Yazar: Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Devlet hastanesine tazminat davası dilekçe örneği, ölüm nedeniyle tazminat davası,sağlık bakanlığına dava, tam yargı davası, doktor hatası, yanlış tedavi

Devlet Hastanesine Tazminat Davası Dilekçe Örneği

Bu makalemizde devlet hastanesine tazminat davası dilekçe örneği konusu incelecektir. Devlet hastanesine ölüm nedeniyle tazminat davası açılabilmesi mümkündür. Doktor hatası nedeniyle ölüm veya yanlış tedavi nedeniyle ölüm halinde devlet hastanesine tazminat davası açılabilmesi mümkündür. Devlet hastanesine tazminat davası idare mahkemesinde tam yargı davası olarak sağlık bakanlığına dava şeklinde karşı açılmalıdır.

Devlet hastanesine tazminat davası gibi uzmanlık gerektiren idari davalarda adana idare hukuku avukatı ndan danışmanlık alınması daha doğru olacaktır. Devlet hastanesine tazminat davası dilekçe örneği şu şekildedir;

Devlet Hastanesine Tazminat Davası Dilekçe Örneği

ADANA NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

DAVACILAR : …………………………..

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI : T.C. Sağlık Bakanlığı

DAVALI KURUMA
BAŞVURU TARİHİ : …/…./…….

KONU : Müvekkil ……..’nın oğlu, Adana ………… Hastanesi’nde müteveffaya yapılan eksik ve yanlış müdahaleler, ameliyat sonrası gerekli bakım ve gözetim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi gibi hastane tarafından sergilenen kusurlu hareketler sonucunda …/…./……. tarihinde ölümüne yol açılmış olması nedeniyle, şimdilik fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla; müteveffanın babası müvekkil ……… için …….. TL maddi tazminat (destek tazminatı) ve ……… TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı idareden alınarak müvekkile ödenmesi talebimizden ibarettir.

AÇIKLAMALARIMIZ

1. Müvekkil ……..’nın oğlu, diğer müteveffa ………., …/…/…… tarihinde …….. sebebiyle Adana ……………. Hastanesine kaldırılmıştır. Müteveffaya acil müdahale edilmiş, ameliyatı tamamlanmıştır. Ancak ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecinde, hastaya gerektiği gibi bakılmamıştır. Meydana gelen ………… sonucunda, basit bir ………. vakası hastanenin kusurlu davranışları nedeniyle maalesef ki …/…/……. tarihinde müvekkilin oğlunun ölümü ile sonuçlanmıştır.

2. Nitekim müteveffanın ölümü ile ilgili Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da soruşturma yürütülmüş, ilgili …../……… sayılı soruşturma dosyasında alınan T.C. Adli Tıp Kurumu Adana Adli Tıp Grup Başkanlığı Adana Morg İhtisas Dairesi’nin ………… sayılı raporunda da ölü muayenesi yapılmış ve müteveffanın otopsi raporu oluşturulmuştur. İlgili raporun SONUÇ kısmında da, iddialarımızı ispatlar nitelikte değerlendirmelere de yer verilmiştir.… Raporda “Kişinin ölümünün kesici ………… bağlı iç organ yaralanması ve gelişen komplikasyonlar, elektrolit bozuklukları, septik şok, akciğer enfeksiyonu sonucu meydana gelmiş olduğu kanaati” ne yer verilmiştir.” Adli tıp raporu dilekçemiz ekinde Sayın Mahkemenize sunulmaktadır.

3. Sonuç olarak; müteveffanın Adana ……… Hastanesinde yapılan eksik ve yanlış müdahaleler ve ameliyat sonrasında gerekli bakım ve gözetim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, engellenebilecek komplikasyonların engellenmemesi, hastane tarafından sergilenen kusurlu hareketler sonucu hastanın ölümüne yol açılmıştır. Bu nedenlerle devlet hastanesine tazminat davası açmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

4. Söz konusu olay üzerine üzerine …/…/….. tarihli dilekçeyle davalı T.C. Sağlık Bakanlığına başvuruda bulunulmuştur. Başvuru dilekçemiz davalı idareye …/…./….. tarihinde tebliğ edilmiştir. Ve ancak davalı kurum tarafından talebimiz değerlendirilmemiş davalı Sağlık Bakanlığı tarafından başvurumuza hiçbir cevap verilmemiştir. Bu nedenle zımnen red üzerine iş bu davayı açmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

5. Ölenin destekliği konusunda açıklama yapmamız gerekirse; davalı idarenin neden olduğu ihmaller zinciri sonucunda vefat eden …… henüz …/…/….. doğumlu olup, medeni hali …..’dır. Müteveffa …………………………… Şeklinde müvekkile destek olmaktaydı. Yargılama sırasında kanıtlanacak bu durumların destek tazminatı hesabında gözönünde tutulması gerekecektir. Bu bağlamda müvekkil oğlunun ölümü ile onun maddi ve manevi destekliğinden yoksun kalmıştır. Müteveffanın babası müvekkil için fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik ……. TL maddi tazminat (destek tazminatı) talebimiz vardır.

