veya halin” tekerrürü halinden bahsedilmiştir. Dolayısıyla tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için fiil tarihlerinin belirgin olması ayrıca önceki disiplin cezalarının da kesinleşmiş olması gerekir kanaatindeyiz.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Kim Tarafından Verilir?

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 126. maddesinde; uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarının disiplin amirleri tarafından, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının, memurun bağlı olduğu kurumdaki disiplin kurulunun kararı alındıktan sonra, atamaya yetkili amirler, il disiplin kurullarının kararına dayanan hallerde valiler tarafından verileceği, Devlet memurluğundan çıkarma cezasının ise, amirlerin bu yoldaki isteği üzerine, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu kararı ile verileceği hüküm altına alınmıştır.

Bu doğrultuda, memurlara devlet memurluğundan çıkarma cezası verilebilmesi için amirlerin bu yönde isteğinin olmasının işlemin ön şartı niteliğindedir. Ancak ceza disiplin amiri tarafından değil bağlı bulunulan kurumun yüksek disiplin kurulu tarafından verilir. Yüksek disiplin kurulu memurun bağlı olduğu kuruma göre değişir, örneğin üniversite öğretim görevlileri için memuriyetten çıkarma cezası YÖK (Yükseköğretim Kurulu) Yüksek Disiplin Kurulu tarafından verilecektir.

Yüksek disiplin kurulları kendilerine intikal eden dosyaların incelenmesinde, gerekli gördükleri takdirde, ilgilinin özlük dosyasını ve her nevi evrakı incelemeye, ilgili kurumlardan bilgi almaya, yeminli tanık ve bilirkişi dinlemeye veya niyabeten dinletmeye, mahallen keşif yapmaya veya yaptırmaya yetkilidirler.

Memurluktan çıkarma cezası istenen memur, soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, disiplin kurulunda sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma yapma hakkına sahiptir. Dolayısıyla Yüksek Disiplin Kurulu karşısında yapılacak bu savunmada tanık dinletilebilir. Ayrıca bu savunmada da avukat ile temsil mümkündür.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasına İtiraz ve İptal Davası

Devlet memurluğundan çıkarma cezası için itiraz yolu yoktur. Dolayısıyla ceza verilmesi halinde, kararın memura tebliğ edilmesinden itibaren 60 günlük dava açma süresi içinde iptal davası açılmalıdır. Açılacak davada yürütmenin durdurulması istenebilir. Ancak dava açarak memurluktan çıkarma cezasının iptali sağlabilir. İdari işlemin iptali davası ile ilgili ayrıntılı bilgi için makalemizi buradan okuyabilirsiniz.

Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan,  memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan okuyabilirsiniz. 

Devlet memurluğundan çıkarma cezasının ağır ve telafisi imkansız sonuçlar doğurması nedeniyle, gerek yüksek disiplin kurulunda yapılacak savunmada gerekse açılacak iptal davasında bir avukat ile temsil en önemli tavsiyemizdir. İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

İptal Davası Dilekçe Örneği

İptal Davası Dilekçe Örneği

İptal davası dilekçe örneği konusundan önce kısaca iptal davası nedir sorusuna cevap vermeyi faydalı buluyoruz. İdari işlemin iptali davası, idare hukukunda, idari işlemin yetki, sebep, konu ve maksat yönlerinden birisi nedeniyle hukuka aykırı olması nedeniyle açılan davalardır. İptal davasıancak ve ancak idari işlem dolayısıyla menfaati ihlal edilen kişi tarafından açılabilir.İptal davasıile idari işlem ve kararların hukuka uygun olup olmadığının denetimi sağlanmaktadır. Dava sonunda hukuka aykırı olduğu tespit edilen idari işlemin iptali kararı verilmesi ile idari işlem yapıldığı andan itibaren hükümsüz hale gelmektedir.

