Kategori: Aile ve Şahıs Hukuku

Akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi nasıl yazılmalıdır, akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi ve adana boşanma avukatı yargıtay kararları avukat

Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Dilekçesi

Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasını daha önce incelemiştik. Ancak akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi konusuna geçmeden önce konu ile ilgili kısaca bilgi vermeyi faydalı buluyoruz. Ayrıntılı bilgi için makalemize buradan ulaşabilirsiniz.

Akıl hastalığı Türk Medeni Kanunu‘na göre bir boşanma nedenidir. Kanun’un 165. maddesinde eşlerden birinin akıl hastası olması nedeniyle ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelmesi halinde, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının sağlık raporuyla tespit edilmesi halini boşanma nedeni olarak saymıştır. Dolayısıyla akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi içeriğinde davalı eşin sağlık durumundan bahsedilmeli ve mahkemeden eşin durumunun sağlık raporu ile tespit edilmesi istenmelidir. Ayrıca akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi nde diğer eşin akıl hastalığı iyileşebilir durumda değilse davacının hayatını ne gibi sebepler dahilinde çekilmez hale getirdiğinin de anlatılması gerekir.

Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Dilekçesi

…………….… NÖBETÇİ AİLE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DAVACI                                  : ………..………….…

VEKİLİ                                   : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI                                  : ………..………….…

KONU                                    : Akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi nin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

1.Müvekkil davalı ile ../../….. tarihinden bu yana evli olup, bu evlilikten … çocukları vardır. Taraflar … yıldır evli olmalarına rağmen, davalının son .. yıldır hal ve davranışları değişiklik göstermeye başlamış, bunun üzerine kendisine …/…/….. tarihinde şizofreni tanısı konmuştur. (Ek-1: Doktor raporu)

2. Müvekkil davalının sorumluluğunu üzerinde hissederek bakımı ve tedavisi ile ilgilenmiş ise de, davalının akıl hastalığı iyileşebilir durumda değildir. Davalının söz konusu akıl hastalığı iyileşmesi imkansız olmasının yanı sıra, müvekkilin ve çocuklarının hayatını çekilmez hale getirmiştir. Bu doğrultuda davalının hastalığı nedeniyle yaşanan ve müvekkilin hayatını çekilmez hale getiren, ortak çocukları …..’nın da psikolojisini alt üst eden olaylar dilekçemiz devamında ayrıntıları ile anlatılmaktadır.

3. …………………………………………………………………………………………………………………………

4. …………………………………………………………………………………………………………………………

HUKUKİ DELİLLER :

  1. Nüfus kayıtları,
  2. Hastane raporları
  3. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılması,
  4. Tanık,
  5. Yemin,
  6. Uzman İncelemesi,
  7. Yargılamanın işine yarayacak her tür kanıt.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edildiği üzere;

  1. Tarafların TMK 165. maddesi gereği BOŞANMALARINA;
  2. Müşterek çocuk …….. doğumlu ……. ‘nın GEÇİCİ VELAYETİNİN VE DAVA SONUNDA VELAYETİNİN MÜVEKKİLE VERİLMESİNE,
  3. Müvekkil için, davalı aleyhine ………… TL MANEVİ TAZMİNATA hükmedilmesine;
  4. Dava sonucunda, YARGILAMA GİDERLERİ VE, AVUKATLIK ÜCRETİNİN DAHİ DAVALIYA YÜKLETİLMESİNE karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Hukuk sistemimizde avukat ile temsilin zorunlu olmamakla birlikte boşanma davasında, adana boşanma avukatı ndan hukuki danışma hizmeti almanız en büyük tavsiyemizdir.

Boşanmada eşlerin birbirinden maddi tazminat veya manevi tazminat talepleri de olabilir. Boşanma davalarında, tazminatın belirlenmesinde eşlerin kusur durumu ve eşlerin maddi güçlerinin tam olarak ortaya konması önem arz ettiğinden bir adana boşanma avukatı aracılığıyla takip edilmesinde hukuki yarar olduğu görüşündeyiz.

Boşanma davasında GPS kayıtları, telefona casus yazılım, delil niteliği, aracına gps cihazı ile aldatmanın ispatı, adana boşanma avukatı, yargıtay kararı

Boşanma Davasında GPS Kayıtları

Boşanma davasında GPS kayıtları takip sistemlerinden alınan verilerin delil niteliği olup olmadığı sorusu ile sıklıkla karşılaşmaktayız. Özellikle aldatma nedeniyle açılan boşanma davalarında eşler diğer eşin aracına GPS cihazı yerleştirerek delil elde etmeyi amaçlamaktadır. Başvurulan bir diğer yöntem de diğer eşin telefonuna casus yazılım yüklenmesidir. Eşin telefonuna casus yazılım yüklemek aldatmayı ispat eder mi veya eşin aracına gps cihazı taktırmak aldatmayı ispat eder mi sorularını sıklıkla yöneltmektedir. Boşanma davasında GPS kayıtları ve casus yazılım kayıtlarının kullanılması öncelikle etik bir davranış olmadığı kanaatindeyiz. Ayrıca elde edilen bu deliller hukuka aykırı delil statüsündedir. Dolayısıyla hükme esas alınamaz ve ispat kabiliyeti yoktur. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de aşağıda yer verilen kararında Boşanma davasında GPS kayıtları ve casus yazılım kayıtlarının hukuka aykırı delil olduğu ve hükme esas alınamayacağına karar vermiştir.

