Kategori: Genel

Belirli süreli iş sözleşmesinin belirsiz süreliye dönüşmesi halleri nelerdir, belirli süreli iş sözleşmesi belirsiz hale gelir mi, yargıtay adana iş avukatı

Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Belirsiz Süreliye Dönüşmesi

Bu makalemizde belirli süreli iş sözleşmesinin belirsiz süreliye dönüşmesi konusunu yargıtay kararları ve mevzuat doğrultusunda irdeleyeceğiz. Belirli süreli iş sözleşmesinin belirsiz süreli iş sözleşmesi haline gelmesi mümkündür. Ancak bu konuya girmeden önce belirli süreli iş sözleşmesi ile belirsiz süreli iş sözleşmesi nin tanımlarını ve aralarındaki farkları irdelemek gerekir.

Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Belirsiz Süreliye Dönüşmesi Mümkün Müdür?

Kanunumuza göre belirli süreli iş sözleşmesi istisna bir haldir. Asıl olan işçi ve işveren arasındaki sözleşmenin belirsiz süre ile yapılmasıdır. Bu nedenle bir iş sözleşmesinin belirli süre ile yapıldığını iddia eden bu iddiasını ispat etmekle mükelleftir. Belirli süreli iş sözleşmesinden bahsedilebilmesi için, sözleşmenin süreye bağlanmış olması ve belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması için objektif nedenlerin bulunması gerekir. Belirli süreli iş sözleşmelerini ve belirli süreli iş sözleşmesi bulunması halinde kıdem tazminatı talep edilip edilemeyeceğini, işe iade davası açılıp açılamayacağı gibi hususlarını “Belirli Süreli İş Sözleşmesi Nedir?” başlıklı makalemizde ayrıntılı olarak irdelemiştir. Bu doğrultuda söz konusu şartları sağlamayan belirli süreli iş sözleşmesinin belirli süreliye dönüşmesi mümkündür.

Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Belirsiz Süreliye Dönüşmesi Halleri

  1. Bu doğrultuda bir sözleşmenin belirli süre ile sınırlandırılabilmesi için öncelikle objektif nedenin varlığı gerekir. İş Kanunu’nun 11. maddesine göre; Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir.” Dolayısıyla işin niteliği gereği belirli bir süre devam etmesi, belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması halleri objektif neden olarak sayılabilir. Dolayısıyla bu objektif nedenlerin yokluğu halinde belirli süreli iş sözleşmesi belirsiz süreli hale gelir.
  2. Yine objektif neden olsa bile, sözleşmenin akdedildiği tarihte, iş ilişkisinin sona ereceği tarih belli değil veya belirlenebilir de değil ise bu durumda belirli süreli iş sözleşmesinin belirsiz süreliye dönüşmesi söz konusu olur.
  3. Belirli süreli iş sözleşmesinin esaslı bir neden olmadıkça zincirleme şekilde yapılması halinde de belirli süreli iş sözleşmesinin belirsiz süreliye dönüşmesi söz konusu olur. Zira İş Kanunu’nun 11. Maddesinin 2. Fıkrasında Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste yapılamayacağı, aksi halde iş sözleşmesinin başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edileceği kurala bağlanmıştır.
  4. Bir diğer durum da, başta belirli süreli olarak yapılan iş sözleşmesinin devam ettirilmesi halidir. Bu durumda da belirli süreli iş sözleşmesinin belirsiz süreliye dönüşmesi hali söz konusudur. Nitekim Borçlar Kanunu’nun 430. Maddesi; “Belirli süreli sözleşme, süresinin bitiminden sonra örtülü olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. Ancak, esaslı bir sebebin varlığı hâlinde, üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi kurulabilir.” hükmüne amirdir.

Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Belirsiz Süreliye Dönüşmesi İle İlgili Yargıtay Kararları

Belirli süreli iş sözleşmesinin belirsiz süreliye dönüşmesi ile ilgili yargıtay kararları şu şekilde özetlenebilir.

BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİNİN BELİRSİZ SÜRELİ HALE GELMESİ, İŞE İADE DAVASINDA DAVA AÇMA SÜRESİ, BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ YAPMA KOŞULLARI

YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2009/10191, Karar Numarası:2009/33822, Karar Tarihi: 07.12.2009: Taraflar arasında, esaslı neden olmadan akdedilen belirli süreli sözleşme, belirsiz süreli sayılacağından, işveren, sürenin sona ermesiyle sözleşmenin sona erdiğini bildirdiğinde, işçi, sözleşmenin belirsiz süreliye dönüştüğünü, işverenin bildirim şartına uymadan iş sözleşmesini feshettiği gibi geçerli bir sebep gösterilmeden feshedildiğini ileri sürerek bir aylık hak düşürücü süre içerisinde dava açabilecektir. Bir aylık hak düşürücü sürenin başlangıcı işverenin belirli süreli sözleşmeli gibi kabul ederek sürenin geçmesiyle sözleşmenin sona erdiğini bildirdiği, belirsiz süreli sözleşmeye dönüştüğü için işverence bildirim süresine uyulmadan yapılan bir fesih anlamı kazanan bildirimin yapıldığı tarihtir.

BELİRLİ SÜRELİ BELİRSİZ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİNİN İŞİN NİTELİĞİNE GÖRE BELİRLENECEĞİ, BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ İÇİN OBJEKTİF KOŞULLARIN BULUNMASININ GEREKMESİ

YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2008/22539, Karar Numarası: 2010/7180 Karar Tarihi: 18.03.2010:  Somut olayda davacı 20.6.2002 tarihinden itibaren davalı işyerinde hemşire olarak çalışmaya başlamış olup, işe girdiği tarihte belirli süreli bir iş sözleşmesi yapılmamıştır. Çalışmaya devam ettiği sırada 1.12.2003 tarihinde bir yıllık belirli süreli sözleşme düzenlenmiş, bir yıllık çalışma süresi dolmadan davalı işyerinden ayrılmıştır. Dairemizce kabul edilen içtihatlar ve yukarı da belirtilen ilke kararımız doğrultusunda davacının niteliği ve yaptığı iş itibarıyla işyerinde halen çalıştığı sırada belirli süreli hizmet akdinin yapılmasını gerektiren objektif nedenler bulunmamaktadır.

BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİNİN BELİRSİZ SÜRELİ HALE GELMESİ, BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİNİN ZİNCİRLEME OLARAK YAPILMASI

YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2008/13492, Karar Numarası: 2010/3172, Karar Tarihi: 09.02.2010:  Mahkemece İzmir Veterinerler Odası tarafından belirlenen ücretin herhangi bir bağlayıcılığının bulunmadığından fark ücret talebini ve iş sözleşmesi yenilenmiş olsa bile bir yıllık belirli süreli sözleşme olma özelliğini taşıdığı, dolayısıyla ihbar tazminatı isteklerinin reddine, davacının iş akdinin ‘‘reorganizasyon neticesinde davacıya ihtiyaç kalmaması’‘ neden gösterilerek feshedildiği, bunun haklı bir fesih sebebi olmadığı gerekçesiyle kıdem tazminat isteminin kabulüne karar verilmiştir. Davacı tarafından iş sözleşmesi tek işverenle ilgili olduğundan belirli süreli iş sözleşmesi yenilenmekle belirsiz süreli iş sözleşmesine dönüşmüştür. Bu nedenle ihbar tazminatı talebinin kabulü gerekir iken reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

İşçilik alacakları hesaplamalarının alanında uzman avukatlar nezdinde yapılması ve açılması muhtemel davanın bir adana iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara KYOK İtiraz Dilekçesi örneği nedir, kyok itiraz dilekçesi nereye verilir, nasıl yazılır, takipsizlik kararına itiraz dilekçesi nedir

Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara (KYOK) İtiraz Dilekçesi

Bu makalemizde kovuşturmaya yer olmadığına dair karara (KYOK) itiraz dilekçesi örneğini paylaşacağız. KYOK itiraz dilekçesi, ilgili Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi üzerine, ilgili Sulh Ceza Hakimliği’ne verilir. Uygulamada takipsizlik kararına itiraz dilekçesi olarak da bilinen KYOK itiraz dilekçesi örneği makalemizin sonunda yer almaktadır.

KYOK İtiraz Dilekçesi Nedir?

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. maddesinin 1. fıkrasına göre; Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Yine Kanun’a göre; Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. Bu bağlamda kyok itiraz dilekçesi nereye verilir sorusunun cevabını Kanun vermiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz dilekçesi Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine hitaben yazılır. KYOK itiraz dilekçesi vermek için 15 günlük bir süre vardır, bu sürenin aşılması alinde KYOK itiraz dilekçesi verilemez, Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı kesinleşir.

Etkin bir soruşturma yapılmaması, talep edilen ve gereken delillerin tümünün toplanmaması KYOK itiraz dilekçesi ne konu edilebilir aykırılıklardır.  Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2015/5895 Esas, 2015/6460 Karar sayılı bir kararında eksik soruşturma sonucu kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmesi ve bu karara karşı yapılan itirazın reddedilmesi isabetsiz olduğuna karar vermiştir. Kararda özetle; “…S.’e ait cep telefonunun puk kodu ve güvenlik kodunun araştırılması, gerektiğinde ölenin yakınlarının tekrar beyanlarının alınması, yeterli teknik bilgi ve donanıma sahip olan başka bir kurumdan cep telefonunda yer alan kayıt ve bilgilerin temin edildikten sonra sonucuna göre kamu davası açılıp açılmayacağına karar verilmesi yerine, eksik soruşturma sonucu “kovuşturmaya yer olmadığına” ilişkin karar verilmesi ve bu karara karşı yapılan itirazın reddedilmesi isabetsizdir.” denilmiştir.

Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara (KYOK) İtiraz Dilekçesi

ADANA SULH CEZA HAKİMLİĞİ’NE
Gönderilmek Üzere
ADANA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

SORUŞTURMA NO : ………./………
KARAR NO : ………./………

KYOK KARARINA İTİRAZ EDEN : ……………………. (TC: …………………….)

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

ŞÜPHELİLER :
1. …………………….
2. …………………….

KONU : Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara (KYOK) İtiraz Dilekçesidir.

AÇIKLAMALARIMIZ

1. Somut olayda yaşananlar özetle; ……………………………………………………………………………………….

……………………………………………………………………………………………………………………………….

2. Müvekkilin alacağı olarak yatan parayı şüphelilere vermeye yanaşmaması üzerine …/…./….. tarihinde sabah saat …:…. de şüpheliler müvekkilin ikametine gelmişler, kelimenin tam anlamıyla baskın yapmışlardır. Şüpheliler ……………………. ve ……………………. müvekkilin evine girip kendisini ve eşini tehdit etmişlerdir. Bu konuya müvekkilin eşi ve ismini bildirdiğimiz komşuları ……………………. ve ……………………. şahittir. Bu sırada çıkan tartışma sırasında müvekkili zorla yanlarında getirdikleri araca bindirerek, şirketin ……………………….. adresine getirmiş, müvekkile baskı yapmışlar, müvekkili tehdite ve şantaja devam etmişlerdir. Şüpheli ……………………. Müvekkili tutarken diğer şüpheli ……………………. müvekkili darp etmiştir Bu sırada orada bulunanlar araya girmiş ve müvekkili şüphelilerin elinden kurtarmışlardır. Yaşananlar üzerine müvekkil şüphelilerden şikayetçi olmuş, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ……………../………………. sayılı dosyası ile soruşturma başlatılmıştır. Ve ancak Savcılık makamı tarafından haksız ve kanuna aykırı biçimde “….Olay anına dair herhangi bir kamera kaydı ve tanığın da bulunmadığı anlaşılmakla…” kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Bu nedenle söz konusu karara karşı itiraz etmek zorululuğumuz hasıl olmuştur.

3. 25/10/2018 TARİHLİ DİLEKÇEMİZ İLE GÖRGÜ TANIKLARI BİLDİRİLMİŞTİR. ANCAK BUNA RAĞMEN TANIKLARIMIZ DİNLENMEMİŞ, ÜSTÜNE ÜSTLÜK SOMUT OLAYDA TANIK BULUNMADIĞINDAN TAKİPSİZLİK KARARI VERİLMİŞTİR. Her ne kadar Adana CBS tarafından, olay anına dair herhangi bir kamera kaydı ve tanığın da bulunmadığı sebebiyle takipsizlik kararı verilmiş ise de, …./…./……. tarihli dilekçemiz ile müvekkilin şüpheliler tarafından evinden alarak yaka paça …… adresine götürüldüğüne dair SOMUT OLAYA müvekkilin KOMŞULARININ ve EŞİNİN TANIK OLDUĞU BİLDİRİLMİŞ, tanıkların isim soyisim ve adresleri bildirilmiştir. Bildirilen tanıklar ……………………., …………………….ve ……………………. dinlenmeden, somut olayda tanık bulunmadığı sebebiyle verilen takipsizlik kararı kanuna aykırıdır.

