Kategori: Aile ve Şahıs Hukuku

Velayetin değiştirilmesi dava dilekçesi örneği, velayetin değiştirilmesi davası, adana velayet avukatı, velayetin değiştirilmesi dava dilekçesi örneği...

Velayetin Değiştirilmesi Dava Dilekçesi

Daha önceki makalemizde de açıkladığımız üzere velayet davalarında en önemli kıstas çocuğun menfaatidir. Dolayısıyla çocuğun velayetini alan tarafın çocuğun menfaatine aykırı hareket etmesi halinde velayetin değiştirilmesi davası mümkündür.  Velayet Türk Medeni Kanunu’nun 336. maddesinde düzenlenmiştir. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için “Velayet Davası Nedir? Velayet Kime Verilir?” başlıklı makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Bu makalemizde velayetin değiştirilmesi dava dilekçesi örneği konu edilmiştir.

Velayetin Değiştirilmesi Dava Dilekçesi

ADANA NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİ’NE

DAVACI : …………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI : …………………

KONU:

Müşterek çocuk …… d.lu ………’nın YARGILAMA SÜRESİNDE GEÇİCİ VELAYETİNİN VE DAVA SONUNDA VELAYETİNİN MÜVEKKİLE VERİLMESİNE karar verilmesi talebimizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Müvekkil ile davalı anlaşmalı olarak boşanmışlardır. Bu boşanma esnasında müşterek çocuk …… d.lu …..’nın velayeti baskı ve tehditleri nedeniyle davalı babaya verilmiştir. Tarafların …… Aile Mahkemesi’nin 2019/….. E, 2019/…..K sayılı boşanma kararı ve kesinleşme şerhi dilekçemiz ekinde arz edilmektedir.

Çocuk boşanma kararının verildiği tarihten sonra çok uzun bir süre velayeti davalıda olmasına rağmen müvekkilde kalmıştır. Boşanma kararı tarihinden sonra müşterek çocuk müvekkil ile yaşamaya devam etmiş, tüm bakım ve ihtiyaçları müvekkil tarafından karşılanmıştır. Baba da çocuğu velayete dayanarak alma talebinde bulunmamış, velayetin getirdiği yükümlülüklere aykırı davranmıştır. Müvekkil çocuğun tüm bakım ve giderlerini karşılarken davalı müvekkilden intikam almak amaçlı çocuğu yanına almıştır. Fakat davalı çocuğa bakabilecek durumda değildir. Şöyle ki;

DAVALI TÜM GÜN İŞTE ÇALIŞMAKTA VE TEK BAŞINA YAŞAMAKTADIR. DAVALI İŞTEYKEN ÇOCUK EVDE YALNIZ KALMAKTADIR.

Bu nedenle müşterek çocuk öğlen okuldan eve geldiğinde evde tek başına kalmaktadır. 8 yaşında olan müşterek çocuk için akşam babası gelene dek evde tek başına olmasının çocuğun menfaatine olmadığı ortadadır.

DAVALI KUMAR OYNAMAKTA EVE GECE GEÇ SAATLERDE GELMEKTEDİR.

Davalı yukarıda da belirttiğimiz üzere kumar bağımlısıdır. Akşam işten çıktıktan sonra eve gelmemekte uzun süre kumar masasında kalmakta, geç saatlerde eve dönmektedir. Bu durumdan müşterek çocuk olumsuz etkilenmekte, velayeti altında olduğu babasıyla vakit geçirememektedir.

DAVALI YALNIZ YAŞAYAN BİR ERKEK OLMASI NEDENİYLE EVİN İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAMAMAKTADIR.

8 yaşındaki bir çocuğun yaşaması gereken ortam hiç şüphesiz ki bir bekar evi değildir.

ÇOCUK PEK ÇOK KEZ ANNESİNİ DARP EDERKEN GÖRDÜĞÜ DAVALI İLE İLİŞKİLERİ ZEDELENMİŞTİR.
DAVALI ÇOCUĞU YANINA ALDIKTAN SONRA OKULUNU DA DEĞİŞTİRMİŞTİR. BU NEDENLE DERSLERİ GÜN BE GÜN KÖTÜYE GİTMEKTEDİR.
ÇOCUĞUN DAVALI BABA YANINDA KALMASININ ÇOCUĞUN BEDENİ, FİKRİ VE AHLAKİ GELİŞİMİNE ENGEL OLACAĞI AÇIKÇA ORTADADIR.

Çocuğun davalı yanındaki şartları oldukça kötüdür. Nitekim müvekkil de oğlunu her geçen gün daha da zayıflamış görmektedir. Çocuk müvekkile mutlu olmadığını annesini istediğini söylemektedir.

TEDBİR TALEBİMİZ

Önceki paragrafta kısa bir özetine yer verdiğimiz, aşağıda ayrıntıları ile anlatacağımız nedenler dahilinde, çocuğun yaşı, davalının kötü alışkanlıkları ve agresif karakteri, çocuğun bakımını sağlayamaması, babanın çocuğu kaçırma riskinin yüksek olması, çocuğun anne ile yaşamaya devam etmek istemesi, çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerekleriyle; ÇOCUĞUN GEÇİCİ VELAYETİNİN YARGILAMA SÜRESİNCE MÜVEKKİL ANNEYE VERİLMESİNİ TALEP EDERİZ.

Ayrıca çocuğun daha fazla mağduriyet yaşamaması adına İVEDİ OLARAK SOSYAL İNCELEME RAPORUNUN ALINMASI talebimiz vardır.

