Kategori: YÖK Personel Disiplin Hukuku

Memur Disiplin Soruşturmasında Savunma Nasıl Yapılmalıdır

Memur Disiplin Soruşturmasında Savunma Nasıl Yapılmalıdır?

Bu makalemizde memur disiplin soruşturmasında savunma nasıl yapılmalıdır sorusuna cevap vermeye çalışacağız. İdarenin memur disiplin soruşturması ile amaçladığı kamu düzeninin verimli ve etkin biçimde devamını sağlamak, bu doğrultuda disiplin hükümlerine aykırı davranın personelin davranışına uygun ceza ile tecziyesi ile devletin onur ve saygınlığının korunmasıdır. Dolayısıyla memur disiplin soruşturmasında savunma da oldukça hassas ve önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda önceki makalelerimizde ayrıntılı bilgi vermiştik. Ancak memur disiplin soruşturmasında savunma nasıl yapılmalıdır sorusu hayati öneme sahip olduğu için ayrı bir konu başlığı altında değerlendirmek istedik.

Memur disiplin soruşturması 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 124 ve devamı maddeleri ile düzenlenmiştir. Kanun’un 125. maddesinde memurların disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller sayılmış ve maddede sayılan fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibariyle benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezaları verileceği düzenlenmiştir. Kanun’un 130. maddesinde ise savunma hakkı düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre memur disiplin soruşturmasında savunma alınmadan disiplin cezası verilmesi mümkün değildir. Memura savunmasını yapması için en az 7 gün süre verilmelidir. İşte bu noktada memur disiplin soruşturmasında savunma nasıl yapılmalıdır sorusu gündeme gelmektedir.

Memur Disiplin Soruşturmasında Savunma Nasıl Yapılmalıdır?

Memur disiplin soruşturması usulüne göre savunma yapmadan önce, muhakkik veya yetkili disiplin kurulu tarafından memura ifadeye çağrı yazısı (savunma istem yazısı) tebliğ edilir. Memur disiplin soruşturmasında savunma isteme yazısında kamu görevlisinin disiplin cezasıyla cezalandırılmadan önce savunması alınırken disiplin suçunu oluşturan eylemi açık bir şekilde belirlenmeli,  memurun disiplin suçunu oluşturan eyleminin hangi disiplin kurallarını ihlal ettiği ortaya konulmalıdır. Bütün bu hususlar kendisine bildirilmeyen memurun, gerektiği gibi savunma yapamayacağı, dolayısıyla kendisine tanınmış savunma hakkını kullanamayacağı açıktır.

Savunma istem yazısı tebliğ alınmasından itibaren başlayan en az 7 günlük savunma süresinde memur disiplin soruşturmasında savunma nasıl yapılmalıdır sorusu gündeme gelir. Memur savunmalarını yazılı veya sözlü olarak sunabilir. Memur disiplin soruşturmasında savunma, tebliğ edilen yazıda bildirilen olay ve vakıalara yönelik olmalı, çok detaylı veya konu ile alakasız bilgilere yer verilmemeli, konudan uzaklaşılmamalıdır. Yine suçlamaya ilişkin tanık mevcutsa tanıkların isim, soyisim ve adres bilgileri de savunma yazısına eklenmeli ve muhakkikten veya yetkili kuruldan tanıkların dinlenmesi istenmelidir. Zira memur disiplin soruşturmasında savunmasında tanık deliline dayanıyorsa, soruşturmacının ibu tanıkları dinlemesi gerekmektedir. Bu konuyu “Disiplin Soruşturmasında Tanık Delili” başlıklı makalemizde ayrıntılı biçimde incelemiştik.

Eğer yazılı savunma verilecekse tüm iddia ve olaylara cevaplar yazılı savunmada açıkça irdelenmeli ve deliller belirtilmelidir. Disiplin soruşturması yazılı savunma örneği ne buradan ulaşabilirsiniz.

Adana Disiplin Soruşturması Avukatı

Adana disiplin soruşturması avukatı müvekkillerimize disiplin soruşturmalarının her aşamasında hukuki destek sağlamaktayız. Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak dbilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

ceza yargılamalarındaki beraat hükümlerinin idari mahkemeler tarafından dikkate alınmaması nedeniyle masumiyet karinesi ihlal edilmiştir, anayasa mahkemesi

Ceza Yargılamalarındaki Beraat Hükümlerinin İdari Mahkemeler Tarafından Dikkate Alınmaması Nedeniyle Masumiyet Karinesi İhlal Edilmiştir

Anayasa Mahkemesi’nin aşağıda verilen kararında, ceza yargılamalarındaki beraat hükümlerinin idari mahkemeler tarafından dikkate alınmaması nedeniyle masumiyet karinesi ihlal edilmiştir kararı verilmiştir.

Kararda, disiplin suçuna ve ceza yargılamasına konu eylemlerin aynı olduğu hâllerde disiplin soruşturmasıyla ilgili uyuşmazlıklara bakan idari mahkemelerin fiilin sübutuyla ilgili olarak ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate saygı göstermesi, bunu sorgulayacak ifadeler kullanmaması beklenir. Aksi takdirde kişinin ceza mahkemesinde beraat etmiş olmasının bir anlamı kalmaz. Bu bakımdan idari mahkemeler dâhil devletin diğer otoritelerinin beraat kararından şüphe duyulmasına yol açacak biçimde hareket etmekten kaçınmaları gerektiğine dikkat çekilmiştir. Kararda devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezasına karşı açılan davada, disiplin işlemine konu olan eylem için yapılan ceza yargılamasında beraat kararı verilmesine rağmen disiplin işleminin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılması nedeniyle masumiyet karinesi ihlal edildiğine hükmedilmiştir.

Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız. 0507 057 53 35 nolu telefon numaramızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Ceza Yargılamalarındaki Beraat Hükümlerinin İdari Mahkemeler Tarafından Dikkate Alınmaması Nedeniyle Masumiyet Karinesi İhlal Edilmiştir.

ANAYASA MAHKEMESİ
BİREYSEL BAŞVURU
Başvuru Numarası: 2016/13566
Karar Tarihi: 02.07.2020
Resmi Gazete Tarihi: 20.10.2020
Resmi Gazete Sayısı: 31280

Devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezasına karşı açılan davada disiplin işlemine konu olan eylem için yapılan ceza yargılamasında beraat kararı verilmesine rağmen disiplin işleminin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılması nedeniyle masumiyet karinesi ihlal edilmiştir.

HÜSEYİN SEZER BAŞVURUSU

2709k/36, 38

5237k/285

657K/125, 131

AİHS/6

ÖZETİ: A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin İddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞU,

  1. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİ,
  2. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması İçin yeniden yargılama yapılması amacıyla Gaziantep 2. İdare Mahkemesine (E.2013/859, K. 2013/624) GÖNDERİLMESİ,
  3. 239.50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239.50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİ,
  4. Ödemenin, kararın tebliğini takriben başvurucunun Hazine ve Malîye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılması, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihîne kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASI,
  5. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığı’na GÖNDERİLMESİ Hakkında.
  6. BAŞVURUNUN KONUSU
  7. Başvuru; devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezasına karşı açılan davada, disiplin işlemine konu olan eylem için yapılan ceza yargılamasında beraat kararı verilmesine rağmen disiplin işleminin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
  8. BAŞVURU SÜRECİ
  9. Başvuru 22/7/2016 tarihinde yapılmıştır.
  10. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4 Komisyonca başvurunun, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, karar verilmiştir,

  1. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir,
  2. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur,
  3. Birinci Bölüm tarafından 28/11/2019 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğümün (İçtüzük) 28, maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula şevkine karar verilmiştir,

