Kategori: Genel

Vesayet Nedir? Vesayet Davası Nedir? Vasi Atanması. Vesayeti Gerektiren Haller Nelerdir? yaş küçüklüğü, hapis cezası, vasi, akıl hastalığı, adana avukat

Vesayet Nedir?

Vesayet, Medeni Kanunumuzun 396 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Vesayet nedir sorusunun cevabı ise kısaca şöyle verilebilir. Vesayet, velayet altında bulunmayan küçükleri, çeşitli sebepler nedeniyle kendilerini veya mallarını yönetmekten aciz halde olan kişilerin kendilerini ve mallarını korumayı ve temsil etmeyi amaçlayan hukuki bir kurumdur(Akıntürk ve Ateş Karaman, 2011). Vesayet, bir koruma kurumudur.

Vesayeti Gerektiren Haller Nelerdir?

Vesayeti gerektiren haller Medeni Kanunumuzun 404-410 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre; yaş küçüklüğü ve kısıtlılık vesayeti gerektiren iki ana nedendir.

Kısıtlılık nedir sorusunun cevabı şu şekilde verilebilir. Kısıtlılık, ergin kişilerin fiil  ehliyetlerinin kanunda sayılan nedenler dolayısıyla kısıtlanmasıdır. Kanunda sayılan kısıtlılık nedenleri kıl hastalığı veya zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, özgürlüğü bağlayıcı ceza veya kişinin kendi isteği üzerine ortaya çıkabilir. Dolayısıyla vesayeti gerektiren haller beş başlıkla incelenebilir

1.Yaş Küçüklüğü Halinde Vesayet

Nitekim Medeni Kanunun 404. maddesi; Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır hükmüne amirdir.

Esasında küçükler ergin olana dek anne babalarının velayeti altındadır. Velayet ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için buradan ilgili makalemizi okuyabilirsiniz. Dolayısıyla vesayet, çocuğun velayet altında olmaması halinde söz konusu olabilir. Örneğin; boşanma halinde velayet kendisine verilen tarafın ölmesi durumunda, çocuğun velayeti kendiliğinden sağ kalana geçmez. Velayetin sağ kalan eşe geçip geçmeyeceği hakimin takdirindedir. İşte bu sırada çocuk velayet altında olmayacağından, çocuğa bir vasi atanması gerekir.

2. Akıl Hastalığı veya Akıl Zayıflığı Nedeniyle Vesayet

Akıl zayıflığı veye akıl hastalığı ergin kişilerin fiil ehliyetinin kısıtlanması nedenlerinden biridir. Nitekim Medeni Kanunun 405. maddesine göre; “Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.”

Düzenlemeye göre bir kişinin sadece akıl hastası olması veya akıl zayıflığının bulunması tek başına kısıtlama sebebi değildir. Kişinin akıl hastalığı veya akıl zayıflığı onu işlerini göremeyecek, bakımı için sürekli yardım almasını gerektirecek veya başkalarının güvenliğini tehlikeye sokacak durumda olmasına neden veriyorsa kısıtlama söz konusu olabilir.

3. Savurganlık, Alkol veya Uyuşturucu Madde Bağımlılığı, Kötü Yaşama Tarzı, Kötü Yönetim Nedeniyle Vesayet

Medeni Kanunun 406. maddesine göre; “Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.”

Yine burada da, akıl zayıflığı ve akıl hastalığında olduğu gibi kişinin tek başına savurgan, alkol uyuşturucu bağımlısı, kötü yaşama tarzı olması veya malvarlığını kötü yönetmesi tek başına bir kısıtlılık nedeni değildir. Kişinin bu davranışları nedeniyle kendisini veya ailesini darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesi varsa veya başkalarının güvenliğini tehdit ediyorsa kısıtlama söz konusu olabilir.

4. Özgürlüğü Bağlayıcı Ceza Nedeniyle Vesayet

Bir yıl veya daha uzun süreli hapis cezasına mahkum olmak kısıtlanma sebebidir. Medeni Kanunun 407. maddesine göre; “- Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.” Düzenlemeye göre, işlediği bir suç nedeniyle bir yıl veya daha uzun süreli hapis cezasına mahkum edilen kişi cezasının kesinleşmesiyle kısıtlanır ve kendisine vasi atanır. Cezanın hangi suç nedeniyle alındığının bir önemi yoktur.

5. İstek Üzerine Vesayet

Ergin kişiler kendi istekleri üzerine kısıtlanabilir. Medeni Kanunun 408. maddesi; “Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir. ” düzenlemesine amirdir.

Vesayet Davası Nedir?

Vesayet davasında yargılama usulü  Medeni Kanunun 409. ve 410. maddesinde düzenlenmiştir. Vesayet davasında görevli ve yetkili mahkeme kısıtlının yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesidir.

Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz.

Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ise ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.

Vasinin Atanması

Vesayet makamı (yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi), bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atar. Gereken durumlarda, bu görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen yetkileri uyarınca ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir. Rızaları bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez.

Vesayette Eşin ve Hısımların Önceliği

Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı, vesayet altına alınacak kişinin öncelikle eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarına sahip olmaları kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur.

Haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe, vesayet altına alınacak kişinin ya da ana veya babasının gösterdiği kimse atanır.

Vesayet davası iyi takip edilmesi gereken teknik bilgi ve birikim isteyen davalardır. Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat, boşanma, velayet, nafaka, tazminat, vesayet  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Akıntürk, T., Ateş Karaman, D., 2011. Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku İkinci Cilt. Beta Yayıncılık. Sayfa 469. İstanbul Türkiye.

ühür bozma suçu, mühür bozma cezası, yargıtay kararıı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, adana ceza avukatı, savunma, suçunun unsurları

Mühür Bozma Suçu

Mühür bozma suçu Türk Ceza Kanunu‘nun 203. maddeside, kamu güvenine karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Mühür bozma cezası ile korunan hukuki değer mührü koyan devlet kurumunun korunmasıdır. Bu makalemizde mühür bozma suçunu Yargıtay kararları ile inceleyeceğiz.

Mühür Bozma Cezası

Türk Ceza Kanunu’nun 203. maddesine göre; 

Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Düzenlemeye göre mührün kırılması, bozulması vb durumlarda mühür bozma suçu oluşur. Suç mührü bozmak, mührü sökmek, mührü kırmak gibi seçimlik hareketlerle işlenebileceği gibi mührü tutan telin kopartılması halinde de suç oluşur. Yine mühür bozma suçu sanığın mührü bozmadan konuluş amacına aykırı olarak müdahale etmesi halinde de oluşacaktır. Suç mührün bozulduğu anda tamamlanır. Mühür bozma suçu savcılık tarafından re’sen soruşturulur.

Mühür bozma cezası ise altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır.