Boşanma Davasında GPS Kayıtları

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2016/3808
Karar Numarası: 2017/10105

EŞİN ARACINA GPS TAKILMASININ HUKUKA AYKIRI DELİL OLDUĞU

Erkek Tarafından, Kadının Aracına Cihaz Taktırılması ve Telefonuna Casus Yazılım Yüklenmesinin Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olduğu – Dosyada Yer Alan Diğer Deliller Dikkate Alındığında Kabul Edilen ve Gerçekleşen Kusurlu Davranışlara Göre Tarafların Eşit Kusurlu Olduğu – Yerinde Bulunmayan Temyiz İtirazlarının Reddiyle Usul ve Kanuna Uygun Olan Hükmün Onanması Gerektiği

Özeti: Davacı-karşı davalı erkek tarafından, davalı-karşı davacı kadının aracına GPS cihazı taktırılması ve telefonuna casus yazılım yüklenmesi hukuka aykırı delil niteliğinde ise de, dosyada yer alan diğer deliller dikkate alındığında kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir.

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından, kusur belirlemesi, tazminatların reddi, nafakaların miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı-karşı davalı erkek tarafından, davalı-karşı davacı kadının aracına … cihazı taktırılması ve telefonuna casus yazılım yüklenmesi hukuka aykırı delil niteliğinde ise de, dosyada yer alan diğer deliller dikkate alındığında kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 143.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

Adana Boşanma Avukatı; 

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Boşanmadan sonra kadının bekleme süresi, iddet müddeti nedir, bekleme süresinin kaldırılması, boşandıktan sonra yeniden evlenmek isteyen kadın, adana boşanma avukatı

Boşanmadan Sonra Kadının Bekleme Süresi

Boşanmadan sonra kadının bekleme süresi hukuki dayanağını Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesinden alır. Boşanan erkek taraf yeniden evlenmek için bir süreye tabi olmasa da, kadın için durum farklıdır. Boşanmadan sonra kadının bekleme süresi kadının iddet süresi olarak da tabir edilir. Boşanmadan nesep karışıklıklarına mahal vermemek amaçlanmıştır.

Boşanmadan Sonra Kadının Bekleme Süresi

Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesinde boşanmadan sonra kadının bekleme süresi düzenlenmiştir. Kanun’a göre; Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez. Erkekler bu süreye tabi değildir. Boşanmadan sonra kadının bekleme süresi ni doldurması gerekir ancak doğurmakla süre biter. Üçyüz günlük bekleme süresi sırasında doğan çocuk evlilik birliği içinde doğmuş sayılır ve boşanan eşlerin nüfusuna kaydedilir.

Dolayısıyla boşanan kadın hemen evlenemez. Boşanmadan sonra yeniden evlenmek isteyen kadın, iddet süresini beklemek istemiyorsa gebe olmadığını ispatlayarak bunu yapabilir. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının doktor raporu ile anlaşılması halinde bekleme süresine uyma zorunluluğu yoktur. Kadının bunun için mahkemeden iddet müddetinin yeniden evlenmesini temin için kaldırılmasına dair talepte bulunması gerekir.

Yine aynı şekilde evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır. Bu durumda da boşanmadan sonra kadının bekleme süresi kaldırılabilir.

Kadının Bekleme Süresi İle İlgili Yargıtay Kararları

YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2014/11748, Karar Numarası: 2014/10954, Karar Tarihi 09.07.2014:  “…Somut olayda davaname ile Ayşe’nin gayriresmi birlikteliğinden olan oğlu Şenol’u boşandıktan sonra iddet müddeti içerisinde nüfusa kaydettirmesi nedeniyle eski eşi adına nüfusa kaydedildiği, gerçekte babasının Adil Koş olduğu iddiasıyla Şenol’un nüfus kaydının düzeltilmesini talep edilmiştir. Davanın kabul edilmesi halinde davalının baba adının değiştirilmesinin yanında nüfusta babası ile soy bağı kurulacağından, dava bu niteliği itibariyle bir nesep davasıdır. “

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2017/7288, Karar Numarası: 2018/2224 ,Karar Tarihi: 15.02.2018: Dava babalığın tespiti, TMK 304. maddede düzenlenen mali haklar ve küçük çocuk için nafaka istemine ilişkindir. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak, davacı 01.09.2015 tarihinde doğum yapmış ve …adı verilen çocuk davacı ile davalı …’nın evlilik birliğine 04.09.2015 tarihinde tescil edilmiştir. TMK. 285. maddesi “Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Bu süre geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın evlilik sırasında gebe kaldığının ispatıyla mümkündür. Kocanın gaipliğine karar verilmesi hâlinde üçyüz günlük süre, ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden işlemeye başlar.” hükmünü içermektedir. Davacı da evliliğin devamı sırasında hamile kaldığını iddia etmiş ve evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içerisinde doğum yapmış ve çocukta babası hanesine tescil edilmiştir. Mahkemece bu hüküm dikkate alınarak babalığın tespitine yönelik davanın reddine karar verilmesi yerine kabulü doğru görülmemiştir.