III. OLAY VE OLGULAR

  1. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
  2. Ceza Yargılaması Süreci
  3. Zabıt katibi olarak görev yapan başvurucu hakkında 23/4.2008 tarihinde, gizlilik: kararı alınmış dava dosyasının (kaçakçılık soruşturması) fotokopisini çektirmek suretiyle örneğini bir avukata verdiği iddiasıyla gizliliğin ihlali suçundan Nizip 1. Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde kamu davası açılmıştır,
  4. Başvurucu ve olayla ilgili olan kişilerin ceza yargılaması süresinde ifadeleri alınmıştır. Başvurucu, Ceza Mahkemesi kartonda yer aldığı şekliyle hakkında gizlilik/kısıtlama kararı verilen soruşturma dosyasıyla hiçbir ilgisinin olmadığını, olay günü Nizip 1. Asliye Ceza Mahkemesine ait 2007/70 Esas saydı dava dosyasının fotokopisini çektirdiğini, Nizip Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/2932 numaralı soruşturma dosyasının (kısıtlama kararı verilen soruşturma dosyası) fotokopisini çektirmediğini ifade etmiştir. Fotokopi işleminin yapıldığı iddia edilen kırtasiyenin, sahibi A.Ü. ifadesinde özetle 23/4/2008 günü öğle saatlerinde bir şahsın elinde bir dosyayla kırtasiyeye gelerek dosyanın fotokopisinin çekilmesini talep ettiğini, dosyanın fotokopisini çektiği sırada şahsın telefonunun çaldığını ve telefon konuşmasından sonra heyecanlanan şahsın fotokopiyi daha sonra alacağını belirterek dosyanın aslını alıp kırtasiyeden çıktığını belirtmiştir. A.Û, aynı gün saat 19.30 sıralarında biri kısa diğeri uzun boylu iki kişinin kırtasiyeye geldiğini, bu kişilerden uzun boylu olanın öğle saatlerinde gelen kişiye benzettiğini, fotokopi çekme işleminin bitmesi üzerine bu kişilerin 10 TL fotokopi ücretini vererek dışarı çıktıklarını beyan etmiştir. A.Ü., bu kişilerin kendi aralarındaki konuşmalarından şüphelenmesi nedeniyle durumu polis olan arkadaşı M.D.ye bildirdiğini, M.D.nin daha sonra kırtasiyeye gelerek öğle saatlerinde çekilmiş olan fotokopiyi aldığını belirtmiştir. A.Ö. akabinde ise ifadesinin alınması amacıyla karakola götürüldüğünü, kendisinin karakoldan korktuğu için hu kişilerin adliyeden gelen şahıslar olduğunu belirttiğini ancak daha sonra bu kişilerin adliyeden gelen şahıslar olmadığını anladığını ifade etmiştir, Evrakın kendisine verildiği iddia edilen avukat M.A.O,, olaydan bir sene kadar önce dosyanın bir suretini almak için mahkemeye dilekçe verdiğini ancak dosyanın 2007/69 Esas saydı dam dosyasıyla karıştırılmam nedeniyle anılan dönemde dosyanın bir suretini alamadığını, daha sonra dosyanın karara çıkma aşamasına gelmesi nedeniyle dosyanın bir suretini alma talebini yeniden mahkeme kalemim söylediğini, dosyayı talep ettiği sırada mahkeme personelinin yoğun olması nedeniyle 2-3 gün içinde dosyanın fotokopisinin çekilebileceğinin kendisine söylendiğini, olay günü saat 19.00 sıralarında başvurucunun kendisini aradığını ve dosyanın fotokopisini çektirdiğini söylediğini, bunun üzerine kırtasiyeye gidip dosyanın fotokopisini aldığını, ayrıca hakkında gizlilik kararı verilen Nizip Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/2932 numaralı soruşturma dosyası ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını ifade etmiştir. Nizip Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/2932 numaralı soruşturma dosyasında yaklaşık yirmi şüphelinin avukatlığım yapan S.Ç., çektirilen fotokopiyi kendisinin almadığını ifade etmiştir.
  5. Ceza Mahkemesinin A.Ü. ile başvurucuyu duruşma sırasında yüzleştirmesi üzerine A.Ü., hakkında kısıtlama kararı verilen dosyayı kırtasiyeye getiren kişinin başvurucu olmadığı yönünde beyanda bulunmuştur. Dava kapsamında ifadeleri alınan polis memurları, başvurucuyu hakkında gizlilik kararı verilen dosyayı fotokopi çektirirken bizzat görmediklerini belirtmişlerdir. Mahkeme, başvurucunun telefon kayıtlarının da incelemiş ancak başvurucunun. Nizip Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/2932 numaralı soruşturma dosyasında şüpheli olarak bulunan kişilerle herhangi bir telefon görüşmesinin olmadığını tespit etmiştir.
  6. Sonuç olarak Nizip 1. Asliye Ceza Mahkemesi 9/7/2008 tarihli kararıyla başvurucuya isnat edilen eylemin sübut bulduğunu ortaya koyacak nitelikte her türlü şüpheden uzak, somut ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle delil yetersizliğinden başvurucunun beraatine hükmetmiştir. Beraat kararı temyiz edilmeden 17/7/2008 tarihinde kesinleşmiştir.
  7. Ayrıca Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 19/2/2009 tarihli işlemi ile Nizip Cumhuriyet Başsavcılığının beraat kararının kanun yararına bozulması talebini reddetmiştir.
  8. Diğer taraftan rüşvet alma ve verme, örgüte bilerek isteyerek yardım etme suçlarından da başvurucu hakkında soruşturma yapılmış ise de yeterli şüphe oluşturacak delilin bulunmadığı gerekçesiyle 20/6/2008 tarihinde Nizip Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
  9. Disiplin Cezası ve İdari Yargı Süreci
  10. Gaziantep Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu (Komisyon) tarafından başvurucu hakkında aynı eylem nedeniyle 12/5/2008 tarihinde disiplin soruşturması başlatılmıştır. Tanık beyanları, polis ve jandarma tutanakları İle tespit edilen diğer belgeler uyarınca soruşturma sonucunda başvurucunun soruşturmaya konu, gizlilik, kararı alınmış dava dosyasının fotokopisini çektirmek suretiyle örneğini bir avukata verme eylemini gerçekleştirdiği kanaatine ulaşılmıştır. Komisyon 12/6/2008 tarihli kararı ile 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin (D) bendinin (k) alt bendi uyarınca açıklanması yasaklanan bilgileri açıklama eyleminden başvurucuya kademe ilerlemesinin durdurulması disiplin cezası verilmesi önerisiyle dosyayı Adalet Bakanlığı Disiplin Kuruluna (Kurul) sunmuştur. Kurul 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin (E) bendinin (g) alt bendi uyarınca eylemi, devlet memurluğundan çıkarma cezası gerektiren devlet memurluğu ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı, utanç verici hareketlerde bulunma fiili kapsamında değerlendirerek 13/1/2009 tarihli kararı, ile dosyayı Yüksek Disiplin Kuruluna sevk etmiştir.
  11. Adalet Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu 3/3/2010 tarihli işlemiyle başvurucunun 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin (E) bendinin (g) alt bendi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararda, 657 sayılı Kanun’un 131. maddesi uyarınca ceza kovuşturmasında mahkûm olunmamanın disiplin cezası uygulanmasına engel olmadığı belirtilerek olaya ilişkin tanık ifadeleri ile diğer bilgi ve belgelere göre değerlendirme yapılmıştır. Tanık ifadelerine detaylı olarak yer verilen kararda, kırtasiyeci A.Ö.nün adliyede çalıştığını bildiği kişilerin hafta sonu elinde evrakla fotokopi çektirmeye geldiğini, evraktan bir örnek çektirdikten sonra aslım alıp bir örnek daha çoğaltılmasını isteyip adliyeye doğru gittiğini, evraka bakıp jandarma operasyonuna ilişkin belge olması nedeniyle şüphelenip polis M.D.yi arayarak durumu bildirdiğini, MD.nın talebi üzerine evraklardan bir fotokopi de kendisi için ayırdığını; polis memuru M.D.nin ise kırtasiyecinin kendisini arayarak şüpheli durumu bildirdiğini, bunun üzerine polis arkadaşı N. T,yi arayarak kırtasiyeyi takibe almasını istediğini, kısa bir süre sonra N.T.nîn de telefonla geri arayarak kendisine kırtasiyeye ilgililerin girip çıkığını, akabinde adliyede çalışan diğer kişiye ait arabaya bindiklerini, ardından arabanın arka koltuğundan avukat M.A.O.nun evrakla indiğini daha sonra kırtasiyeye girip A.Ü.den evrak örneğini aldığını ve evrakın jandarma operasyonum ait olduğunu söylediğini ifade ettiği belirtilmiştir. Kararda, olayın diğer tanıklarının benzer İfadelerine yer verilerek Nizip Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tanıklar A.Ü., RT, ve İ.A.ya başvurucuya ait fotoğraf teşhisi yaptırıldığı, başvurucunun sözlü savunmasının alındığı, bu savunmada başvurucunun iddiaları kabul etmediği, ceza verilecek ise iyi sicilinin gözetilmesi gerektiğini ve fotokopi çektirdiği dosyanın avukatın farklı bir dosyası olduğunu beyan ettiği ifade edilmiştir. Kararın değerlendirme kısmında, soruşturma dosyası içeriğindeki bilgi ve belgeler ile tanık beyanlarından yola çıkılarak ”ilgililerin yapmış olduğu gerek sözlü gerekse yazılı savunmalarında ısrarla olay günü fotokopisini çektirdikleri dosyanın Avukat [M.A.O.nun] vekilliğini yaptığı 2007/70 sayılı dosya olduğunu söyledikleri, ancak bu dosyanın incelenmesinde adı geçen Avukatın talebini 18/04/2007 tarihinde havale ettirdiği, talebin yaklaşık 1 sene sonra hem resmi tatil günü ve hem de saat 19:00 civarlarında her iki ilgilinin birlikte yerine getirmesinin şüphe uyandırdığı, kaldı ki disiplin soruşturması sırasında dinlenen tanıkların beyanları, fotoğraf teşhis tutanağı, tanık kırtasiyeci [A.Ü] tarafından kolluk güçlerine teslim edilen ilgililerce çektirilen dosyaya ait olduğu iddia edilen yaklaşık 75 sayfalık evrak suretinin Nizip Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/2932 sayılı soruşturma dosyası olması nazara alındığında, ilgililerin hakkında gizlilik kararı verilmiş ve henüz soruşturma aşamasında olan dosyanın fotokopisini gizlice çektirerek avukata verdiklerinin sabit olduğu, ilgililerin uzun süredir Devlet memuru olmaları nedeniyle hu şekilde bir eylemde bulunmaları halinde haklarında uygulanacak idari ve cezai tahkikatın neticesini bilmeleri nedeniyle herhangi bir menfaat temin etmeden yapmalarının hayatin olağan akışına ters olması nedeniyle savunmalara itibar edilmemiştir” denilmiştir. Ayrıca başvurucunun uzun süredir kamu görevi yürütüyor olmasına rağmen disiplinsiz davranışta bulunması, toplumun adalet kuruntuna bakış açısı ve temiz toplum özlemi dikkate alınarak alt ceza uygulanmasına yer olmadığı belirtilmiştir.
  12. Başvurucu, devlet memurluğundan çıkarma cezasının İptali istemiyle 16/4/2010 tarihinde Gaziantep 2. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde dava açmıştır.
  13. Mahkeme 30/9/2010 tarihli kararıyla işlemi iptal etmiştir. İptal gerekçesinde öncelikle her ne kadar gizliliği ihlal suçu İsnadıyla yapılan yargılama sonucu beraat kararı verilmiş ise de bu durumun disiplin hukuku bağlamında değerlendirme yapılarak işlem tesis edilmesine engel teşkil etmediği, başvurucunun yapılan idari soruşturma sonucunda dosyadan fotokopi çektirip avukata verme eylemini gerçekleştirdiği hususunun ortaya konulduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte başvurucunun eyleminin kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren açıklanması yasak olan bilgi ve belgelerin açıklanması eylemi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek eylemin yanlış nitelenmesi ile tesis edilen İşlemde hukuka uyarlık bulunmadığı şeklinde iptal gerekçesi oluşturulmuştur.
  14. Söz konusu iptal hükmü Danıştay onikinci Dairesinin 31/10/2012 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Bozma gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

” … adalet teşkilatında kalem hizmetinin bir ekip çalışmasını gerektirdiği, adalet dağıtılmasında aracı olan zabıt katiplerinin topluma ve beraber çalıştığı meslektaşları ile hakim ve savcılara sınırsız bir güven duygusu vermesinin zorunlu olduğu gözönüne alındığında, dava dosyasına sunulan belgeler ile sabit olan bir tatil günü mesai saati sonrasında hakkında gizlilik kararı alınmış bir soruşturma dosyasını hakimin odasından alarak adliyeye yakın bir kırtasiyede fotokopimi çektirmek suretiyle bir örneğini şüphelinin avukatına verme fiilinin 65? sayılı Kanunun 125. maddesinin E bendinin (g) alt bendinde belirtilen ‘Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak’ fiili kapsamında olduğu açık olup, davacının eyleminin karşılığı alan ceza ile cezalandırılmasında hukuka aykırılık,,, bulunmamaktadır.”

  1. Mahkeme bozma kararına uymuş ve bozma ilamındaki gerekçeyi benimseyerek 23/5/2013 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.
  2. Ret hükmü Danıştay Onikinci Dairesinin 12/2/2014 tarihli kararı ile onanmıştır.
  3. Karar düzeltme istemi ise Danıştay Onaltıncı Dairesinin 13/4/2016 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Karar oyçokluğu ile alınmıştır. Azınlıkta kalan üyelerin karşıoy gerekçesinde özetle ceza yargılamasında olayın tek tanığı olan şahsın da başvurucuyu eylemin faili olarak teşhis edemediği dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen eylemin her türlü şüpheden uzak ve somut bir şekilde ispatlanamadığı ifade edilmiştir.
  4. Başvurucu nihai kararı 30/6/2016 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 22/7/20î 6 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
  5. İLGİLİ HUKUK
  6. Ulusal Hukuk
  7. 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:… g) memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak”

  1. 657 sayılı Kanun’un “Cezai kovuşturma ile disiplin kovuşturmamın bir arada yürütülmesi’’ kenar başlıklı 131. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Aynı olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını geciktiremez. Memurun ceza kanununa göre mahkûm olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olamaz,”
  2. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk, Ceza Kanunu’nun “Gizliliğin ihlali” kenar başlıklı 285. maddesinin uyuşmazlık konusu olay ve ceza yargılaması süresince yürürlükte bulunan hali şöyledir:

 

”Soruşturmanın gizliliğini aknen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği alarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlali açısından aleniyetin gerçekleşmesi aratmaz.

Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.

Bu suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır.

Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak damgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. ”

  1. Uluslararası Hukuk
  2. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 6, maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz saydır.”
  3. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AÎHM) göre Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin iki boyutu bulunmaktadır. Buna göre ilk boyut, bir suç isnadında bulunulmasından ceza yargılamasının sonuçlanmasına kadar geçen süreci güvence altına almaktadır. İkinci unsur ise mahkûmiyet hükmüyle sonuçlanmayan ceza yargılamalarıyla bağlantılı müteakip yargılamalar bağlamında kişinin masumiyetine saygı gösterilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Ceza yargılamasının devam ettiği sürece ilişkin ilk unsurun kapsamı sadece ceza yargılamalarının adilliğini temin etmek adına usule ilişkin bir güvence olmakla sınırlı değildir. Bu ilke daha geniş kapsamlı olup hiçbir devlet temsilcisinin kişinin suçluluğu bir mahkeme tarafından tespit edilmeden o kişinin suçlu olduğuna ilişkin bir ifadede bulunmamasını gerektirir. Masumiyet karinesi yalnızca ceza yargılamaları bağlamında değil ceza yargılamaları ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer davalarda ya da disiplin incelemelerinde de İhlal edilebilecek niteliktedir. Bu bağlamda, masumiyet karinesinin korunmasına ilişkin ikinci boyut ceza yargılamaları mahkûmiyetten başka bir şekilde sonlandığı zaman devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda suç ile ilgili olarak kişinin masumiyetine ilişkin şüphe duyulmamasını gerektirir (Kemal Coşkun/Türkiye, B. No: 45028/07, 28/3/2017, §§ 41,43; Seven/Türkiye, B. No: 60392/08,23/1/2018, § 43).
  4. Seven/Türkiye kararına konu olayda polis memuru olan başvurucu kendisinden yardım isteyen sarhoş bir konsomatrisi evine bıraktıktan sonra ona tecavüz ettiği suçlamasıyla yargılanmıştır. Yargılama sonucunda ceza mahkemesi cinsel ilişkinin rıza dışı gerçekleştiğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı kanaatine vararak başvurucunun beraatine karar vermiştir. Bu arada başvurucu hakkında paralel bir şekilde disiplin soruşturması da açılmıştır. Soruşturma sonucunda başvurucu tecavüz fiilini işlediği sabit görülerek meslekten ihraç edilmiştir. Başvurucunun idari yargıda açtığı iptal davasında idare mahkemesi davayı reddetmiştir. İdare mahkemesinin, gerekçesinde, başvurucunun rıza dışı cinsel ilişkiye girdiğinin sabit olduğu belirtilmiştir. Mahkeme kararı Danıştay tarafından onanmıştır. Yargılama süreci karar düzeltme aşamasında iken başvurucu, ceza mahkemesince beraat ettirildiğine ilişkin kararı Danıştaya ibraz ederek iki yargı kolu arasında çelişki oluştuğuna işaret etmiştir. Ancak Danıştay bu kararla ilgili olarak hiçbir değerlendirme yapmadan kararın düzeltilmesi istemini reddetmiştir (Seven/Türkiye, §§ 7-31). AİHM buna ilişkin başvuruda masumiyet karinesinin her İki boyutunu da incelemiştir. Soruşturmanın ceza kanununda suç olarak nitelenen tecavüz fiili nedeniyle başlatıldığını hatırlatan AİHM şunları ifade etmiştir:

– Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün (Tüzük) 8. maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinde yasaklanan ve disiplin suçu olarak düzenlenen fiiller aynı zamanda cezai manada da suç teşkil etmektedir. Fakat mevzuatta idari makamların bu fiiller sebebiyle bu maddeye dayanarak disiplin yaptırımı uygulayabilmesi için ceza mahkûmiyeti kararının bulunmasının gerekip gerekmediğine ilişkin bir belirleme mevcut değildir. Kanunda bir açıklığın bulunmaması sebebiyle disiplin ve ceza sorumlulukları arasındaki çizgi, soruşturmanın başından beri bulanık hale gelmiştir.