HUKUKİ DELİLLER : Tedavi evrakları, adli tıp raporu, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …./…… Soruşturma sayılı dosyası, bilirkişi incelemesi ve sait yasal deliller

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan sebeplerle, maddi tazminata ilişkin fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak üzere müteveffanın babası müvekkil …………. için …….. TL maddi tazminat (destek tazminatı) ve ……… TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı idareden alınarak müvekkile ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı idareye tahmiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Yeniden evlenme nedeniyle velayetin değiştirilmesi davası, annenin yeniden evlenmesi, babanın yeniden evlenmesi, boşanmış annenin evlenmesi, yargıtay

Yeniden Evlenme Nedeniyle Velayetin Değiştirilmesi

Bu makalemizde yeniden evlenme nedeniyle velayetin değiştirilmesi konusuna yer verilecektir. Velayet hakkının verildiği annenin yeniden evlenmesi veya babanın yeniden evlenmesi velayetin değiştirilmesi davası nı da gündeme getirmektedir. Boşanma davalarının hızlı artışına paralel olarak yeniden evlenme nedeniyle velayetin değiştirilmesi davaları da aynı oranda artmaktadır. Boşanmış annenin yeniden evlenmesi velayetin değiştirilmesi davasında çoğunlukla gündeme gelse de konunun Yargıtay içtihatları nezdinde değerlendirilmesi faydalıdır.

Yeniden Evlenme Nedeniyle Velayetin Değiştirilmesi

Daha önceki makalelerimizde de değindiğimiz üzere velayet davalarında mühim olan çocuğun üstün menfaatidir. Boşanma davasında tarafların kusur durumları vb hususlar evlilik birliği ile ilgili olup, çocuğun velayeti konusunda önem arz etmektedir. Aynı şekilde yeniden evlenme nedeniyle velayetin değiştirilmesi davalarında da velayetin değiştirilmesinin çocuğun yararına olacağına dair başkaca bir delil yoksa, annenin veya babanın evlenmiş olmasının tek başına yeniden evlenme nedeniyle velayetin değiştirilmesi ni gerekmediğine karar verilmektedir.

Velayet davaları ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için; “Çocuğun Velayeti Nasıl Alınır?” başlıklı makalemize buradan, “Boşanma Davasında Velayet” başlıklı genel bilgilendirici makalemize buradan, “Eski Eşin Ölümü Halinde Çocukların Velayeti” başlıklı makalemize buradan“Velayet Davası Nedir?” başlıklı makalemize buradan, “Velayetin Değiştirilmesi Dava Dilekçesi”ne ise buradan ulaşabilirsiniz. Her velayet davasının da boşanma davasının da kendi somut şartları içinde değerlendirilmesi gerekir. Velayet ve boşanma hususunda mahkemeler birçok etkeni değerlendirmekte, birçok konuya dikkat etmektedirler. Adana velayet avukatı hakimlerin velayet davalarında değerlendirdikleri birçok kıstas ve konuları bildikleri için başarılı davalar yürütebilmektedirler.

Annenin Başkasıyla Evlenmesi Velayetin Değiştirilmesi Davasına Etkisi

“Boşanma kararı ile birlikte ortak çocuğun velayeti davalı anneye verilip kesinleşmiştir. Mahkemece bu kez velayetin değiştirilerek, anneden alınıp babaya verilmesine karar verilmiş ise de; toplanan delillerle annenin velayet görevini kötüye kullandığına veya ihmal ettiğine ilişkin bir delil elde edilememiştir. Velayeti üstlenen anne veya babanın tekrar evlenmiş olması; tek başına velayetin değiştirilmesi için yeterli değildir. Çocuğun menfaati (üstün yararı) gerektirdiği takdirde, velayet değiştirilebilir (TMK. md. 349). Velayetin değiştirilmesinin çocuğun menfaatine olacağına ilişkin bir delil de mevcut değildir. O halde; velayetin değiştirilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde kabulü isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.” Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas Numarası: 2013/4764, Karar Numarası: 2013/25031, Karar Tarihi: 04.11.2013

Babanın Başkasıyla Evlenmesi Velayetin Değiştirilmesi Davasına Etkisi

“Dosya incelendiğinde, davanın açıldığı 02.12.2013 tarihinden itibaren yargılama süreci boyunca tarafların ortak çocuklarının davacı-karşı davalı anne yanında kaldıkları sabittir. Mahkemece alınan sosyal inceleme raporunda, çocukların anne yanında kalmalarının fiziksel, sosyal, kültürel ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyeceği hususu ispatlanmamış olup, duruşmada dinlenen ortak çocukların da velayet hususunda ebeveynleri arasında seçim yapmak istemedikleri anlaşılmaktadır. Davalı-karşı davacı babanın ise kendisine yeni bir aile düzeni kurmuş olması ve çocukların alıştıkları çevreden ayrılmaması ilkeleri bir arada değerlendirildiğinde ortak çocuklar H. ve A. E.’nin velayetlerinin davacı-karşı davalı anneye verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle davalı-karşı davacı babaya verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönüyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.”  Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas Numarası: 2020/6360, Karar Numarası: 2021/431, Karar Tarihi: 20.01.2021