Adana Boşanma Avukatı; 

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Mirasçılık belgesinin iptali dava dilekçesi örneği veraset ilamının iptali davasında kullanılabilecek dilekçe örneği makalemizde mevcuttur. Adana boşanma miras avukatı

Mirasçılık Belgesinin İptali Dava Dilekçesi

Bu makalemizde mirasçılık belgesinin iptali dava dilekçesi örneği paylaşılmaktadır. Makalemizdeki örnek dilekçe mirasçılık belgesinin iptali yani veraset ilamının iptali dava dilekçesi olarak kullanılabilecek niteliktedir. Ancak açılacak davalarda mirasçılık belgesinin iptali dava dilekçesi somut olayın özelliklerine göre uyarlanmalı ve o olaya özel olarak hazırlanmalıdır.

Mirasçılık Belgesinin İptali Dava Dilekçesi

ADANA NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DAVACI                                                 :

VEKİLİ                                                  : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI                                                :

KONU                                                  : Müvekkilin annesi mirasbırakan ………’nın davalıların biyolojik annesi olmaması nedeniyle Adana ….. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ……. Esas,……. Karar sayılı kararı ile çıkarılan VERASET İLAMININ İPTALİ ile YENİDEN MİRASÇILIK BELGESİ DÜZENLENMESİ talebimizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Müteveffa ………….. (TC: ………….) …/…./…….. tarihinde vefat etmiş olup, müvekkilin annesidir. Müteveffanın müvekkil dışında isimleri ……………. ve ………………. olmak üzere toplam 3 biyolojik çocuğu bulunmaktadır. Müteveffa Adana ….. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ……. Esas ……. Karar sayılı kararı ile çıkarılan veraset ilamında geriye mirasçı olarak sadece çocukları kaldığı ancak 3 değil, 5 adet mirasçısının bulunduğu görülmüştür. (Ek-1)

Bu doğrultuda, müteveffanın ilk eşinin önceki gayriresmi eşi ……..’dan olma çocukları davalılar …… ve ……….’in de müteveffanın nüfusuna kaydedildiği fark edilmiştir. Bu nedenlerle Adana ….. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ……. Esas ……. Karar sayılı mirasçılık belgesinin iptali için Sayın Mahkemenizde iş bu davayı açmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Zira her ne kadar söz konusu mirasçılık belgesinde müteveffanın 5 -mirasçısı var olarak görünmekte ve miras da bu doğrultuda 5 paya ayrılmaktaysa da, bu durum nüfus kayıtlarında yapılan bir hata nedeniyle ortaya çıkmıştır. Bu hususta nüfus kaydının düzeltilmesi için Adana … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2020/….. Esas sayılı dosyasında dava açılmış ve devam etmektedir.

HUKUKİ DELİLLER    :Adana ….. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ……. Esas ……. Karar sayılı sayılı kararı ile çıkarılan veraset ilamı, Kolluk araştırılması, Nüfus kayıt örnekleri, Hastane raporları, Keşif, Bilirkişi incelemesi, Tanık, Yemin, Yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ VE İSTEM     : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde, DAVAMIZIN KABULÜ ile, Müvekkilin annesi mirasbırakan ………’ın davalılar ……… ve ………..’in biyolojik annesi olmaması nedeniyle Adana ….. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ……. Esas ……. Karar sayılı kararı ile çıkarılan VERASET İLAMININ İPTALİ ile YENİDEN MİRASÇILIK BELGESİ DÜZENLENMESİNE; yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara tahminiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında makalemizdeki örnek nüfus kaydının düzeltilmesi dilekçesi somut olaya uyarlanarak kullanılabilir, adana avukat

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Dilekçesi

Bu makalemizde nüfus kaydının düzeltilmesi dilekçesi örneğine yer veriyoruz. Bilindiği üzere nüfus kaydının düzeltilmesi davalarının uygulama alanı oldukça geniştir. Dolayısıyla makalemiz devamında verilen nüfus kaydının düzeltilmesi örnek dilekçe niteliğinde olup, açılacak davada somut olayın özelliklerine göre yorumlanmalı uyarlanmalıdır. Verilen dilekçe yaş küçültme talebine ilişkindir. Nüfus kaydının düzeltilmesi davaları ile ilgili ayrıntılı bilgi için buradan ilgili makalemizi inceleyebilirsiniz.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Dilekçesi

…………….… ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DAVACI                                  : ………..………….…

VEKİLİ                                   : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI                                  : 

KONU                                     : Müvekkilin yaşının düzeltilmesine ilişkin nüfus kaydının düzeltilmesi talebimizi içerir dilekçemizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Müvekkilimiz …………………… …/…./…… tarihinde ……………. ili/ilçesi ………….. köyünde evde doğum sonucu dünyaya gelmiştir. Müvekkilin ailesi köy yerinde yaşamakta olduğundan, o dönemki maddi imkansızlıklardan ötürü nüfus kaydı oldukça geç yapılmıştır. Müvekkilin evde doğması ve nüfus kaydının geç yapılması nedeniyle gerçek doğum tarihi …/…./…… olmasına rağmen kayıtlarda …/…./…… tarihi olarak işlenmiş dolayısıyla müvekkil gerçek yaşından … yaş küçük görünmektedir.

Müvekkil yaşının küçük görünmesi sebebiyle maddi manevi pek çok zorluk yaşamaktadır.

Türk Medeni Kanunu‘nun 39. maddesi “Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz” hükmüne amirdir. Bu nedenlerle, müvekkilin yaşıtları ile birlikte hareket edebilmesi, aynı duyguları aynı zamanda ve derecede yaşayabilmesi için müvekkilin yaşının ……. olarak düzeltilmesini talep etmek zorunluluğumuz doğmuştur.