İptal Davası Dava Dilekçesi

İptal davası görevli ve yetkili mahkemeye verilecek dava dilekçesi ile açılır. Yazılan dilekçenin İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3. ve 5. maddesine uygun nitelikte olmalıdır. Aksi halde dava dilekçesi ön şartlar yönünden reddedilir ve dilekçe ret kararı verilir. Dilekçe red kararı üzerine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde dava dilekçesinde bulunan eksiklikler düzeltilerek yeniden yargı yerine başvurulabilir.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

İptal davasının incelendiği makalemize buradan, Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan, Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan,  memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan okuyabilirsiniz. İptal davası dilekçe örneği şu şekildedir:

İPTAL DAVASI DİLEKÇE ÖRNEĞİ

DİSİPLİN CEZASI İPTAL DAVASI DİLEKÇE ÖRNEĞİ

………….. İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

Yürütmenin Durdurulması Talebi Vardır.

DAVACI: ……….. (Ad soyad, TC Kimlik Numarası ve adresi)

DAVALI: ……….. Üniversitesi Rektörlüğü – Adres

KONU: ……….. Üniversitesi ……….. Dekanlığı’nın …/…/20.. tarih ve ……….. sayılı 1/30 oranında aylıktan kesme cezası işleminin YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASI ve İPTALİ istemidir.

İDARİ İŞLEMİN TEBLİĞ TARİHİ: ………..

OLAYLAR:

  1. ……….. nedeniyle davalı ……….. Üniversitesi ……….. Dekanlığı’nca yapılan soruşturma sonucunda dava konusu …/…/20… tarih ve ……….. sayılı 1/30 oranında aylıktan kesme cezası verilmiştir. Verilen ceza ………………… nedenleriyle haksız ve Yönetmeliğe aykırıdır.
  2. …/…/20… tarihli dilekçe ile cezanın kaldırılması için davalı Üniversite Rektörlüğü’ne itirazda bulunmama rağmen bu itirazım kabul görmemiştir.
  3. …………. nedenleriyle iş bu davanın açılması zarureti hasıl olmuştur.

HUKUKİ SEBEPLER: İYUK, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği, sair mevzuat.

HUKUKİ DELİLLER:  Soruşturma dosyası, sicil dosyası, yazışmalar, bilirkişi incelemesi ve her türlü yasal delil.

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda açıklanan ve Sayın Mahkemenizce resen gözetilecek nedenlerle, davalı idarenin ../…/20.. tarih ve ……….. sayılı disiplin cezası verilmesine ilişkin işleminin öncelikle YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASINA ve sonuç olarak İPTALİNE, yargılama giderlerinin davalı kuruma yükletilmesine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim.

…/…/20…

Davacı (ad soyad, imza)

 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Disiplin Cezasına İtiraz Dilekçesi Örneği

Disiplin Cezasına İtiraz Dilekçesi Örneği

Disiplin cezasına itiraz dilekçesi örneği konusundan önce kısaca şu hatırlatmayı yapmakta yarar görüyoruz.  Disiplin cezasına itiraz disiplin cezası veren amirin üstünde başka bir üst makam varsa, idari başvuru yani idari itiraz kural olarak bu makama yapılır.  Disiplin cezasına itiraz 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 135. maddesinde düzenlenmiştir.  Buna göre; Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz edilebilir. Disiplin cezasında itiraz süresi kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren yedi gündür. 

Disiplin cezasına itiraz süresi çok önemlidir. Zira süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir.  Bu nedenle disiplin cezası itirazı süresinde yapılmalıdır. Aksi halde telafisi imkansız hak kayıpları ortaya çıkabilecektir.

Süresinde idari başvuru yoluna gidilmemesi veya idari başvuru yoluna gidilmesine rağmen davanın 60 günlük süresi içinde açılmaması halinde disiplin cezası iptal davası reddedilecektir. İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan,  memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan okuyabilirsiniz. Disiplin cezasına itiraz dilekçesi örneği şu şekildedir:

DİSİPLİN CEZASINA İTİRAZ DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ

 

…………… ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ’NE

…/…/20…

……… Fakültesi Dekanlığı’nın …/…/20… tarih ve ……. sayılı yazısı ile …….. eyleminde bulunduğum gerekçesiyle tarafıma Disiplin Yönetmeliğinin …. maddesi gereğince 1/30 oranında aylıktan esme cezası verildiğini …/…/20… tarihinde öğrenmiş bulunuyorum.