Mühür bozma suçunun faili herkes olabilir. Uygulamada mührün kim tarafından söküldüğünün tespiti zor olmakltadır. Diğer yandan suçun failinin kamu görevlisi olması halinde Türk Ceza Kanunu’nun 266. maddesine göre; mühür bozma cezası artırılır. Düzenlemeye göre; “Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış ise, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.”

Mühür Bozma Suçunun Unsurları

Mühür bozma suçunun unsurlarına değinmenin de suçun oluşumunun değerlendirilmesinde faydalı olacağı kanaatindeyiz.

  1. TCK’nun 203. maddesinde bahsi geçen mühür, kamu kurum ve kuruluşlarını temsil eden onaylayıcı ve belgeleyici mühürdür. Kanunun 202. maddesinin konusunu oluşturan mühür, damga vb işaretler bu kapsamda değildir.
  2. Mühür konmasındaki amaç eşyanın mevcut haliyle korunmasıdır. Bu nedenle eşyaya mühür konmuş olmalıdır. dolayısıyla mühürleme yapıldığına dair tutanak yeterli değildir. Fiilen kanuna uygun biçimde mühürleme yapılmış olmalıdır. Ayrıca mühürleme  de kanunun öngördüğü yasal şekil ve şartlara uygun biçimde yapılmalıdır. Yasaya uygun biçimde konulan bir mührün varlığı mühür bozma suçunun ön koşuludur.
  3. Mühür yetkili makamların emri ile veya kanun gereği olarak konulmuş olmalıdır.

Mühür Bozma Yargıtay Kararı

YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ, Esas Numarası: 2012/20111, Karar Numarası: 2013/16913, Karar Tarihi: 14.11.2013

“…İşyeri açma ve çalışma ruhsatı olmaması nedeni ile işyerinin mühürlenmesine rağmen, yapılan kontrolde, sanığın mührü bozarak işyerini çalıştırmaya devam ettiğinin iddia olunması karşısında; suç tarihini mührün bozulduğunun belirlendiği tarih olarak kabulü ile yargılamaya devam edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.” 

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, Esas Numarası: 2013/11-218, Karar Numarası: 2013/370, Karar Tarihi: 17.09.2013

“…Sanığın, borcu sebebiyle 12 kez mühürlenmesine rağmen her defasında su sayacındaki mührü bozarak su kullanmaya devam ettiği sabit olan olayda, dosya kapsamından katılan kurum görevlilerinin mühürleme işlemi yaparken conta, aparat, kör tıpa, tel, mühür gibi malzemeler kullandığının ve sanığın da mührü bozarken katılan kurum tarafından takılan bu conta, kör tıpa ve diğer malzemeleri sökerek, çıkararak veya kırarak bir şekilde su kullanmaya devam ettiğinin anlaşılması karşısında, katılan kurum tarafından mühürleme işlemleri sırasında kullanılan malzemelerin bedeliyle açma kapama masrafları da dahil olmak üzere toplam 198,24 Liranın, doğrudan suçtan kaynaklanan maddi zarar olduğunun kabulü gerekmektedir. Bununla birlikte sanığın, aşamalarda zararı karşılayacağına dair herhangi bir savunmada bulunmadığı gibi, zararı ödeme yönünde bir irade de ortaya koymadığı, dolayısıyla olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif şartlarından birisi olan mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi şartı yerine getirilmemiştir.” 

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 273/336, Karar Tarihi: 12.10.1981

“…Mühürlemenin haksız ve usulsüz olduğu kanısı uyanmışsa; yetkili mercilerce vaz olunan mührü kendiliğinden fek etmek yerine, yasal mercilere başvurmak sureti ile, haksızlığın giderilmesine çalışılması gerekirdi. Sanığın, böyle bir kanaatle de olsa, vaz olunan mührü sökerek, kapatılan gazinoda normal faaliyetine devam etmesi, yasa önünde suçluluğu ortadan kaldırmaz.”

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ, Esas Numarası: 2004/12562, Karar Numarası: 2006/14230, Karar Tarihi: 20.09.2006

“…Sanığın elektriğinin borcundan dolayı kesilmesi sırasında yöntemince mühürleme yapılıp yapılmadığının katılan idareden araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik incelemeyle beraat hükmü kurulması..”

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

ıslah dilekçesi örneği, ıslah nedir, ıslah talebi, ıslah hmk, davanın tamamen ıslahı, ıslah dilekçesi örneği iş mahkemesi, ıslah talebi, adana iş avukatı

Islah Dilekçesi Örneği

Davanın ıslahı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; “Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.” Bu makalemizde ıslah dilekçesi örneği (iş mahkemesi)paylaşılmaktadır.

Islah Dilekçesi Örneği

ADANA …. İŞ MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO: 2019/…..Esas

DAVACI : ………………………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI : ………………………………

ISLAHA ESAS TUTAR : …………… TL

KONU : Bilirkişi raporuna beyan ve ıslah dilekçesidir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası verilen dosyasında dava dilekçemizde de dile getirdiğimiz üzere, davalı şirket bünyesinde çalışan müvekkil iş akdini davalı işyerinde aldığı son maaş …………. TL olmasına rağmen, sigortalarının asgari ücretten yatırılması, maaşın asgari kısmının bankadan kalan kısmının elden ödenmesi, fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle iş akdini haklı nedenle feshetmiştir. Alınan …/…/2019 tarihli bilirkişi raporu ile de davamızın haklılığı bir kez daha ortaya konmuştur.

Eldeki dava, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla açıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda dava değerini bilirkişi raporunda tespit edilen tutarlara ıslah etmek için iş bu ıslah dilekçesini sunmak zarureti hasıl olmuştur.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde,

  1. Bilirkişi raporuna beyan ile ıslah dilekçesinin davalı vekiline tebliğe çıkarılmasına,
  2. Islah talebimizin kabulüne ve müddeabihin ıslahı yolu ile arttırdığımız kısım ile dava dilekçesinde talep ettiğimiz miktarların birleştirilmesi sonucu; ……… TL kıdem tazminatının iş akdinin sona erdiği tarihten itibaren en yüksek mevduat faizi ile, ………… TL fazla çalışma ücreti, ……… TL hafta tatili ücreti, …………… TL UBGT ücreti ve ……… TL yıllık izin ücreti alacağımızın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak müvekkile ödenmesine,
  3. Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Davanın ıslahı iş bu ıslah dilekçesi örneği iş mahkemesi ile yapılabilir.

İş davalarında işçilik alacaklarının hesaplanması, davanın açılması gibi işlemlerin alanında uzman avukatlar nezdinde yapılması ve açılması muhtemel davanın bir adana iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Delil tespiti hmk, görevli mahkeme, yetkili mahkeme, rapora itiraz, yargılama giderleri, vekalet ücreti, delil tespiti yargıtay kararları, adana avukat

Delil Tespiti Nedir?