– Ayrıca disiplin makamlarının ihraç kararında başvurucuyu sanık olarak, fiilini de cinsel saldırı olarak nitelendirdikleri gözetildiğinde bu değerlendirmenin disiplin alanıyla sınırlı tutulmasına dair herhangi bir şartın aranmaması disiplin otoritelerinin başvurucunun derdest ceza yargılamasıyla ilgili olarak masumiyet karinesini ihlal ettiği sonucuna varılmasına yol açmıştır. Dahası Danıştay tarafından da onanan idare mahkemesi kararında başvurucunun fiili “rızası olmaksızın S,K, ile cinsel ilişkiye girme” şeklinde tanımlanmıştır. AİHM’e göre bu ifade başvurucunun tecavüz suçlusu olarak ilan edilmesi mahiyeti taşımaktadır. AİHM bu ifadenin başvurucuya suç atfedilmesi niteliğinde olmadığı hususunda Hükümetle hemfikir değildir. Söz konusu ifadeler her zaman kendi bağlamı içinde değerlendirilmelidir. Başvurucunun ihracının kanuni temelini oluşturan Tüzük’ün 8. maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendindeki fiillerden birinin tecavüz ve cinsel saldırı olduğu ve idare mahkemesinin olayları özetleme şekli gözetildiğinde disipline ilişkin bu davada kullanılan başvurucunun S.K. ile rızası dışında cinsel ilişkiye girdiği ifadesinin kararı, okuyanda başvurucunun S.K.ya tecavüz suçunu işlediği izleniminin oluşmasına yol açmaktadır (Seven/Türkiye, § 54),

AİHM aynı olayda masumiyet karinesinin ikinci boyutunun da ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM özetle şunları ifade etmiştir:

– Olay tarihinde Danıştayın görevinin hem temyiz incelemesi yaparken hem de kararın düzeltilmesi talebini incelerken idare mahkemesi kararının hukuka uygunluğunu denetlemeyi ve tarafların uyuşmazlığın esasıyla ilgili iddialarının yeterince karşılanıp karşılanmadığını İncelemeyi kapsadığı not edilmelidir. Başvurucu, ceza yargılamasında hakkındaki tüm suçlamalardan beraat ettiğini ve bu nedenle Tüzük’ün 8. maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendine dayanılarak gerçekleştirilen ihraç işleminin artık hukuka uygun kabul edilemeyeceğini

Danıştayda (karar düzeltme aşamasında) açık bir biçimde ileri sürmüştür. Bu arka plan gözetildiğinde Danıştayın -başvurucu ceza davasında beraat ettiği halde- disiplin makamlarının ve idare mahkemesinin değinilen gerekçelerinin neden hukuka uygun olmayı sürdürdüğünü açıklama yükümlülüğü bulunmaktadır. Başvurucunun şikayet ettiği, iki çelişkili karar verildiği durumun ortaya çıkmasını önlemenin tek yolu budur. Danıştay sessiz kalmak suretiyle Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesini zedelediği tespit edilen önceki gerekçeyi düzeltme fırsatını kaçırmış ve başvurucunun masumiyetine gölge düşürmüştür (Seven/Türkiye, § 56).

  1. İNCELEME VE GEREKÇE

3ü. Mahkemenin 2/7/2020 tarihînde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü;

 

  1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  2. Başvurucu, beraat kararı ile sonuçlanan ceza yargılamasına konu eylemi nedeniyle memuriyetten çıkarılmasının masumiyet karinesini; üzerine atılı eylemi işlediğini gösteren tek bir delil olmamasına rağmen memuriyetten çıkarılmasının adil yargılanma hakkı İle cezaların yasattığı ve hukuki güvenlik ilkelerini İhlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca 2017 ve 2018 yılları içinde toplam dört ek beyan dilekçesi sunmuştur. Başvurucu bu dilekçelerde aynı olay nedeniyle mesai arkadaşı hakkında tesis edilen disiplin işleminin iptal edildiğini ancak kendisi hakkında tesis edilen işlemin hukuka uygun bulunduğunu, yargılama sürecinde görev alan yargıçların Fethullahçı Terör Örgütü ile irtibatlı oldukları iddiasıyla meslekten çıkarıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
  3. Bakanlık, görüş yazısında öncelikle konuya ilişkin mevzuat hükümlerine yer vermiş ve Anayasa Mahkemesi ile AİHM’in masumiyet karinesine ilişkin kararlarına atıfta bulunmuştur. Görüş yazısında, ceza davasının sonucundan bağımsız olarak disiplin soruşturması sonucu elde edilen somut bulgular uyarınca, yürütülen görevin hassasiyetinin dikkate alınması suretiyle başvurucunun memuriyetten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiğinin görüldüğü ve İdare Mahkemesinin gerekçesinde, ceza davasının neden beraatle sonuçlandığına ilişkin bir yorum yapılmadan sadece başvurucunun yargılanmasına neden olan fiilin vasıf ve mahiyeti ile icra edilen görevin niteliklerine atıf yapıldığının anlaşıldığı vurgulanmıştır. Görüş yazısında sonuç olarak başvurucunun gizliliğin ihlali suçundan yapılan yargılama neticesinde delil yetersizliğinden beraatine karar verilmiş ise de disiplin hukukunun farklı kural ve ilkelere tabî olduğu, başvurucu hakkında yürütülen disiplin soruşturmasında ulaşılan somut verilere dayanılarak devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezası verildiği ve İdare Mahkemesi kararı gerekçesinde yapılan tespitlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
  4. Başvurucu, Bakanlık görüşüm; karşı süresi içinde beyanda bulunmuştur. Başvurucunun beyanı, bireysel başvuru formunda ve ek beyan dilekçelerinde ifade ettiği hususların tekrarı niteliğindedir.
  5. Değerlendirme
  6. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. “
  7. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir: “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”
  8. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki, tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, masumiyet karinesinin yanı sıra cezaların yasallığı ve hukuki güvenlik ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun şikayetinin özü, kesinleşmiş beraat kararına karşın beraat kararına konu eylem esas alınarak memuriyetten çıkarılması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin bulunduğundan başvuru bu kapsamda değerlendirilmiştir.
  9. Ayrıca başvurucunun ek beyan dilekçeleriyle yeni bir başvuru yapmadan ve harç ödemeden öne sürdüğü, bireysel başvuru formunda yer almayan yeni ihlal iddialarının değerlendirilmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü halinde bir kez bireysel başvuru yapıldıktan sonra başvuru sonuçlandırılıncaya kadar başvuru dosyasına her türlü hak taleplerinin sunulması kaçınılamaz bir hal alır ve bireysel başvuru için öngörülen usul kuralları da anlamsız hale gelir (Ümüt Demir, B. No: 2012/1000, 18/9/2014, § 31). Başvurucunun koşulları bulunduğu takdirde yeni ihlal iddialarına ilişkin ayrı bir başvuru yapma imkanı her zaman mümkündür. Bu nedenle başvurucunun sonradan ileri sürdüğü bu şikayetler yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmayacaktır.
  10. Kabul Edilebilirlik Yönünden
  11. Anayasalın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz,. B, No: 2012/1049,26/3/2013, § 18).
  12. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun’un Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasına adil yargılanma ibaresinin eklenmesine İlişkin 14. maddesinin gerekçesinde ‘değişiklikle Türkiye Cumhuriyetimin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı[nın metne dahil’” edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasanın 36. maddesine söz konusu ibarenin eklenmesinin amacının Sözleşmede düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa’da güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşmedin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz, § 22),
  13. Sözleşme’nin 6, maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bir suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılacağı düzenlenmiştir. Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmek suretiyle Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 33).
  14. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki boyutu bulunmaktadır. Güvencenin ilk boyutu kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu boyutunun kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm İdari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukukî süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin, B. No: 2015/6075,11/6/2018, § 39). Güvencenin ikinci boyutu ise ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, § 40).
  15. Masumiyet karinesine ilişkin anayasal güvencelerin harekete geçirilebilmesi için kural olarak kişinin suç isnadı altında bulunması gerekmektedir. Bununla birlikte masumiyet karinesinin ikinci boyutuna ilişkin güvencelerin uygulanabilmesi, kişinin hâlihazırda suç isnadı altında bulunmasını zorunlu kılmamaktadır. Ancak ceza yargılamasının sonuçlanmasından sonra başlayan veya ceza yargılaması henüz sonuçlanmadan başlasa bile ceza yargılamasının kesinleşmesinden sonra da devam eden medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda masumiyet karinesinin uygulanabilmesi için başvurucunun söz konusu medeni yargılama ile hakkında yürütülen ve sona eren ceza yargılaması arasında bağlantı bulunduğunu göstermesi gerekmektedir. Medeni hak yargılamasında, ceza yargılamasında verilen kararın sonucunun dikkate alındığı ve değerlendirildiği veya ceza dosyasında yer alan delillerin irdelendiği ya da başvurucunun hakkındaki suçlamayı doğuran olaylara dahil ile ilgili irdelemelerde bulunulduğu veyahut başvurucunun muhtemel suçluluğuyla ilgili yorum yapıldığı hallerde söz konusu bağlantının var olduğu kabul edilebilir. Bununla birlikte hukuk yargılaması ile ceza yargılaması arasındaki bağlantının varlığına işaret eden olguların tüketme yoluyla sayılmasının mümkün olmadığı, bunların kararların verildiği yargılamaların türüne ve içeriğine göre değişebileceği kabul edilmelidir. Ancak bağlantının varlığı değerlendirilirken kararda kullanılan dilin kritik öneme sahip olacağı vurgulanmalıdır (benzer değerlendirmeler için bkz. S. M. [GK], B. No: 2016/6038,20/6/2019, § 38).
  16. Somut olayda başvurucunun ihlal iddiası, devlet memurluğundan çıkarma işleminin iptali istemiyle açtığı davada çıkarma işlemine konu eylem nedeniyle yapılan ceza yargılamasında beraat kararı verilmesine karşın İdare Mahkemesince eylemin sabit görülerek işlemin hukuka uygun bulunmasına ilişkindir. Gerek Mahkeme kararında gerekse disiplin makamlarının işlemlerinde beraat kararı İle sonuçlanan ceza yargılamasına konu eylemlerle ilgili olarak değerlendirme yapıldığı gözlemlenmektedir. Bu değerlendirmeler -herhangi bir ihlale yol açıp açmadıkları hususu aşağıda değerlendirilecek olmakla birlikte- disiplin işleminin denetlendiği yargı süreci ile ceza yargılaması arasında bağlantının bulunduğu sonucuna ulaşılması bakımından yeterli görülmüştür. Bu bağlamda masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin ikinci yönünün devreye girdiği somut başvuruda Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinin uygulanabileceği sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla İhlal iddialarının Anayasa ve Sözleşmedin ortak koruma alanının kapsamında yer aldığı, bir başka ifadeyle başvurunun Anayasa ve Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmazlık göstermediği anlaşılmaktadır.
  17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
  18. Esas Yönünden
  19. Genel İlkeler
  20. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.20I3/133, K.2013/169, 26/12/2013), Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B, No; 2012/665, 13/6/2013, § 26).
  21. Bununla birlikte Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesi, ceza soruşturmasıyla hemzamanlı olarak kişi hakkında disiplin soruşturması yürütülmesine engel teşkil etmediği gibi hakkındaki ceza soruşturmasının kovuşturmaya yer olmadığı, beraat, düşme gibi mahkumiyet dışındaki bir hüküm ile sonuçlanması kişiye disiplin yaptırımı uygulanmasına veya bu kişinin başka türlü sorumluluğuna gidilmesine de manî oluşturmaz (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. MET., B. No: 2014/11920, 3/7/2018, § 61).
  22. Bu bağlamda beraat eden kişi aleyhine disiplin soruşturması başlatılması ve kişiye disiplin cezası uygulanması -disiplin cezası ne kadar ağır olursa olsun- kişinin suçlu ilan edildiği hükmüne varılabilmesi için yeterli değildir. Aynı şekilde ceza yargılamasındaki delillerin disiplin soruşturmasında kullanılması da kendi başına masumiyet karinesini ihlal etmez. Aksı takdirde beraat kararına, mağdurların haksız fiil ve benzeri hukuki sebeplere dayanarak zararlarını gidermek için tazminat davası açma hakkını, idarenin de idari düzeni sağlamak için disiplin cezası ve diğer idari tedbirleri uygulama yetkisini ortadan kaldıracak şekilde arzulanandan öte bir anlam yüklenmiş olur. Bu durura beraat eden kişi lehine amacından saptırılmış bir keyfîliğe yol açar. Aynı şekilde bu yaklaşım, beraat eden kişiye kendi fiilinin tazminat hukukuna ve idare hukukuna ilişkin sonuçlarından da kaçınma avantajı sağlar. Anayasa’nın 36. maddesi veya başka herhangi bir maddesi masumiyet karinesinin bu şekildeki bir yorumuna geçerlilik sağlamamaktadır (Barış Baş [GK], B. No: 2016/14253, 2/7/2020, § 55),
  23. Ceza muhakemesi hukuku ve disiplin hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku kurumun iç düzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışma düzenine, hizmetin gereklerine ay kın fiillerine yönelik olarak uygulanacak yaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyen bir hukuk alanıdır. Bazı hallerde ise kamu görevlisinin fiili ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş, B. No: 2013/6879,2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol, § 30).
  24. Cezai sorumluluğunun bulunmadığı tespit edilmiş veya ceza sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Bu bağlamda ceza yargılamasına konu maddi olay ve olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca (idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi, mümkündür (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş, § 25; Kürşat Eyol, § 30, Galip Şahin, § 48).
  25. Adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu ilan etmesi veya bu bağlamda birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet karinesinin ihlaline yol açabilir. Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının tespiti yapılırken ise kararın gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir (Galip Şahin, § 48; M.J., B. No: 2012/1268, 30/12/2014, § 50). Bu kapsamda karar vericilerin kullandıkları dil kritik Önem taşır (Mustafa Kıvrak, B. No: 2013/3175, 20/2/2014, § 36). Kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleri gerekmektedir (Galip Şahin, § 47),
  26. İdari makamlarca veya mahkemelerce salt bir kimsenin suç isnadı altında olduğunun ifade edilmesi masumiyet karinesini zedelemez. Bu bakımdan kişinin suç isnadı altında olduğunun belirtilmesi ile hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığı halde onun mahkûm olduğunun kesin bir dille ifade edilmesi veya bu yönde kanaat oluşmasına yol açacak nitelikte açıklamalarda bulunulması arasındaki ayrıma özen gösterilmelidir. İkincisi masumiyet karinesinin ihlaline yol açarken ilki kural olarak masumiyet karinesi yönünden bir sakıncaya neden olmayabilir (Barış Baş, § 59).
  27. İlkelerin Olaya Uygulanması
  28. Başvurucu, hakkında gizlilik kararı alınmış dosyadan örnek almak suretiyle bir avukata verdiği iddiasıyla gizliliği ihlal suçundan Nizip 1. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve 9/7/2008 tarihli kararla delil yetersizliği gerekçesiyle beraat etmiştir.
  29. Aynı nedenle hakkında açılan disiplin soruşturması sonucunda ise başvurucunun memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunduğu sonucuna ulaşılarak 3/3/2010 tarihli işlemle devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu işlem mahkeme tarafından hukuka uygun bulunmuştur,
  30. Başvurucu gizliliğin ihlali suçu isnadı ile yapılan yargılamada beraat ettiğinden başvurucunun üzerine atılı suç yönünden kendisi hakkında aynı olay örgüsü esas alınarak yürütülen diğer hukuki/idari/yargısal süreçlerde de masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin (ikinci yönünün) koruması altında bulunduğu açıktır.
  31. Disiplin suçuna ve cem yargılamasına konu eylemlerin aynı olduğu hallerde disiplin soruşturmasıyla ilgili uyuşmazlıklara bakan idari mahkemelerin fiilin sübutuyla ilgili olarak ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate saygı göstermesi ve bunu sorgulayacak ifadeler kullanmaması beklenir. Aksi takdirde kişinin ceza mahkemesinde beraat etmiş olmasının bir anlamı kalmaz. Bu bakımdan idari mahkemeler dahil devletin diğer otoritelerinin beraat kararından şüphe duyulmasına yol açacak biçimde hareket etmekten kaçınmaları gerekir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz, Barış Baş, § 62).
  32. Ceza yargılaması sonucunda delil yetersizliği gerekçesiyle beraat eden başvurucunun kendisine suçlu muamelesi yapılmadan, disiplin kurallarına aykırı eylemi usule uygun bir şekilde tespit edildiği takdirde idari yaptırıma tabi tutulması mümkündür. Bu bağlamda başvurucunun yukarıda aktarılan ilkeler çerçevesinde disiplin süreci nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilebilmesi adına adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak başvurucuyu suçlu ilan edip etmediği, disiplin hukuku ilke ve kuralları İçinde kalınarak değerlendirme yapılıp yapılmadığı ve kutlanılan dil itibarıyla başvurucunun masumiyeti üzerine gölge düşürülüp düşürülmediği açıklığa kavuşturulmalıdır,
  33. Somut disiplin sürecine bakıldığında nihai işlem olan 3/3/2010 tarihli Yüksek Disiplin Kumlu kararında ayrıntılı bir değerlendirme bulunmaktadır. Bu değerlendirmede soruşturma sürecinde alınan ifadelere, ceza kovuşturması sürecinde yapılan bazı tespitlere ve başvurucunun savunması gibi delillere yer verilmiştir. Yargı sürecinde de işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılırken “,, dava dosyasına sunulan belgeler ile sabit olan bir tatil günü mesai saati sonrasında hakkında -gizlilik kararı alınmış bir soruşturma dosyasını hakimin odasından alarak adliyeye yakın bir kırtasiyede fotokopisini çektirmek suretiyle bir örneğini şüphelinin avukatına verme fiilinin 657 sayılı Kanunun 125, maddesinin E bendinin (g) alt bendimle belirtilen ‘Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak’ fiilî kapsamında olduğu açık olup… ” ifadeleri karar gerekçesinde yer almıştır,
  34. Kullanılan ifadelere bakıldığında ceza mahkemesi kararında ulaşılan sonucun tartışmaya açılmasının yanında kararı okuyanlarda başvurucunun üzerine atılı suçu işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet verildiği görülmektedir. Bu durumda beraat kararı anlamsız hale gelmiş ve başvurucunun masumiyetine gölge düşürülmüş; öte yandan iki yargı kolu arasında başvurucunun gizliliğin ihlali suçunu işleyip işlemediğiyle ilgili olarak çelişkili kararların ortaya çıkmasına sebep olunmuştur. Dolayısıyla masumiyet karinesinin ikinci boyutu ihlal edilmiştir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Barış Baş, § 65).
  35. Ayrıca Ceza Mahkemesinin ulaştığı kanaatin isabetli olmadığının veya hatalı olduğunun, düşünülmesinin, İdare Mahkemesinin başvurucunun masumiyetine saygı gösterme yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Ceza Mahkemesi kararındaki isabetsizlik masumiyet karinesine istisna getirilmesini gerektiren bir durum değildir. Masumiyet karinesine saygı gösterilmesindeki kamusal yarar, bazı durumlarda haksızlık teşkil eden fiili işleyenin disiplin yönünden yaptırmışız kalmasını bile haklı taştıracak derecede önemlidir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Barış Baş, § 66),
  36. Netice itibarıyla kullanılan ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.
  37. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL ve Basri BAĞCI bu görüşe katılmamışlardır,