Suçum olmadığı/suçu işleyenin başkası olduğu/suçu işlediğime dair delil bulunmadığı/eylemin disiplin suç teşkil etmediği (buraya hangi sebep uyuyorsa o itiraz sebebi ve varsa diğer sebepler yazılabilir) halde tarafıma ceza verilmiştir. Savunmamda belirttiğim üzere tüm bu hususlar dikkate alınmamıştır. Bu nedenle hakkımda verilen disiplin cezasına itiraz ediyorum.

Tarafıma usul ve esasa aykırı biçimde verilen disiplin cezasının kaldırılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

İtiraz Eden  ………………..

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

TAM YARGI DAVASI

Tam Yargı Davası Nedir?

Tam yargı davası, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılan davalardır. İdari işlemin iptali davası ile idari işlemdeki herhangi bir unsurdaki hukuka aykırılık nedeniyle işlem iptal edilirken, tam yargı davasında idarenin bir işlemi, eylemi veya eylemsizliği nedeniyle ortaya çıkan zararın giderilmesi istenmektedir. Bu makalemizde, tam yargı davası, tam yargı davası nedir, tam yargı davası nerede açılır, tam yargı davasını kim açar, tam yargı davası kime karşı açılır, dava açma süresi, tam yargı davası manevi tazminat gibi konu başlıkları üzerinde durulacaktır.

Tam Yargı Davası Nedir?

Tam yargı davası idari işlem veya eylem sebebiyle kişisel bir hakkı ihlal edilen kişi tarafından, ortaya çıkan bu zararın giderilmesi istemiyle idareye karşı açılabilecek bir davadır. Tam yargı davasında, tazminat davası, istirdat davası veya vergi davası şeklinde ortaya çıkabilir. Tam yargı davası manevi tazminat da talep edilebilmesi mümkündür. Bir idari işlem ile kişi maddi ya da manevi bir zarara uğruyorsa tam yargı davası manevi tazminat veya maddi tazminat amaçlı da açılabilir. Bu şekilde idareden manevi tazminat veya maddi tazminat istenebilir. Tam yargı davaları, idarenin idari işlemleri, idari eylemleri veya idari sözleşmeler nedeniyle açılabilir.

Tam Yargı Davası Nerede Açılır?

Tam yargı davalarında genel görevli yargı yeri idare mahkemeleridir. Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Vergi Mahkemeleri ise tam yargı davaları için özel görevli mahkemelerdir. 

Tam Yargı Davasını Kim Açabilir? 

Tam yargı davasında davacı menfaati ihlal edilendir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesine göre; idari eylem ve işlemlerde dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar (ihlal edilenler) tarafından açılabilir.

Tam Yargı Davası Kime Karşı Açılır?

Tam yargı davasında davalı daima idaredir. İdari işlem ve eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenler, tam yargı davasını bu hak ihlaline neden olan idareye karşı açar. İdari sözleşmeler nedeniyle açılan tam yargı davasında gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri de davalı olabilirler. Tam yargı davasında davalının yanlış gösterilmesi halinde mahkeme bu hayatı kendiliğinden düzeltir. 

Tam Yargı Davasında Dava Açma Süresi

İdari işlemler nedeniyle tam yargı davasında dava açma süresi aksine bir hüküm olmadıkça altmış gündür. Bir idari işleme karşı iptal ve tam yargı davasıyla birlikte açılacak ise, bu davanın idari işlemin tebiğini izleyen günden itibaren altmış gün içinde açılmalıdır. Bir idari işlem hakkında önce iptal davası, daha sonra tam yargı davasını açılabilir. Bu durumda açılacak olan tam yargı davasının iptal davasının karara bağlanması üzerine. verilen kararın tebliğini izleyen 60 gün içinde açılması gerekir. İdari işlemin uygulanması nedeniyle tam yargı davası açılacaksa, davanın işlemin uygulanmasını izleyen altmış gün içinde açılması gerekir.

İdari eylemler nedeniyle tam yargı davası ise, bu hakkın yerine getirilmesine ilişkin idareye yapılan başvurunun idarece reddine ilişkin işlemin tebliğini izleyen altmış gün içinde açılması gerekir.