Ancak davalı bir süre sonra BAKAMAYACAĞINI BİLDİĞİ HALDE müvekkile acı çektirmek için müşterek çocuğu yanına almıştır. Davalı TEK BAŞINA YAŞAMAKTADIR, öğleden sonra okulu bitince eve gelen ÇOCUK TÜM GÜN YALNIZ KALMAKTADIR. Ayrıca DAVALI KUMAR BAĞIMLISIDIR, kumar masasından olur da kalkabilirse GECE GEÇ SAATLERDE EVE GELMEKTEDİR. Davalı müşterek çocuğu yanına aldıktan sonra da çocuğun okulunu değiştirmiş, annesinden ayrılmasıyla birlikte okulunun değişmesi çocuğun hem psikolojik durumuna hem de ders notlarına olumsuz etki etmiştir. Çocuk yaşı itibariyle de (8 yaş) ANNE SEVGİSİNE MUHTAÇ durumdadır.Bu doğrultuda müşterek çocuk …..’nın davalı babada olan velayetinin değiştirilerek müvekkil anneye verilebilmesi için velayetin değiştirilmesi dava dilekçesi ile iş bu davayı açmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

HUKUKİ DELİLLER :

  1. ……. Aile Mahkemesi’nin 2019/…. E, 2019/…. K sayılı boşanma karar
  2. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılması,
  3. Nüfus kayıtları,
  4. Tanık,
  5. Yemin,
  6. Uzman incelemesi,
  7. Bilirkişi incelemesi,
  8. Yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edildiği üzere;

Müşterek çocuk …. d.lu ……’nın VELAYETİNİN DAVALIDAN ALINARAK MÜVEKKİLE VERİLMESİNE ve İŞTİRAK NAFAKASINA hükmedilmesine,

Çocuğun üstün yararı gözetilerek, yargılama sona erene dek VELAYETİNİN TEDBİREN MÜVEKKİL ANNEYE VERİLMESİNE ve   hükmedilmesine, ivedi olarak SOSYAL İNCELEME RAPORU alınmasına,

Dava sonucunda, YARGILAMA GİDERLERİ VE, AVUKATLIK ÜCRETİNİN DAVALIYA YÜKLETİLMESİNE karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Velayetin değiştirilmesi davası iş bu velayetin değiştirilmesi dava dilekçesi ile açılabilir.

Büken Hukuk & Danışmanlık BürosuAdana velayet avukatı olarak boşanma, velayet, nafaka, tazminat  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Adana velayet avukatı olarak “Velayet Davası Nedir? Velayet Kime Verilir?” başlıklı makalemize buradan, “Velayetin Belirlenmesinde Çocuğun Yararı” başlıklı makalemize buradan, “Ortak Velayet Nedir?” başlıklı makalemize buradan ulaşabilirsiniz.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Evlenme engelleri nelerdir? Kesin evlenme engeli, kesin olmayan evlenme engeli, bekleem (iddet süresi), hısımlık, akıl hastalığı, mevcut evlilik, TMK.

Evlenme Engelleri Nelerdir?

Evlenme engelleri Türk Medeni Kanunu’nun 129 ve devamı maddelerinde yer verilmiştir. Evlenme engellerinin bir kısmı evliliğin hükümsüz olmasına neden olurlar. Bunlara kesin evlenme engelleri denir. Bir kısmı ise evlenmenin geçerliliğini etkilemez, bunlara ise kesin olmayan evlenme engelleri denir.

Evlenme Engelleri Nelerdir?

Evlenme engelleri TMK’nun 129 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, kesin evlenme engelleri ve kesin olmayan evlenme engelleri olarak ikiye ayrılırlar.

Kesin Evlenme Engelleri

Kesin evlenme engelleri evliliğin geçerliliğini doğrudan etkileyen, var olması halinde evliliğin hükümsüz olmasına neden olan durumlardır. Kesin evlenme engelleri, hısımlık, mevcut evlilik ve akıl hastalığıdır.

  • HISIMLIK: Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri
    arasında, Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin
    üstsoyu veya altsoyu arasında, evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında evlilik yasaktır.
  • MEVCUT EVLİLİK: Geçerli bir evlilik yapılabilmesi için evleneceklerin bir başkası ile evli olmaması gerekir. Medeni Kanunumuz çifte evliliğe izin vermemektedir. Yeniden evlenmek isteyen kimse, önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu ispat etmek zorundadır. Gaipliğine karar verilen kişinin eşi, mahkemece evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden evlenemez.
  • AKIL HASTALIĞI: Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu
    raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler. Aksi halde yapılan evlilik geçersiz olur

Kesin Olmayan Evlenme Engelleri

Kesin olmayan evlenme engelleri, kesin evlenme engelleri kadar ağır sonuçlar doğurmazlar. Kesin olmayan evlenme engellerinden birinin varlığı halinde evlilik hükümsüz hale gelmez. Bunlar kadınlar için bekleme (iddet) süresi ve bulaşıcı hastalıklardır.

  • BEKLEME (İDDET) SÜRESİ: – Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez. Doğurmakla süre biter. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.
  • BULAŞICI HASTALIKLAR: Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 123. maddesine göre;  Frengi, belsoğukluğu ve yumuşak şankr ve cüzzama ve bir akıl hastalığına yakalanmış olanların evlenmesi yasaktır. Bu hastalıklar usulü dairesinde tedavi edilip bulaşma tehlikesi geçtiğine veya
    iyileştiğine dair tabip raporu ibraz olunmadıkça hastalığa yakalanmış olanlar nikahları aktolunmaz.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

İştirak Nafakasının Artırılması Dava Dilekçesi, nafakanın artırılması davası dilekçe örneği, iştirak nafakasının artırılması, adana boşanma avukatı...

İştirak Nafakasının Artırılması Dava Dilekçesi Örneği

İştirak nafakasının artırılması dava dilekçesi örneği makalemizin devamında yer verilmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 182/2 maddesi gereğince; “Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.”İştirak nafakası takdir edilirken; çocuğun yaşı, ihtiyaçları, okul seviyesi, sosyal çevreye göre yaşam seviyesi, velayet tevdi edilen tarafın ekonomik durumu ile nafaka yükümlüsünün mali gücü birlikte değerlendirilip, hakkaniyete uygun bir nafakaya karar verilmelidir. Ekonomik şartların değişmesi halinde İştirak nafakasının artırılması davası açılması mümkündür.

İştirak nafakasının artırılması davası açılması belli bir zaman geçmesine bağlı tutulmadığı gibi, her dava açıldığı tarihe göre değerlendirilmelidir. İştirak nafakasının artırılması davası küçüğe fiilen bakan ana veya baba tarafından diğerine karşı çocuk adına açılır. İştirak nafakasının artırılması davası na bakmaya Türk Medeni Kanunu’nun 177. maddesi gereğince nafaka alacaklısının yerleşim yeri aile mahkemesi yetkilidir.

ştirak nafakasının artırılması davası, makalemizin devamında sunduğumuz iştirak nafakasının artırılması dava dilekçesi örneği ile açılabilir.