HUKUKİ NEDENLER       : Türk Medeni Kanunu

HUKUKİ DELİLLER          : Nüfus kayıtları, hastane raporları, tanık, yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ ve İSTEM             : Yukarıda arz ve izah edilen nedenler dahilinde müvekkilin gerçek doğum tarihi …/…/…… olduğundan nüfus kaydındaki yaşının …. olarak düzeltilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Nüfus kaydının düzeltilmesi davası, deliller, babalık davası aile mahkemesi asliye hukuk DNA testi, tanık, nüfus kaydının anne açısından düzeltilmesi, adana avukat

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Nedir?

Nüfus kaydının düzeltilmesi davası Türk Medeni Kanunu’nun 39. maddesi uyarınca açılan davalardır. Nitekim Kanun’a göre; Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz. Bu nedenle nüfus kaydındaki değişiklerin dava yoluyla yapılması gerekir. Bu durumda nüfus kaydının düzeltilmesi davası açılabilir. Nüfus kaydının düzeltilmesi davası çocukların gerçek anne babası dışındaki kişilerin nüfusuna kaydedilmesi veya sicilde yapılan hata nedeniyle farklı kişilerin nüfusuna kaydedilmesi gibi hallerde karşımıza çıkmaktadır. Nüfus kaydının yanlış tutulması hem nüfus kaydı yanlış tutulan kişi hem de karşı tarafın mirasçıları bakımından önemli hak kayıplarına sebebiyet verebilmektedir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasını Kimler Açabilir?

Çocuğun anne ve/veya babası haricindeki kişilerin nüfus siciline kaydedilmesi halinde nüfus sicilinin düzeltilmesi davası, ilgili resmi dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları, nüfusa yanlış kaydedilen çocuk veya mirasçıları, biyolojik anne ve/veya baba veya bu kişilerin mirasçıları, nüfusta anne ve/veya baba olarak kayıtlı bulunan kişiler veya bunların mirasçıları tarafından açılabilir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Kime Karşı Açılır?

Davalı tarafında ise Nüfus Müdürlüğü, nüfusta anne ve/veya baba olarak kayıtlı bulunan kişiler ile onların mirasçıları, biyolojik anne ve/veya biyolojik baba veya onların mirasçıları, nüfusa yanlış kaydedilen çocuk veya mirasçıları olabilir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Hangi Mahkemede Açılır?

Nüfus kaydının düzeltilmesi davası nda davacının yerleşim yerinde bulunan asliye hukuk mahkemeleri yetkili ve görevlidir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasında Deliller

Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında deliller her türlü olabilir. Davada davacı iddiasını kanuna uygun olan her türlü delil ile ispat edebilir. Hastane doğumu olması halinde doğum raporu veya doğum protokol defterleri önemli bir delil aracıdır. Nüfus kaydının düzeltilmesi davası nda en çok başvurulan delillerden biri de tanıkların ifadesidir. Çocuğun gerçek anne babasının ortaya çıkarılması bakımından bu hususta bilgi sahibi olan tanıkların dinlenmesi davaya katkı sağlayacaktır. Nüfusuna kaydedilen anne-baba ile çocuk arasında afaki yaş farklarının bulunması hali de Yargıtay tarafından delil olarak ele alınmaktadır.Yine sıklıkla kullanılan delillerden biri de elbette DNA testidir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası ile İlgili Yargıtay Kararları

“…Maddi olayı açıklamak taraflara hukuki niteleme ise hakime ait olup somut olayda istem gerçeği yansıtmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin olduğundan ve Türk Medeni Yasası’nın 291. maddesinde belirtilen soybağının reddi ile bir ilgisi bulunmadığından, davacının mevcut nüfus kaydı sebebiyle mirasçılıktan kaynaklanan hakları zedeleneceğinden böyle bir davayı açmaya hakkı bulunmaktadır. Ancak eldeki davada miras hukukundan doğan hakları etkilenecek diğer mirasçıların tespit edilip davaya dahil edilmesi ile tarafların kabulleri ve tanık beyanları ile yetinilmeyip bu iddia ile ilgili olarak DNA testi yaptırılıp alınacak rapor da gözetilerek karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 2014/10730 E, 2014/15092 K)

“Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararında; davalı Beşir, evlilik dışı birliktelik yaşadığı kadından olan çocuğunu nüfusta resmi nikahlı eşi Bediha’nın üzerine kaydettirmiş, daha sonra taraflar boşanmış ve bir süre sonra da Bediha ölmüştür. Bediha’nın mirasçıları dava açarak nüfus sicilinin düzeltilmesini talep etmiştir. Yargıtay kararında; tarafların boşanma davasında müşterek çocuklarının bulunmadığına ilişkin beyanlarına, hastane doğum protokol defterinde çocuğun anne adının Yasime olarak yazılıp, üstünün çizilip Bediha isminin yazılmasını, çocuğun doğum tarihi itibariyle Bediha’nın 49 yaşında olmasını ve bu yaşta bir kadının doğum yapmasının pek varit görülmeyeceği yönündeki Adli Tıp Kurumu raporuna istinaden sicilin düzeltilmesi yönünde karar vermiştir. (ÖKTEM ÇEVİK, 2016; HATEMİ/KALKAN OĞUZTÜRK, 2015)”

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası

“…Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup Aile Mahkemelerinin görevi kapsamındadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarına ise asliye hukuk mahkemesinde bakılır.