  1. 6216 Sayılı Kanun’un 50, Maddesi Yönünden
  2. 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir;

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarım ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir. ”

  1. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi ve yargılamanın yenilenmesine hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
  2. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan (|GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi İlgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,7/11/2019).
  3. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hale getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddî ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
  4. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun’un 50, maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) tendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak, yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kuruntundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden İhlalin sonuçlarını gidermek Üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) §§ 57-59, 66; 67).
  5. İncelenen başvuruda masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla Malîn mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.
  6. Bu durumda masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarını n ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Malin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Gaziantep 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine kasar verilmesi gerekmektedir.
  7. İşbu ihlal kararının başvurucu tarafından açılan davaların esasıyla ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği vurgulanmalıdır. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiği ihlal gerekçelerini de gözeterek söz konusu işlemle İlgili olarak yeniden bir değerlendirme yaparak gereken kararı vermek İdare Mahkemesinin takdirindedir.

 

  1. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239.50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3,239.50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
  2. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

  1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin İddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
  2. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE Kadir ÖZKAYA, Muammer TOPAL ve Basri BAĞCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
  3. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması İçin yeniden yargılama yapılması amacıyla Gaziantep 2. İdare Mahkemesine (E.2013/859, K.2013/624) GÖNDERİLMESİNE,
  4. 239.50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239.50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
  5. Ödemenin, kararın tebliğini takriben başvurucunun Hazine ve Malîye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihîne kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
  6. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığı’na GÖNDERİLMESİNE, 2/7/2020 tarihinde Karar verildi.

 

Akademik kadro sınavına itiraz ve iptal davası, araştırma görevlisi öğretim görevlisi bilim sınavı sonucuna itiraz iptal davası idari dava, adana avukat

Akademik Kadro Sınavına İtiraz ve İptal Davası

Akademik kadro sınavına itiraz ve iptal davası son yıllarda sıklıkla gördüğümüz dava türlerinden bir tanesi. Akademik kadro sınavlarında özellikle de araştırma görevlisi bilim sınavı itirazı ve idari dava larında karşımıza çıkmaktadır. Bu makalemizde “kişiye özel kadro” uygulamasının bir sonucu olarak karşımıza çıkan bu dava türü ile ilgili kısaca bilgi vermeye alışacağız. Akademik kadro sınavına itiraz ve akademik kadro iptal davası için alanında uzman ve özellikle başta 2547 s. Kanun olmak üzere mevzuata hakim bir idari dava avukatı ile birlikte hareket etmeniz öncelikli tavsiyemizdir.

Akademik Kadro Sınavına İtiraz ve İptal Davası

Akademik kadro sınavına itiraz ve akademik kadro iptal davası denildiğinde akla ilk olarak öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi bilim sınavlarında yapılan hakkaniyete aykırı değerlendirmeler gelmektedir. Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Esaslar Hakkındaki YÖK Yönetmeliği’ne göre; araştırma görevlisi alımlarında yapılan bilim sınavlarında, başvuran adayların lisans ortalaması, ALES puanı ve yabancı dil sınavı puanı (YDS, YÖKDİL vb) belli oranlarda hesaplanmakta ve başvuranlar ön değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Ön değerlendirme listesi  başvuran adayların puanlarına göre oluşturulmaktadır. Bu şekilde yapılan ön değerlendirme sonucunda yeterli puana sahip kişiler araştırma görevlisi bilim sınavına girmeye hak kazanmaktadır.

Öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi bilim sınavında ise oluşturulan jüri tarafından hatalı ve hakkaniyete aykırı puanlamalar yapıldığına maalesef şahit olmaktayız. Bu şekilde giriş sınavında yapılan haksız notlandırmalar sebebiyle elenen adayların akademik kadro sınavı iptal davası açma hakkı bulunmaktadır.

Açılan davalarda idare mahkemesi tarafından, alanında  bilirkişi heyetinden rapor alınması ve giriş sınavındaki notlamaların yeniden değerlendirilmesi sağlanabilmektedir. Zira görülecek akademik kadro sınavı iptal davası nda İDARİ İŞLEMİ ETKİLEYEN UNSUR BU GİRİŞ SINAVINDAKİ NOTLANDIRMALAR OLDUĞUNDAN, bir bilirkişi kurulu kurularak giriş sınav soruları ve adayların verdiği cevaplar alanında uzman bilirkişi kurulunca değerlendirilebilir.

Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız. 0507 057 53 35 nolu telefon numaramızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Disiplin soruşturmasında bir alt ceza uygulaması, memura iyi hal indirimi, disiplin cezası alt ceza uygulaması, emsal danıştay kararı adana idare avukatı

Disiplin Soruşturmasında Bir Alt Ceza Uygulaması

Disiplin soruşturmasında bir alt ceza uygulaması hukuki dayanağını 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. Maddesinin 3. Fıkrasından alır. Maddeye göre; “Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir.” Disiplin soruşturmasında bir alt ceza uygulaması konusundaki en büyük yanılgı, bu uygulamanın zorunlu bir uygulama olarak düşünülmesindedir. Disiplin cezası bir alt ceza uygulaması hususunda idarenin takdir yetkisi vardır.

Disiplin Soruşturmasında Bir Alt Ceza Uygulaması

Kanunun gereği olan disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurulların ilgilinin geçmiş hizmetleri ile sicil durumlarına göre bir alt ceza ile cezalandırılıp cezalandırılmayacağı konusunda bir değerlendirme yapmaları ve geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için bir derece hafif disiplin cezası uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirmesinin yapılması, eğer bir derece hafif disiplin cezası uygulanmayacaksa bunun gerekçelendirilmesidir. Dolayısıyla bu durumdaki bir personele disiplin soruşturmasında bir alt ceza uygulaması, ceza verecek makam veya kurulların takdirine bırakılmıştır. Ancak takdir yetkisi keyfi ve mutlak bir yetki değildir. İdari yargı mercilerinde bu yetkinin yerinde kullanılıp kullanılmadığı denetlenebilmektedir.

Danıştay’ın yerleşik kararlarına göre; geçmiş hizmetleri sırasında çalışmaları olumlu olan ve iyi veya çok iyi derecede sicil alan yönetici ve öğretim elemanları ile memurlar ve diğer personel için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir. Bununla birlikte, Danıştay’a göre; idare, bu koşulları sağlayan ilgili hakkında söz konusu hafifletici nedeni uygulamaması halinde, bunun gerekçesini göstermek zorundadır.

ÖNEMLİ OLAN İYİ HAL HUSUSUNDA DEĞERLEDİRME YAPILMASI VE NEDEN BİR ALT CEZA VERİLDİĞİNİN VEYA VERİLMEDİĞİNİN AÇIKLANMASIDIR. Zira Danıştay yerleşik kararlarında, “başarılı ve sicili temiz olan görevlilere bir alt ceza uygulamama nedeninin açıklanması gerektiği” gerekçesiyle buna riayet edilmeden verilen disiplin cezası kararlarını bozmaktadır.