İştirak Nafakasının Artırılması Dava Dilekçesi

ADANA NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİ’NE

DAVACI : ………….

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI : ………….

KONU : Müşterek çocuklar …. ve…..’in iştirak nafakasının artırılması, iştirak nafakasının iki çocuktan her bir çocuk için dava tarihinden itibaren aylık …… TL’ye yükseltilmesine karar verilmesi talebimizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

1. Müvekkil ile davalı ……. Aile Mahkemesi’nin ……. E, ……. K sayılı ilamı ile boşanmışlar, müşterek çocuklar ../../….. doğumlu ……. ile ../../….  doğumlu ……..nın velayetleri müvekkile verilmiştir.

2. …… Aile Mahkemesi’nin ……. E, ……. K sayılı kararı ile birlikte, davalının velayeti müvekkile bırakılan müşterek çocukların her birine aylık …..’er TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir.

3. Ve ancak davalı, çok geçmeden açtığı dava ile nafakanın kaldırılması davası açmış, …… Aile Mahkemesi’nin ……. E, ……. K ../../…. T sayılı kararı ile müşterek çocuklara ödenen iştirak nafakası kaldırılmamış ise de, aylık ….TL’ye indirilmiştir.

4. Günümüz ekonomik şartları; müşterek çocukların değişen yaşları (örneğin müşterek çocuk ……’nın bu sene okula başlamış olması, ……’ın lise giriş sınavlarına hazırlanıyor olması, davacı annenin ailesi ile değil kirada oturuyor olması gibi) eğitim, bakım, barınma gibi ihtiyaçları, ağırlaşan maddi şartlar sebebiyle davalının ödediği …….. TL iştirak nafakası yetersiz kalmaktadır.

5.  …… Aile Mahkemesi’nin ../../….. tarihinde verdiği nafakanın azaltılması kararından bu yana;

  • Müvekkil, kirada oturmaktadır. Nafakanın azaltılması kararı verildiği tarihte ailesi ile birlikte yaşamakta ise de, günümüzde müşterek çocukların daha iyi eğitim alabilmesi için …….’da bir ev tutmuştur. Müşterek çocuklar ile birlikte yaşadığı eve aylık …….TL kira ödemektedir.
  • Müvekkil çalışmamaktadır, hiçbir geliri yoktur. Geçimini ve müşterek çocukların bakım ve eğitim giderlerini davalıdan aldığı nafaka ve ailesinin yardımları ile sağlamaktadır.
  • Davalı “evlendiğini ve yeni bir aile kurduğunu” söyleyerek hükmedilen nafakayı da uzun zamandır ödememiştir.
  • Müşterek çocukların her ikisi de okul çağındadır.
  • Müşterek çocuklardan …/…/…..  doğumlu………, ……… Okulunda ……. öğrencisidir. Lise giriş sınavlarına hazırlanan …….. etüt merkezine gitmektedir.
  • Müşterek çocuklardan …/…/…..  doğumlu………, ise, bu yıl ilkokula başlamıştır. O da …………… Okuluna gitmektedir.

6. Davacı müvekkil ve müşterek çocukların içinde bulunduğu bu zor koşullara rağmen davalının geliri oldukça iyi durumdadır. Şöyle ki; ……………………..

7. Arz ve izah edilen nedenler dahilinde; Müşterek çocukların yaşı, eğitim durumu (her ikisi de okul çağındadır), İhtiyaçları, önceki nafaka tarihinden itibaren geçen süre gözetildiğinde hükmedilen ……. TL’lik iştirak nafakası fahiş derecede düşük kalmaktadır Müşterek çocuklar ……. ve ……..’in iştirak nafakasının artırılması, iştirak nafakasının iki çocuktan her bir çocuk için dava tarihinden itibaren aylık …… TL’ye yükseltilmesine karar verilmesi amacıyla İştirak Nafakasının Artırılması Dava Dilekçesi ni Sayın Mahkemenize sunmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

HUKUKİ DELİLLER :
……. Aile Mahkemesi’nin ……. E, ……. K sayılı boşanma kararı,
……. Aile Mahkemesi’nin ……. E, ……. K sayılı nafakanın azaltılması kararı,
Davalının işyeri kayıtları ve SGK hizmet dökümü,
Müvekkilin müşterek çocuklar ile birlikte yaşadığı konuta ait kira sözleşmesi,
Müşterek çocukların öğrenci belgeleri,
Tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırmaları,
Tanık,
Yemin,
Yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde,

1. Müşterek çocuklardan ….’nın okula başlamış; ….’nın lise giriş sınavlarına hazırlanıyor olması, müvekkilin kirada oturuyor olması, çalışmıyor olması, çocuklarının geçimini davalıdan aldığı nafaka ve ailesinden aldığı yardımlar ile sağlıyor olması gibi değişen ve ağırlaşan maddi şartlar sebepleriyle; Müşterek çocuklar …… ve ……’ın iştirak nafakasının artırılması, davalının ödediği iştirak nafakasının, iki çocuktan her bir çocuk için dava tarihinden itibaren aylık ……… TL’ye yükseltilmesine;

2. Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline;

Karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz. 27/02/2019

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak boşanma, velayet, nafaka, tazminat  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Babalık Davası Nedir? Babalık Davasını Kim Açabilir? Babalık Davası İspat, Yetkili ve Görevli Mahkeme, Babalık Karinesi, Adana avukat

Babalık Davası Nedir?

Babalık davası nedir sorusuna kısa ve öz bir cevap vermek gerekirse, babalık davası çocuk ile babası arasındaki soybağının mahkeme yoluyla belirlenmesini sağlayan dava türüdür. Medeni Kanununun 301 ve devamı maddelerinde düzenlenen babalık davası sonucunda mahkemenin verdiği babalık hükmü ile soybağı kurulur.

Babalık Davasını Kim Açabilir?

Babalık davasının tarafları Medeni Kanunun 301. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre; Çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilirler. Dava babaya, baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır. Babalık davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir. Babalık davasının davacısı anne ve çocuktur.