Delil tespiti Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 400 ila 405 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Delil tespiti HMK‘na göre, ileride açılacak veya açılmış bir dava ile ilgili olarak hemen delilin toplanmasını ve teminat altına alınmasını sağlar. Şunu da özellikle belirtmek gerekir ki, delil tespiti davası terimi yanlıştır. Delil tespiti bir dava değildir, geçici hukuki koruma niteliğindedir. Amaç esas dava hakkında karar verilmesini sağlayacak delilin tespitinin sağlanmasıdır, bu açıdan davaya bağlı bir işlem olarak nitelendirilir. Nitekim delil tespiti dosyası, asıl dava dosyasının eki sayılır ve onunla birleştirilir.

Delil Tespiti Nedir?

Delil tespiti bir delilin hemen toplanabilmesini sağlayan geçici korumadır. Bir delilin tespiti dava açıldıktan önce de sonra da istenebilir. Nitekim delil tespiti hmk 400. maddesine göre; “Taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir Her türlü delil bu yolla tespit edilebilir”. hükmüne amirdir. Diğer yandan delil tespiti isteyenin, bu isteminde hukuki yararı da bulunmalıdır. Delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yarar var sayılır.

Delil Tespiti Görevli Mahkeme

Delil tespiti isteminde görevli mahkemenin ve yetkili mahkemenin tespiti için ikili bir ayrıma gitmek gerekir. Dava açılmadan önce talep edilen delil tespiti görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Bu aşamadaki delil tespiti yetkili mahkeme ise üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak olan
şeyin bulunduğu veya tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer mahkemesi olacaktır. (HMK m.401/1) Dava açıldıktan sonra ise delil tespitinde görevli ve yetkili mahkeme davanın görüldüğü yer mahkemesidir. (HMK m.401/4) 

Delil Tespiti Harç ve Masrafları

Delil tespiti harç ve masrafları konusu Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 402. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, delil tespiti isteyenden başvurma harcı ve karar harcı peşin olarak alınır.

Delil Tespiti İtiraz

Yukarıda da açıkladığımız üzere delilin tespiti bir dava değildir, dolayısıyla delil tespiti kararı da bir nihai karar niteliğinde değildir. Dolayısıyla delil tespiti kararına karşı kanun yoluna başvuru yapılamaz. Ancak karşı taraf delil tespiti itiraz edebilir. Delil tespiti itirazı bir hafta içinde mahkemeye sunulmalıdır. Delil tespiti yokluğunda yapılmış olan karşı taraf, delil tespitine itiraz edebilir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 402. maddesinin 3. fıkrası; Tespit talebi mahkemece haklı bulunursa karar, dilekçeyle birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. Kararda ayrıca, delil tespitinin nasıl ve ne zaman yapılacağı, tespitin icrası esnasında karşı tarafın da hazır bulunabileceği, varsa itiraz ve ilave soruların bir hafta içinde bildirilmesi gerektiği belirtilir. hükmüne amirdir.

Delil tespiti raporuna itiraz da mümkündür. İtiraza uğramış olan delil tespiti raporu ise hükme esas alınamaz.” Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2003/3732 K. 2003/8636 T. 30.06.2003

Delil Tespiti Talebinin Reddi

Mahkeme delilin tespitini talep edenin bu hususta korunması gereken bir hukuki yararı olmadığı veya delilin acele toplanmasını gerektirmediği veyahut toplanması talep edilen delilin açılacak veya açılmış dava ile ilişkili olmadığını tespit ederse delil tespiti talebinin reddi kararı verilebilir. Bu karar da nihai karar niteliğinde olmadığından kanun yoluna başvuru yapılamaz.

Delil Tespiti Vekalet Ücreti

Delilin tespiti talebi ayrı bir vekalet ücretine tabi değildir. Dava açılmadan önce delilin tespiti talep edilmişse, bu dosyada yapılan masraflar (yargılama gideri) asıl davada verilen kararla hüküm altına alınır. Ayrı bir dava ile delil tespiti yargılama gideri talep edilemez, asıl davada talep edilmelidir.

Delil Tespiti Yargıtay

“…HUMK.nun 368-374 maddeleri uyarınca yapılan delil tespitine ilişkin giderlerin yargılama giderlerinden sayılacağı kabul edilmiş iken, bu ilke bir yana bırakılarak tespit giderlerinin yargılama giderlerine dahil edilmemiş olması doğru olmamıştır.” Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2012/1233 K. 2012/1883 T. 13.02.2012

“…Bu kısımda tespit raporuna itiraz konusunda açık düzenleme yer almamakla birlikte, yasanın 373. maddesinin yollaması ile aynı yasanın 283. maddesine göre, yokluğunda tespit yapılan tarafın bir haftalık süre içinde tespit sonucu alınan bilirkişi raporuna itiraz hakkı bulunmaktadır.” Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E. 2012/10304 K. 2013/1625 T. 05.02.2013

“…Delil tespiti davaları; temyizi mümkün olmayan, HMK’nın 403. maddesi uyarınca ancak itiraz yolu açık çekişmesiz yargı davalarındandır. Temyizi mümkün olmayan bir karara karşı karar düzeltme yoluna da gidilemez. Bu nedenle karar düzeltme istemine ilişkin dilekçenin reddine karar vermek gerekmiştir.”  Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2014/5676 K. 2014/9003 T. 29.05.2014

Diğer makalelerimize adana avukat buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneği, soruşturma izni itiraz dilekçesi, adana idare hukuku avukatı, adana ceza avukatı, 4483 Kanun memur suçu

Soruşturma İzni Verilmesi İtiraz Dilekçesi

Bu makalemizde soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneği paylaşılmaktadır.

Bilindiği üzere4483 Sayılı Memurlar Ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 9. Maddesinin 2 Fıkrası; “…Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi, izin vermeye yetkili merciler tarafından verilen işleme koymama kararına karşı da şikâyetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür…” hükmüne amirdir. Dolayısıyla hakkında soruşturma izni verilen memur bu karara karşı on gün içinde itiraz edebilir. Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi bağlı bulunan Bölge İdare Mahkemesi’ne gönderilmek üzere Kaymakamlık veya Valiliğe verilir.

Soruşturma İzni Verilmesi İtiraz Dilekçesi Örneği

…. BÖLGE İDARE MAHKEMESİ’NE

Gönderilmek Üzere

T.C. ….. KAYMAKAMLIĞI’NA

İTİRAZ EDEN                                : …….

VEKİLİ                                             : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

TEBLİĞ TARİHİ                            : …….