Bedelli askerlik kıdem tazminatı emsal karar, Bedelli askerlik yapanlar kıdem tazminatı alabilir mi Yargıtay, BAM, bedelli askerlikte kıdem tazminatı emsal

Bedelli Askerlik Kıdem Tazminatı Emsal Karar

Bu makalemizde bedelli askerlik kıdem tazminatı emsal karar paylaşılacaktır. Bilindiği üzere bedelli askerlik yapanların kıdem tazminatı alıp alamayacağı tartışma konusu olmuş, durum Yargıtay ve BAM kararları ile açıklığa kavuşmuştu. Daha önceki yazılarımızda bedelli askerlikte kıdem tazminatı emsal karar olarak Konya Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararını paylaşmıştık. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2019/2257 Esas, 2020/167 Karar ve 24/01/2020 tarihli kararında bedelli askerlik yapanların kıdem tazminatı alabileceğine karar vermiştir. İlgili karara buradan ulaşabilirsiniz.

Bu kapsamda bedelli askerlik kıdem tazminatı emsal karar olarak Adana 6. İş Mahkemesi de aynı doğrultuda karar vermiştir. Kararda; 1475 sayılı eski iş kanununun halen yürürlükte olan 14. Maddesine göre işçinin iş sözleşmesinin muvazzaf askerlik dolayısıyla feshedilmesi halinde, işçi kıdem tazminatına hak kazanacağından, işten askerlik için ayrılan davacının kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verildiği vurgulanmıştır. Bedelli askerlik yapanlara kıdem tazminatı ödenir mi sorusunun cevabı olan kararı aşağıda paylaşıyoruz.

Adana iş avukatı olarak diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bedelli Askerlik Kıdem Tazminatı Emsal Karar

bedelli 1
bedelli 2

 

Takibin iptali dava dilekçesi örneği, icra takibinin iptali dava dilekçesi örnek dilekçesi, adana avukat, icra takibinin iptali ilamlı icra, tedbir talebi

Takibin İptali Dava Dilekçesi Örneği

Bu makalemizce icra takibin iptali dava dilekçesi örneğine yer verilecektir. İcra takibinin iptali dava dilekçesi olarak kullanılabilecek dilekçe örnek niteliğinde olup, somut olaya göre uyarlanması gerekmektedir.

Takibin İptali Dava Dilekçesi

ADANA NÖBETÇİ İCRA HUKUK MAHKEMESİ’NE

İHTİYATİ TEDBİR TALEPLİDİR

İcra Dosya No : Adana …. İcra Müdürlüğü 

ŞİKAYET EDEN  BORÇLU :

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

ALACAKLI :

VEKİLİ :

KONU : Adana … İcra Dairesi’nin …../……. E. sayılı ilamlı icra takibinin, takip dayanağı olarak gösterilen ilamın menfi tespit kararı olmasından dolayı usule ve yasaya aykırı takibin iptali isteminden ibarettir.

AÇIKLAMALARIMIZ

1.Alacaklı tarafından Adana …. İcra Dairesi’nin …./…… E. sayılı dosyasına binaen Örnek No:4-5* icra emri düzenlenmiş olup …/…/….. tarihinde tarafımıza tebliğ edilmiştir. Bahsi geçen icra emri, ilamların yerine getirilmesine ilişkin olup, takip dayanağı ilam niteliğinde belge olarak da …………… Mahkemesi’nin …../…….. E. Ve ……/…….. K. Sayılı kararı gösterilmiştir. Ancak Adana …… İcra Dairesince yapılan işlem usul ve yasaya aykırıdır. Aşağıda izah edilen nedenler dahilinde takibin iptali dava dilekçesi ni Sayın Mahkemenize sunmak zarureti doğmuştur.

2. TAKİP DAYANAĞI İLAM MENFİ TESPİT KARARI NİTELİĞİNDE OLUP KARAR KESİNLEŞMEDEN İCRA TAKİBİNE KONU EDİLMESİ USULE VE YASAYA AYKIRIDIR.

 Alacaklı davalı tarafın menfi tespit davası olarak açmış olduğu ve takip dayanağı olarak gösterdiği Adana………….. Mahkemesi’nin …../…….. E. Ve ……/…….. K. Sayılı kararı ile; “Davanın kabulü ile, Davacının Ankara ….. İcra Müdürlüğü’nün …./…… E. Sayılı takip dosyasından davalıya borçlu olmadığının tespitine” karar verilmiştir. Ancak söz konusu mahkeme kararı tarafımıza henüz tebliğ edilmemiş olup KARAR KESİNLEŞMEMİŞTİR.

Takibe dayanak mahkeme kararı tespite ilişkin hükümleri kapsadığından MENFİ TESPİT DAVASIDIR. Tüketici tarafından menfi tespit davası sonucunda verilen karar kesinleşmeden müvekkil aleyhine icra takibine konu edilmiştir. Dava dosyasının celbi ile menfi tespite ilişkin kararın henüz kesinleşmediği anlaşılacaktır.