Düzenlemeye göre anne çocuktan bağımsız olarak babalık davası açabilir ve bu davada doğum dolayısıyla yaptığı giderlerin ödenmesini talep edebilir. Bu durumda dava anne tarafından açılmışsa, çocuğun davada temsil edilebilmesi için çocuğa kayyım atanması gerekir. Yine aynı şekilde çocuk da annesinden bağımsız olarak babalık davası açabilir. Anne daha önce babalık davası açmamış hatta açtığı babalık davasını kaybetmiş olsa dahi çocuğun dava açma hakkı vardır.

Babalık davasının davalısı ise babadır. Eğer baba ölmüşse dava mirasçılarına karşı açılır.

Babalık Davasında Hak Düşürücü Süre

Babalık davasında zamanaşımı değil hak düşürücü süre vardır. Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Annenin dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.

Babalık Davası Yetkili ve Görevli Mahkeme

Babalık davasında yetkili mahkeme Medeni Kanunun 283. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre babalık davasında yetkili mahkeme taraflardan birinin veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesidir. Davayı bakmaya görevli mahkeme ise aile mahkemesidir.

Babalık Davasında İspat

Babalık davasında ispat yükü davacıdadır. Davacı babalık karinesine dayanabilir. Babalık karinesi, Medeni Kanunun 302. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre davalının, çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması, babalığa karine sayılır. Davacı, doğumdan önceki bu süreler arasında davalı ile cinsel ilişkide bulunduğunu ispat etmesi halinde, bu cinsel ilişki ile doğum arasındaki bağın ayrıca ispatına gerek olmaksızın davasını ispat etmiş sayılacaktır.

Davalının çocuğun babası olmasının olanaksızlığını veya bir üçüncü kişinin baba olma
olasılığının kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlarsa babalık karinesi geçerliliğini kaybeder.

Yine aynı şekilde davalının annenin gebe kaldığı sırada evli olduğunu ileri sürmesi de mümkündür. Zira annenin gebe kaldığı sırada bir başkasıyla evli olması hali babalık davası açılmasına engeldir. Çünkü evlilik sırasında doğan çocuk hakkında babalık karinesi nedeniyle çocuğun babasının onu doğuran kadının kocası olduğu kabul edilecektir.

Babalık Davasının Sonuçları

  • Babalık davasının doğal bir sonucu olarak baba ile çocuk arasındaki soybağı ilişkisi kurulmuş olur.
  • Evlilik dışı doğan çocuğa bakmakla yükümlü olan anne, babalık davası sonucu soybağı kurulan babadan çocuğun bakım ve giderleri için iştirak nafakası talep edebilir.
  • Anne babalık davası ile birlikte veya davadan sonra doğum giderlerinin, doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderlerinin ve gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderlerin karşılanmasını babalık davası tazminat olarak talep edebilir.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu,adana boşanma avukatı olarak boşanma, velayet, nafaka, tazminat  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Ayrılık davası nedir? Ayrılık davasında velayet, ayrılık davasında nafaka, ayrılık davası yargıtay kararları, adana boşanma avukatı

Ayrılık Davası Nedir?

Ayrılık davası Medeni Kanunumuzun 167. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir. Yine Medeni Kanunumuzun 170/3 maddesine göre, boşanma davasında hakim ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir.

Ayrılık Davası Nedir?

Ayrılık davası, boşanma davası açılabilen hallerde açılabilir. Ayrılık davasını boşanma davasını açmaya hakkı olan eş açabilir. Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık
kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar. Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer.
Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Ayrılık davasında yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Diğer yandan ayrılık kararı verilmesi eşlerin hukuki durumunda değişikliğe yol açmaz. Eşler ayrılık halinde halen evlidir, yeniden evlenemezler. Evliliğin birlikte yaşama yükümlülüğü dışındaki yükümlülükleri her iki eş bakımından da devam eder. Yine ayrılık süresince doğan çocuklar evlilik içinde doğmuş sayılır. Eşlerden birinin ayrılık sürecinde ölmesi halinde, diğeri mirasçısı olur.

Ayrılık Davası ve Nafaka

Ayrılık davası ve nafaka konusunda ise.Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim davanın devamı süresince,  gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden almak zorundadır. Ayrılık kararı verilmesi halinde çocukların eşlerden hangisinde kalacağını hakim takdir eder. Bu doğrultuda ayrılık davasında velayet ve buna bağlı olarak ayrılık davasında nafaka söz konusu olabilir. Velayet ile ilgili makalemizi buradan, iştirak nafakası nedir konulu makalemizi buradan, tedbir nafakasına ilişkin makalemizi buradan okuyabilirsiniz.

Ayrılık Davası Yargıtay Kararları

“Davalının 2008 yılı sonunda sebepsiz olarak müşterek konutu terk ettiği evin giderlerine katılmadığı, eşinin tedavisiyle ilgilenmediği, bu suretle evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmediği, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesindeki boşanma sebebi ispatlanmıştır. O halde, istek çerçevesinde Yasada (TMK md. 171/1) gösterilen alt ve üst sınır arasında takdir edilecek bir süre ayrılığa karar verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2012/5709 E, 2013/6875 K, 14.03.2013 T)

“Davacı vekili temyiz dilekçesinde “ayrılığa karar verilmiş olsaydı bir araya gelme olasılığının mevcut olduğunu” ileri sürerek ayrılık kararı verilmek üzere hükmün bozulmasını talep etmiştir. Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verebilir. (TMK. m. 170/1) Dava ayrılığa ilişkin ise boşanmaya karar verilemez. Şu halde, dava boşanmaya ilişkin ise, sebebin ispatlanmış olması koşuluyla ıslaha gerek bulunmaksızın, hakimin boşanma yerine ayrılığa karar vermesi mümkündür. Dava ayrılığa ilişkin ise, ıslah edilmeden boşanma kararı verilemeyecektir. Yasal düzenleme böyle olunca davacı, her aşamada davasını ayrılığa hasredebilir. Böyle bir talep halinde de ayrılık kararı verilebilmesi için “ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının mevcut olup olmadığına” bakılmaz, boşanma sebebinin ispatlanmış olması yeterlidir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2012/16486 E, 2013/2713 K, 31.01.2013 T)

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak boşanma, velayet, nafaka, tazminat  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Vesayet Nedir? Vesayet Davası Nedir? Vasi Atanması. Vesayeti Gerektiren Haller Nelerdir? yaş küçüklüğü, hapis cezası, vasi, akıl hastalığı, adana avukat

Vesayet Nedir?