Disiplin Cezası Bir Alt Ceza Uygulaması Danıştay Kararı

Danıştay 8. Dairesi, 1991/1399 Esas, 1991/1677 Karar sayılı kararında; “…Dosyanın incelenmesinden davacının gereksiz yere silah etmek suçundan yargılandığı ceza mahkemesinde, sabıkasının olmaması ve başka suç işlemeyeceği kanısına varılarak verilen hafif para cezasının ertelendiği, İl Polis Disiplin Kurulunun davacının durumunu 15. madde yönünden hiç değerlendirmediği, Yüksek Disiplin Kurulunun ise herhangi bir açıklama yapmadan bu madde kuralından yararlanamayacağını belirttiği anlaşılmıştır. Tüzüğün 15. maddesi ile getirilen olanaktan suç işleyen kişinin yararlandırıp yararlandırılamaması idarenin takdirine ilişkin ise de, maddedeki koşulları sağlayanların yararlandırılmaması nedenlerini açıklaması gerekir. Davacı kararın verildiği güne kadar üç adet takdirnamesi olduğunu, geçmiş hizmetlerin olumlu ve sicilinin de temiz olduğunu öne sürdüğünden, dosyada da aksi yönde bir bilgi ve belge bulunmaması karşısında durumunun 15. madde yönünden değerlendirildikten sonra bir karar verilmesi gerektiğinin davacının üzerine atılı suçu işlediğinin yargı kararı ile de kanıtlandığı ve idarenin tüzüğün 15. maddesinin uygulama zorunluluğu olmadığı gerekçesiyle davayı reddeden idare mahkemesi kararında isabet bulunmamaktadır.”

ÖZETLE; BAŞARILI VEYA ÇALIŞMALARI OLUMLU OLAN GÖREVLİLERE, DİSİPLİN SORUŞTURMASINDA BİR ALT CEZA UYGULANMASI ZORUNLU OLMAYIP, UYGULAMAMA NEDENİNİN AÇIKLANMASI ZORUNLUDUR.


Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usul

 

İntihal soruşturması savunma örneği, etik kuruluna savunma, etik kurul savunma örneği, etik soruşturmasında savunma, adana avukat, etik soruşturması avukat yardımı.

İntihal Soruşturması Savunma Örneği

Bu makalemizde üniversitelerdeki intihal soruşturması savunması ve etik kuruluna yapılacak savunmanın nasıl olması gerektiğinden bahsedeceğiz. Makalemizin başlığında yer alan üniversite etik kurul savunma örneği yani intihal soruşturması savunma örneği olarak kullanılabilecek dilekçe makalemizin devamında yer almaktadır.

Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma Ve Yayın Etiği Yönergesiüniversitelerdeki etik kurulların (Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Kurullarının) oluşumu, görevleri, çalışma usul ve esaslarını düzenler. Yönergeye göre; Yükseköğretim kurumlarında etik kurulları sosyal ve beşeri bilimler, sağlık bilimleri ve fen ve mühendislik bilimleri alanlarında oluşturulur. Etik ihlali bulunduğunun bildirilmesi halinde, bu iddiaları incelemek de etik kurulun görevidir. Etik iddiasını incelemek; inceleme sırasında bilirkişi veya uzman görüşü almak, ilgili kişi ve kurumlarla yazışmalar yapmak, bilgi istemek ve inceleme kapsamında gerekli diğer işlemleri yapmak da kurulun görevlerindendir.

İntihal Soruşturmasında Etik Kuruluna Savunma Örneği

Yukarıda yaptığımız açıklamalar doğrultusunda görüldüğü üzere; Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma Ve Yayın Etiği Yönergesi ise bilimsel araştırma, çalışma, yayın ve etkinliklerde uyulması gereken etik kurallarını ve yükseköğretim kurumlarının kendi bünyelerinde oluşturacakları bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarının görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esaslarını belirlemek amacıyla hazırlanmış yasal bir mevzuattır.

Üniversite etik kurul savunma konusunda da Yönerge’de özel bir düzenleme mevcuttur. Etik ihlalinin varlığı veya yokluğu konusunda bir karar almadan önce etik kurul savunma almak zorundadır. Zira, Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma Ve Yayın Etiği Yönergesi’nin “Etik Kurullarına Başvuru ve Kurulların Çalışma Esasları” başlığını taşıyan 9. Maddesinin 5. Fıkrası; “Etik ihlali iddiası sebebiyle hakkında inceleme başlatılan kişilerden iddialara ilişkin olarak gerekli bilgi ve belgelerle birlikte yazılı savunmaları istenir. İlgili kişiler, savunma talep yazısının kendilerine ulaştığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde savunmalarını vermedikleri takdirde, bu durumun savunma istem yazısında belirtilmesi koşuluyla kurul, diğer bilgi ve kanıtlara dayalı olarak karar verebilir. Hakkında inceleme başlatılanlar, yazılı savunmalarını sunmak üzere iddiaları içeren evrakların bir örneğinin kendilerine verilmesini talep etmeleri halinde, incelemeyi yürüten ilgili kurulca savunma istenmesi yönünde bir karar alınmaksızın da doğrudan yazılı savunmalarını sunabilirler. Ancak bu halde bu kişilerden yeniden yazılı savunma istenmeden de incelemeye devam edilebilmesi için, iddiaları içeren evrakların teslimine ilişkin tutanakta, teslim tarihinden itibaren on beş gün içerisinde savunmasını vermedikleri takdirde diğer bilgi ve kanıtlara dayalı olarak karar verileceğinin açıkça belirtilmesi şarttır. Gerekli görülen hallerde savunma sözlü olarak da alınabilir.” hükmüne amirdir.

Bu kapsamda etik soruşturmalarında ilk incelemeyi yapacak olan kurum olan Etik Kurulunun; iddia edildiği gibi gerçekte bir etik ihlali bulunup bulunmadığı konusunda karar vermeden önce soruşturulan kişinin savunmasını alması gerekmektedir. Nitekim bir ceza soruşturması gibi işleyen disiplin soruşturmalarında ve özellikle de etik soruşturmalarında; tıpkı ceza soruşturmasında olduğu gibi soruşturulan kişiye neden soruşturulduğunun bildirilmesi savunma hakkının en temel taşıdır.

İntihal de etik ihlali türlerinden biridir. Dolayısıyla intihal iddiasının bulunması halinde etik kurulu soruşturma yapacak, intihal soruşturması savunması alacaktır. İntihal soruşturması savunma örneği aşağıda mevcuttur. Konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi almak için “İntihal Nedir?” başlıklı makalemizi buradan inceleyebilirsiniz.

İntihal Soruşturması Savunma Örneği

Üniversite etik kuruluna intihal soruşturması savunma örneği şu şekilde olabilir. Ancak belirtmek gerekir ki, söz konusu intihal soruşturması savunma örneği örnek mukabilinde olup, somut olayın şartlarına göre uyarlanması gerekir.

………………………………… ÜNİVERSİTESİ
Sosyal ve Beşerî Bilimler Araştırma Etik Kurulu Başkanlığı’na

İlgi: …/…/…… tarih ve …….. sayılı yazınız.

Üniversitemiz Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Etiği Kurulu tarafından gönderilen…/…./…….. tarihli çağrı yazınızda tarafıma; “…………………………..” başlıklı ……………. tezimde “Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesinin” 4/1-a maddesi ve “……………… Üniversitesi Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesinin” …….. maddesi gereğince şikayetçi ……………… tarafından etik ihlali iddialarının bulunduğu ve bu hususta savunmalarımı sunmam istenmiştir.

…/…./…… tarih ve ……………… sayılı yazınız tarafıma …./…/….. tarihinde tebliğ edilmiş olup, süresi içinde savunmalarımı sunmak zorunluluğum doğmuştur. İş bu dilekçe ile tüm savunmalarımı ve eklerini ibraz ettiğimi belirtir, ayrıca sözlü savunma vermeyeceği bildiririm. Açılan intihal soruşturmasına savunma şu şekildedir.

1.Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; her zaman akademik ilke ve kurallara bağlı biçimde çalıştım. Akademik hayatımda hakkımda bugüne değin hiçbir şikayet olmadı. Bu doğrultuda söz konusu intihal iddialarını kabul etmem mümkün değildir. Bugüne dek akademik hayata kazandırdığım tüm çalışmalarında özgün fikirlerimi, metotlarımı, verilerimi ve eserlerimi ortaya koydum. Ancak şikayetçi tarafından “çamur at izi kalsın” mantığı ile hazırlanmış  etik ihlali iddiaları hakkında açıklama yapmam gerekirse;

2. Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesinin 4/1-a maddesi “İNTİHAL” kavramını “Başkalarının özgün fikirlerini, metotlarını, verilerini veya eserlerini bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendi eseri gibi göstermekolarak tanımlanmış olup Üniversitemiz Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesinin” …….. maddesi de aynı tanımlamayı içermektedir.

3. Ancak intihal  iddiaları ile ilgili şunları özellikle belirtmek gerekir ki;

  • İNTİHAL SUÇU anca KASTEN işlenebilen bir suç olup, ÖZENSİZLİK NİTELİĞİNDEKİ ATIF HATALARI BU SUÇU OLUŞTURMAZ.

  • Yapılan alıntıların DİPNOTLAR ve KAYNAKÇA bölümünde gösterilmesi halinde İNTİHAL SUÇU OLUŞMAZ.

  • BİLİMSEL BİR GERÇEK NİTELİĞİNDEKİ BİLGİNİN ESERDE KULLANILMIŞ OLMASI İNTİHAL SUÇUNU OLUŞTURMAZ.

4. ………………………………………………………………………………………………………………………………………………

5. ………………………………………………………………………………………………………………………………………………

İSİM-SOYİSİM
İMZA


Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Özlük Hakları

Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Özlük Hakları

Vakıf Üniversitesi akademik personelinin özlük hakları konusu ve buradaki akademik personelin hukuki statüsü bir süre önceye kadar tartışmalı bir konuydu. Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 23. maddesine göre, vakıf üniversitesi akademik personelinin özlük haklarının İş Kanunu çerçevesinde yorumlanması gerektiği kabul ediliyordu. Ve ancak Danıştay 8. Dairesi’nin istikrar kazanan kararları doğrultusunda, vakıf üniversitelerinin kamu gücüne sahip kamu tüzel kişisi olduğu, vakıf üniversitesi öğretim üyelerinin ise kamu hizmeti verdiği kabul edilmiştir. Çalışanlar da kamu personeli sayılacağından Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Özlük Hakları konusu da açıklığa kavuşmuştur. Bu şekilde vakıf üniversitesi öğretim üyesi ile yapılan sözleşme de  idari hizmet sözleşmesi niteliğindedir. Bu doğrultuda vakıf üniversitelerindeki akademik personelin görevine son verilmesinin, tıpkı devlet üniversitesinde olduğu gibi idare hukukuna tabi olacağı netleşmiştir.

Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Özlük Hakları Nelerdir?

Dolayısıyla Vakıf Üniversitesi Akademik Personelinin Özlük Hakları da tıpkı devlet üniversitelerinde olduğu gibi görevlerine son verilmesi (öğretim elemanın sözleşmesinin feshi) halinde, bu işlemin iptali için işlem tarihini takip eden 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açabilir.  İdari yargıda görülecek iptal davaları ile daha fazla bilgi almak için buraya tıklayarak konu ile ilgili ayrıntılı makalemizi okuyabilirsiniz. Buradan ise iptal davası dilekçe örneğine ulaşabilirsiniz.

Yine aynı şekilde  üniversitesi tarafından yapılan bir idari işlem nedeniyle maddi ve manevi zararlarının tazmini için tam yargı davası açabilir. Tam yargı davaları ile ilgili ayrıntılı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Makalemiz devamında yer verilen Yargıtay Kararında, öğretim elemanın sözleşmesinin feshi nedeniyle vakıf üniversitesi öğretim görevlisinin açtığı işe iade davası görevli yargı yerinin idare mahkemeleri olduğu bir kez daha vurgulanmıştır.

VAKIF ÜNİVERSİTESİ AKADEMİK PERSONELİNİN ÖZLÜK HAKLARI

FESHİN GEÇERSİZLİĞİ VE İŞE İADE İSTEMİ

DEVLET VE VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDEKİ AKADEMİK PERSONELİN MESLEKİ GÜVENCELERİ YÖNÜNDEN İDARE HUKUKUNA TABİ OLDUĞU

Özet: İdari Dava Daireleri Kurulu’na göre, devlet ve vakıf üniversitelerindeki akademik personel mesleki güvenceleri yönünden İdare Hukukuna tabidir. Anayasa’nın 130. maddesinde vakıf Yükseköğretim kurumlarının mali ve idari konular yönünden farklı hükümlere tabi kılınması buralarda çalışan akademisyenlerin mesleki güvenceden yoksun kılınmasına neden olmaz. Anayasa koyucunun vakıf üniversitesi ve devlet üniversitesi arasında mesleki güvenceler bakımından bir ayrım amaçladığı düşünülemeyeceğinden vakıf üniversitelerindeki akademik personelin mesleki güvenceleri yönünden özel hukuk hükümlerine tabi olmaları Anayasa’ya aykırı olacaktır. Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri idari yargı olup, Mahkemece “dava dilekçesinin yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden reddine” karar verilmesi gerekirken uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
E: 2018/11074 K: 2019/4781 K.T.: 26.02.2019

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

… Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusu üzerine İlk Derece Mahkemesi kararını harç yönünden düzelterek yeniden hüküm kurmuştur.

… Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI 

A) Davacı İsteminin Özeti: 

Davacı vekili, davacının iş sözleşmesi davalı işyeri tarafından 08/08/2016 tarihinde feshedildiğini, fesih gerekçesi olarak davacının atamasının yapılamayacağını ve iş sözleşmesinin belirli süreli olarak gösterildiğini, davalının yaptığı feshin yasaya aykırı ve haksız olduğunu iddia ederek; feshin geçersizliğinin tespitini, davacının işe iadesine, işe başlatmama tazminatının 8 aylık ücreti tutarında belirlenmesine, boşta geçen süreye ilişkin 4 aylık ücret alacağının ve diğer haklarının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davalının üniversite kamu tüzel kişiliğine sahip bir vakıf üniversitesi olduğunu, davacının iş sözleşmesi yazılı ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 23/a maddesi uyarınca feshedildiğini, davacının davalı üniversitede öğretim elemanlarına mahsus belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını, belirli süreli iş akdiyle çalışan davacının iş akdinin yenilenmemesi nedeniyle işe iade davası açmasının hukuken mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

C) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

İlk derece mahkemesince, “Her ne kadar davalı tarafça dosyanın idari yargıda görülecek dava türlerinden olduğu belirtilmiş ise de davalının devlet üniversitesi olmadığı, davacının devlet memuru, sözleşmeli memur ya da devlet işçisi statüsünde olmadığı, iş verenin kamu gücünü kullanan kuruluşlardan olmadığı anlaşılmıştır. Davacının da devlet memuru olmak yerine özel üniversitede çalışmakla her iki taraf içinde devletin hak ve sorumluluğunu taraflar lehine ya da aleyhine kullanılamayacağı, özelde çalışan kamuda çalışmanın sonuçlarının elde edilmesinin mümkün olmadığı, taraflar arasında tamamen İş Kanunu’na tabi işçi işveren ilişkisinin olduğu görülmekle yetkinin adli yargıda olduğu, dosyaya sunulan yargı kararlarının emsal yönlerinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Davacının davalı … Üniversitesine işçi olarak girişinin ilk defasında 03/10/2010 tarihinde gerçekleştiği, ayrılışının 04/10/2016 tarihinde olduğunun bu süreçte iş sözleşmesinin 6 kez yenilenmiş olduğu İş Kanunu 11/2 maddesi de dikkate alındığında taraflar arasındaki sözleşmenin artık belirsiz süreli sayılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Taraflar arasında belirsiz süreli hale gelen bir iş ilişkisi olduğunda artık davalı tarafın sözleşmenin bitimi gerekçesi ile değil haklı ya da geçerli bir nedenle iş akdini feshedebileceği kanaatine varılmakla dosya incelendiğinde davalı tarafın iş akdini haklı ya da geçerli bir nedenle feshettiğini kanıtlayamadığı görülmekle davanın kabulüne” karar verilmiştir.

D) İstinaf başvurusu : 

İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

E) İstinaf Sebepleri:

Davalı vekili gerekçeli istinaf dilekçesinde özetle; davalı üniversitenin kamu tüzel kişiliğine sahip bir vakıf üniversitesi olduğunu, davacı ile yapılan sözleşmenin belirli süreli bir iş sözleşmesi olduğunu, davanın idari yargıda iptal davası olarak açılabileceğini görevli yargı yerinin idari yargı olduğunu beyanla istinaf yasa yoluna başvurmuştur.

F) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : 

Bölge Adliye Mahkemesi tarafından “Davacının iş akdi 08/08/2016 tarihinde davacıya tebliğ edilen yazılı fesih bildirimi ile “… tarafınız ile 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu 23/A maddesine göre Yardımcı Doçent Doktor olarak imzalamış olduğunuz belirli süreli iş sözleşmeniz yine aynı kanun maddesi gereği atamanız yapılamayacağından yenilenemeyecek olup tarafınız ile olan iş ilişkimiz ihbar önelinizin bitiş tarihi olan 04/10/2016 tarihi itibari ile son bulacaktır. Bu maksat ile 4857 sayılı Yasa çerçevesinde hak etmiş olduğunuz tüm yasal ödemeler tarafınıza yapılacaktır…” gerekçesi ile feshedilmiştir. Geçerli nedenle yapılan fesih halinde anılan yasa hükmü nedeniyle fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorunda olan işveren bu zorunluluğa uymadığı, yazılı fesih bildiriminde geçen atamasının yapılamayacağı gerekçesiyle sözleşmesinin yenilenmeyecek olmasının geçerli bir fesih nedeni olarak kabul edilemeyeceği anlaşıldığından İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulüne karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığı görülmüş bu yönü kapsayan istinaf başvurusuna itibar edilmemiştir. Davalı üniversitenin 2547 sayılı Yasa’nın 56/b maddesi yollaması ile Harçlar Yasa’sının 13/j maddesi uyarınca harçtan muaf olduğu dikkate alınmaksızın mahkemece üniversite aleyhine harca hükmedilmesi hatalı olduğundan ilk derece mahkemesinin kararının bu yönden kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.” şeklinde hüküm kurulmuştur.

G) Temyiz başvurusu : 

Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili tarafından süresinde temyiz başvurusunda bulunulmuştur.

H) Gerekçe:

Anayasa’nın 131’nci maddesine göre de

Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasa’da belirtilen hükümlere tabidir”. 

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek. 2. maddesi uyarınca

“Vakıflar; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari hususlar dışında, akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen esas ve usullere uymak kaydıyla, Yükseköğretim kurumları veya bunlara bağlı birimlerden birini veya birden fazlasını ya da bir üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsüne bağlı olmaksızın, ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda yüksek nitelikli işgücü yetiştirmek amacıyla, bu Kanun hükümleri çerçevesinde kalmak şartıyla meslek yüksekokulu kurabilir. Bu meslek yüksekokulu, kamu tüzel kişiliğini haiz olup, Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Bakanlar Kurulu kararı ile kurulur. Kurulacak meslek yüksekokullarına, meslek ve teknik eğitim bölgesinde gereksinim duyulması esastır”.

Aynı Kanun’un Ek. 5. maddesine göre

“Vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarının, vakıf yönetim organı dışında en az yedi kişiden oluşan bir mütevelli heyeti bulunur. Mütevelli heyet üyeleri, vakıf yönetim organı tarafından dört yıl için seçilir, süresi biten üyeler yeniden seçilebilir. Mütevelli heyet üyelerinin yaş sınırlaması hariç Devlet memuru olma niteliklerine sahip bulunmaları ve en az üçte ikisinin lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olması gerekir. Mütevelli heyet üyeleri kendi aralarından bir başkan seçer. Mütevelli heyet vakıf yükseköğretim kurumunun tüzel kişiliğini temsil eder. Vakıf yükseköğretim kurumlarının yöneticileri Yükseköğretim Kurulunun olumlu görüşü alınarak mütevelli heyet tarafından atanır. Mütevelli heyet; vakıf yükseköğretim kurumu yöneticilerine uygun gördüğü ölçüde yetkilerini devredebilir. Yükseköğretim kurumunda görevlendirilecek yöneticiler ve öğretim elemanları ile diğer personelin sözleşmelerini yapar, atamalarını ve görevden alınmalarını onaylar, yükseköğretim kurumunun bütçesini onaylar ve uygulamaları izler, ayrıca vakıfça hazırlanan yönetmelik hükümlerine göre diğer görevleri yürütür”. 

Aynı Yasa’nın 31. maddesi üniversitelerde görev yapacak öğretim görevlilerinin görevlendirme şekli belirtilmiştir.

Buna göre “Öğretim görevlileri; üniversitelerde ve bağlı birimlerinde bu Kanun uyarınca atanmış öğretim üyesi bulunmayan dersler veya herhangi bir dersin özel bilgi ve uzmanlık isteyen konularının eğitim – öğretim ve uygulamaları için, kendi uzmanlık alanlarındaki çalışma ve eserleri ile tanınmış kişiler, süreli veya ders saati ücreti ile görevlendirilebilirler. Öğretim görevlileri, ilgili yönetim kurullarının görüşleri alınarak fakültelerde dekanların, rektörlüğe bağlı bölümlerde bölüm başkanlarının önerileri üzerine ve rektörün onayı ile öğretim üyesi, öğretim üye yardımcısı ve öğretim görevlisi kadrolarına atanabilirler veya kadro şartı aranmaksızın ders saati ücreti veya sözleşmeli olarak istihdam edilebilirler. Öğretim üyesi kadrolarına öğretim görevlileri en çok iki yıl süre ile atanabilirler; bu süre sonunda işgal ettikleri kadroya başvuran öğretim üyesi bulunmadığı ve görevlerine devamda yarar görüldüğü takdirde aynı usulle yeniden atanabilirler. Atanma süresi sonunda görevleri kendiliğinden sona erer. Bunların yeniden atanmaları mümkündür”.

36. madde de Öğretim elemanlarının (ki içinde öğretim görevlileri de vardır), üniversitede devamlı statüde görev yapacakları belirtilmiştir. 

Diğer taraftan Vakıf Üniversitelerinde çalışan öğretim elemanları akademik yönden Devlet Üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabi tutulmuştur. Her ne kadar iş sözleşmesi imzalansa da Doktor, Doçent ve Profesör kadrolarına 2547 sayılı Kanun’un 24 ve 26. maddeleri uyarınca atama tasarrufu ile getirilmektedirler. Özellikle 22.01.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7100 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nda değişiklikler yapılmış, yardımcı doçentlik, okutmanlarla ilgili 32. madde kaldırılmıştır. 31. madde.de kadrosu bulunan ancak öğretim üyesi (profesör, doçent) atanamayan öğretim elemanları yerine öğretim görevlisi atanabilecekleri ve bu öğretim görevlileri ile süreli sözleşme yapılacağı belirtilmiştir.  Atama tasarrufu olması nedeni ile sözleşme kurulması veya sözleşmenin feshinin akademik yön kabul edilmesi daha isabetli olacaktır.

Keza Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 23/2 maddesi uyarınca;

Vakıf Yükseköğretim Kurumlarında görev alacak olan akademik ve idari personelin çalışma esasları 2547 sayılı Kanunda devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabidir. Bu personelin aylık ve diğer özlük hakları bakımından ise 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır” hükmü var ise de görev ancak kanunla düzenlenir. Kaldı ki yönetmelik hükmü görevi değil, özlük haklarına 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanacağını düzenlemiştir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda ise görev konusunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır.

Anayasa’nın 31. maddesi düzenlemesi ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu hükümleri dikkate alındığında, özellikle kadroların akademik yönden belirlenmesi, sözleşmelerin onaya tabi tutulması dikkate alındığında, vakıf üniversitelerinde çalışan öğretim elemanlarının idari sözleşmelerle çalıştığının kabulü gerekmektedir.

Zira Uyuşmazlık Mahkemesi bir çok kararında Vakıf Üniversitelerinde çalışan öğretim elamanları ile Üniversite arasındaki uyuşmazlıkların idari yargı yerinde görülmesi gerektiğine karar vermiştir.  Uyuşmazlık Mahkemesi idari yargı görevli olduğunu belirtirken şu gerekçelere dayanmıştır. 

“Anayasanın “Yükseköğretim Kurumları” başlıklı 130. maddesinin birinci fıkrasında, “Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.”; 2. fıkrasında, “Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir.”; 10. fıkrasında “Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tabidir.” hükmüne yer verilmiş;

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na 5772 sayılı Kanun ile eklenen ve vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumları ile ilgili düzenlemeler getiren ek madde 2’de.

“Vakıflar; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari hususlar dışında, akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen esas ve usullere uymak kaydıyla, Yükseköğretim kurumları veya bunlara bağlı birimlerden birini veya birden fazlasını ya da bir üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsüne bağlı olmaksızın. ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda yüksek nitelikli işgücü yetiştirmek amacıyla, bu Kanun hükümleri çerçevesinde kalmak şartıyla meslek yüksekokulu kurabilir. Bu meslek yüksekokulu, kamu tüzel kişiliğini haiz olup, Yükseköğretim Kurulunun görüşü alınarak Bakanlar Kurulu kararı ile kurulur. Kurulacak meslek yüksekokullarına, meslek ve teknik eğitim bölgesinde gereksinim duyulması esastır.” denilmiş;

Ek Madde 5’de, “(Ek madde: 17/08/1983 – 2880/32 md.) (Değişik fıkra: 28/12/1999 – 4498/1 md.)

Vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarının, vakıf yönetim organı dışında en az yedi kişiden oluşan bir mütevelli heyeti bulunur. Mütevelli heyet üyeleri, vakıf yönetim organı tarafından dört yıl için seçilir, süresi biten üyeler yeniden seçilebilir. Mütevelli heyet üyelerinin yaş sınırlaması hariç Devlet memuru olma niteliklerine sahip bulunmaları ve en az üçte ikisinin lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olması gerekir. Mütevelli heyet üyeleri kendi aralarından bir başkan seçer.