2. İLAMIN ESAS HAKKINDAKİ HÜKMÜ KESİNLEŞMEDEN VEKALET ÜCRETİ VE YARGILAMA GİDERİNE İLİŞKİN BÖLÜMÜ AYRICA İNFAZ VE İCRA TAKİBİNE KONU EDİLEMEZ. 

Takip dayanağı menfi tespit konulu kararın İİK 72. Maddesi gereğince kesinleşmeden icra takibine konulması mümkün değildir. İlamda yer alan eklentiler de aynı kurala tabi olduğundan müvekkil aleyhine başlatılan icra takibi usul ve yasaya aykırıdır.

İlamın esas hakkındaki hükmü kesinleşmeden vekalet ücreti ve yargılama giderine ilişkin bölümü ayrıca infaz ve icra takibine konu edilemez. (Yargıtay HGK 05.10.2005 tarih ve 2005/12-534 E. 2005/554 K. Sayılı kararı)

Yukarıda da ifade etmiş olduğumuz üzere; müvekkil aleyhine başlatılmış olan Adana …. İcra Dairesi’nin …./….. E. sayılı ilamlı icra takibi usule ve yasaya aykırı olup söz konusu takibin iptalini talep etme zaruretimiz hasıl olmuştur.

HUKUKİ DELİLLER :

1.Adana …. İcra Dairesi’nin ……/….. E. sayılı Dosyası
2. ………….. Mahkemesi’nin …../…….. E. Ve ……/…….. K. Sayılı dosyası
3.İcra Emri tebliğ mazbatası sureti vs her türlü yasal deliller

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah etmiş olduğumuz tüm bu sebepler dahilinde; öncelikle İCRA DOSYASININ TEDBİREN DURDURULMASINA, İlamlı icra takip işlemi ve İCRA EMRİNİN İPTALİNE
Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Şikayet Eden Borçlu Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Borca itirazın süresinde ve usulüne uygun biçimde yapılmasında, bir adana icra avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

İdare mahkemesi savunmaya cevap dilekçesi örneği nasıl yazılır, idari dava savunmaya cevap dilekçesi örnek, adana idare hukuku avukatı, idari dava avukat

İdare Mahkemesi Savunmaya Cevap Dilekçesi Örneği

Bu makalemizde idare mahkemesi savunmaya cevap dilekçesi örneği ne yer verilecektir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesine göre,  “1.Dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunma davacıya tebliğ olunur 2. Davacının ikinci dilekçesi davalıya, davalının vereceği ikinci savunma da davacıya tebliğ edilir. Buna karşı davacı cevap veremez. Ancak, davalının ikinci savunmasında, davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğu, davanın görülmesi sırasında anlaşılırsa, davacıya cevap vermesi için bir süre verilir….” hükmüne amirdir. Maddede “davacının ikinci dilekçesi” olarak geçen dilekçe davacının davalı idarenin savunma dilekçesine verdiği cevap dilekçesidir. Bu dilekçe uygulamada idare mahkemesi savunmaya cevap dilekçesi olarak bilinmekle birlikte somut olayın özelliğine göre uyarlanmalıdır.

İdare mahkemesi savunmaya cevap dilekçesi içeriğinde, davalı idarenin ortaya koyduğu savunmalara uygun biçimde cevap verilmesi gerekir. Dolayısıyla yazılacak dilekçenin içeriği somut olayın özelliklerine göre değişmektedir.  Ayıca idare mahkemesi savunmaya cevap dilekçesi, idarenin savunma dilekçesinin tebliğinden itibaren 30 gün içinde mahkemeye sunulmalıdır. Aksi halde davacı idarenin savunmalarına cevap verme hakkını kaybetmiş olur.

Bu makalede verdiğimiz idare mahkemesi savunmaya cevap dilekçesi örnek niteliğinde olup, uzmanlık gerektiren idari davalarda adana idare hukuku avukatı ndan danışmanlık alınması daha doğru olacaktır.

İdare Mahkemesi Savunmaya Cevap Dilekçesi Örneği

ADANA ….. İDARE MAHKEMESİ’NE

Dosya No : …../……. Esas

DAVACI :

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI :

VEKİLİ :

KONU : Davalı idarenin savunma dilekçesine cevaplarımızın arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

1. Davalının savunmaya cevap dilekçesi tarafımıza …/…./…… tarihinde tebliğ edilmiş olup, süresi içinde savunmaya cevaplarımızı sunak zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Davalı savunmalarında müvekkile verilen disiplin cezasının soruşturma raporunu kelimesi kelimesine tekrar etmekle yetinmiş ve herhangi bir somut savunma sunmaksızın davanın reddini talep etmiştir. Bu bakımdan esasında davalı idarenin savunma dilekçesindeki iddiaları davanın esasına tesir edebilecek yeni bilgi ve belge getirmemekte verilen disiplin cezası kararının tekrarı mahiyetinde bulunmaktadır. Ancak açılan davada şu hususların üzerinde durmakta fayda görüyoruz;