4. MÜVEKKİL OLAY GÜNÜ EVİNDEN ZORLA ALINIP GÖTÜRÜLMÜŞ OLUP, BU DURUM BAŞLI BAŞINA SUÇ NİTELİĞİNDEDİR. Müvekkilin evinden zorla alınarak götürülmesi tek başına suç konusudur. Ve görgü tanıkları mevcuttur. Kaldı ki delil toplamak, somut olaya ilişkin görgüsü bulunan kişileri tespit etmek Sayın Savcılığın görevi ve yetkisindedir. Olay mahali müvekkilin evinin önü olup, müvekkilin evine şüpheliler tarafından zorla girildiğine ve müvekkilin zorla alınıp götürüldüğüne mahalle sakinlerinin şahit olabileceği izahtan varestedir. Ancak Sayın Savcılık tarafından tanık bulunup bulunmadığına dair hiçbir araştırma yapılmaksızın takipsizlik kararı verilmesi başlı başına kanuna aykırı iken, bir de tarafımızca tanıkların bildirilmiş olmasına bu tanıklar dinlenmeden takipsizlik kararı verimiş olması kabul edilemez niteliktedir.

5. MÜVEKKİLİN DARP EDİLDİĞİ OLAY MAHALİ İŞLEK BİR CADDEDİR. BU HUSUSTA KAMERA GÖRÜNTÜLERİNİN ELDE EDİLMESİ NOKTASINDA YETERLİ ARAŞTIRMA YAPILMAMIŞTIR. Ayrıca müvekkil,. …………………….. adresine getirilmiş ve burada darp edilmiştir. Söz konusu adres ………..’nın en işlek caddelerinden birinde bulunmakta olup, burada bulunan mobese ve diğer çevre işyeri kamera görüntülerinin alınması halinde müvekkilin şüpheliler tarafından DARP EDİLDİĞİ ortaya çıkacaktır. Ve ancak Savcılık tarafından bu hususta gerekli araştırma yapılmamıştır.

SONUÇ OLARAK;
Olaya tek yönlü bakılmış, sadece yaralama suçu yönünden araştırma yapılmıştır.
Müvekkilin evinden zorla alınıp götürüldüğüne ilişkin beyanı değerlendirilmemiştir.
Müvekkilin evine zorla girildiğini, bu sırada tehdit ve hakarete uğradığına dair pek çok tanık mevcuttur. Tanıklar …../…../……… tarihli dilekçemiz ile bildirilmiş olmasına rağmen dinlenmemiştir.
Müvekkilin yaralandığı mahal ilimizin en işlek caddelerinden birinin üzerinde olup, etrafta pek çok mobese ve işyeri kamerası mevcuttur. Bu hususta yeterli araştırma yapılmamıştır.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen nedenler dahilinde, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …./…../…….. tarih ve ……./……. soruşturma ve ……./……. karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kaldırılmasına ve şüpheliler hakkında kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Şikayetçi Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Nüfus kaydının düzeltilmesi davası, deliller, babalık davası aile mahkemesi asliye hukuk DNA testi, tanık, nüfus kaydının anne açısından düzeltilmesi, adana avukat

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Nedir?

Nüfus kaydının düzeltilmesi davası Türk Medeni Kanunu’nun 39. maddesi uyarınca açılan davalardır. Nitekim Kanun’a göre; Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz. Bu nedenle nüfus kaydındaki değişiklerin dava yoluyla yapılması gerekir. Bu durumda nüfus kaydının düzeltilmesi davası açılabilir. Nüfus kaydının düzeltilmesi davası çocukların gerçek anne babası dışındaki kişilerin nüfusuna kaydedilmesi veya sicilde yapılan hata nedeniyle farklı kişilerin nüfusuna kaydedilmesi gibi hallerde karşımıza çıkmaktadır. Nüfus kaydının yanlış tutulması hem nüfus kaydı yanlış tutulan kişi hem de karşı tarafın mirasçıları bakımından önemli hak kayıplarına sebebiyet verebilmektedir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasını Kimler Açabilir?

Çocuğun anne ve/veya babası haricindeki kişilerin nüfus siciline kaydedilmesi halinde nüfus sicilinin düzeltilmesi davası, ilgili resmi dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları, nüfusa yanlış kaydedilen çocuk veya mirasçıları, biyolojik anne ve/veya baba veya bu kişilerin mirasçıları, nüfusta anne ve/veya baba olarak kayıtlı bulunan kişiler veya bunların mirasçıları tarafından açılabilir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Kime Karşı Açılır?

Davalı tarafında ise Nüfus Müdürlüğü, nüfusta anne ve/veya baba olarak kayıtlı bulunan kişiler ile onların mirasçıları, biyolojik anne ve/veya biyolojik baba veya onların mirasçıları, nüfusa yanlış kaydedilen çocuk veya mirasçıları olabilir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Hangi Mahkemede Açılır?

Nüfus kaydının düzeltilmesi davası nda davacının yerleşim yerinde bulunan asliye hukuk mahkemeleri yetkili ve görevlidir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasında Deliller

Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında deliller her türlü olabilir. Davada davacı iddiasını kanuna uygun olan her türlü delil ile ispat edebilir. Hastane doğumu olması halinde doğum raporu veya doğum protokol defterleri önemli bir delil aracıdır. Nüfus kaydının düzeltilmesi davası nda en çok başvurulan delillerden biri de tanıkların ifadesidir. Çocuğun gerçek anne babasının ortaya çıkarılması bakımından bu hususta bilgi sahibi olan tanıkların dinlenmesi davaya katkı sağlayacaktır. Nüfusuna kaydedilen anne-baba ile çocuk arasında afaki yaş farklarının bulunması hali de Yargıtay tarafından delil olarak ele alınmaktadır.Yine sıklıkla kullanılan delillerden biri de elbette DNA testidir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası ile İlgili Yargıtay Kararları

“…Maddi olayı açıklamak taraflara hukuki niteleme ise hakime ait olup somut olayda istem gerçeği yansıtmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin olduğundan ve Türk Medeni Yasası’nın 291. maddesinde belirtilen soybağının reddi ile bir ilgisi bulunmadığından, davacının mevcut nüfus kaydı sebebiyle mirasçılıktan kaynaklanan hakları zedeleneceğinden böyle bir davayı açmaya hakkı bulunmaktadır. Ancak eldeki davada miras hukukundan doğan hakları etkilenecek diğer mirasçıların tespit edilip davaya dahil edilmesi ile tarafların kabulleri ve tanık beyanları ile yetinilmeyip bu iddia ile ilgili olarak DNA testi yaptırılıp alınacak rapor da gözetilerek karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 2014/10730 E, 2014/15092 K)

“Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararında; davalı Beşir, evlilik dışı birliktelik yaşadığı kadından olan çocuğunu nüfusta resmi nikahlı eşi Bediha’nın üzerine kaydettirmiş, daha sonra taraflar boşanmış ve bir süre sonra da Bediha ölmüştür. Bediha’nın mirasçıları dava açarak nüfus sicilinin düzeltilmesini talep etmiştir. Yargıtay kararında; tarafların boşanma davasında müşterek çocuklarının bulunmadığına ilişkin beyanlarına, hastane doğum protokol defterinde çocuğun anne adının Yasime olarak yazılıp, üstünün çizilip Bediha isminin yazılmasını, çocuğun doğum tarihi itibariyle Bediha’nın 49 yaşında olmasını ve bu yaşta bir kadının doğum yapmasının pek varit görülmeyeceği yönündeki Adli Tıp Kurumu raporuna istinaden sicilin düzeltilmesi yönünde karar vermiştir. (ÖKTEM ÇEVİK, 2016; HATEMİ/KALKAN OĞUZTÜRK, 2015)”

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası

“…Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup Aile Mahkemelerinin görevi kapsamındadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarına ise asliye hukuk mahkemesinde bakılır.

Asliye Hukuk Mahkemesi, genel nitelikli mahkeme olup, aksine bir düzenleme bulunmadıkça, dava konusunun miktar ve değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davaları görmekle görevlidir. Aile Mahkemesi ise özel kanununda kendisine verilen davalara bakmakla görevli özel nitelikli bir mahkemedir. Genel nitelikli bir mahkeme ile özel nitelikli bir mahkemede görülmesi gereken iki ayrı davanın birlikte açılması halinde, her iki davanın birlikte görülmesi gerekli ise, özel nitelikli mahkemede davaların görülüp sonuçlandırılması gerektiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.03.2012 tarih ve 2011/2-775-116 sayılı içtihadı ile benimsenmiştir.

O halde, her iki davanın birlikte açılması halinde, görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi değil Aile Mahkemesi olacağından, kamu düzenine ilişkin olan bu hususun re’sen dikkate alınarak mahkemece davaya aile mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esası incelenerek davanın kabulü doğru görülmemiştir.” YARGITAY 18.HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2013/15197, Karar Numarası: 2013/15520, Karar Tarihi: 14.11.2013

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu makalemizde çocuğun velayeti nasıl alınır, velayet her zaman anneye verilir mi, çalışmayan kadına velayet verilir mi, velayet babaya verilebilir mi sorularına cevap bulmaya çalıştık.

Çocuğun Velayeti Nasıl Alınır?

Bu makalemizde özetle çocuğun velayeti nasıl alınır sorusuna cevap bulmaya çalışacağız. Boşanma davalarında en sık karşılaştığımız sorun hem annenin hem babanın ortak çocuklarının velayetinin kendisine verilmesini istemesidir. Bu durumda çocuklar da boşanma davasının çekişme konularından biri haline gelmekte, her iki taraf da çocuğun velayeti nasıl alınır sorusunu sormaktadır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, çocuğun velayeti nasıl alınır sorusunun cevabı anne veya babanın özelinde değildir. Önemli olan çocuğun hangi ebeveyninin yanında bilişsel ve maddi varlığını daha iyi idame edeceğidir. Bu noktada da daha önceki makalelerimizde sıklıkla üzerinde durduğumuz çocuğun üstün yararı ilkesi ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla çocuğun velayeti nasıl alınır sorusu teknik olarak yanlış bir sorudur, zira çocuğun velayeti alınmaz; çocuk üstün yararı hangi ebeveyninin yanında kalmasını gerektiriyorsa velayet ona verilir. Bu hususta ayrıntılı bilgi almak için adana boşanma avukatı olarak kaleme aldığımız diğer makaleleri inceleyebilirsiniz.

Velayet Hakkı Nedir?

Velayet hakkı evlilik devam ettiği sürece hem anne hem baba tarafından kullanılan, evlilik sona erdikten sonra da çocuğun korunması bakılması vb ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için eşlerden birine tanınan bir haktır. Yine boşanma davasında veya boşanma davasından sonra da ortak velayet şeklinde velayet hakkının devam ettirilmesi mümkündür. Bu durumda velayet hakkı sadece anneye veya babaya verilmez. Ortak velayet kararı verilmesi halinde çocuğun velayet hakkını anne baba tıpkı evlilik birliği devam ederken olduğu gibi birlikte kullanırlar. Boşanma davasında ortak velayet hususunda ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Çocuğun Velayeti Nasıl Alınır?

Çocuğun velayetini alabilme en önemli şartı çocuğun üstün menfaatinin velayetini isteyen ebeveyninin yanında kalmasını gerektirmesidir. Dolayısıyla çocuğun velayeti nasıl alınır sorusunun cevabı tarafların boşanma davası sırasında çekişme konusu yaptıkları olaylar değildir. Yani evlilik birliği devam ettiği sırada anne ve baba arasında yaşanan olumsuz olaylar, tarafların kusur durumu, zina vb hususların çocuğun velayetinin değerlendirilmesinde etkisi yoktur. Ancak elbette her somut olay birbirinden farklı özellikler taşığı için her dosyanın münferit değerlendirilmesi, somut olayın şartlarına göre yorum yapılması gerekir. Normalde eşlerin birbirlerine karşı yönelttikleri fiiller, kusur durumu vb velayet davasında dikkate alınmazken; bu kusurlu davranışlar çocuğa da sirayet ediyorsa bu durumun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Velayet Her Zaman Anneye Mi Verilir?

Yine velayet davalarında sıklıkla karşımıza çıkan ve özellikle babalar tarafından sorulan sorulardan biri velayet her zaman anneye mi verilir sorusudur. Yargıtay’a göre küçük yaştaki çocuğun anne bakım ve şefkatine muhtaç olacaktır. Bu nedenle yüksek yararı aksini gerektirmediği sürece yaşı küçük olan çocuğun velayeti anneye bırakılmalıdır.  Ancak elbette bu durum kati bir kural anlamına gelmemektedir. Örneğin alkol veya uyuşturucu bağımlılığı olan dolayısıyla çocuğa bakamayacak durumdaki anneye veya çocuklarını terk eden anneye velayet hakkının tanınması çocuğun üstün yararı ilkesine uygun düşmez. Dolayısıyla çocuğun velayetinin anneye verilmediği durumlar da söz konusu olabilmektedir.