KONU                                              : …… Kaymakamlığı’nın ….. Tarihli ve ….. Karar sayılı soruşturma izni verilmesine dair karara itirazlarımızı içerir söz konusu soruşturma izninin iptali talepli dilekçemizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Müvekkil, ……..’da …………… olarak görev yapmıştır. Müvekkil ve diğer ilgililer hakkında Valilik Makamının ……… tarih ve …………. sayılı onayı ile ön inceleme yapılmıştır. Ön inceleme sonucu düzenlenen ………. tarihli ve …….. sayılı ön inceleme raporu doğrultusunda, ……Kaymakamlığı’nın ………. Tarihli ……… Karar sayılı kararı ile müvekkil ve diğer ilgililer hakkında soruşturma izni verilmesine karar verilmiştir. 

……….. Kaymakamlığı’nın ….. Tarihli ve ……… Karar sayılı soruşturma izni verilmesine dair kararı müvekkile ……… tarihinde tebliğ edildiğinden yasal süresi içinde itiraz etmek zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Nitekim söz konusu karar meslek hayatı boyunca soruşturma bile geçirmemiş, sicili tertemiz müvekkil bakımından haksızlık niteliğindedir.

  1. İlgili karara ulaşılırken yapılan ön incelemede müvekkilin ifadesi usulüne uygun biçimde alınmadığı gibi, 4483 sayılı Kanun’un emredici hükümlerine aykırı davranılmıştır.
  2. Ayrıca soruşturma izni kararında birden fazla hakkında ön inceleme yapılan memur varken bu kişilerin eylemleri tek tek açıklanmamıştır. Raporda diğer soruşturulan memurların ortaya koyduğu iddia edilen eylemlerden müvekkil de sorumlu tutulmuştur. Bu şekilde cezaların şahsiliği ilkesine aykırı davranılmıştır.
  3. Diğer yandan, müvekkil ………… tarihleri arasında ……….’da görevli iken, kurumla ilişiğinin tamamen kesildiği …………… tarihi sonrası olaylardan da sorumlu tutulduğu göze çarpmaktadır.
  4. Bu gibi durumların müvekkil bakımından şüphe doğurduğu açıktır. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca şüphe perdesi tam olarak kalkmadan ceza teklifi dahi mümkün değildir. Dolayısıyla eldeki dosyada ancak ve ancak ALANINDA UZMAN BİLİRKİŞİ NİTELİĞİNE HAİZ BİLİŞİM UZMANLARI TARAFINDAN incelenmesi halinde atılı suçun gerçekten müvekkil tarafından işlenip işlenmediği ortaya konabilecekken bu yapılmamış, müvekkilin üzerindeki şüphe perdesi aralanmamıştır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usul 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir.

Kanunun emredici hükümlerinin kesin biçimde uygulanmaması halinde, oldukça ağır müeyyideler bağlanan memur suçlarının doğru ve maddi ceza hukukunun temel ilkelerine aykırı biçimde yürütülmesi sonucunu doğuracaktır. Nitekim somut olayda da 4483 sayılı kanunun emredici hükümleri doğru biçimde uygulanmamış, usulü pek çok düzenleme ihlal edilmiş, müvekkilin savunma hakkı kısıtlanmıştır.

4483 Sayılı Memurlar Ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 6. Maddesinin 1. Fıkrası; “Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veya kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütün yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir rapor düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön inceleme birden çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler raporda gerekçeleriyle ayrı ayrı belirtilir.” hükmüne amirdir.

 

  • Ancak somut olayda müvekkilin ifadesinin alınması işleminde, yeminli bir yazman temin edilmeden ifade alınması işlemi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca müvekkilin ifadesinin alınması sırasında, ihsas-ı rey içeren açıklamalar ve suçlamalar doğrultusunda ifadesi alınmıştır. Müfettişler müvekkile “biz ne olduğunu biliyoruz” diyerek ifadeye giriş yapmış, akabinde müvekkili neredeyse tamamen suçlar biçimde ifadesini almışlardır.

4483 Sayılı Memurlar Ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 6. Maddesinin 2. Fıkrası ise; “Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar verir.  Bu kararlarda gerekçe gösterilmesi zorunludur.” hükmüne amirdir.

 

………… Kaymakamlığı’nın ………. Tarihli ve ……….. Karar sayılı kararının Kanunun 6. Maddesinin 2. Fıkrasında tarif edildiğinden çok uzakta olduğu bellidir.

  • Öncelikle kararda olay tarihleri belirsizdir, “…. yılları” denilerek oldukça afaki ve soyut ayrıca çok uzun bir dönem olay tarihi olarak gösterilmiştir.
  • Diğer yandan söz konusu ön incelemede, hakkında işlem yapılan ……. kişi bulunmasına rağmen, bu kişilere işledikleri fiiller tek tek izafe edilmeyerek, birinin yaptığından herkes sorumlu tutulmuştur, bu durumun suçta ve cezada şahsilik ilkesine aykırıdır. Müvekkilin şahsına bizzat izafe edilen bir suçlama bulunmadığı açıkça görülmekteyken, “kurunun yanında yaş da yanar” anlayışı ile, diğer kişilerin yaptığı işlemlerden sorumlu tutulmuştur.
  • Kaldı ki afaki biçimde ele alınan “suç tarihi” müvekkili töhmet altında bırakmıştır. Halbuki müvekkil ……………  tarihinde göreve başladığı görevinden ……. tarihinde ilişiği tamamen kesilmiştir.  Bu tarihten sonra yaşanan bir olay varsa bu olayların görevli bulunmayan müvekkile yüklenmesi ve görevli olmadığı dönem dolayısıyla suçlanması kabul edilebilir değildir.
  • Ayrıca kanunda soruşturma izni verilmesine dair kararın muhakkak gerekçeli olması gerektiği hüküm altına alınmışken, eldeki ………….. Kaymakamlığı’nın ……… Tarihli ve ………. Karar sayılı kararı somut ve yasal gerekçeden yoksundur.

SONUÇ  ve İSTEM                                     : Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle ve resen göz önüne alınacak sebeplerle ………… Kaymakamlığı’nın ………. Tarihli ve ……….. Karar sayılı soruşturma izni verilmesine dair karara itirazlarımızın kabulü ile ilgili kararın kaldırılmasına  karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

                                                                                                          İtiraz Eden Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneği kısaca bu şekildedir. Sunulan dilekçe genel bir örnek niteliğinde olup, somut olayın şartlarına özgü bir dilekçe ile müracaat edilmesi gerekmektedir.

Büken Hukuk ve Danışmanlık Bürosu adana ceza avukatı ve adana idare hukuku avukatı olarak memur suçlarından kaynaklanan ceza davalarında, idari dava ve uyuşmazlıklarda görev yapmaktadır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Hakkaniyet indirimi nedir, hakkaniyet indirimi oranı, red vekalet ücreti, yargıtay, takdiri indirim, fazla mesai, UBGT, hafta tatili, adana iş avukatı

Hakkaniyet İndirimi Nedir?