2. Açılan davada müvekkilin disiplin suçu işlemediğinin ispatlanmasına, ortada ….’nun birbiriyle çelişkili, soyut ve ispatsız iddiaları dışında herhangi bir somut delil bulunmamasına rağmen davalı idarenin …/…./……… tarih, …../……. Karar numaralı kararı ile müvekkilin ……. disiplin cezası ile tecziyesine karar verilmiştir. Müvekkil hakkında yürütülen disiplin soruşturması sırasında, ortaya çıkan deliller neticesinde …………………. Dolayısıyla ……….’ın ifadeleri ile ……’nun iddialarının gerçekliğinin bulunmadığı, müvekkilin disiplin suçu işlemediği, aksine şikayetçi tarafından iftiraya uğradığı ortaya çıkmıştır.

3. …………………………………………………………………………………………………………………………………….

………………………………………………………………………………

4. ………………………………………………………………………………………………………………………………….

………………………………………………………………………………

5.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah ettiğimiz nedenler ve Sayın Mahkemeniz’ce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde, davalı ……………..’nın …/…/…. Tarih ve …../……. Karar numaralı kararı ile, “………………..” suçunun sübuta erdiği gerekçesiyle müvekkilin …….. disiplin cezası ile tecziyesine dair kararının dava sonucunda İPTALİNE, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı idareye tahmiline, karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Adana İdare Hukuku Avukatı

İdare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Akademik kadro bilim sınavına itiraz ile ilgili makalemize buradan,
  • Akademik kadro sınavına itiraz ve iptal davası ile ilgili detaylı bilgiye buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Boşanmadan sonra nafaka davası açılır mı, anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası, çekişmeli boşanmadan sonra nafaka davası, adana boşanma avukatı

Boşanmadan Sonra Nafaka Davası

Bu makalemizde boşanmadan sonra nafaka davası açılabilir mi sorusuna cevap arayacağız. Boşanmadan sonra nafaka davası açılıp açılamayacağı somut olayın özelliklerine, özellikle anlaşmalı boşanmadan sonra nafaka davası konusunda boşanma protokolünün incelenmesine, çekişmeli boşanmadan sonra nafaka davası nda da yasal şartların yerinde olup olmadığına göre değişmektedir. Dolayısıyla somut olayın doğru değerlendirilmesi açısından adana boşanma avukatı ndan hukuki danışmanlık alınması gerekmektedir.

Boşanmadan Sonra Nafaka Davası

Boşanmadan sonra nafaka davası açılıp açılmayacağının değerlendirmesinde öncelikle boşanmanın anlaşmalı boşanma mı yoksa çekişmeli boşanma davası şeklinde mi gerçekleştirildiği önem arz etmektedir. Anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası konusunu buradaki makalemizde ayrıntılı olarak incelemiştik. Ancak özetlemek gerekirse  Yargıtay son tarihli kararlarında anlaşmalı boşanma esnasında yoksulluk nafakası talep edilmemişse bu durum taraflar açısından kesin hüküm oluştuğundan anlaşmalı boşanmadan sonra yoksulluk nafakası istenemeyeceğine hükmetmektedir. Ancak düzenlenen protokolde açıkça yoksulluk nafakası istenmediği beyan edilmemiş ise sonradan yoksulluk nafakası istenmesi mümkündür.

Boşanma çekişmeli boşanma davası ile gerçekleşmiş ve boşanma kararında nafakaya hükmedilmemişse bu durumda ayrı bir değerlendirme yapmak gerekir. Çekişmeli boşanmadan sonra nafaka davası açılması mümkündür. Ancak, boşanma davası sonrasında yoksulluk nafakası isteme hakkını kaybetmemiş nafaka alacaklısı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 178.maddesi hükmü gereğince bir yıl içerisinde boşanmadan ayrı olarak açacağı dava ile yoksulluk nafakası isteyebilecektir. Dolayısıyla boşanmadan sonra nafaka davası açılması ile ilgili  Kanun’un 178.maddesinde 1 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Dolayısıyla boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıllık süre içinde boşanmadan sonra nafaka davası açılabilir. Bu sürenin geçirilmesi halinde açılan davada davacı yoksulluk nafakası isteyebilme şartlarını taşıyor olsa bile boşanmadan sonra nafaka davası zamanaşımı nedeniyle reddedilecektir.