Velayet Babaya Verilebilir Mi?

Velayet her zaman anneye mi verilir sorusunun altında da belirttiğimiz gibi, velayetin babaya verilmesi de mümkündür. Çocuğun üstün menfaati babasının yanında kalmasını gerektiriyorsa velayet babaya verilebilir. Yine idrak kabiliyetini kazanmış çocuğa kimin yanında kalmak istediği de sorulabilir. Çocuğun babası ile kalmak istediğini söylemesi, çocuğun babası ile kalmasının daha menfaatine olması, annenin çocuğa bakamayacak durumda olması veya çocuğun velayetini istememesi vb durumlarda velayet hakkı babaya verilebilir.

Çalışmayan Kadına Velayet Verilir Mi?

Velayet davasında mühim olan çocuğun yararı ve çocuğun korunmasıdır. İnceleme konusu yapılan husus çocuğun hangi ebeveyninin yanında bedensel ve ruhsal gelişimini daha iyi sağlayacağıdır. Bu bağlamda velayeti alacak tarafın maddi durumundan ziyade çocuğa nasıl bakacağı önemlidir. Dolayısıyla çalışmayan kadına velayet verilir mi sorusunun cevabı da evet olabilmektedir. Zira çocuğun bakım ve yetiştirilme yükümlülüğü çalışmayan kadına yüklense de, velayeti alamayan babanın da çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğü devam etmektedir. Kadın çalışmıyor olsa bile evliliğin sona ermesi nedeniyle yoksulluğa düşecekse kendisi için yoksulluk nafakası çocuğu için de iştirak nafakası talep edebilir.

Velayetin Değiştirilmesi Davası Açılarak Çocuğun Velayeti Alınabilir Mi?

Dolayısıyla çocuğun velayetini alan tarafın çocuğun menfaatine aykırı hareket etmesi halinde velayetin değiştirilmesi davası mümkündür.  Velayet Türk Medeni Kanunu’nun 336. maddesinde düzenlenmiştir. Yani boşanma davasından sonra velayeti alamayan eşin daha sonra velayetin değiştirilmesi davası açması mümkündür. Velayetin değiştirilmesi dava dilekçesi örneğine buradan ulaşabilirsiniz.

Her velayet davasının da boşanma davasının da kendi somut şartları içinde değerlendirilmesi gerekir. Velayet ve boşanma hususunda mahkemeler birçok etkeni değerlendirmekte, birçok konuya dikkat etmektedirler. Adana velayet avukatı hakimlerin velayet davalarında değerlendirdikleri birçok kıstas ve konuları bildikleri için başarılı davalar yürütebilmektedirler.

Haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi nasıl yazılır, birinci haciz ihbarnamesine itiraz edilmezse, haciz ihbarnamesine itiraz gerçeğe aykırı beyan, adana avukat

Haciz İhbarnamesine İtiraz Dilekçesi

Alacaklı 3. kişi hakkında İİK.nun 89/1 maddesine göre haciz ihbarnamesi göndermesi halinde, borçlunun üçüncü kişide hak ve alacağı yoksa haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi verilir. Bu durumda 3. kişi haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi verdiğinden yani haciz ihbarnamesine itiraz ettiğinden  İİK’nun 89/2. Maddesine göre ikinci defa haciz ihbarnamesi çıkarılamaz. Ancak 3. kişiye gönderilen 89/1 haciz ihbarnamesine vermiş olduğu cevapta borç bulunmadığı yönünde bir itiraz  bulunmazsa yani haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi verilmezse 3. kişinin bildirimi doğrultusunda adına 89/2 haciz ihbarnamesi çıkarılması gerekir.

Yine haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi başlığı altında şu hususa da dikkat çekmek gerekir. Haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesinde gerçeğe aykırı beyan cezai yaptırımı mevcuttur. İİK.nun 89/4.maddesi gereğince 3.şahıs haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz etmesi halinde alacaklı, 3.şahısın verdiği cevabın aksini İcra Mahkemesinde ispat ederek 3.şahsın 338.maddenin 1.fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini isteyebilir.

Haciz İhbarnamesine İtiraz Dilekçesi

…………… İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

Dosya No:

Birinci Haciz İhbarnamesine İtiraz Eden Üçüncü şahsın adı, soyadı ve adresi :

Alacaklının ve varsa vekilinin adı, soyadı ve adresi :

Borçlunun ve varsa vekilinin adı, soyadı ve adresi :

Konu: Haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi dir.

… İcra Müdürlüğünüzün …/… Esas sayılı dosyasından, …/…/… tarihinde gönderilen Birinci Haciz İhbarnamesi …/…./….. tarihinde tarafımıza tebliğ edilmiştir. Müvekkilin muhasebe kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde borçlunun müvekkil nezdinde hiçbir hak ve alacağının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle Müdürlüğünüzce gönderilen Birinci Haciz İhbarnamesine itiraz ediyoruz.

Hukuki Sebepler: İ.İ.K. mad. 89 ve İlgili Tüm mevzuat.

Sonuç ve İstem: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Haciz İhbarnamesine itiraz dilekçemizin kabulünü saygılarımızla talep ederiz. …/…/…

Üçüncü Şahıs ……… Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

 

Vasi tayini dilekçe örneği ne makalemizde yer veriyoruz. Vasi tayini dava dilekçesi örneği olarak da bilinen dilekçe örneği içeriğimizde, adana avukat

Vasi Tayini Dilekçe Örneği

Vasi tayini dilekçe örneği ne makalemizin devamında yer verilmektedir. Vesayet yani  yaş küçüklüğü ve kısıtlılık nedeniyle kişiye vasi atanması Türk Medeni Kanunu’na göre mümkündür. Vesayet davasında yargılama usulü  Medeni Kanunun 409. ve 410. maddesinde düzenlenmiştir. Vesayet davasında görevli ve yetkili mahkeme kısıtlının yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesidir. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için “Vesayet Nedir?” başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz. Açılacak vesayet davasında makalemizde yer verdiğimiz vasi tayini dilekçe örneği yani vasi tayini dava dilekçesi kullanılabilir.