İşçilik alacaklarından fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının takdiri deliller doğrultusunda ispat edilmesi halinde hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği Yargıtay kararları ile benimsenmiştir. Yargıtay işçinin sürekli olarak normal çalışma süresinin üzerine sürekli olarak tanık anlatımlarında yer aldığı şekilde fazla çalışma yapamayacağını, hastalık mazeret gibi nedenlerle çalışmayan günler de olacağı görüşünü benimsemiştir. İşçinin sürekli olarak aynı şekilde iş görebilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Hakkaniyet indirimi nedir sorusunun cevabı en basit haliyle böyledir. Hakkaniyet indirimi uygulamada takdiri indirim olarak da bilinir. Bu makalemizde hakkaniyet indirimi nedir sorusunu hakkaniyet indirimi yargıtay kararları doğrultusunda açıklamaya çalışacağız. Ayrıca hakkaniyet indirimi red vekalet ücreti hususuna da değineceğiz

Hakkaniyet İndirimi Yapılan İşçilik Alacakları Nelerdir?

Hakkaniyet indirimi yapılan işçilik alacakları sadece fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti ve UBGT ücretidir. Bu alacaklar dışındaki işçilik alacaklarına (örneğin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti gibi) takdiri indirim uygulanamaz. Hakkaniyet indiriminin uygulanabilmesi için de bu alacakların ispatının niteliği göz önünde bulundurulur. Yani, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti ve UBGT  ücreti alacaklarının takdiri delillerle ispat edilmesi halinde hakkaniyet indirimi uygulanır. Bu alacakların yazılı delillerle ispat olunması halinde hakkaniyet indirimi yapılamaz. Örneğin fazla çalışma alacağının tanık beyanı ile yani takdiri delille ispat edilmesi halinde hakkaniyet indirimi uygulanırken; işyeri giriş çıkış kayıtları gibi yazılı delille ispat edilmesi halinde böyle bir indirime gidilemez.

Hakkaniyet İndirimi Oranı Kaçtır?

Hakkaniyet indirimine dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla işçinin alacaklarından ne kadar indirim yapılması gerektiği de Yargıtay kararları ile şekillenmektedir. Yargıtay’a göre, hakkaniyet indirim oranı belirlenirken yapılan indirim işçinin hakkını elde etmesini etkiler nitelikte olmaması gerekmektedir. İndirim uygun oranda yapılmalıdır.

Hakkaniyet İndirimi Oranı Yargıtay Kararı

Somut uyuşmazlıkta, davacı tanıklarının beyanlarına göre haftalık 12,5 saat fazla çalışma yapıldığı kabul edilerek bilirkişi tarafından hesaplanan değer üzerinden 1/2 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak hüküm kurulmuş ise de fazla çalışma olgusu yazılı belge ile kanıtlanamamış olup takdiri delillerle kanıtlandığından indirim yapılmasında bir yanlışlık yoktur. Ne var ki tanık beyanları ile davacının yaptığı işin niteliği ve mahkemece yapılan indirimin hakkın elde edilmesini etkiler nitelikte olmaması gerektiğine dair yerleşik içtihatlar gözetilerek uygun bir oranda indirim yapılması gerekirken hakkı elde etmesini engelleyecek oranda indirim yapılması isabetsizdir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/1320 E, 2017/539 K, 14.05.2017 T)

Hakkaniyet İndirimi Red Vekalet Ücreti

İşçilik alacaklarının hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen kısım yönünden vekalet ücreti nin ne olacağı merak edilen bir konudur. Fazla mesai, hafta tatili ücreti ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacakları istemli davalar çoğunlukla kısmi dava olarak açılmakta, alınan bilirkişi raporuna göre dava değeri ıslah edilmektedir. Karar aşamasında ise, takdiri delile ispat edilen bu alacaklardan hakkaniyet indirimi yapılması sebebiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi kararı verilmektedir. Bu durumda alacağın hakkaniyet indirimi uygulanan oranı mahkemece reddedilmiş olmaktadır.

Yargıtay her türlü indirim nedeniyle red kararı verilmesi halinde kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği görüşünden dönmüştür. Fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden yapılan hakkaniyet indirimi sebebiyle red kararı verilen miktar bakımından kendisini vekille temsil ettirmiş olan davalı yararına vekalet ücretine hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir.(Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2011/7239 E, 2011/8281 K)

Hakkaniyet İndirimi Yargıtay Kararları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/504 E, 2017/252 K, 15.02.2017 T

“…Bu doğrultuda, fazla çalışma ücretinden indirimi öngören bir yasal düzenleme olmasa da. işçinin uzun süre her gün fazla çalıştırılmasının hayatın olağan akışına ve insan doğasına uygun düşmeyeceği. Yaşam tecrübelerine göre hiç hastalanmadan veya evlenme, ölüm, doğum, özel işleri gibi mazereti çıkmadan yıllarca sürekli çalıştığının kabul edilemeyeceği. işyerindeki üretim faaliyeti ve işçinin üstlendiği işin niteliği dikkate alınmadan sürekli iş gördürüldüğünün varsayılamayacağı. işçinin ara dinlenmesi, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde hiç dinlenme hakkını kullanmadan çalıştığının düşünülemeyeceği. Göz önünde tutularak, belirlenen fazla çalışma süresinden hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği hususu değerlendirilmelidir.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/1643 E, 2014/649 K, 14.05.2014 T

“…Bu durumda, yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda bilirkişi raporunda belirlenen fazla çalışmadan. %30 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak, fazla çalışma ücreti alacağının tespit edilmesi gerekirken, puantajların saat kayıtlarını ihtiva etmemesi ve sadece çalışılan günler olarak tanzim edilmiş olmasının sonuca etkisi olmadığı gerekçesiyle kararda direnilmesi isabetsizdir.” 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/2698 E, 2017/1557 K, 06/12/2017 T

“…Öte yandan, yapılan tatil ve fazla çalışmaların yazılı belgelere, işveren kayıtlarına veya kesin delillere değil tanık anlatımına dayalı olması durumunda mahkemece, indirimi öngören bir yasal düzenleme olmasa da işçinin uzun süre her gün fazla çalıştırılmasının ya da bütün tatil günlerinde çalıştığının kabulünün hayatın olağan akışına ve insan doğasına uygun düşmeyeceği. yaşam tecrübelerine göre hiç hastalanmadan veya evlenme, doğum, ölüm, özel işleri gibi mazereti çıkmadan yıllarca sürekli çalıştığının kabul edilemeyeceği. iş yerindeki üretim faaliyeti ve işçinin üstlendiği işin niteliği dikkate alınmadan sürekli iş gördürüldüğünün varsayılamayacağı; işçinin ara dinlenmesi, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde hiç dinlenme hakkını kullanmadan çalıştığının düşünülemeyeceği karinesi göz önünde tutularak, hesaplanan tatil ve fazla çalışma alacaklarından makul bir indirim yapılması gerektiği hususu değerlendirilmelidir.”