Boşanmadan Sonra Nafaka Davası Yargıtay Kararları

“Uyuşmazlık, anlaşarak boşanma davasında nafaka isteği olmadığını açıklayan tarafın bu beyanının, boşanma yüzünden yoksulluğa düşmesi nedeniyle açacağı yoksulluk nafakası davasında kendisini bağlayıp bağlamayacağı noktasında toplanmaktadır. Tarafların boşanma sırasında nihai olarak anlaştıklarını bildirdikleri ve nafaka isteğinden feragat edildiği, davacının bu beyanında açıkça yoksulluk nafakasından söz edilmemiş ise de kendisini bağlayacağı, anlaşmalı boşanmanın kesinleşmesi ile istenebilecek tek nafakanın çocuklar için iştirak nafakası olduğu, somut olayda, davacının boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünden bahisle nafaka isteyemeyeceği, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu benimsenmiş ve bu nedenle direnme kararının onanması gerekmiştir.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ,Esas Numarası: 2012/3-836, Karar Numarası: 2013/306, Karar Tarihi: 06.03.2013

“Dava, yoksulluk nafakası istemine ilişkindir. Taraflar arasında önce görülen dava kabulle sonuçlanmış ancak istek bulunmadığından nafakaya karar verilmemiştir. Hemen belirtmek gerekir ki önce görülen boşanma davası sırasında yoksulluk nafakası talep edilmemiş olması kural olarak boşanmadan sonra yoksulluk nafakası istenmesine engel değildir. Yeter ki M.K.nun 144 ncü maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği kanıtlanmış olsun. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas Numarası: 1995/2-316, Karar Numarası: 1995/525, Karar Tarihi: 17.05.1995

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk, zorunlu arabuluculuk, tüketicinin arabuluculuk toplantısına katılmaması, adana tüketici avukatı

Tüketici Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk

Tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk, 6502 sayılı TKHK madde 73A maddesi ile hukuk sistemimizde zorunlu arabuluculuk kapsamında yer bulmuştur. Düzenlemeye göre tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk bir dava şartıdır. Ancak yine aynı maddede tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk şartına tabi tutulmayan bazı istisnalar da düzenlenmiştir.

Tüketici Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk

Tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk başvurusunun yapılması zorunlu olmakla birlikte Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar, tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar, 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar, 74 üncü maddede belirtilen davalar ve tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar bu kapsam dışındadır.

Tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculukta hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuktan farklı olarak, 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin onbirinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz. 6325 s. HUAK 18/A maddesinin 11. fıkrasına göre, taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulmakta ayrıca vekalet ücretine hak kazanamamaktadır. Bu madde tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk hakkında uygunlanmamaktadır. Dolayısıyla tüketicinin arabuluculuk toplantısına katılmaması halinde yargılama giderlerinden sorumluluğu olmamaktadır.

Görüldüğü üzere, arabulucuya başvurulmuş olması istisnalar haricindeki tüketici uyuşmazlıklarında dava şartı niteliğinde olduğundan hayati öneme sahiptir. Tüketici uyuşmazlıklarında arabulucuya başvuru, burada paylaşılan dilekçe örneği ile yapılabilir.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu  adana tüketici hakları avukatı olarak, ayıplı mal ve hizmetten doğan uyuşmazlıklarda. ayıplı mal ve hizmet dolayısıyla ortaya çıkan zararın tazmininde. tüketici kredisi sözleşmesi dosya masrafı vb ad altında alınan ücretlerin iadesinde. tip sözleşmelerdeki haksız şartlara ilişkin uyuşmazlıklarda. taksitle satış sözleşmeleri, tüketici kredisi sözleşmeleri, konut finansmanı sözleşmeleri, mesafeli satış sözleşmeleri, devre tatil ve uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri, paket tur sözleşmeleri ve abonelik sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar hususunda hizmet sunmaktadır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz

İdari yargıda bilirkişi incelemesi, bilirkişi raporuna itiraz, bilirkişinin reddi, vergi mahkemesinde bilirkişi, danıştay kararları, adana idare avukatı

İdari Yargıda Bilirkişi İncelemesi

Bu makalemizde idari yargıda bilirkişi incelemesi konusuna yer vereceğiz. Bilirkişi incelemesi sadece hukuk veya ceza davalarına özgü bir yöntem olmayıp idari yargıda bilirkişi incelemesi yapılması mümkündür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinde bu duruma işaret edilmiştir. İdari yargıda bilirkişi incelemesi İYUK’ta düzenlenmemiş olup, konu ile ilgili olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na atıf yapılmıştır. Düzenlemeye göre, İYUK’un 31. maddesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göndermede bulunmaktadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre de, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, mahkemenin, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilebileceği kuralı yer almaktadır. Dolayısıyla idari yargıda bilirkişi incelemesi de hakimin çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde başvurulan bir yöntemdir. İdari yargıda bilirkişi incelemesi de tıpkı hukuk ve ceza yargılamasında olduğu gibi  bilirkişi olarak, yalnızca bir kişi görevlendirilebileceği gibi gereken hallerde birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi şeklinde yapılabilir.

Ancak şu hususa da dikkat çekmek gerekir ki, hukuki konuları değerlendirme yetkisi yargı yerine aittir. İdari yargıda mahkeme bilirkişi raporuna uymak zorunda olmadığı gibi, bilirkişi raporu irdelenmeden raporun sonucunun davayı sonuçlandıran bir karar gibi kabul edilmesi de olanaksızdır. Yine HMK’da olduğu gibi tarafların idare mahkemesinde bilirkişi raporuna itiraz hakkı bulunmaktadır.

İdari Yargıda Bilirkişi İncelemesi

İdari yargıda bilirkişi incelemesi ile ilgili olarak Danıştay‘ın çeşitli dairelerini verdikleri kararlar özetle şu şekildedir.