Asliye Hukuk Mahkemesi, genel nitelikli mahkeme olup, aksine bir düzenleme bulunmadıkça, dava konusunun miktar ve değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davaları görmekle görevlidir. Aile Mahkemesi ise özel kanununda kendisine verilen davalara bakmakla görevli özel nitelikli bir mahkemedir. Genel nitelikli bir mahkeme ile özel nitelikli bir mahkemede görülmesi gereken iki ayrı davanın birlikte açılması halinde, her iki davanın birlikte görülmesi gerekli ise, özel nitelikli mahkemede davaların görülüp sonuçlandırılması gerektiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.03.2012 tarih ve 2011/2-775-116 sayılı içtihadı ile benimsenmiştir.

O halde, her iki davanın birlikte açılması halinde, görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi değil Aile Mahkemesi olacağından, kamu düzenine ilişkin olan bu hususun re’sen dikkate alınarak mahkemece davaya aile mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esası incelenerek davanın kabulü doğru görülmemiştir.” YARGITAY 18.HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2013/15197, Karar Numarası: 2013/15520, Karar Tarihi: 14.11.2013

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu makalemizde çocuğun velayeti nasıl alınır, velayet her zaman anneye verilir mi, çalışmayan kadına velayet verilir mi, velayet babaya verilebilir mi sorularına cevap bulmaya çalıştık.

Çocuğun Velayeti Nasıl Alınır?

Bu makalemizde özetle çocuğun velayeti nasıl alınır sorusuna cevap bulmaya çalışacağız. Boşanma davalarında en sık karşılaştığımız sorun hem annenin hem babanın ortak çocuklarının velayetinin kendisine verilmesini istemesidir. Bu durumda çocuklar da boşanma davasının çekişme konularından biri haline gelmekte, her iki taraf da çocuğun velayeti nasıl alınır sorusunu sormaktadır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, çocuğun velayeti nasıl alınır sorusunun cevabı anne veya babanın özelinde değildir. Önemli olan çocuğun hangi ebeveyninin yanında bilişsel ve maddi varlığını daha iyi idame edeceğidir. Bu noktada da daha önceki makalelerimizde sıklıkla üzerinde durduğumuz çocuğun üstün yararı ilkesi ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla çocuğun velayeti nasıl alınır sorusu teknik olarak yanlış bir sorudur, zira çocuğun velayeti alınmaz; çocuk üstün yararı hangi ebeveyninin yanında kalmasını gerektiriyorsa velayet ona verilir. Bu hususta ayrıntılı bilgi almak için adana boşanma avukatı olarak kaleme aldığımız diğer makaleleri inceleyebilirsiniz.

Velayet Hakkı Nedir?

Velayet hakkı evlilik devam ettiği sürece hem anne hem baba tarafından kullanılan, evlilik sona erdikten sonra da çocuğun korunması bakılması vb ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için eşlerden birine tanınan bir haktır. Yine boşanma davasında veya boşanma davasından sonra da ortak velayet şeklinde velayet hakkının devam ettirilmesi mümkündür. Bu durumda velayet hakkı sadece anneye veya babaya verilmez. Ortak velayet kararı verilmesi halinde çocuğun velayet hakkını anne baba tıpkı evlilik birliği devam ederken olduğu gibi birlikte kullanırlar. Boşanma davasında ortak velayet hususunda ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Çocuğun Velayeti Nasıl Alınır?

Çocuğun velayetini alabilme en önemli şartı çocuğun üstün menfaatinin velayetini isteyen ebeveyninin yanında kalmasını gerektirmesidir. Dolayısıyla çocuğun velayeti nasıl alınır sorusunun cevabı tarafların boşanma davası sırasında çekişme konusu yaptıkları olaylar değildir. Yani evlilik birliği devam ettiği sırada anne ve baba arasında yaşanan olumsuz olaylar, tarafların kusur durumu, zina vb hususların çocuğun velayetinin değerlendirilmesinde etkisi yoktur. Ancak elbette her somut olay birbirinden farklı özellikler taşığı için her dosyanın münferit değerlendirilmesi, somut olayın şartlarına göre yorum yapılması gerekir. Normalde eşlerin birbirlerine karşı yönelttikleri fiiller, kusur durumu vb velayet davasında dikkate alınmazken; bu kusurlu davranışlar çocuğa da sirayet ediyorsa bu durumun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Velayet Her Zaman Anneye Mi Verilir?

Yine velayet davalarında sıklıkla karşımıza çıkan ve özellikle babalar tarafından sorulan sorulardan biri velayet her zaman anneye mi verilir sorusudur. Yargıtay’a göre küçük yaştaki çocuğun anne bakım ve şefkatine muhtaç olacaktır. Bu nedenle yüksek yararı aksini gerektirmediği sürece yaşı küçük olan çocuğun velayeti anneye bırakılmalıdır.  Ancak elbette bu durum kati bir kural anlamına gelmemektedir. Örneğin alkol veya uyuşturucu bağımlılığı olan dolayısıyla çocuğa bakamayacak durumdaki anneye veya çocuklarını terk eden anneye velayet hakkının tanınması çocuğun üstün yararı ilkesine uygun düşmez. Dolayısıyla çocuğun velayetinin anneye verilmediği durumlar da söz konusu olabilmektedir.

Velayet Babaya Verilebilir Mi?

Velayet her zaman anneye mi verilir sorusunun altında da belirttiğimiz gibi, velayetin babaya verilmesi de mümkündür. Çocuğun üstün menfaati babasının yanında kalmasını gerektiriyorsa velayet babaya verilebilir. Yine idrak kabiliyetini kazanmış çocuğa kimin yanında kalmak istediği de sorulabilir. Çocuğun babası ile kalmak istediğini söylemesi, çocuğun babası ile kalmasının daha menfaatine olması, annenin çocuğa bakamayacak durumda olması veya çocuğun velayetini istememesi vb durumlarda velayet hakkı babaya verilebilir.