Hakkaniyet indirimi nedir sorusunun cevabı kısaca bu şekildedir. İşçilik alacakları hesaplamalarının alanında uzman avukatlar nezdinde yapılması ve açılması muhtemel davanın bir adana iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Facebook üzerinden hakaret, sosyal medyada hakaret manevi tazminat, facebookta hakaret suçu, hakaret içeren mesaj, yorum, paylaşım adana ceza avukatı

Facebook Üzerinden Hakaret

Sosyal medya kullanımının hızla arttığı günümüzde, sosyal medya örneğin instagram, twitter, facebook üzerinden hakaret suçunun sık sık işlendiğine şahit oluyoruz. Maalesef internet üzerinden işlenen hakaret suçlarında, kişiler yüz yüze gelmedikleri için suç olmayacakmış gibi serbest hareket edildiği görülmektedir. Sosyal paylaşım sitelerinde hakaret suçu gönderilen mesajlarla olabileceği gibi yapılan yorum vb etkileşimlerle ya da paylaşım yaparak gerçekleştirilebilir. Facebook üzerinden hakaret genellikle sahte hesaplar açarak vb yollarla işlenmektedir. Sosyal medya, facebook üzerinden hakaret suçunda sahte hesap da açılsa suçu gerçekte kimin işlediği tespit edilebilmektedir.

Facebook üzerinden hakaret edilmesi hem Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca hakaret suçunu oluşturmaktadır, hem de mağdur manevi tazminat talep edebilecektir. Nitekim hakaret başlı başına bir haksız eylemdir. Mağdur kişilik haklarının zedelenmesi nedeniyle sosyal medyada hakaret nedeniyle manevi tazminat talep edebilir.

Facebook Üzerinden Hakaret Suçu

Facebook gibi sosyal medya hesapları üzerinden işlenen hakaret suçu ile ilgili Yargıtay kararları şu şekildedir.

T.C. YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ 

ESAS NO: 2015/27677
KARAR NO: 2016/12506
TARİH: 07.06.2016

…Katılan beyanında, sanık ile birlikte çalıştıkları kurumdaki şahısların kendisine haber vermesi üzerine sanığın facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde kendisi hakkında iddianamedeki belirten hakaret içerikli sözleri yazdığını öğrendiğini belirtmesi karşısında, katılanın sanığın facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde arkadaşı olmayıp sayfasının da herkese açık olmaması nedeniyle katılanın beyanında belirten şahısların açık kimlik ve adres bilgileri tespit edilip, tanık sıfatıyla dinlenmesi ve sanığın bu sayfasının kaç kişiye açık olduğu tespit edilerek sonucuna göre hakaret suçunun ihtilat öğesinin oluştuğu kanıtlarıyla birlikte açıklanıp tartışılmadan, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi. Kanuna aykırı ve katılan …’ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine”

T.C. YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ 

ESAS NO: 2015/41672
KARAR NO: 2017/13629
TARİH: 27.11.2017

… Sanığın facebook üzerinden hakaretleri kendisinin yapmadığına ilişkin savunması karşısında, suça konu mesajların yazıldığı, facebook isimli web sitesinde sanığın ad ve soyadı ile profil oluşturan internet kullanıcısına ait IP numarasının tespitine ilişkin araştırma yapılmadan eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle mahkumiyetine karar verilmesi.

Sanığın, adına kayıtlı facebook isimli sosyal paylaşım sitesindeki hesabından 4.10.2014 – 23.10.2014 tarihleri arasında hakaret içerikli mesajlar attıktan sonra 24.10.2014 tarihinde ise katılana ait dükkana giderek tanıklar huzurunda hakaret ettiği şeklinde iddianamede anlatılan ve mahkemece kabul edilen eylemi sonucu, katılana yönelik olarak aynı kasıt altında aynı suçu birden fazla işlemesi nedeniyle tek hüküm kurulup TCK’nın 43/1. maddesi uyarınca cezasında arttırım yapılması gerektiği gözetilmeden, facebook üzerinden mesaj atmak suretiyle işlenen hakaret suçu ve yüzyüze işlenen hakaret suçundan ayrı ayrı ceza verilmesi, Kknuna aykırı ve sanık …’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki isteme uygun olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA…”

Facebook Üzerinden Hakaret Manevi Tazminat

Sosyal medyada hakaret nedeniyle açılan manevi tazminat istemli davada Yargıtay 4. Hukuk Dairesi şu şekilde karar vermiştir.

T.C. YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2016/16612
KARAR NO: 2019/1233
TARİH: 26.03.2019

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve … aleyhine 17/01/2012 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 02/07/2013 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Davacı vekili; müvekkiline ait facebook sayfasına davalılar tarafından sinkaflı sözler içeren mesajlar gönderildiğini, suça konu mesajların gönderildiği bilgisayarların IP numaralarının davalılara ait olduğunu, bu hakaret ve küfürler nedeniyle yapılan yargılamada davalıların cezalandırılmasına karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, müvekkilinin bu haksız eylem neticesinde kişilik hakkının zedelendiğini belirterek, manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalılar; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; davalıların davacıyı hiç tanımıyor olmaları, sosyal, fiziki olarak aralarında manevi tazminata konu eylemi işlemelerini gerektirir bir ilişkinin olmaması, davalıların kişiliği, yapmış oldukları meslek her iki davalınında birbirini tanımamaları birlikte değerlendirildiğinde; manevi tazminata konu fiilin davalılar tarafından işlendiği hususunda yeterli kanıya ulaşılmadığı, ceza mahkemesince davalı hakkında verilen HAGB kararının hukuk hakimini bağlamayacağı, diğer davalı hakkında ise verilen kesin hükmün Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleştiği, bu davalı yönünden verilen hükmün de hukuk hakimini bağlamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; kararı davacı temyiz etmiştir.

Dosya kapsamından; davacının facebook sayfasına sinkaflı sözler içeren mesajlar gönderildiği, suça konu mesajların gönderildiği bilgisayarların IP numaralarının davalılara ait olduğu, davacının e-posta ve facebook adreslerine mail ve mesaj atıldığı saatlerde, mailin ve mesajın bırakıldığı mail adresine davalıların internete çıkış yaptıkları IP adresi üzerinden bağlantı yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu mesajların gönderilmesinden hat sahibi davalılar sorumludur.