Danıştay 8. Dairesi,  2014/5244 Esas, 2015/11945 Karar numaralı kararında akademik kadro  bilim sınavı ile ilgili bir davada tek sayıdan oluşan bilirkişi kurulundan rapor alınması gerektiğine karar vermiş ve kararda “…İdare Mahkemesince, sınav kağıtlarının değerlendirilmesi için Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. …bilirkişi olarak seçilmiş ve düzenlediği rapor doğrultusunda karar verilmiş ise de, yukarıda belirtilen mevzuatta yükseköğretim kurumlarında giriş sınavı jürisinin ilgili yönetim kurulu tarafından seçilecek üç kişiden oluşacağının kurala bağlanması karşısında, uyuşmazlığın tarafsız, etkin ve verimli bir şekilde çözümlenebilmesi için, en az jüri üyesi yetkinliğinde birden fazla ve tek sayıdan oluşan bilirkişilerce inceleme yapılması ve buna göre karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda İdare Mahkemesince, tek kişilik bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.”

Danıştay 3. Dairesi Esas Numarası: 2001/3496, Karar Numarası: 2002/4361 ve 19.12.2002 tarihli kararında vergi mahkemesinde bilirkişi incelemesi ile ilgili olarak“…Vergi mahkemesinin temyize konu edilen kararının incelenmesinden, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile de çözümlenebilecek olan dönem sonu stokunun eksik değerlemesiyle ilgili (kumaştan kaynaklanan) matrah farkı hakkında da bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bilirkişinin kendisine yöneltilen sorular doğrultusunda ve ibraz edilen belgeler ışığında yaptığı tespitleri raporun sonuç kısmına aktarırken değerleme dışı bırakılan kumaştan kaynaklanan matrah farkının bu sonuca sehven dahil edilmediği anlaşılmış olup, mahkemece bilirkişi raporunun sonuç kısmındaki değerlendirmelerin olduğu gibi karara alınması nedeniyle dönem sonu stokunda değerleme dışı bırakılan emtiadan kaynaklanan matrah farkı hakkında hüküm kurulmaması, uyuşmazlığın niteliği ve uyuşmazlığın çözümüne ilişkin dayanılan hukuki sebepler ve gerekçelere de yer verilmemesi karşısında, vergi mahkemesi kararı hukuka uygun düşmemiştir.” 

Yine Danıştay 3. Dairesi 2005/2969 Esas, 2006/3233 Karar sayılı kararında idari yargıda bilirkişinin reddi ve bilirkişinin taraflı olması konusunda; “…Vergi dairesince verilen bilirkişinin reddi istemine ilişkin dilekçede; daha önce sunduğu raporlarda yer alan tespitler ve kullandığı üslubun bilirkişinin taraflı olduğunu gösterdiği yönündeki iddialar, hukuk usulü muhakemeleri kanununun 29’uncu maddesinin 6’ncı bendinde düzenlenen bilirkişinin reddi sebepleri arasında değerlendirilmesi gerektiğinden davalı idarece yapılan bilirkişinin reddi talebi kabul edilmeyerek aynı bilirkişinin hazırladığı rapor esas alınarak verilen kararın bozulması gerektiğine” karar vermiştir. Dolayısıyla idare mahkemesinde bilirkişinin taraflı olması halinde bilirkişinin reddi mümkündür.

İdare Hukuku Avukatı

İdare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Akademik kadro bilim sınavına itiraz ile ilgili makalemize buradan,
  • Akademik kadro sınavına itiraz ve iptal davası ile ilgili detaylı bilgiye buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Hizmet tespit davası cevap dilekçesi örneği, örnek dilekçe, adana iş avukatı, hizmet tespit davasına cevap dilekçesi, hizmet tespit davasına cevap

Hizmet Tespit Davası Cevap Dilekçesi

Bu makalemizde hizmet tespit davası cevap dilekçesi örneğine yer verilecektir. Verilen hizmet tespit davası cevap dilekçesi örnek mukabilinde olduğundan somut olaya uyarlanması gerekmektedir. Hizmet tespit davası gibi önem arz eden ve kamu düzeninden sayılan davalarda hizmet tespit davasına cevap dilekçesi yazarken alanında uzman bir adana iş avukatı ndan yardım almanızı tavsiye ederiz.

Hizmet tespit davasına cevap süresi Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereği iki haftadır. Davalı hizmet tespit davasına cevap süresi içinde davaya ilişkin savunmasını, ilk itirazlarını ve delillerini sunmalıdır.

Hizmet Tespit Davası Cevap Dilekçesi Örneği

ADANA … İŞ MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO :

DAVALI : ………………………..

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVACI : ………………………..