Çalışmayan Kadına Velayet Verilir Mi?

Velayet davasında mühim olan çocuğun yararı ve çocuğun korunmasıdır. İnceleme konusu yapılan husus çocuğun hangi ebeveyninin yanında bedensel ve ruhsal gelişimini daha iyi sağlayacağıdır. Bu bağlamda velayeti alacak tarafın maddi durumundan ziyade çocuğa nasıl bakacağı önemlidir. Dolayısıyla çalışmayan kadına velayet verilir mi sorusunun cevabı da evet olabilmektedir. Zira çocuğun bakım ve yetiştirilme yükümlülüğü çalışmayan kadına yüklense de, velayeti alamayan babanın da çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğü devam etmektedir. Kadın çalışmıyor olsa bile evliliğin sona ermesi nedeniyle yoksulluğa düşecekse kendisi için yoksulluk nafakası çocuğu için de iştirak nafakası talep edebilir.

Velayetin Değiştirilmesi Davası Açılarak Çocuğun Velayeti Alınabilir Mi?

Dolayısıyla çocuğun velayetini alan tarafın çocuğun menfaatine aykırı hareket etmesi halinde velayetin değiştirilmesi davası mümkündür.  Velayet Türk Medeni Kanunu’nun 336. maddesinde düzenlenmiştir. Yani boşanma davasından sonra velayeti alamayan eşin daha sonra velayetin değiştirilmesi davası açması mümkündür. Velayetin değiştirilmesi dava dilekçesi örneğine buradan ulaşabilirsiniz.

Her velayet davasının da boşanma davasının da kendi somut şartları içinde değerlendirilmesi gerekir. Velayet ve boşanma hususunda mahkemeler birçok etkeni değerlendirmekte, birçok konuya dikkat etmektedirler. Adana velayet avukatı hakimlerin velayet davalarında değerlendirdikleri birçok kıstas ve konuları bildikleri için başarılı davalar yürütebilmektedirler.

boşanma davasında velayet, boşanma davasında velayet hakkı, boşanma davasında velayeti kim alır, boşanma davasında çocuğun velayeti, adana avukat

Boşanma Davasında Velayet

Boşanma davasında velayet genellikle en büyük çekişmelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Boşanma karar veren çiftlerin boşanma davasında velayet hakkını kimin kazanacağı endişesi anne baba arasında çekişmeye dönüşmekte, çiftler evlilik içinde yaşadıkları sorunları boşanma davasında çocukların velayeti ne de aksettirmektedir. Boşanma davasında velayeti kim alır sorusu bu nedenle sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Boşanma davasında çocuğun velayeti çoğunlukla çekişme halinde devam etmektedir. Ancak bu sancılı süreçten velayeti istenen çocuk maalesef ki olumsuz etkilenmekte, çocuğun üstün yararı ilkesi henüz boşanma sonuçlanmadan ihlal edilmektedir. Bu nedenle bu makalemizde boşanma davasında velayet konusunu ele almayı uygun gördük.

Boşanma Davasında Velayet

Boşanma davalarında eşler evlilik birliğinin sona ermesi yani boşanmanın yanı sıra başkaca taleplerde bulunabilirler. Bunlara boşanmanın ferileri denir. Boşanma davasında velayet de boşanmanın fer’ilerinden biridir. Boşanma davasında çocukların velayeti nin kime verileceğinin yanı sıra nafaka, velayet, velayet paylaşımı, çocukla kişisel ilişki kurulması, mal paylaşımı, düğün takıları, tazminat vb hususlar da dava konusu edilebilir. Bu hususta ayrıntılı bilgi almak için adana boşanma avukatı olarak kaleme aldığımız diğer makaleleri inceleyebilirsiniz.

Ancak özetle şunu söylemek mümkündür; boşanma davasında velayet hususunda konusunda anne babanın velayet konusunda yaptığı anlaşmalar hakimi bağlamaz. Boşanma davasında velayetin belirlenmesinde önemli olan “çocuğun üstün yararıdır”. Çocuk taraflardan hangisinin yanında daha iyi durumda olacaksa velayet ona verilir. Velayetin belirlenmesinde tarafların boşanmadaki kusurları, maddi durumları, yaşı vb. hususlar çocuğun üstün yararını etkilemediği müddetçe göz önünde bulundurulur.

Boşanma Davasında Velayeti Kim Alır?

Boşanma davasında velayeti kim alır sorusunun cevabı aslında çok basittir. Boşanma davasında velayet, “çocuğun üstün yararı ilkesine” göre belirlenir. Önemli olan çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Dolayısıyla çocuğun üstün yararı eşlerden hangisinin velayeti altında olmasını gerektiriyorsa boşanma davasında velayet o eşe verilir. Kısacası velayetin belirlenmesinde boşanan anne babanın kaç yaşında olduğu, boşanmada kusurlu olup olmadıkları, maddi durumları o derece önemli değildir. Mühim olan, çocuğun anne ya da babadan hangisinin velayetinde daha iyi bakılacağı, yetiştirileceği, iyi bir eğitim alacağıdır. Konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi almak için ilgili yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Boşanma Davasında Velayet Hususunda Çocuğun Fikri Sorulur Mu?