Bu nedenle; gönderilen mesajlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, her iki davalının da yazılan mesajlardan sorumlu olduğu kabul edilmeli ve uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmelidir. Bu yön gözetilmeden yanılgılı gerekçe ile davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06/03/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Görüldüğü üzere facebook üzerinden hakaret suçunda ve manevi tazminat talepli davalarda, haksız fiili işleyenin kim olduğu IP adresinden ortaya çıkarılabilmektedir. IP adresinden Bu nedenle bu tip durumlarda alanında uzman bir adana bilişim avukatı ndan hukuki danışma almanız en büyük tavsiyemizdir. Yine aynı şekilde söz konusu fiil suç teşkil ettiğinden adana ceza avukatı ndan yardım almanız da faydalı olacaktır.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlar kapsamında tüm işlemlere ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat, yargıtay kararları

Haksız Şikayet Nedeniyle Manevi Tazminat Davası

Kişilik hakları bir başka kişi tarafından haksız biçimde saldırıya uğrayan kişi manevi tazminat talep edebilir. Haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat davası da hukuki dayanağını haksız fiil sorumluluğundan almaktadır. Haksız şikayet durumunda, yapılan şikayetin asılsızlığının ortaya çıkması aynı zamanda şikayette bulunanın cezai sorumluluğunu da doğurur, bu durumda haksız şikayet iftira suçu gündeme gelebilir.

Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir. Bu yazımızda, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat davasını yargıtay kararları doğrultusunda incelemeye çalışacağız.

Şikayet Hakkı ve Haksız Şikayet

Anayasamızın 36. maddesine göre; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

Ancak Yargıtayın istikrar kazanan kararlarında, bu durumda şikayet edenin ihbar ve şikayet hakkının sınırlarını aşıp aşmadığının değerlendirilmesi gerekir. Şikayet hakkı herkese tanınmış ve anayasal güvence altına alınmış bir hak olsa da, bu hak sınırsız değildir. Bir tarafta şikayette bulunanın şikayet hakkı varken, diğer tarafta da şikayet olunanın haksız yere lekelenmeme hakkı vardır. İşte bu halde şikayet hakkı ile lekelenmeme hakkı arasındaki çizginin korunması ve dengenin her iki tarafın menfaatleri gözetilerek sağlanması gerekir.

Yine aynı şekilde şikayet için yeterli emare olması halinde de haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat talebinin kabul edilemeyeceği Yargıtay’ca benimsenmiştir.

“…Davaya konu olayda; davalı avukat, İcra Hukuk Mahkemesi dosyalarında esas hakkında karar verildiği gerekçesiyle işi biten icra müdürlüğü dosyalarının icra müdürlüğüne iadesini talep etmiş, davacı da dosyaların henüz işi bitmediği gerekçesiyle iadeden kaçınmıştır. Bunun üzerine davalı vekil olarak işlerini takip ettiği müvekkili adına söz konusu şikayet dilekçelerini Adalet Komisyonu Başkanlığı’na ve Cumhuriyet Savcılığı’na vermiştir. Bu durumda, yerel mahkemece şikayet için yeterli emare olması nedeniyle davalının Anayasal şikayet hakkını kullandığı sonucuna varılarak, istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken,şikayet hakkını hukuka uygun kullanmadığı gerekçesiyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir….” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2012/2107 E, 2012/3207 K, 01.03.2012 T)

Yargıtay‘a göre, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat davasında şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Başkalarının da aynı olay karşısında şikayet eden gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir.

“…Somut olayda, el yazısıyla eklemeler yapıldığı anlaşılan ve aslına ulaşılamayan belediyenin cevabi yazısı fotokopisinin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/455 Esas sayılı dosyasına davacı-karşı davalı tarafından sunulduğu, bunun üzerine davalılar-karşı davacıların eklemeler içeren belge sebebiyle davacı-karşı davalı hakkında ayrı ayrı verdikleri şikayet dilekçeleriyle sahtecilik suçundan soruşturma yapılmasını istedikleri anlaşılmaktadır. Bu durumda, belge aslının bulunamaması da gözetildiğinde şikayet hakkının kullanılmasında yeterli emarenin varlığı kabul edilerek, asıl dava yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken, istemin kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş; bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2012/470 E, 2013/1693 K, 05.02.2013 T)

Haksız Şikayette Manevi Tazminat Miktarı

Haksız şikayete dayalı manevi tazminat davalarında talep edilebilecek manevi tazminat miktarı orantılı olmalıdır. Yargıtay kararlarına göre, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat miktarı belirlenirken, eylem ve olayın özelliklerinin yanı sıra tarafların kusur oranı, sıfatı, işgal ettikleri makam ve sosyal ve ekonomik durumları da önemlidir. Hakim, manevi tazminat tutarını belirlerken her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetmeli ve takdir hakkını etkileyecek nedenleri objektif olarak göstermelidir.

“…Takdir edilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Davacı yararına hükmedilen manevi tazminat; olay tarihi, olayın oluş şekli ve yukarıdaki ilkeler göz önüne alındığında fazladır. Daha alt düzeyde manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle fazla hükmedilmesi doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2012/885 E, 2013/1434 K,30.01.2013 T)

Şikayetçinin Ceza Yargılamasında Beraat Etmesi

Diğer yandan şikayet edenin ceza mahkemesinde yargılanıp örneğin iftira suçundan beraat etmesi haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat davası sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Zira haksız şikayette bulunan hakkında beraat kararı verilmesi eylemin suç olup olmaması ile ilgilidir. Verilen beraat hükmü eylemin haksız fiil niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. Zira zaten her haksız fiil de suç teşkil etmemektedir.

Nitekim Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesine göre de;

Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.

Ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 48. maddesinin 2. fıkrasına göre de; “Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” hükmüne amirdir. Dolayısıyla eylemin ahlaka aykırı olması hali bile sorumluluk doğması için yeterlidir.

Adana avukat, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu olarak, diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

işsizlik maaşı nedir, işsizlik maaşı hakkı, başvuru nasıl yapılır, işsizlik ödeneği ne kadar 2019

İşsizlik Maaşı Nedir?

İşsizlik maaşı yani işsizlik ödeneği 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 51. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre bir işçinin işsizlik ödeneğine hak kazanabilmesi yani işsizlik maaşı hakkı alabilmesi için bazı şartlar getirilmiştir. Bu makalemizde işsizlik maaşı alma koşullarının yanı sıra işsizlik maaşı hesaplama konusunu da ele alıp işsizlik maaşı nasıl hesaplanır sorusuna ve işsizlik maaşı kaç ay sürer sorularına da cevap vermeye çalışacağız.

İşsizlik Maaşı Hakkı Nedir?

İşsizlik maaşı, işçilerin kendi istekleri dışında herhangi bir kusur veya ihmalleri olmaksızın işsiz kalmaları halinde gelir kaybını önlemek amacıyla ödenen bir ödenektir.