Vasi Tayini Dilekçe Örneği

…………….… SULH HUKUK MAHKEMESİ’NE

VASİ TAYİNİ TALEP EDEN   : ………..………….…

VEKİLİ                                   : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

KONU                                     : Müvekkilin oğlu/eşi/annesi ……………….’ne vasi tayini talebimizi içerir dilekçemizdir. 

AÇIKLAMALARIMIZ

Müvekkilin oğlu/eşi/annesi  ……………….. TC kimlik numaralı …./…../….  Doğum  tarihli ………………… hakkında ……………………. tarafından düzenlenen ekli sağlık kurulu raporu ile ……. Oranında engelli olduğu tespit edilmiştir. Müvekkilin oğlu/eşi/annesi  …… engeli nedeniyle günlük hayatını idame ettirememekte, zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Bu nedenle müvekkilin ……………….’e vasi tayin edilmesi için iş bu davayı açmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur. nedeni ile günlük yaşam içinde zaruri ihtiyaçlarını tek başına gidermesi mümkün olmadığından, huzurdaki iş bu davanın açılması zarureti doğmuştur.

HUKUKİ DELİLLER                           :  ……… Hastanesinden alınan …./…./…… tarihli sağlık raporu, hastane kayıtları, tanık beyanları, bilirkişi incelemesi, yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ VE İSTEM                            : Müvekkilin ……………….. TC kimlik numaralı …./…../….  Doğum  tarihli …………………’ın tasarrufları yapabilmesi için müvekkilin  vasi olarak tayin edilmesini  saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili

Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Vesayet davası iyi takip edilmesi gereken teknik bilgi ve birikim isteyen davalardır. Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat, boşanma, velayet, nafaka, tazminat, vesayet  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu makalemizde boşta geçen süre ücreti nedir sorusunu boşta geçen süre ücreti ile ilgili yargıtay kararları doğrultusunda cevaplamaya çalışacağız. Yine makalemiz içinde boşta geçen süre ücreti hesaplama, boşta geçen süre ücretine işleyecek faiz ve boşta geçen süre ücreti faiz başlangıcı gibi konuları da inceleyeceğiz. 

Boşta Geçen Süre Ücreti Nedir?

Bu makalemizde boşta geçen süre ücreti nedir sorusunu boşta geçen süre ücreti ile ilgili yargıtay kararları doğrultusunda cevaplamaya çalışacağız. Yine makalemiz içinde boşta geçen süre ücreti hesaplama, boşta geçen süre ücretine işleyecek faiz ve boşta geçen süre ücreti faiz başlangıcı gibi konuları da inceleyeceğiz.

Boşta Geçen Süre Ücreti Nedir?

Boşta geçen süre ücreti, işe iade davalarına konu edilen bir alacak türüdür. Boşta geçen süre ücreti “İşe İade Davası Nedir?” başlıklı makalemizde de açıkladığımız gibi; işçinin işe iadesine dair kesinleşen mahkeme kararının tebliğinden itibaren on iş günü içinde işverene başvurmuş olması halinde hak kazandığı alacaktır. İşe iade davasını kazanan ancak bu süre içinde başvurmayan veya başvurup işveren tarafından işe davet edilmesine rağmen işe başlamayan işçi boşta geçen süre ücretine hak kazanamaz. Ancak bu durumda geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye kıdem tazminatı ve diğer alacaklarının ödenmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle gerek boşta geçen süre ücreti gerekse işe başlatmama tazminatının hak edilmesi bakımından işe iade davası sonrasındaki işlemlerin de iyi takip edilmesi gerekir. Bu konuyu ayrıntılı biçimde ele aldığımız “İşe İade Davası Sonrası Yapılacak İşlemler” makalemizi buradan inceleyebilirsiniz.

Mahkemenin işe iade kararında boşta geçen süre ücretinin süre itibariyle belirlenmesi yeterlidir. Zira, işe başlatmama tazminatı ve dört aya kadar boşta geçen süre için öngörülen ücret alacağı feshin geçersizliğine bağlanmış tespit mahiyetinde hükümlerdir.

Boşta Geçen Süre Ücreti Hesaplama Nasıl Yapılır?

Boşta geçen süre ücreti hesaplama brüt ücret üzerinden yapılır. Dolayısıyla hesaplama yapılacak ücrete  işçiye emeği karşılığı verilen ücretler haricinde para veya para ile ölçülebilir nitelikteki ödemeler de dikkate alınmaktadır. Örneğin işçiye yapılan gıda, yakacak, konut, servis, yemek gibi yardımlar veya  süreklilik arz eden satış primleri gibi ödemeler kıdem tazminatını hesaplarken göz önünde bulundurulacaktır.

Boşta Geçen Süre Ücretine İşleyecek Faiz ve Faiz Başlangıcı

Boşta geçen süre ücretinde faiz başlangıcı işe iade kararının kesinleşmesi sonrası yapılacak başvuru ile işveren temerrüde düşmüş sayılmalıdır. Dolayısıyla boşta geçen süre ücreti faiz bu başvuru tarihinden itibaren işletilmelidir. İşe başlama isteğini içeren başvuruda boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların açıkça talep edilmemiş olması halinde ise, dava ve varsa ıslah tarihlerinden itibaren faiz yürütülmelidir. Boşta geçen süreye ait ücret faizi ve diğer haklar için de 4857 sayılı Kanun’un 34. maddesinde sözü edilen özel faiz türü yani mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanmalıdır.

Boşta Geçen Süre Ücreti Yargıtay Kararları

Boşta Geçen Süre Ücretinin Hesaplanması

“…Somut olayda davacının boşta geçen süreye ilişkin ücret alacağı 28.04.2008 tarihli hesap bilirkişisi raporunda işveren tarafından bildirilen davacının işyerinden ayrılma tarihi olan 28.02.2006 tarihindeki ücret üzerinden hesaplama yapılmış, yapılan hesaplamaya tarafların itirazı üzerine mahkemece hesap bilirkişisinden alınan ek raporda ise feshin kesinleştiği 07.06.2007 tarihindeki brüt 658,40 TL ücret üzerinden belirlenen 792,40 TL ücret seviyesinden yapılan hesaplamaya itibarla boşta geçen süreye ilişkin ücret alacağı hüküm altına alınmıştır. Geçersiz sayılan fesih tarihinden sonra boşta geçen en çok dört aylık sürede işçinin çalışması devam ediyormuş gibi ücret ve diğer haklar belirlenmelidir. Davacının feshin kesinleştiği tarihte alabileceği ücret üzerinde yapılan hesaplamaya itibarla boşta geçen süre ücretinin hüküm altına alınması hatalı olmuştur.” YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2011/14645, Karar Numarası: 2012/7567, Karar Tarihi: 17.04.2012