En çok karşımıza çıkan sorulardan biri de boşanma davasında velayet konusunda çocuğun fikri sorulur mu sorusudur. Velayet konusunda çocuğa kimde kalmak istediğinin sorulması ancak çocuğun idrak kabiliyetine sahip olması halinde mümkündür. Çocuğun kendisini ilgilendiren böylesine önemli bir davada görüşü mutlaka alınmalı, çocuğun görüşüne değer verilmelidir. 8 yaşından büyük çocukların velayet davasında görüşünün alınabileceğine kanaat getirilmektedir. Ve ancak şunu da söylemek gerekir ki; çocuğun üstün yararı aksini gerektiriyorsa çocuğun isteğinin aksine karar verilmesi de mümkündür.

Boşanma Davasında Ortak Velayet Nedir?

Türk Medeni Kanunu çocuğun velayetinin anne veya babadan sadece birine verileceğine hükmetmiş, boşanma davasında ortak velayet hususunu düzenlenmemiştir.  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek-7 Protokolünde yer verilmiş bir hak olan ortak velayet, ülkemizce de bu protokolün onaylanmasıyla ortak velayet hususu bir iç hukuk normu haline gelmiştir. Dolayısıyla şartlarının oluşması halinde boşanma davasında ortak velayet kararı verilebilmesi mümkündür. Ortak velayet kararı verilmesi halinde çocuğun velayet hakkını anne baba tıpkı evlilik birliği devam ederken olduğu gibi birlikte kullanırlar. Boşanma davasında ortak velayet hususunda ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Velayetin Sonradan Değiştirilmesi Mümkün Müdür?

Boşanma davasında velayet konusunda en önemli kıstas çocuğun menfaatidir. Dolayısıyla çocuğun velayetini alan tarafın çocuğun menfaatine aykırı hareket etmesi halinde velayetin değiştirilmesi davası mümkündür.  Velayet Türk Medeni Kanunu’nun 336. maddesinde düzenlenmiştir. Yani boşanma davasından sonra velayeti alamayan eşin daha sonra velayetin değiştirilmesi davası açması mümkündür. Velayetin değiştirilmesi dava dilekçesi örneğine buradan ulaşabilirsiniz.

Her velayet davasının da boşanma davasının da kendi somut şartları içinde değerlendirilmesi gerekir. Velayet ve boşanma hususunda mahkemeler birçok etkeni değerlendirmekte, birçok konuya dikkat etmektedirler. Adana velayet avukatı hakimlerin velayet davalarında değerlendirdikleri birçok kıstas ve konuları bildikleri için başarılı davalar yürütebilmektedirler.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu,adana velayet avukatı olarak boşanma davasında velayet, nafaka, tazminat  işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

nafaka yükümlüsünün işsiz olması, işsizim nafaka öder miyim, Erkeğin sürekli ve düzenli gelirinin olmaması, yoksulluk nafakası, adana boşanma avukatı

Nafaka Yükümlüsünün İşsiz Olması

Bu makalemizde nafaka yükümlüsünün işsiz olması halinde nafaka ödeyip ödemeyeceğini değerlendireceğiz. En çok karşımıza çıkan işsizim nafaka ödeyemiyorum yakınmasının ve işsizken nafaka ödenir mi sorusunun cevaplarını arayacağız. Yargıtay’ın süreklilik kazanan kararlarına göre nafaka yükümlüsünün işsiz olması onu nafaka ödemekten kurtarmaz. Dolayısıyla nafaka yükümlüsünün işsiz olması onu nafaka ödemekten kurtarmaz ancak nafakanın belirlenmesinde bir ölçüt olarak ele alınabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi verdiği son tarihli bir kararında, nafaka yükümlüsünün işsiz olması halinde; “Erkeğin sürekli ve düzenli gelirinin olmaması onu yoksulluk nafakası ile sorumlu olmaktan kurtarmaz” denilmiştir. Dolayısıyla nafaka yükümlüsünün işsiz olması sonuca etkili olmamakta, ilgili kişi işsiz de olsa şartları oluşmuşa nafakasını ödemek zorundadır.

Nafaka Yükümlüsünün İşsiz Olması

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
2019/8410 ESAS 
2020/1070 KARAR

ERKEĞİN SÜREKLİ VE DÜZENLİ GELİRİNİN OLMAMASI ONU YOKSULLUK NAFAKASI İLE SORUMLU OLMAKTAN KURTARMAZ
NAFAKA YÜKÜMLÜSÜNÜN İŞSİZ OLMASI

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-İlk derece mahkemesince, davacı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, bölge adliye mahkemesince, davalı erkeğin kendisini yoksulluktan kurtaracak derecede düzenli ve sürekli geliri bulunmadığı, bu haliyle erkeğin, kadına yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü tutulamayacağı gerekçesiyle kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiştir. Erkeğin sürekli ve düzenli gelirinin olmaması onu yoksulluk nafakası ile sorumlu olmaktan kurtarmaz. Erkeğin sosyal ve ekonomik durumu yoksulluk nafakasının reddi veya kabulünde değil, yoksulluk nafakasının miktarının belirlenmesinde dikkate alınacak bir unsurdur. İlk derece mahkemesince yaptırılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasında davacı kadının lokantada çalıştığı, aylık 700 TL geliri olduğu, 350 TL kira ödediği bildirilmiş olup, bölge adliye mahkemesince 29.09.2019 tarihinde yapılan araştırmada Türkiye İş Kurumu bünyesinde meslek edindirme kursiyeri olup 2019 yılının 8. ayında kaydının sona erdiği anlaşılmaktadır. Boşanmaya sebep olan olaylarda erkek tam kusurlu olup çalışmasına engel bir durumunun olmadığı, kadının da sürekli ve düzenli geliri olmadığına göre, davacı kadın yararına Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi koşulları gerçekleşmiştir. Davacı kadın yararına uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken, bu yön gözetilmeden isteğin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