İşsizlik Maaşı Almabilmenin Şartları

İşsizlik maaşı şartları; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 51. maddesine göre; işsizlik ödeneğine hak kazanabilmek için işçinin öncelikle sigortalı olması gerekir. Sigortalılığın yanı sıra iş sözleşmesinin sona ermesinden önceki son üç yıl içinde 600 gün işsizlik sigortası primi ve önceki son 120 gün de kesintisiz prim ödenmiş olmalıdır. Yine işçinin iş akdi işçinin herhangi bir kastı veya kusuru olmaksızın sona ermiş olmalıdır. İşçi işsizlik maaşı başvuru yapmalıdır. Başvuru iş akdinin sona ermesinden itibaren 30 gün içinde İş Kurumu yapılmalıdır, aksi halde işsizlik maaşı hakkı kaybedilir.

İşsizlik Maaşı Kaç Ay Devam Eder?

İşsizlik maaşı kaç ay ödeneceği işçinin sigortalılık süresine göre değişir. Düzenlemeye göre; Hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olanlardan, son üç yıl içinde; a) 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün. b) 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün. c) 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün süreyle işsizlik ödeneği verilir.

İşsizlik Maaşı Nasıl Hesaplanır?

İşsizlik maaşı hesaplama konusu da iş akdi sona eren işçilerin merak ettiği konulardan biridir. Düzenlemeye göre, işsizlik ödeneği sigortalının son dört aylık primine esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının %40’ı kadardır. Ancak aylık asgari ücretin %80’ini geçemez.

İşsizlik Maaşı İle İlgili Yargıtay Kararları

“…İşsizlik parasının muhatabı Türkiye İş Kurumu olup, davacının haksız feshe dair kesinleşen kararı Türkiye İş Kurumu’na ibrazı halinde diğer koşullar oluşmuşsa işsizlik parası ödeneceğinden, mahkemece davalı şirket aleyhine açılan işsizlik parasından kaynaklanan tazminat talebinin reddi gerekirken, kabulü hatalıdır.” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2011/999 E, 2013/9579 K, 23.03.2013 T)

“…Davacı işverenin baskısı sureti ile iş sözleşmesini evlilik nedeni ile feshetmiş. Bu fesih nedeni ile de kıdem tazminatı ile 4447 sayılı kanunun 51. Maddesi uyarınca işsiz kaldığı süre için işsizlik tazminatında mahrum kalmıştır. … Davacının mahrum kaldığı ihbar tazminatı ile 4447 sayılı kanunun 51. Maddesindeki koşullara uygun olarak işsiz kaldığı süre için işsizlik sigortası alacağı hesaplanıp hüküm altına alınmalıdır. Yazılı gerekçe ile isteğin tamamen reddi hatalıdır.” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2014/5348 E, 2015/19018 K)

“…Somut uyuşmazlıkta davacı davalı yanca usulüne göre işten çıkış bildirimi yapılmadığından, 4447 sayılı yasanın 50. ve izleyen hükümleri gereği işsizlik ödeneği alamadığını böylece mağdur edilmiş olduğunu ileri sürerek. 16.06.2009 tarihinden ileriye yönelik 10 aylık (300 gün) süre yönünden işsizlik ödeneği alacağı talep etmiştir. 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesinin 5. fıkrasına göre, işsizlik ödeneğinden yararlanabilmesi için işten ayrılma bildirgesi ile birlikte iş sözleşmesinin feshedildiği tarihi izleyen günden itibaren otuz gün içinde Kuruma doğrudan veya elektronik ortamda başvurulması gerekmektedir. Mücbir sebepler dışında, başvuruda gecikilen süre işsizlik ödeneği almaya hak kazanılan toplam süreden düşülür. Dosya kapsamından davacının işsizlik ödeneği almaya hak kazanılan toplam süre içinde kuruma müracaat ettiği yada şikayette bulunduğunun ispatlanamadığının anlaşılmasına göre talebin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2015/20973 E, 2018/1142 K, 23.01.2018 T)

İş akdinin haklı nedenle feshedilip feshedilmediğinin tespiti ve işsizlik maaşı başvurusu ve işsizlik maaşı davası açılması gibi işlemlerinin alanında uzman avukatlar nezdinde yapılması ve açılması muhtemel davanın bir adana iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir.

Diğer yazılarımıza buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmaması yargıtay, tanık bildirmeme

Dava Dilekçesinde Tanık Deliline Dayanılmaması

Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 145. maddesi ile tarafların delil bildirmesi belli kesin sürelere bağlanmıştır. Makalemizde ilgili düzenleme gereğince dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmaması halinde delillerin nasıl değerlendirileceği bir yargıtay kararı doğrultusunda tartışılacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/2/1226 E, 2016/1057 K ve 16.11.2016 Tarihli kararında, dava dilekçesinde tanık bildirmeme halinde ön inceleme aşamasından sonra bildirilen tanıkların dinlenemeyeceğine karar vermiştir.

Dava Dilekçesinde Tanık Deliline Dayanılmaması

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Delillerin Sonradan Gösterilmesi” başlıklı 145. maddesine göre;

Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.

Düzenlemeye göre; dava veya cevap dilekçesinde delil göstermeyen tarafa ön inceleme duruşmasında delillerini bildirmesi için yeni bir süre verilmesi mümkün değildir. Bu doğrultuda dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmaması halinde davacı tanık listesi veremez.

Dava dilekçesinde tanık deliline dayanmama halinde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin son tarihli kararı şu şekildedir;

T.C. YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2017/5994
KARAR NO: 2019/1853
TARİH: 27.02.2019

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

İlk derece mahkemesince; boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, boşanmanın fer’ilerine karar verilmiş, davalı erkek tarafından tamamı yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuş, … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 05.04.2017 tarih 2017/313 esas, 2017/349 karar sayılı kararı ile, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu karara karşı davalı erkek temyiz yoluna başvurmuştur.

Davacı kadın, dava dilekçesinde tanık deliline dayanmamış (HMK m. 141), ön inceleme duruşmasında verilen süre üzerine 18.04.2016 tarihli dilekçesinde bildirdiği tanıklar dinlenerek davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Davacı kadın dava dilekçesinde tanık deliline dayanmadığına göre dayanılmayan delilin bildirilmesi için ön inceleme aşamasında verilen süre sonuç doğurmaz ve bu tanıkların beyanları kusur belirlemesinde dikkate alınamaz (HGK 20.04.2016 tarih, 2014/695 ve 2016/522 karar sayılı kararı). Gerçekleşen bu durum karşısında mahkemece; yukarıda açıklanan sebeplerle davalıya yüklenecek kusurlu bir davranış ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği halde, boşanma davasının kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple; … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 05.04.2017 tarih 2017/313 esas, 2017/349 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, … 11. Aile Mahkemesinin 04.10.2016 tarih 2015/289 esas, 2016/509 karar sayılı kararının BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, dosyanın HMK’nın 373/1.maddesi gereğince ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin ise ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

Adana avukat, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosuadana boşanma avukatı olarak boşanma, velayet, nafaka, tazminat  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.