Mütevelli heyet vakıf yükseköğretim kurumunun tüzel kişiliğini temsil eder. Vakıf yükseköğretim kurumlarının yöneticileri Yükseköğretim Kurulunun olumlu görüşü alınarak mütevelli heyet tarafından atanır. Mütevelli heyet; vakıf yüksek öğretim kurumu yöneticilerine uygun gördüğü ölçüde yetkilerini devredebilir. Yükseköğretim kurumunda görevlendirilecek yöneticiler ve öğretim elemanları ile diğer personelin sözleşmelerini yapar. Atamalarını ve görevden alınmalarını onaylar. Yükseköğretim kurumunun bütçesini onaylar ve uygulamaları izler. Ayrıca vakıfça hazırlanan yönetmelik hükümlerine göre diğer görevleri yürütür. Mütevelli heyetin toplantı nisabı ve karar alınması ile ilgili hususlarda bu Kanun’un 61’inci maddesi hükmü uygulanır.”kuralına.

Aynı Yasadaki Ek Madde 8’de ise, “(Ek madde: 17/08/1983-2880/32 md.)

Vakıfça kurulacak yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar, Devlet yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar gibi düzenlenir ve onların görevlerini yerine getirir. Öğretim elemanlarının nitelikleri Devlet yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının niteliklerinin aynıdır. Devlet Yükseköğretim kurumlarında çalışmaları yasaklanmış veya disiplin yoluyla bu kurumlardan çıkarılmış kişiler, vakıf yükseköğretim kurumlarında görev alamazlar.” kuralına yer verilmiştir.

Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “Öğretim elemanları” başlıklı 23. maddesinde ise,

“Öğretim elemanlarının seçimi, değerlendirilmesi, seçilenlerin uygun görülen akademik unvanlarla görevlendirilmeleri ve yükseltilmeleri yürürlükteki kanun ve yönetmelik hükümlerine uyularak vakıf yükseköğretim kurumunun yetkili akademik organlarınca yapılır. Öğretim elemanlarının atamalarında, devlet yükseköğretim kurumlarındaki atamalarda aranan şartlara ilaveten vakıf yükseköğretim kurumunun akademik yönden gerekli gördüğü şartlar da aranabilir. Vakıf meslek yüksekokullarında özellikle uygulamalı derslerde görevlendirilecek öğretim elemanlarının atanmasında çalışma deneyimine sahip olması gözetilir.  Vakıf yükseköğretim kurumlarında görev alacak olan akademik ve idari personelin çalışma esasları 2547 sayılı Kanunda devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabidir. Bu personelin aylık ve diğer özlük hakları bakımından ise 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır.” kuralı yer almıştır.

Vakıf Üniversiteleri, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu”nun Ek 43. maddesi ile vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlere tabi olmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip olarak kurulmuştur.

İdari rejime dayalı olarak düzenlenmiş bulunan Türkiye’nin idari yapısında, kamu tüzel kişiliği idari yargının görev alanının belirlenmesinde kullanılan ölçütlerden birisidir. Kamu tüzel kişilerinin kuruluş amacı kamu yararı, faaliyet konuları ise kamu hizmetidir. Bu bağlamda, Kamu Tüzel Kişileri, özel hukuk tüzel kişilerine nazaran üstün ve ayrıcalıklı kamu gücüne sahiptirler ve tek taraflı işlemlerle yeni hukuki durum yaratabilirler. Bu nedenle de personeli kamu hukukuna tabidir.

Kanunla kurulma ve kamu tüzel kişiliğine sahip olmanın yanı sıra. Devlet Üniversitelerinde olduğu gibi Vakıf Üniversitelerinin de Anayasal güvence altına alınmış olan. “Bilimsel Özerkliğe sahip olmaları” bir diğer ayrıcalığıdır. Üniversitelerde bilimsel özerklik ilkesi benimsenirken güdülen amaç, yükseköğretimin çeşitli siyasal çevre ve baskı grupları ile düşünce kümelerinin etkisinin dışında tutarak. Bilimsel amaç, hedefler ve gereksinimlerine bağlı olmalarını sağlamaktır. Bu nedenle de, bilimsel faaliyetin asli unsurları olan yükseköğretim elemanlarının, görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri gibi özlük haklarının kanunla düzenleneceği konusu, anayasal teminat altına alınmıştır.

Vakıf Üniversitesinin, sürekli ve düzenli nitelikteki kamu hizmetinde çalıştırdığı öğretim elemanın; statüsü, göreve alınması, hak ve yetkileri gözetildiğinde. İdare Hukuku kapsamında bir kamu personeli olduğu açıktır. Bununla birlikte, öğretim elemanın sözleşmesinin feshine ilişkin üniversite işleminin idare hukuku anlamında bir idari işlem olduğunda kuşku bulunmamakla birlikte. bu idari işlemden kaynaklanan tazmin isteminin. (taraflar arasındaki ihbar ve kötüniyet tazminatı alacağına ilişkin olan davanın,) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. Maddesinin b fıkrasında belirtilen; ‘’İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları‘’ kapsamında idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir(29.12.2014 gün ve 2014 / 1053 E, 2014/1105 K, Aynı yönde 5.11.2012 gün ve … E.,  2012/234 K., 05.11.2012 gün ve 2012/190 E. ,  2012/235 K., 24.12.2012 gün ve 2012/273 E.  ,  2012/289 K.).

Aynı doğrultuda Danıştay’ın da idari yargının görevli olduğuna dair kararları da mevcuttur. 

Danıştay 8. Dairesi, vakıf üniversitesi çalışanı akademisyenin iş sözleşmesinin feshinin iptali talebiyle açılan davada verilen görevsizlik kararının temyiz incelemesinde. davalı vakıf üniversitesinin kamu gücüne sahip ve kamu hizmeti gören kamu tüzel kişisi olduğunu.  çalışanların kamu personeli sayılacağını belirterek “davalı vakıf üniversitesinin. kamu hizmeti görmek amacıyla, davacı öğretim üyesi ile aralarında yaptığı sözleşme, kamu hukukuna tabi idari hizmet sözleşmesi niteliğindedir.” hükmüne varmıştır. (Danıştay 8.Dairesi’nin ilgili 2002/5557E. 2003/561K. sayılı ve 04.2.2003 tarihli kararı). 

8. Daire, bir başka davada, vakıf üniversitesindeki görevine son verilen bir akademisyenin bu işlemin ve Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin. 23. maddesinin son cümlesindeki “özlük hakları” ibaresinin iptali ve özlük ve diğer haklarının kendisine. Ödenmesi talebiyle ilgili vermiş olduğu yürütmenin durdurulması kararında. Vakıf yükseköğretim kurumlarında sözleşme ile görev yapan öğretim üyelerinin “öğretim elemanlarının seçimi, değerlendirilmesi, akademik unvan verilmesi ve akademik yükselme” dışındaki “çalışma süresi, çalışma saatleri, tatil günleri, fazla mesai ücretleri, izin, ücret, prim, sosyal haklar, sosyal güvenlik gibi ve benzeri”. tüm çalışma koşullarının İş Kanunu’na göre düzenlendiğini belirtmiş; bu gerekçeyle, iptali istenen yönetmelikte üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığına hükmetmiştir. Mahkeme, ayrıca, akademik personelin sözleşmesinin yenilenip yenilenmemesi konusunda idarenin takdir yetkisinin sınırsız olmadığını, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olduğunu da belirtmiştir. Davada ileri sürülen görevsizlik itirazında da üniversite ile öğretim üyesi arasındaki sözleşmenin. idari hizmet sözleşmesi olduğu belirtilerek 27.01.2009 tarihinde görevsizlik itirazı reddedilmiştir(Danıştay 8.Dairesi’nin ilgili 2002/5557E. 2003/561K. sayılı ve 04.2.2003 tarihli kararı).

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 8. Dairenin vermiş olduğu yürütmenin durdurulması kararına karşı yapılan itiraz başvurusunun incelemesinde,

Anayasa’nın 130. maddesine ve 2547 sayılı Kanun’un vakıf üniversitelerine ilişkin hükümlerine atıf yaparak, “(…) vakıflar tarafından kurulan yüksek öğretim kurumlarında görev yapan öğretim elemanlarının statülerinin belirlenmesi için devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumlarının incelenmesi gerekmektedir. Çünkü, “mali ve idari konular” dışındaki akademik çalışmalar ve öğretim elemanlarının sağlanması yönlerinden. devlet eliyle kurulan yüksek öğretim kurumlarını bağlayan. Anayasa hükümlerinin vakıflar tarafından kurulan yüksek öğretim kurumlarını da bağlayacağı açıktır.” Saptamasında bulunmuştur. İdari Dava Daireleri Kurulu’na göre. devlet ve vakıf üniversitelerindeki akademik personel mesleki güvenceleri yönünden İdare Hukukuna tabidir ve Anayasa’nın 130. maddesinde vakıf yükseköğretim kurumlarının mali ve idari konular yönünden farklı hükümlere tabi kılınması. Buralarda çalışan akademisyenlerin mesleki güvenceden yoksun kılınmasına neden olmaz; Anayasa koyucunun vakıf üniversitesi ve devlet üniversitesi arasında mesleki güvenceler bakımından bir ayrım amaçladığı düşünülemeyeceğinden. vakıf üniversitelerindeki akademik personelin mesleki güvenceleri yönünden özel hukuk hükümlerine tabi olmaları Anayasa’ya aykırı olacaktır(Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun ilgili 2010/5E. sayılı ve 12.3.2010 tarihli kararı).

Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır.

İş mahkemelerinin görev alanını hakim, tarafların iddia ve savunmalarına göre değil, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesini esas alarak belirleyecektir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, işçinin İş Kanunu kapsamında kalmaması halinde iş mahkemesine açılan davada, davanın esastan reddi usule aykırıdır. Dava dilekçesinin görev nedeni ile reddi ve adli yargı görevli ise davanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

İdari Yargının görevli olması “dava dilekçesinin yargı yolu yanlışlığı nedeni ile reddine” karar verilmesi gerekir. İdari Yargı görevli ise gönderme kararı verilemez.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

Yukarıdaki ilke ve açıklamalar dikkate alındığında; taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri idari yargı olup, Mahkemece “dava dilekçesinin yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden reddine” karar verilmesi gerekirken uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.

H) Hüküm:

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1. İlk derece mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi’nin temyiz edilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. Davanın yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden REDDİNE,

3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

4. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 578,00 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,

5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.725,00 TL. ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26/02/2019 tarihinde oy birliği ile karar kesin olarak verildi.

devlet memurluğundan çıkarma cezası

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Nedir?

Devlet memurluğundan çıkarılma, bir daha devlet memuru olamayacak şekilde memurluktan çıkarılmaktır. Disiplin cezaları içinde en ağır disiplin cezası olan devlet memurluğundan çıkarma cezası verilebilecek haller 657 sayılı Kanun‘un 125/E maddesinde düzenlenmiştir. Kanunun 125/E maddesinde sayılan fiiller dışında tekerrür nedeniyle memuriyetten çıkarma cezası verilebilmesi de mümkündür.

Süreç en basit haliyle şu şekilde özetlenebilir; disiplin amiri tarafından devlet memurluğundan çıkarma cezası yönündeki teklifinin yüksek disiplin kuruluna iletilmesi üzerine, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu kararı ile memuriyetten çıkarma cezası verilir. Hakkında memurluktan çıkarma cezası istenen memur, soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, disiplin kurulunda sözlü veya yazılı savunma vermeye, ya da teklif edilen disiplin cezasına karşı avukatı vasıtasıyla savunma yapma hakkına sahiptir.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Nedenleri Nelerdir?

Devlet memurluğundan çıkarma cezası gerektiren fiil ve haller 657 sayılı Kanun‘un 125/E maddesinde düzenlenmiştir.Buna göre;

  1. İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,
  2. Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,
  3. Siyasi partiye girmek,
  4. Özürsüz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,
  5. Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,
  6. Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak,
  7. Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,
  8. Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,
  9. Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,
  10. Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,
  11. 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.
  12. Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak hallerinden memuriyetten çıkarma cezası verilebilir.

Tekerrür Nedeniyle Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası

Kanunun 125/E maddesinde sayılan bu haller dışında tekerrür halinde de devlet memurluğundan çıkarma cezası verilebilir. Zira 657 sayılı Kanun‘un 125. maddesinin 2. fıkrasına göre; “Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların özlük dosyasından silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır. Aynı derecede cezayı gerektiren fakat ayrı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulamasında bir derece ağır ceza verilir.” 

Dolayısıyla örneğin kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren bir fiilin üçüncü defa işlenmesi halinde de tekerrür nedeniyle devlet memurluğundan çıkarma cezası verilebilir. Ve ancak şu hususa dikkat etmek gerekir ki; Danıştay kararlarıyla istikrar kazandığı üzere, tekerrür hükümlerinin amacı ıslah olmayan personelin cezalandırılmasıdır. Kanunda cezaların tekerrüründen değil, disiplin cezalarının verilmesine sebep olmuş bir “fiil veya halin” tekerrürü halinden bahsedilmiştir. Dolayısıyla tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için fiil tarihlerinin belirgin olması ayrıca önceki disiplin cezalarının da kesinleşmiş olması gerekir kanaatindeyiz.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Kim Tarafından Verilir?