Vesayet, Medeni Kanunumuzun 396 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Vesayet nedir sorusunun cevabı ise kısaca şöyle verilebilir. Vesayet, velayet altında bulunmayan küçükleri, çeşitli sebepler nedeniyle kendilerini veya mallarını yönetmekten aciz halde olan kişilerin kendilerini ve mallarını korumayı ve temsil etmeyi amaçlayan hukuki bir kurumdur(Akıntürk ve Ateş Karaman, 2011). Vesayet, bir koruma kurumudur.

Vesayeti Gerektiren Haller Nelerdir?

Vesayeti gerektiren haller Medeni Kanunumuzun 404-410 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre; yaş küçüklüğü ve kısıtlılık vesayeti gerektiren iki ana nedendir.

Kısıtlılık nedir sorusunun cevabı şu şekilde verilebilir. Kısıtlılık, ergin kişilerin fiil  ehliyetlerinin kanunda sayılan nedenler dolayısıyla kısıtlanmasıdır. Kanunda sayılan kısıtlılık nedenleri kıl hastalığı veya zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, özgürlüğü bağlayıcı ceza veya kişinin kendi isteği üzerine ortaya çıkabilir. Dolayısıyla vesayeti gerektiren haller beş başlıkla incelenebilir

1.Yaş Küçüklüğü Halinde Vesayet

Nitekim Medeni Kanunun 404. maddesi; Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır hükmüne amirdir.

Esasında küçükler ergin olana dek anne babalarının velayeti altındadır. Velayet ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için buradan ilgili makalemizi okuyabilirsiniz. Dolayısıyla vesayet, çocuğun velayet altında olmaması halinde söz konusu olabilir. Örneğin; boşanma halinde velayet kendisine verilen tarafın ölmesi durumunda, çocuğun velayeti kendiliğinden sağ kalana geçmez. Velayetin sağ kalan eşe geçip geçmeyeceği hakimin takdirindedir. İşte bu sırada çocuk velayet altında olmayacağından, çocuğa bir vasi atanması gerekir.

2. Akıl Hastalığı veya Akıl Zayıflığı Nedeniyle Vesayet

Akıl zayıflığı veye akıl hastalığı ergin kişilerin fiil ehliyetinin kısıtlanması nedenlerinden biridir. Nitekim Medeni Kanunun 405. maddesine göre; “Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.”

Düzenlemeye göre bir kişinin sadece akıl hastası olması veya akıl zayıflığının bulunması tek başına kısıtlama sebebi değildir. Kişinin akıl hastalığı veya akıl zayıflığı onu işlerini göremeyecek, bakımı için sürekli yardım almasını gerektirecek veya başkalarının güvenliğini tehlikeye sokacak durumda olmasına neden veriyorsa kısıtlama söz konusu olabilir.

3. Savurganlık, Alkol veya Uyuşturucu Madde Bağımlılığı, Kötü Yaşama Tarzı, Kötü Yönetim Nedeniyle Vesayet

Medeni Kanunun 406. maddesine göre; “Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu Madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.”

Yine burada da, akıl zayıflığı ve akıl hastalığında olduğu gibi kişinin tek başına savurgan, alkol uyuşturucu bağımlısı, kötü yaşama tarzı olması veya malvarlığını kötü yönetmesi tek başına bir kısıtlılık nedeni değildir. Kişinin bu davranışları nedeniyle kendisini veya ailesini darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesi varsa veya başkalarının güvenliğini tehdit ediyorsa kısıtlama söz konusu olabilir.

4. Özgürlüğü Bağlayıcı Ceza Nedeniyle Vesayet

Bir yıl veya daha uzun süreli hapis cezasına mahkum olmak kısıtlanma sebebidir. Medeni Kanunun 407. maddesine göre; “- Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.” Düzenlemeye göre, işlediği bir suç nedeniyle bir yıl veya daha uzun süreli hapis cezasına mahkum edilen kişi cezasının kesinleşmesiyle kısıtlanır ve kendisine vasi atanır. Cezanın hangi suç nedeniyle alındığının bir önemi yoktur.

5. İstek Üzerine Vesayet

Ergin kişiler kendi istekleri üzerine kısıtlanabilir. Medeni Kanunun 408. maddesi; “Yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir. ” düzenlemesine amirdir.

Vesayet Davası Nedir?

Vesayet davasında yargılama usulü  Medeni Kanunun 409. ve 410. maddesinde düzenlenmiştir. Vesayet davasında görevli ve yetkili mahkeme kısıtlının yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesidir.

Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz.

Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ise ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.

Vasinin Atanması

Vesayet makamı (yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi), bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atar. Gereken durumlarda, bu görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen yetkileri uyarınca ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir. Rızaları bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez.

Vesayette Eşin ve Hısımların Önceliği

Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet makamı, vesayet altına alınacak kişinin öncelikle eşini veya yakın hısımlarından birini, vasilik koşullarına sahip olmaları kaydıyla bu göreve atar. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur.

Haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe, vesayet altına alınacak kişinin ya da ana veya babasının gösterdiği kimse atanır.

Vesayet davası iyi takip edilmesi gereken teknik bilgi ve birikim isteyen davalardır. Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat, boşanma, velayet, nafaka, tazminat, vesayet  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Akıntürk, T., Ateş Karaman, D., 2011. Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku İkinci Cilt. Beta Yayıncılık. Sayfa 469. İstanbul Türkiye.

Facebook üzerinden hakaret, sosyal medyada hakaret manevi tazminat, facebookta hakaret suçu, hakaret içeren mesaj, yorum, paylaşım adana ceza avukatı

Facebook Üzerinden Hakaret

Sosyal medya kullanımının hızla arttığı günümüzde, sosyal medya örneğin instagram, twitter, facebook üzerinden hakaret suçunun sık sık işlendiğine şahit oluyoruz. Maalesef internet üzerinden işlenen hakaret suçlarında, kişiler yüz yüze gelmedikleri için suç olmayacakmış gibi serbest hareket edildiği görülmektedir. Sosyal paylaşım sitelerinde hakaret suçu gönderilen mesajlarla olabileceği gibi yapılan yorum vb etkileşimlerle ya da paylaşım yaparak gerçekleştirilebilir. Facebook üzerinden hakaret genellikle sahte hesaplar açarak vb yollarla işlenmektedir. Sosyal medya, facebook üzerinden hakaret suçunda sahte hesap da açılsa suçu gerçekte kimin işlediği tespit edilebilmektedir.