Boşta Geçen Süre Ücretinde Faiz Hakkı

Boşta Geçen Süre Ücretinin Hesaplaması

“…Boşta geçen süreye ait en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklar için ise, feshi izleyen dönem ücretlerine göre hesaplama yapılmalıdır. Geçersiz sayılan fesih tarihinden sonra boşta geçen en çok dört aylık sürede işçinin çalışması devam ediyormuş gibi ücret ve diğer haklar belirlenmelidir. Boşta geçen en çok 4 aya kadar süre içinde ücret zammı ya da yeni bir toplu iş sözleşmesi yürürlüğe girdiğinde, her iki dönem için ayrı ayrı hesaplamaya gidilmelidir. Kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer alacaklar, işçinin işe iade için başvurduğu anda muaccel olur. İşe iade başvurusunda boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların ödenmesi talep edilmiş ise, başvuru ile birlikte işveren de temerrüde düşürülmüş sayılmalıdır. Sözü edilen ücret ve diğer hakların ödenmemesi durumunda başvuru tarihinden itibaren faiz hakkı doğar. Boşta geçen sürenin en çok 4 aylık kısmı içinde gerçekleşen diğer haklar kavramına, ikramiye, gıda yardımı, yol yardımı, yakacak yardımı ve servis hizmeti gibi para ile ölçülebilen haklar dahil edilmelidir. Söz konusu hesaplamaların işçinin belirtilen dönemde işyerinde çalışıyormuş gibi yapılması ve para ile ölçülebilen tüm değerlerin dikkate alınması gerekir. Bununla birlikte işçinin ancak fiili çalışması ile ortaya çıkabilecek olan fazla çalışma ücreti, hafta tatili ile bayram ve genel tatil günlerinde çalışma karşılığı ücret ile satışa bağlı prim gibi ödemelerinin, en çok 4 ay kadar boşta geçen süre içinde ödenmesi gereken diğer haklar kavramında değerlendirilmesi mümkün olmaz.” YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2016/25330, Karar Numarası: 2019/23459, Karar Tarihi: 17.12.2019

İşçinin Yargılama Sırasında İşe Başlatılması Halinde Boşta Geçen Süre Ücreti

“…Somut olayda, boşta geçen süre ücretine ilişkin bu şartların yargılama sırasında, davacının işe başlatılmasıyla, önceden gerçekleştiği kabul edilmelidir. Bu durumda davacı işçi, açıkça feragat etmemiş ya da talebini geri almamış ise boşta geçen en çok dört aylık ücret ve diğer haklarının hüküm altına alınması gerekir. Dosya içeriğine göre davacı işe başlatıldıktan sonra söz konusu ücret ve diğer haklarından açıkça feragat etmemiştir. Bu nedenle, boşta geçen süre ücreti ve diğer haklarının hüküm altına alınması gerekirken reddi hatalıdır.” YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2008/3686, Karar Numarası: 2008/23513, Karar Tarihi: 15.09.2008

İşe iade davasında arabuluculuk ile ilgili makalemize buradan, işe iade dava dilekçesi örneği için buradan bilgi alabilirsiniz.

Adana iş avukatı olarak diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Banka hesabına haciz müzekkeresi örneği, borçlunun banka hesabına haciz için müzekkere, icra müdürlüğü haciz müzekkeresi, adana avukat

Banka Hesabına Haciz Müzekkeresi Örneği

Daha önce buradaki makalemizde banka hesabına haciz talebi örneği ni paylaşmıştık. Bu makalemizde ise banka hesabına haciz müzekkeresi örneği ni paylaşıyoruz. Alacaklı vekilinin borçlunun banka hesabına haciz konmasını talep etmesi üzerine, ilgili icra müdürlüğü banka hesabına haciz müzekkeresi yazarak ilgili bankalara gönderir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz. Banka hesabına haciz müzekkeresi örneği şu şekilde düzenlenebilir:

Banka Hesabına Haciz Müzekkeresi Örneği

Örnek No: 20**
T.C.
ADANA
…… İCRA DAİRESİ
……/……… ESAS

BİRİNCİ HACİZ İHBARNAMESİ

1. Üçüncü şahsın adı, soyadı ve adresi :  Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü, Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı, Türkiye Garanti Bankası Anonim Şirketi, Yapı Ve Kredi Bankası Anonim Şirketi, Denizbank Anonim Şirketi, Qnb Finansbank Anonim Şirketi, Türk Ekonomi Bankası Anonim Şirketi

2. Alacaklının ve varsa vekilinin adı, soyadı ve adresi : ………………….. vekili Av. Selce MARAŞ BÜKEN

3. Borçlunun ve varsa vekilinin adı, soyadı ve adresi : .……………….., ………………… TC Nolu, ………………… – ………………… oğlu/kızı, …/…/…… D.Tarihli

4. Haczin neye ilişkin olduğu, hangi miktar için yapıldığı : Vadesiz Türk Parası Hesabı, Yatırım Hesabı Serbest Bakiye, Vadesiz Yabancı Para Hesabı, Kıymetli Maden Hesabı (Vadesiz Altın Hesabı Dahil),B Tipi Yatırım Fonu(B Tipi Likit ve Kısa Vadeli Tahvil-Bono Fonu), Hazine Bonosu & Devlet Tahvili(TL), Repo, Diğer Fonlar ve A Tipi Yatırım Fonu,Vadeli Türk Parası Hesabı, Vadeli Yabancı Para Hesabı, Kıymetli Maden Hesabı (Vadeli Altın Hesabı dahil), Anapara Koruma Amaçlı ve Anapara Garantili Fonlar, Hisse Senedi, Diğer (Hazine Bonosu & Devlet Tahvili/YP), Eurobond, VOB, Özel Sektör Tahvili v.b. menkul kıymetler), Alış Satış Emri Olan Kıymetler (Niteliği Değişebilen Varlıklar)-Doğmuş Hak ve Alacaklar Doğacak Hak ve Alacaklar – Maaş Hesabı Hariç