İdari sözleşmeler nedeniyle tam yargı davası, idari sözleşmenin uygulanması ile ilgili uyuşmazlıklarda dava açma süresi talebe verilen cevabın tebliğini izleyen altmış gün içinde açılmalıdır.

Tam Yargı Davası Dava Dilekçesi

Tam yargı davasında görevli ve yetkili mahkemeye verilecek dava dilekçesi ile açılır. Yazılan dilekçenin tıpkı iptal davasındaki gibi İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3. ve 5. maddesine uygun nitelikte olmalıdır. Aksi halde dava dilekçesi ön şartlar yönünden reddedilir ve dilekçe ret kararı verilir. Dilekçe ret kararı üzerine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde dava dilekçesinde bulunan eksiklikler düzeltilerek yeniden yargı yerine başvurulabilir.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

idare mahkemesi kararının uygulanmaması

İdare Mahkemesi İptal Kararının Uygulanmaması

Bilindiği üzere açılan iptal davası sonucunda hukuka aykırı olduğu tespit edilen idari işlemin iptali kararı verilmesi ile idari işlem yapıldığı andan itibaren hükümsüz hale gelmektedir. İdare, mahkeme tarafından verilen iptal kararının uygulamak zorundadır.  İdare mahkemesi işlemin iptal kararının uygulanması  hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. İdare mahkemesi kararının uygulanmamasıİdari işlemin iptaline ilişkin mahkeme kararının uygulanmaması maddi ve manevi tazminat davası açılabilmesi mümkündür. Bu makalemizde, idari yargıda iptal kararlarının sonuçları ve uygulanması hususu ele alınacaktır.

İdarenin İptal ve Yürütmenin Durdurulması Kararlarını Uygulama Zorunluluğu

Anayasamızın 138. maddesinin son fıkrasına göre;

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. 

İdari işlem hakkında idare mahkemesi tarafından iptal kararı verilmesi ile birlikte; idari işlem geriye yürür biçimde ortadan kalkar ve hukuka aykırı işlemin yapılmasından önceki hale geri dönülür. Bu anlamda iptal edilen işlemin uygulanabilirliği son bulur ve işlemin yapılmasından önceki hukuki durum yürürlük kazanır. Ancak bazı hallerde idarenin iptal kararını yerine getirebilmesi için iptal edilen işlemin tersine bir işlem yapması veya iptal ile ilgili olanların hukuki durumlarında değişiklik yapması gerekebilir. İşte bu durumda idare mahkeme tarafından verilen iptal kararını gecikmeksizin, gereği gibi, eksiksiz biçimde uygulamak zorundadır.

İptal Kararının Uygulanmamasından Doğan Sorumluluk

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun  28. maddesinin 1. fıkrasına göre; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.

Yukarıda da arz ettiğimiz üzere idarenin iptal kararını uygulaması hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Bu durumda İdari Yargılama Usulü Kanununa göre; idare, iptal kararının kendisine tebliğinden itibaren 30 gün içinde iptal kararının gerektirdiği şekilde işlem tesis etmeye mecburdur. İptal ya da yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanmaması, bu kararların hiç uygulanmaması şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, gereği gibi uygulanmaması veya geç uygulanması şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda idarenin ağır hizmet kusurunun söz konusu olacağı kabul edilmektedir. 

İdare Mahkemesi Kararının Uygulanmaması

Maddi ve Manevi Tazminat Davası

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun  28. maddesinin 3. fıkrasına göre; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.

İdarenin iptal kararını uygulamaması hali ağır hizmet kusurudur. Görüldüğü üzere İYUK m.28/3 gereği idare mahkemesi kararının uygulanmaması halinde maddi ve manevi tazminat talep edilebilir. Bu durumda mağdur olan ilgili, maddi ve manevi zararları açısından, idareye karşı idari yargıda tazminat davası açılabilir. Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir. Dolayısıyla kamu görevlisine karşı adli yargıda tazminat davası açılabilmesi mümkün değildir.