Facebook üzerinden hakaret edilmesi hem Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca hakaret suçunu oluşturmaktadır, hem de mağdur manevi tazminat talep edebilecektir. Nitekim hakaret başlı başına bir haksız eylemdir. Mağdur kişilik haklarının zedelenmesi nedeniyle sosyal medyada hakaret nedeniyle manevi tazminat talep edebilir.

Facebook Üzerinden Hakaret Suçu

Facebook gibi sosyal medya hesapları üzerinden işlenen hakaret suçu ile ilgili Yargıtay kararları şu şekildedir.

T.C. YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ 

ESAS NO: 2015/27677
KARAR NO: 2016/12506
TARİH: 07.06.2016

…Katılan beyanında, sanık ile birlikte çalıştıkları kurumdaki şahısların kendisine haber vermesi üzerine sanığın facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde kendisi hakkında iddianamedeki belirten hakaret içerikli sözleri yazdığını öğrendiğini belirtmesi karşısında, katılanın sanığın facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde arkadaşı olmayıp sayfasının da herkese açık olmaması nedeniyle katılanın beyanında belirten şahısların açık kimlik ve adres bilgileri tespit edilip, tanık sıfatıyla dinlenmesi ve sanığın bu sayfasının kaç kişiye açık olduğu tespit edilerek sonucuna göre hakaret suçunun ihtilat öğesinin oluştuğu kanıtlarıyla birlikte açıklanıp tartışılmadan, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi. Kanuna aykırı ve katılan …’ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine”

T.C. YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ 

ESAS NO: 2015/41672
KARAR NO: 2017/13629
TARİH: 27.11.2017

… Sanığın facebook üzerinden hakaretleri kendisinin yapmadığına ilişkin savunması karşısında, suça konu mesajların yazıldığı, facebook isimli web sitesinde sanığın ad ve soyadı ile profil oluşturan internet kullanıcısına ait IP numarasının tespitine ilişkin araştırma yapılmadan eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle mahkumiyetine karar verilmesi.

Sanığın, adına kayıtlı facebook isimli sosyal paylaşım sitesindeki hesabından 4.10.2014 – 23.10.2014 tarihleri arasında hakaret içerikli mesajlar attıktan sonra 24.10.2014 tarihinde ise katılana ait dükkana giderek tanıklar huzurunda hakaret ettiği şeklinde iddianamede anlatılan ve mahkemece kabul edilen eylemi sonucu, katılana yönelik olarak aynı kasıt altında aynı suçu birden fazla işlemesi nedeniyle tek hüküm kurulup TCK’nın 43/1. maddesi uyarınca cezasında arttırım yapılması gerektiği gözetilmeden, facebook üzerinden mesaj atmak suretiyle işlenen hakaret suçu ve yüzyüze işlenen hakaret suçundan ayrı ayrı ceza verilmesi, Kknuna aykırı ve sanık …’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki isteme uygun olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA…”

Facebook Üzerinden Hakaret Manevi Tazminat

Sosyal medyada hakaret nedeniyle açılan manevi tazminat istemli davada Yargıtay 4. Hukuk Dairesi şu şekilde karar vermiştir.

T.C. YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2016/16612
KARAR NO: 2019/1233
TARİH: 26.03.2019

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve … aleyhine 17/01/2012 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 02/07/2013 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Davacı vekili; müvekkiline ait facebook sayfasına davalılar tarafından sinkaflı sözler içeren mesajlar gönderildiğini, suça konu mesajların gönderildiği bilgisayarların IP numaralarının davalılara ait olduğunu, bu hakaret ve küfürler nedeniyle yapılan yargılamada davalıların cezalandırılmasına karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, müvekkilinin bu haksız eylem neticesinde kişilik hakkının zedelendiğini belirterek, manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalılar; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; davalıların davacıyı hiç tanımıyor olmaları, sosyal, fiziki olarak aralarında manevi tazminata konu eylemi işlemelerini gerektirir bir ilişkinin olmaması, davalıların kişiliği, yapmış oldukları meslek her iki davalınında birbirini tanımamaları birlikte değerlendirildiğinde; manevi tazminata konu fiilin davalılar tarafından işlendiği hususunda yeterli kanıya ulaşılmadığı, ceza mahkemesince davalı hakkında verilen HAGB kararının hukuk hakimini bağlamayacağı, diğer davalı hakkında ise verilen kesin hükmün Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleştiği, bu davalı yönünden verilen hükmün de hukuk hakimini bağlamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; kararı davacı temyiz etmiştir.

Dosya kapsamından; davacının facebook sayfasına sinkaflı sözler içeren mesajlar gönderildiği, suça konu mesajların gönderildiği bilgisayarların IP numaralarının davalılara ait olduğu, davacının e-posta ve facebook adreslerine mail ve mesaj atıldığı saatlerde, mailin ve mesajın bırakıldığı mail adresine davalıların internete çıkış yaptıkları IP adresi üzerinden bağlantı yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu mesajların gönderilmesinden hat sahibi davalılar sorumludur.

Bu nedenle; gönderilen mesajlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, her iki davalının da yazılan mesajlardan sorumlu olduğu kabul edilmeli ve uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmelidir. Bu yön gözetilmeden yanılgılı gerekçe ile davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06/03/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Görüldüğü üzere facebook üzerinden hakaret suçunda ve manevi tazminat talepli davalarda, haksız fiili işleyenin kim olduğu IP adresinden ortaya çıkarılabilmektedir. IP adresinden Bu nedenle bu tip durumlarda alanında uzman bir adana bilişim avukatı ndan hukuki danışma almanız en büyük tavsiyemizdir. Yine aynı şekilde söz konusu fiil suç teşkil ettiğinden adana ceza avukatı ndan yardım almanız da faydalı olacaktır.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlar kapsamında tüm işlemlere ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat, yargıtay kararları

Haksız Şikayet Nedeniyle Manevi Tazminat Davası

Kişilik hakları bir başka kişi tarafından haksız biçimde saldırıya uğrayan kişi manevi tazminat talep edebilir. Haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat davası da hukuki dayanağını haksız fiil sorumluluğundan almaktadır. Haksız şikayet durumunda, yapılan şikayetin asılsızlığının ortaya çıkması aynı zamanda şikayette bulunanın cezai sorumluluğunu da doğurur, bu durumda haksız şikayet iftira suçu gündeme gelebilir.

Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir. Bu yazımızda, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat davasını yargıtay kararları doğrultusunda incelemeye çalışacağız.

Şikayet Hakkı ve Haksız Şikayet

Anayasamızın 36. maddesine göre; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

Ancak Yargıtayın istikrar kazanan kararlarında, bu durumda şikayet edenin ihbar ve şikayet hakkının sınırlarını aşıp aşmadığının değerlendirilmesi gerekir. Şikayet hakkı herkese tanınmış ve anayasal güvence altına alınmış bir hak olsa da, bu hak sınırsız değildir. Bir tarafta şikayette bulunanın şikayet hakkı varken, diğer tarafta da şikayet olunanın haksız yere lekelenmeme hakkı vardır. İşte bu halde şikayet hakkı ile lekelenmeme hakkı arasındaki çizginin korunması ve dengenin her iki tarafın menfaatleri gözetilerek sağlanması gerekir.

Yine aynı şekilde şikayet için yeterli emare olması halinde de haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat talebinin kabul edilemeyeceği Yargıtay’ca benimsenmiştir.

“…Davaya konu olayda; davalı avukat, İcra Hukuk Mahkemesi dosyalarında esas hakkında karar verildiği gerekçesiyle işi biten icra müdürlüğü dosyalarının icra müdürlüğüne iadesini talep etmiş, davacı da dosyaların henüz işi bitmediği gerekçesiyle iadeden kaçınmıştır. Bunun üzerine davalı vekil olarak işlerini takip ettiği müvekkili adına söz konusu şikayet dilekçelerini Adalet Komisyonu Başkanlığı’na ve Cumhuriyet Savcılığı’na vermiştir. Bu durumda, yerel mahkemece şikayet için yeterli emare olması nedeniyle davalının Anayasal şikayet hakkını kullandığı sonucuna varılarak, istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken,şikayet hakkını hukuka uygun kullanmadığı gerekçesiyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir….” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2012/2107 E, 2012/3207 K, 01.03.2012 T)

Yargıtay‘a göre, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat davasında şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Başkalarının da aynı olay karşısında şikayet eden gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir.

“…Somut olayda, el yazısıyla eklemeler yapıldığı anlaşılan ve aslına ulaşılamayan belediyenin cevabi yazısı fotokopisinin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/455 Esas sayılı dosyasına davacı-karşı davalı tarafından sunulduğu, bunun üzerine davalılar-karşı davacıların eklemeler içeren belge sebebiyle davacı-karşı davalı hakkında ayrı ayrı verdikleri şikayet dilekçeleriyle sahtecilik suçundan soruşturma yapılmasını istedikleri anlaşılmaktadır. Bu durumda, belge aslının bulunamaması da gözetildiğinde şikayet hakkının kullanılmasında yeterli emarenin varlığı kabul edilerek, asıl dava yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken, istemin kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş; bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2012/470 E, 2013/1693 K, 05.02.2013 T)

Haksız Şikayette Manevi Tazminat Miktarı

Haksız şikayete dayalı manevi tazminat davalarında talep edilebilecek manevi tazminat miktarı orantılı olmalıdır. Yargıtay kararlarına göre, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat miktarı belirlenirken, eylem ve olayın özelliklerinin yanı sıra tarafların kusur oranı, sıfatı, işgal ettikleri makam ve sosyal ve ekonomik durumları da önemlidir. Hakim, manevi tazminat tutarını belirlerken her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetmeli ve takdir hakkını etkileyecek nedenleri objektif olarak göstermelidir.

“…Takdir edilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Davacı yararına hükmedilen manevi tazminat; olay tarihi, olayın oluş şekli ve yukarıdaki ilkeler göz önüne alındığında fazladır. Daha alt düzeyde manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle fazla hükmedilmesi doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2012/885 E, 2013/1434 K,30.01.2013 T)

Şikayetçinin Ceza Yargılamasında Beraat Etmesi

Diğer yandan şikayet edenin ceza mahkemesinde yargılanıp örneğin iftira suçundan beraat etmesi haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat davası sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Zira haksız şikayette bulunan hakkında beraat kararı verilmesi eylemin suç olup olmaması ile ilgilidir. Verilen beraat hükmü eylemin haksız fiil niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. Zira zaten her haksız fiil de suç teşkil etmemektedir.

Nitekim Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesine göre de;

Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.

Ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 48. maddesinin 2. fıkrasına göre de; “Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” hükmüne amirdir. Dolayısıyla eylemin ahlaka aykırı olması hali bile sorumluluk doğması için yeterlidir.

Adana avukat, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu olarak, diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmaması yargıtay, tanık bildirmeme

Dava Dilekçesinde Tanık Deliline Dayanılmaması

Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 145. maddesi ile tarafların delil bildirmesi belli kesin sürelere bağlanmıştır. Makalemizde ilgili düzenleme gereğince dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmaması halinde delillerin nasıl değerlendirileceği bir yargıtay kararı doğrultusunda tartışılacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/2/1226 E, 2016/1057 K ve 16.11.2016 Tarihli kararında, dava dilekçesinde tanık bildirmeme halinde ön inceleme aşamasından sonra bildirilen tanıkların dinlenemeyeceğine karar vermiştir.

Dava Dilekçesinde Tanık Deliline Dayanılmaması

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Delillerin Sonradan Gösterilmesi” başlıklı 145. maddesine göre;

Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.

Düzenlemeye göre; dava veya cevap dilekçesinde delil göstermeyen tarafa ön inceleme duruşmasında delillerini bildirmesi için yeni bir süre verilmesi mümkün değildir. Bu doğrultuda dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmaması halinde davacı tanık listesi veremez.

Dava dilekçesinde tanık deliline dayanmama halinde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin son tarihli kararı şu şekildedir;

T.C. YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2017/5994
KARAR NO: 2019/1853
TARİH: 27.02.2019

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

İlk derece mahkemesince; boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, boşanmanın fer’ilerine karar verilmiş, davalı erkek tarafından tamamı yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuş, … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 05.04.2017 tarih 2017/313 esas, 2017/349 karar sayılı kararı ile, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu karara karşı davalı erkek temyiz yoluna başvurmuştur.