5. Alacak tutarı ile faiz ve giderler : ………………… TL

Yukarıda adı yazılı borçlunun sizdeki alacağı (malı) üzerine …/…/….. tarihinde haciz konulmuştur. Alacak tahsil edilinceye bundan böyle borcu yalnız icra dairesine ait banka hesabına yatırmanız gerektiği; borçluya yapılan ödemenin geçerli olmayacağı; hacizli malı ancak icra dairesine teslim etmeniz ve borçluya vermemeniz, aksi halde alacağı (malın bedelini) icra dairesine ödemek zorunda kalacağınız; borcunuz olmadığı veya haciz edilen malın elinizde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borcun ödenmiş olduğu; malın istihlak edilmiş, kusurunuz olmaksızın telef olduğu, malın borçluya ait olmadığı veya malın kendinize rehnedilmiş olduğu veya alacağın borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada iseniz işbu haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren (7) gün içinde yazılı veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeniz; aksi halde borcun zimmetinizde ve malın elinizde sayılacağı; borcu icra dairesine ödemek, malı icra dairesine teslim etmek zorunda kalacağınız ihtar olunur.* (İİK m.89)

………………………..
İcra Müdür Yardımcısı

İcra Dairesi Hesap Bilgileri
Banka Adı : …………………………………………..
İban No : TR…………………………………………..
Vergi Dairesi Adı / No: ………………… Vergi Dairesi – …………………

(*) İlgili 89’uncu maddenin 2, 3, 4 ve 5 inci fıkraları metni bu ihbarın arkasında yazılır.
* Madde 89/2, 3, 4, 5-Üçüncü Şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur.
Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedindeveya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihtarname ile bildirilir. Bu ikinci ihtarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir. İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı madde de belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkum edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir.
Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338 inci maddenin 1 inci fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini isteyebilir. İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder.
Üçüncü şahıs, kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediği takdirde 65 inci madde hükmü uygulanır. Her halde üçüncü şahıs, borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği malın iadesini isteyebilir.

Borçlunun banka hesabına haciz talebi örneği, banka hesabına haciz 89/1 haciz ihbarnamesi, adana avukat gibi bilgileri makalemizde bulabilirsiniz

Banka Hesabına Haciz Talebi Örneği

İcra İflas Kanunu’na göre icra takibi kesinleştikten sonra borçlunun banka hesabına haciz konulabilmesi mümkündür. Bu makalemizde de banka hesabına haciz talebi örneği paylaşılmaktadır.

Banka Hesabına Haciz Talebi Örneği

ADANA …. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ

DOSYA NO: 201../…..

Yukarıda esas numarası yazılı dosyamız borçlusu ………………………… (TC: ……………………)’nın; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü, Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı, Türkiye Garanti Bankası Anonim Şirketi, Yapı Ve Kredi Bankası Anonim Şirketi, Denizbank Anonim Şirketi, Qnb Finansbank Anonim Şirketi, Türk Ekonomi Bankası Anonim Şirketi’nin Vadesiz Türk Parası Hesabı, Yatırım Hesabı Serbest Bakiye, Vadesiz Yabancı Para Hesabı,Kıymetli Maden Hesabı (Vadesiz Altın Hesabı Dahil), B Tipi Yatırım Fonu (B Tipi Likit ve Kısa Vadeli Tahvil-Bono Fonu), Hazine Bonosu & Devlet Tahvili(TL), Repo, Diğer Fonlar ve A Tipi Yatırım Fonu, Vadeli Türk Parası Hesabı, Vadeli Yabancı Para Hesabı, Kıymetli Maden Hesabı (Vadeli Altın Hesabı dahil), Anapara Koruma Amaçlı ve Anapara Garantili Fonlar, Hisse Senedi,Diğer (Hazine Bonosu & Devlet Tahvili/YP), Eurobond, VOB, Özel Sektör Tahvili v.b. menkul kıymetler), Alış Satış Emri Olan Kıymetler (Niteliği Değişebilen Varlıklar) hesap türlerine, doğmuş ve doğacak hak ve alacaklarına haciz konulması için haciz müzekkeresi gönderilmesini talep ederim. …/…/….

Alacaklı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

HAGB kararına itiraz dilekçesi, örneği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz dilekçesi örneği, adana ceza avukatı, HAGB kararina itiraz

HAGB Kararına İtiraz Dilekçesi

Bu makalemizde HAGB kararına itiraz dilekçesi örneği ne yer vereceğiz. Ancak önce HAGB yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedir sorusunu cevaplamakta fayda görüyoruz. Ceza mahkemesi, mahkumiyet kararı vermekle birlikte, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde sayılan şartlar sanık nezdinde gerçekleşmiş ise bu durumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verebilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yani HAGB kararı ile birlikte sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur.  Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbirlerine hükmedilebilir. Sanık denetim süresi içinde yeni bir suç işlemez ve öngörülen tedbirlere uygun davranırsa, düşme kararı verilir. Ayrıntılı bilgi için buradan ilgili makalemizi okuyabilirsiniz.

HAGB kararı verilmesi halinde kararın istinaf edilmesi mümkün değildir. Ancak HAGB kararına itiraz edilmesi mümkündür. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/12. maddesine göre; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. HAGB kararına itiraz dilekçe ile yapılır. HAGB kararına itiraz dilekçesi için makalemizin devamında yer verdiğimiz dilekçe örneği kullanılabilir.

HAGB Kararına İtiraz Dilekçesi

……….. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE
Gönderilmek Üzere
…………………………….. MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO : …../…… Esas  …../……. Karar

SANIK: …………………………

MÜDAFİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

KONU : …………. Mahkemesinin …../…… Esas  …../……. Karar …/…/…… tarihli duruşmasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz dilekçemizdir. 

AÇIKLAMALARIMIZ

……… Ceza Mahkemesi’nin …./…… Esasa kayıtlı görülen dosyasında, …/…./……. tarihli duruşmada müvekkil sanığın üzerine “……………” suçu dolayısıyla CEZALANDIRILMASINA karar verilmiştir. Müvekkil hakkında verilen ceza, kendisinin şahsi ve sosyal durumu, suç tarihinde sabıkasız oluşu, maddi zararın giderilmiş oluşu göz önüne alınarak CMK’nın 231/5. maddesi gereğince HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA ve 5 YIL SÜREYLE DENETİME TABİ TUTULMASINA karar verilmiştir. Verilen karar tarafımıza tefhim edilmiş olup, bu nedenle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz etmek zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Şöyle ki;

  1. ……………………………………………………………………………………………………………………………………
  2. ……………………………………………………………………………………………………………………………………
  3. ……………………………………………………………………………………………………………………………………

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen nedenler dahilinde, müvekkil sanık hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararına karşı itirazlarımızın kabulüne karar verilmesini saygılarımızla talep ederiz.

Sanık Müdafi
Av. Selce MARAŞ BÜKEN


Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.