Adana Boşanma Avukatı; 

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası, anlaşmalı boşanma sonrası nafaka, anlaşmalı boşanma sonrası yoksulluk nafakası istenebilir mi

Anlaşmalı Boşanmadan Sonra Yoksulluk Nafakası

Bu makalemizde anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası istenebilir mi sorusuna cevap arayacağız. Son yıllarda artan boşanma davalarına paralel biçimde eşlerin velayet, nafaka, tazminat vb hususlarda anlaşarak boşanma yolunu daha çok tercih ettikleri görülmektedir. Ancak anlaşma sırasında yoksulluk nafakası talebi olmayan eşlerin, anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası isteyip isteyemeyecekleri tartışma konusu olmuştur. Anlaşmalı boşanma sonrası nafaka ile ilgili Yargıtay kararları makalemizin sonunda yer almaktadır.

Anlaşmalı Boşanmadan Sonra Yoksulluk Nafakası

Konuya geçmeden yani anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası istenebilir mi sorusunu cevaplamadan önce yoksulluk nafakası nedir sorusunu cevaplamayı uygun görüyoruz. Yoksulluk nafakası, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” Dolayısıyla yoksulluk nafakası eşlerden birinin diğerine ödediği bir nafaka türüdür. Çocuklara ödenen nafaka iştirak nafakası olarak anılır. Yoksulluk nafakası ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bilindiği üzere anlaşmalı boşanma için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması, eşlerin boşanma ve boşanmanın tüm sonuçları hakkında anlaşmaya varması ve eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi, gerekmektedir. Dolayısıyla eşler anlaşmalı boşanma protokolünde yoksulluk nafakası konusunda da bir anlaşmaya varmalıdır.

Anlaşmalı boşanma protokolünde eşlerden birinin diğerinden yoksulluk nafakası talep etmemesi halinde, anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası davası açıp açamayacağı merak konusudur. Yargıtay son tarihli kararlarında anlaşmalı boşanma esnasında yoksulluk nafakası talep edilmemişse bu durum taraflar açısından kesin hüküm oluştuğundan anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası istenemeyeceğine hükmetmektedir.

Anlaşmalı Boşanmadan Sonra Yoksulluk Nafakası Yargıtay Kararları

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2004/8440, Karar Numarası: 2004/9335, Karar Tarihi: 20.09.2004

ANLAŞMALI BOŞANMA,

YOKSULLUK NAFAKASI,

ANLAŞMALI BOŞANMA ESNASINDA YOKSULLUK NAFAKASI TALEBİ

Anlaşmalı boşanmanın unsurlarından biri de tarafların boşanmanın mali sonuçlarında da anlaşmış olmalarıdır. Mali sonuçlar yoksulluk nafakasını da kapsamaktadır. Anlaşmalı boşanma esnasında yoksulluk nafakası talep edilmemişse ve karar yoksulluk nafakasını içermiyorsa, taraflar açısından kesin hüküm oluştuğundan sonradan yoksulluk nafakası istenemez.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU, Esas Numarası: 2012/836, Karar Numarası: 2013/306, Karar Tarihi: 06.03.2013

“…Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluğunca, tarafların boşanma sırasında nihai olarak anlaştıklarını bildirdikleri ve nafaka isteğinden feragat edildiği, davacının bu beyanında açıkça yoksulluk nafakasından sözedilmemiş ise de kendisini bağlayacağı, anlaşmalı boşanmanın kesinleşmesi ile istenebilecek tek nafakanın çocuklar için iştirak nafakası olduğu, somut olayda, davacının boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünden bahisle nafaka isteyemeyeceği, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu benimsenmiş ve bu nedenle direnme kararının onanması gerekmiştir.”

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU, Esas Numarası: 2012/3-836, Karar Numarası: 2013/306, Karar Tarihi: 06.03.2013

FERAGAT BEYANINDA AÇIKÇA YOKSULLUK NAFAKASINDAN SÖZ EDİLMEMESİ,

NAFAKADAN FERAGAT EDİLMESİ SEBEBİYLE YOKSULLUK NAFAKASI İSTENEMEYECEĞİ

“…Uyuşmazlık, anlaşarak boşanma davasında nafaka isteği olmadığını açıklayan tarafın bu beyanının, boşanma yüzünden yoksulluğa düşmesi nedeniyle açacağı yoksulluk nafakası davasında kendisini bağlayıp bağlamayacağı noktasında toplanmaktadır. Tarafların boşanma sırasında nihai olarak anlaştıklarını bildirdikleri ve nafaka isteğinden feragat edildiği, davacının bu beyanında açıkça yoksulluk nafakasından söz edilmemiş ise de kendisini bağlayacağı, anlaşmalı boşanmanın kesinleşmesi ile istenebilecek tek nafakanın çocuklar için iştirak nafakası olduğu, somut olayda, davacının boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünden bahisle nafaka isteyemeyeceği, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu benimsenmiş ve bu nedenle direnme kararının onanması gerekmiştir.”

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.