Davacı kadın, dava dilekçesinde tanık deliline dayanmamış (HMK m. 141), ön inceleme duruşmasında verilen süre üzerine 18.04.2016 tarihli dilekçesinde bildirdiği tanıklar dinlenerek davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Davacı kadın dava dilekçesinde tanık deliline dayanmadığına göre dayanılmayan delilin bildirilmesi için ön inceleme aşamasında verilen süre sonuç doğurmaz ve bu tanıkların beyanları kusur belirlemesinde dikkate alınamaz (HGK 20.04.2016 tarih, 2014/695 ve 2016/522 karar sayılı kararı). Gerçekleşen bu durum karşısında mahkemece; yukarıda açıklanan sebeplerle davalıya yüklenecek kusurlu bir davranış ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği halde, boşanma davasının kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple; … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 05.04.2017 tarih 2017/313 esas, 2017/349 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, … 11. Aile Mahkemesinin 04.10.2016 tarih 2015/289 esas, 2016/509 karar sayılı kararının BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, dosyanın HMK’nın 373/1.maddesi gereğince ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin ise ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

Adana avukat, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosuadana boşanma avukatı olarak boşanma, velayet, nafaka, tazminat  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

BOŞANMA DAVASI SES KAYDI ADANA BOŞANMA AVUKATI YARGITAY

Boşanma Davası Ses Kaydı Delili

Bu makalemizde boşanma davası ses kaydı delil niteliği, yargıtay kararı doğrultusunda incelenecektir. Boşanma davalarında taraflar özellikle karşı tarafın kusurlu davranışını boşanma nedeni olarak belirttikleri hallerde, bu kusurlu davranışı ispat edebilmek adına boşanma davasında ses kaydı, görüntü kaydı gibi delil niteliği bulunan kayıtlara başvurmaktadır. Boşanma davasında ses kaydının delil niteliği davanın içeriğine göre belirlenmelidir.

Boşanma Davasında Ses Kaydı Kullanılabilir Mi?

Öncelikle belirtmekte fayda görüyoruz ki, habersiz biçimde alınan ses kaydı hukuka aykırı delil niteliğindedir. Ayrıca bu şekilde alınan ses kaydı, özel hayatın gizliliğini ihlal, haberleşmenin gizliliğini ihlal gibi pek çok suçu ihtiva edebilir. Ancak ses kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinin ve suç oluşturmasının istisnalarından biri boşanma davalarıdır. Açılan boşanma davası yürütülürken sunulan ses kaydı çoğu zaman önemli bir delil olmaktadır.

Boşanma Davasında Ses Kaydının Delil Niteliği

Boşanma davasında ses kaydının delil niteliğini irdelemeden önce, bu ses kaydının delil elde etmek amacıyla oluşturulup oluşturulmadığının irdelenmesinde fayda vardır. Örneğin eşlerden birinin kurguya dayanılarak sırf delil elde etmek amacıyla eşini kışkırtması ve  gerçekleştirdiği tartışmanın kayıtlarını mahkemeye sunması halinde, ses kaydı hukuka aykırı üretilmiş delildir. Yargıtay kararları bu tip durumlarda, hukuka aykırı biçimde üretilen ses kayıtlarının hukuka aykırı olduğunu, delil niteliğinin bulunmadığı, hükme esas alınamayacağına yöneliktir.

Diğer yandan hayatın olağan akışı içinde meydana gelen yani bir kurguya dayanmayan, yüz yüze yapılan konuşmaların ses kaydının delil niteliği vardır. Her ne kadar karşı tarafın rızası olmadan elde edilen bu tip ses kayıtları hukuka aykırı delil olsa da, boşanma davası bu kuralın istisnasıdır. Bu hususta Yargıtay kararlarında da boşanma davasında kullanmak için ses kaydı yapan kişinin hukuka aykırı bir amaçla hareket etmediği vurgulanmaktadır.

Boşanma Davasında Ses Kaydı Yargıtay Kararları

“…Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekanı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek , eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tespit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz. Aksine, aile birliğine ilişkin ortak yaşanılan mekana davalının, meşru olmayan bir amaç için arkadaşlarını kabul etmesinde, aile hayatının gizliliğini ihlal söz konusudur. Bu bakımdan sözü edilen delilin elde edilişinde hukuka aykırılık bulunduğundan söz edilemez…” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2007/17220 E, 2008/13614 K, 20.10.2008 T)

“…Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanık, baldızı olan katılan ile yapmış olduğu yüz yüze konuşmayı kaydetmiştir. Bu kaydı eşine karşı açmış olduğu boşanma davasına delil olarak sunmuştur. Sanığın, boşanma davasındaki iddialarını ispatlama amacı taşıyan eyleminde hukuka aykırı olarak hareket etme bilinciyle davranmadığı anlaşılmıştır. Ancak sanık, …. konuşma kayıtlarını konuşma ve aile bireyleri ile ilgisi olmayan üçüncü kişi konumunda bulunan tanıklar …. ve …. adlı kişilere dinletmiştir. Bu çerçevede sanığa bu eylemi nedeniyle ek savunma hakkı hatırlatılarak TCK’nın 134/2.maddesinde tanımı yapılan özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanık hakkında mahkumiyete karar verilmesi gerekmektedir.” (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2018/8075 E, 2019/1860 K, 13.02.2019 T)

“…Kocanın yatak odasındaki bir dolabın içinde yada yatağın altında kadın tarafından saklanan bir not defterini ele geçirmesi, bu mekanın eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürdüklerini bir yer olduğundan kadın gizli mekan kabul edilemez. Hiç kimse evindeki bir mekanda bulduğu bir delili hukuka aykırı yollardan ele geçirmiş sayılamaz.” (Yargıtay HGK 2002/2-617 E, 2002/648 K)

Bu doğrultuda boşanma davası ses kaydı deliline dayanılabilir. Boşanma davasında kullanılan ses kaydı hukuka aykırı delil olarak değerlendirilmeyeceği gibi suç da oluşturmaz.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak boşanma, velayet, nafaka, tazminat  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.