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 126. maddesinde; uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarının disiplin amirleri tarafından, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının, memurun bağlı olduğu kurumdaki disiplin kurulunun kararı alındıktan sonra, atamaya yetkili amirler, il disiplin kurullarının kararına dayanan hallerde valiler tarafından verileceği, Devlet memurluğundan çıkarma cezasının ise, amirlerin bu yoldaki isteği üzerine, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu kararı ile verileceği hüküm altına alınmıştır.

Bu doğrultuda, memurlara devlet memurluğundan çıkarma cezası verilebilmesi için amirlerin bu yönde isteğinin olmasının işlemin ön şartı niteliğindedir. Ancak ceza disiplin amiri tarafından değil bağlı bulunulan kurumun yüksek disiplin kurulu tarafından verilir. Yüksek disiplin kurulu memurun bağlı olduğu kuruma göre değişir, örneğin üniversite öğretim görevlileri için memuriyetten çıkarma cezası YÖK (Yükseköğretim Kurulu) Yüksek Disiplin Kurulu tarafından verilecektir.

Yüksek disiplin kurulları kendilerine intikal eden dosyaların incelenmesinde, gerekli gördükleri takdirde, ilgilinin özlük dosyasını ve her nevi evrakı incelemeye, ilgili kurumlardan bilgi almaya, yeminli tanık ve bilirkişi dinlemeye veya niyabeten dinletmeye, mahallen keşif yapmaya veya yaptırmaya yetkilidirler.

Memurluktan çıkarma cezası istenen memur, soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, disiplin kurulunda sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma yapma hakkına sahiptir. Dolayısıyla Yüksek Disiplin Kurulu karşısında yapılacak bu savunmada tanık dinletilebilir. Ayrıca bu savunmada da avukat ile temsil mümkündür.

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasına İtiraz ve İptal Davası

Devlet memurluğundan çıkarma cezası için itiraz yolu yoktur. Dolayısıyla ceza verilmesi halinde, kararın memura tebliğ edilmesinden itibaren 60 günlük dava açma süresi içinde iptal davası açılmalıdır. Açılacak davada yürütmenin durdurulması istenebilir. Ancak dava açarak memurluktan çıkarma cezasının iptali sağlabilir. İdari işlemin iptali davası ile ilgili ayrıntılı bilgi için makalemizi buradan okuyabilirsiniz.

Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan,  memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan okuyabilirsiniz. 

Devlet memurluğundan çıkarma cezasının ağır ve telafisi imkansız sonuçlar doğurması nedeniyle, gerek yüksek disiplin kurulunda yapılacak savunmada gerekse açılacak iptal davasında bir avukat ile temsil en önemli tavsiyemizdir. İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

İptal Davası Dilekçe Örneği

İptal Davası Dilekçe Örneği

İptal davası dilekçe örneği konusundan önce kısaca iptal davası nedir sorusuna cevap vermeyi faydalı buluyoruz. İdari işlemin iptali davası, idare hukukunda, idari işlemin yetki, sebep, konu ve maksat yönlerinden birisi nedeniyle hukuka aykırı olması nedeniyle açılan davalardır. İptal davasıancak ve ancak idari işlem dolayısıyla menfaati ihlal edilen kişi tarafından açılabilir.İptal davasıile idari işlem ve kararların hukuka uygun olup olmadığının denetimi sağlanmaktadır. Dava sonunda hukuka aykırı olduğu tespit edilen idari işlemin iptali kararı verilmesi ile idari işlem yapıldığı andan itibaren hükümsüz hale gelmektedir.

İptal Davası Dava Dilekçesi

İptal davası görevli ve yetkili mahkemeye verilecek dava dilekçesi ile açılır. Yazılan dilekçenin İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3. ve 5. maddesine uygun nitelikte olmalıdır. Aksi halde dava dilekçesi ön şartlar yönünden reddedilir ve dilekçe ret kararı verilir. Dilekçe red kararı üzerine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde dava dilekçesinde bulunan eksiklikler düzeltilerek yeniden yargı yerine başvurulabilir.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

İptal davasının incelendiği makalemize buradan, Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan, Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan,  memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan okuyabilirsiniz. İptal davası dilekçe örneği şu şekildedir:

İPTAL DAVASI DİLEKÇE ÖRNEĞİ

DİSİPLİN CEZASI İPTAL DAVASI DİLEKÇE ÖRNEĞİ

………….. İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

Yürütmenin Durdurulması Talebi Vardır.

DAVACI: ……….. (Ad soyad, TC Kimlik Numarası ve adresi)

DAVALI: ……….. Üniversitesi Rektörlüğü – Adres

KONU: ……….. Üniversitesi ……….. Dekanlığı’nın …/…/20.. tarih ve ……….. sayılı 1/30 oranında aylıktan kesme cezası işleminin YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASI ve İPTALİ istemidir.

İDARİ İŞLEMİN TEBLİĞ TARİHİ: ………..

OLAYLAR:

  1. ……….. nedeniyle davalı ……….. Üniversitesi ……….. Dekanlığı’nca yapılan soruşturma sonucunda dava konusu …/…/20… tarih ve ……….. sayılı 1/30 oranında aylıktan kesme cezası verilmiştir. Verilen ceza ………………… nedenleriyle haksız ve Yönetmeliğe aykırıdır.
  2. …/…/20… tarihli dilekçe ile cezanın kaldırılması için davalı Üniversite Rektörlüğü’ne itirazda bulunmama rağmen bu itirazım kabul görmemiştir.
  3. …………. nedenleriyle iş bu davanın açılması zarureti hasıl olmuştur.

HUKUKİ SEBEPLER: İYUK, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği, sair mevzuat.

HUKUKİ DELİLLER:  Soruşturma dosyası, sicil dosyası, yazışmalar, bilirkişi incelemesi ve her türlü yasal delil.

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda açıklanan ve Sayın Mahkemenizce resen gözetilecek nedenlerle, davalı idarenin ../…/20.. tarih ve ……….. sayılı disiplin cezası verilmesine ilişkin işleminin öncelikle YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASINA ve sonuç olarak İPTALİNE, yargılama giderlerinin davalı kuruma yükletilmesine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim.

…/…/20…

Davacı (ad soyad, imza)

 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Disiplin Cezasına İtiraz Dilekçesi Örneği

Disiplin Cezasına İtiraz Dilekçesi Örneği

Disiplin cezasına itiraz dilekçesi örneği konusundan önce kısaca şu hatırlatmayı yapmakta yarar görüyoruz.  Disiplin cezasına itiraz disiplin cezası veren amirin üstünde başka bir üst makam varsa, idari başvuru yani idari itiraz kural olarak bu makama yapılır.  Disiplin cezasına itiraz 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 135. maddesinde düzenlenmiştir.  Buna göre; Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz edilebilir. Disiplin cezasında itiraz süresi kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren yedi gündür. 

Disiplin cezasına itiraz süresi çok önemlidir. Zira süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir.  Bu nedenle disiplin cezası itirazı süresinde yapılmalıdır. Aksi halde telafisi imkansız hak kayıpları ortaya çıkabilecektir.

Süresinde idari başvuru yoluna gidilmemesi veya idari başvuru yoluna gidilmesine rağmen davanın 60 günlük süresi içinde açılmaması halinde disiplin cezası iptal davası reddedilecektir. İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan,  memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan okuyabilirsiniz. Disiplin cezasına itiraz dilekçesi örneği şu şekildedir:

DİSİPLİN CEZASINA İTİRAZ DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ

 

…………… ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ’NE

…/…/20…

……… Fakültesi Dekanlığı’nın …/…/20… tarih ve ……. sayılı yazısı ile …….. eyleminde bulunduğum gerekçesiyle tarafıma Disiplin Yönetmeliğinin …. maddesi gereğince 1/30 oranında aylıktan esme cezası verildiğini …/…/20… tarihinde öğrenmiş bulunuyorum.

Suçum olmadığı/suçu işleyenin başkası olduğu/suçu işlediğime dair delil bulunmadığı/eylemin disiplin suç teşkil etmediği (buraya hangi sebep uyuyorsa o itiraz sebebi ve varsa diğer sebepler yazılabilir) halde tarafıma ceza verilmiştir. Savunmamda belirttiğim üzere tüm bu hususlar dikkate alınmamıştır. Bu nedenle hakkımda verilen disiplin cezasına itiraz ediyorum.

Tarafıma usul ve esasa aykırı biçimde verilen disiplin cezasının kaldırılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

İtiraz Eden  ………………..

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Memur Disiplin Cezası ve İptal Davası

Memur Disiplin Cezası İptal Davası

Bu makalemizde, memur disiplin cezasına idari itiraz ve memur disiplin cezası iptal davası ana hatlarıyla irdelenecektir. Disiplin cezasına karşı iptal davası açılabilir. Zira makalemizin sonunda belirttiğimiz gibi, disiplin soruşturması usulüne uygun yürütülmesi gereken bir idari işlemdir, dolayısıyla bu idari işleme karşı disiplin cezası iptal davası açılabilmesi mümkündür. Disiplin soruşturmasının usulüne aykırı biçimde yürütülmesi, hukuki olmayan sebeplerle disiplin cezası verilmesi veya disiplin soruşturmasında savunma hakkının kısıtlanması hallerinde disiplin cezası iptal davası ile iptal edilebilecektir.

Hukuk düzenimiz, disiplin cezalarına karşı idari başvuru yolu ve yargısal başvuru yolu olmak üzere iki türlü başvuru yolu öngörmüştür.

Bu makalemizde disiplin cezasına karşı açılacak iptal davası incelenmiş olup, iptal davası açmadan önce memur disiplin cezasına itiraz edilmesi gerekmektedir. Memur disiplin cezasına karşı idari itiraz yolunun incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz.

Memur Disiplin Cezasına Karşı İptal Davası

Disiplin cezalarına karşı en etkili denetim yolu elbette ki yargısal denetimdir. Disiplin cezalarına karşı iptal davası açılabilir zira, disiplin cezaları birer idari işlemdir. Dolayısıyla disiplin cezalarına karşı da tüm idari işlemler gibi iptal davası açılabilir. 

Disiplin cezası iptal davasında süre

İtiraz başvurusu yapıldıktan sonra, itiraz başvurusunun reddi üzerine disiplin cezası iptal davası açılabilir. Bu dava 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 7. Maddesine göre kararın tebliğini izleyen 60 gün içinde açılmalıdır. 

İdari yargıda süreler kamu düzenindendir, dolayısıyla bu sürelere uyulmaması halinde hak iddiasında bulunulamaz. Bu nedenle disiplin cezası iptal davası 60 günlük dava açma süresi geçtikten sonra açılırsa dava incelenmeyecek ve reddedilecektir.

Disiplin cezası iptal davasında yetkili ve görevli mahkeme

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 7. Maddesine göre, iptal davalarında yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir. Dolayısıyla disiplin cezası iptal davasını görmeye yetkili mahkeme de disiplin cezası veren kurumun bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.

Disiplin Cezası Nasıl İptal Edilir?

Disiplin amirlerinin hukuki olmayan bir nedenlere dayanarak disiplin soruşturması açma yoluna gittiği üzüntüyle gözlemlenmektedir. Kimi zaman memura mobbing uygulamak kimi zaman çalışma huzurunu bozmak ve memuru huzursuz etmek amaçlanmaktadır. Bu kötü niyetli yaklaşımlara karşı başvuru yollarına gidilmesi ve özellikle disiplin cezası iptal davası açılması denetim bakımından oldukça önemlidir. Bu şekilde idarenin aldığı kararlar bağımsız yargı denetiminden geçmekte, idare denetlenmektedir.

  • Hukuki olmayan nedenle verilen disiplin cezası iptale tabidir. 
  • Aynı şekilde disiplin soruşturması usulünün doğru uygulanmaması halinde de disiplin cezası iptal edilecektir. 
  • Yine disiplin soruşturması sırasında memurun savunma hakkının kısıtlanması (örneğin, savunma almadan ceza verilmesi, disiplin soruşturmasında 7 günden az savunma süresi verilmesi veya savunmasında bildirdiği tanıkların dinlenmemesi) hallerinde de disiplin cezası iptal edilecektir.
  • Bu örnekler somut olaya göre çoğaltılabilir.

Sonuç olarak; disiplin cezası iptal davaları nda süreler oldukça önemlidir. Süresinde idari başvuru yoluna gidilmemesi veya idari başvuru yoluna gidilmesine rağmen davanın 60 günlük süresi içinde açılmaması halinde dava reddedilecektir.

Disiplin cezası verilme işlemlerinde çoğu zaman hukuki olmayan nedenlerle ve keyfi uygulamalar ile ceza verildiğini veya disiplin soruşturmasında usul hükümlerinin tam olarak uygulanmadığını gözlemlemekteyiz.

Ancak bu hususların tespitinde ve idari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Memur disiplin suç ve cezalarının irdelendiği makalemize buradan ulaşabilir, disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan okuyabilirsiniz.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.