İdare mahkemesi kararının uygulanmaması nedeniyle idareye karşı açılacak maddi ve manevi tazminat davası tam yargı davası şeklinde açılır. Dolayısıyla görevli yargı yeri idare mahkemesidir.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

İdari işlemin iptali davası ile ilgili makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

İdari İşlemin İptali Davası

İdari İşlemin İptali Davası

İdari işlemin iptali davası, idare hukukunda, idari işlemin yetki, sebep, konu ve maksat yönlerinden birisi nedeniyle hukuka aykırı olması nedeniyle açılan davalardır. İptal davası ancak ve ancak idari işlem dolayısıyla menfaati ihlal edilen kişi tarafından açılabilir. İptal davası ile idari işlem ve kararların hukuka uygun olup olmadığının denetimi sağlanmaktadır. Dava sonunda hukuka aykırı olduğu tespit edilen idari işlemin iptali kararı verilmesi ile idari işlem yapıldığı andan itibaren hükümsüz hale gelmektedir.

İptal Davası Nerede Açılır?

İptal davası, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesinde açılır.

İdari İşlemin İptali Davasında Görevli Mahkeme Neresidir?

İdari işlemin iptal davası görevli mahkeme idare mahkemeleridir. İptal davaları idare mahkemelerinin yanı sıra, Danıştay, vergi mahkemesi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde de açılabilir.

İdari davanın görevsiz yargı yerinde açılması halinde; çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.

İdari İşlemin İptali Davasında Yetkili Mahkeme Neresidir?

İdari işlemin iptal davası yetkili mahkeme; yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması halinde, yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.

İptal Davasını Kim Açabilir? 

İdari işlemin iptali davasında davacı menfaati ihlal edilendir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a maddesine göreİdarî işlemler hakkında iptal davası yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılabilir. Maddeye göre, iptal davasında davacı olabilmek için “hak ihlali” yerine “menfaat ihlali” gerekli ve yeterli görülmüştür. Kısacası iptal davasını açabilmek için davacının dava konusu işlem nedeniyle menfaatinin ihlal edilmiş olması yeterlidir.

Menfaatin ihlal edilmiş olması ise, dava konusu işlemin davacıyı etkilemiş olmasıdır. Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına göre iptal davalarında davacının ihlal edilen meşru menfaatinin, kişisel, güncel, meşru nitelikte olması gerekir. Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisinin varlığı, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, bir ilişkisinin bulunduğunun anlaşılması, dava açma ehliyeti için yeterli sayılmaktadır.

Kamu görevlileri ancak kendilerini ilgilendiren idari işlem ve kararlara karşı iptal davası açabilirler. Kamu görevlilerinin bir başkası hakkında alınmış idari karar veya yapılan idari işlem ile ilgili iptal davası açılabilmesi esasen mümkün değildir. Ancak söz konusu karar veya idari işlem davacının kendi durumumu olumsuz yönde etkiliyor ise bir başkası hakkında yapılan işleme karşı da iptal davası açılabilir.

İptal Davası Kime Karşı Açılır?

İptal davalarında davalı iptali istenen kararı alan, işlemi yapan veya alınan kararı yürüten idareye karşı açılır. İptal davalarında davalı her zaman idaredir. İdari işlemler kamu görevlileri tarafından ihdas ediliyor olsa da, iptal davası kamu görevlisinin şahsına değil, idareye karşı açılır.

İptal Davasında Dava Açma Süresi

İptal davası süresi içinde açılmalıdır, aksi halde iptal davasının süresi içinde açılmaması halinde dava ön şartlar gerçekleşmediğinden esasa girilmeksizin reddedilir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesine göre; idari işlemlerin iptali davasında dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. Bu süreler; idari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, tarihi izleyen günden itibaren başlar.

İptal Davası Dava Dilekçesi

İptal davası görevli ve yetkili mahkemeye verilecek dava dilekçesi ile açılır. Yazılan dilekçenin İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3. ve 5. maddesine uygun nitelikte olmalıdır. Aksi halde dava dilekçesi ön şartlar yönünden reddedilir ve dilekçe ret kararı verilir. Dilekçe red kararı üzerine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde dava dilekçesinde bulunan eksiklikler düzeltilerek yeniden yargı yerine başvurulabilir.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.