KONU : Açılan davaya cevaplarımızın, davaya ilişkin ilk itirazlarımızın ve delillerimizin arzına ilişkin dilekçemizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

1.Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası verilen dosyasında mevcut dava dilekçesi ve tensip zaptı tarafımıza tebliğ edilmiş olup, süresi içinde iş bu hizmet tespit davası cevap dilekçesi içeriğinde, ilk itirazlarımızı ve delillerimizi sunmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

2. Davacı müvekkile ait iş yerinde …/…/….. ila …/…/…… arasında çalışmış olup, sigorta primlerinin eksik ödendiği iddiası ile iş bu davayı ikame etmiştir. Ancak davacının sigortaya bildirilen bu süreler dışında müvekkile ait kurumda hiçbir çalışması bulunmamaktadır. Nitekim davacı müvekkile ait kurumda belirli süreli iş sözleşmeleri ile çalışmış olup, iş sözleşmesini ekte sunuyoruz. (Ek-1) Davacı …/…/…… tarihi ile …/…/…… tarihleri arasında akdedilen iş bu sözleşme gereği müvekkile ait kurumda çalışmış olup, iş sözleşmesini süresinden bitim süresinden önce …/…/…… tarihindeki istifası ile feshetmiştir. Davacıya ait istifa dilekçesi de dilekçemiz ekinde Sayın Mahkemenize sunulmaktadır. (Ek-2)

 

506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesinde ifadesini bulan hizmet tespiti davaları kural olarak bu ödevi yerine getirmeyen işverene karşı açılmalıdır.

3506 sayılı Kanun’un 4. maddesinde; bu Yasa’nın uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişilerin “işveren” olduğu bildirilmiştir. “Çalıştıran” olgusu, tespiti istenen sürelere ilişkin hizmet akdinin tarafı konumunda olan ve hizmet akdini düzenleyen “işvereni” ifade etmektedir. 506 sayılı Yasa’nın 87. maddesinde; “ Bu Kanun’un işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işverenin de sorumlu olacağı ” bildirilmiştir.

506 sayılı Yasa’nın 87. maddesi ile; asıl işveren ile alt işveren arasındaki ekonomik ve mali yönden sorumluluk hukukunun sınırlarının belirlendiği, maddede geçen “ bu Kanun’un işverene yüklediği ödevler ” tanımlamasının asıl işverene, alt işverenin taraf olduğu hizmet sözleşmeleri nedeniyle açılacak hizmet tespiti davalarında pasif husumet ehliyetini amaçlamadığı anlaşılmaktadır.

Bu yönde; hizmet tespiti davalarında, davacının tespitini istediği çalışmanın geçtiği işyerinin sahibi olan gerçek ya da tüzel kişi işverene husumet yöneltilmelidir, işveren dışındaki gerçek ya da tüzel kişilere bu davada husumet yöneltilemez.

4. Davacı ise …/…/… ila …/…/… tarihleri arasındaki çalışmasının sigortaya bildirilmediğini  iddia etmektedir. Müvekkil faaliyetini …/…/… ila …/…/… tarihleri arasında sürdürmüş, daha sonrasında terk etmiştir. Dolayısıyla davacının eldeki hizmet tespit davasında iddia ettiği dönemin müvekkil yönünden bir ilgisi bulunmamaktadır.

5. Davacının açtığı dava kamu düzeni ile ilişkili hizmet tespit davalarının en büyük kötüye kullanımlarından biri olduğu kanaatindeyiz. Davacı eldeki davadamaalesef ki haksız kazanç amacındadır.

HUKUKİ DELİLLER                      :

  1. Davacının SGK dosyası
  2. İşyeri özlük dosyası,
  3. Tanık,
  4. Bilirkişi incelemesi,
  5. Yemin,
  6. Yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.            :

SONUÇ ve İSTEM                           : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde fazlaya ilişin her türlü dava, talep, suç duyurusu ve sair yasal haklarımız saklı kalmak kaydıyla davacının haksız davasının REDDİNE, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Davalı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı var mı, 35 yaş sınırı kalktı, 35/a, 35 yaş sınırı tekrar geldi, araştırma görevlisi 35 yaş yönetmelik, 2547

Araştırma Görevlisi Kadrosunda 35 Yaş Sınırı

Bu makalemizde araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı ile ilgili kısaca bilgi vermeye çalışacağız. Özellikle çeşitli haber kaynaklarında araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı kalktı şeklindeki haberleri halen var olması nedeniyle bu durum karışıklık yaratmaktadır. Araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı konusu internetteki bilgi kirliliği nedeniyle anlaşılmaz duruma gelmiştir.

Araştırma Görevlisi Kadrosunda 35 Yaş Sınırı

Araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı daha öncesinde Yönetmelik hükmü ile düzenlenmiş haldeydi. Düzenlemeye göre Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasındaki “Araştırma Görevlisi
kadrosuna başvurabilmek için ilana ilk başvuru tarihi itibarıyla otuz beş yaşını doldurmamış olmak gerekir.” ibaresi mevcuttu. Araştırma görevliliğine atanmada aranacak yaş şartına ilişkin düzenlemelerin ancak Kanunla yapılabileceği  mevzuatta ise yaş şartına ilişkin herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığı, Yönetmelik hükmüyle otuz beş yaş şartını getiren düzenlemenin ise üst hukuk normlarına aykırı olduğu anlaşıldığından, dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçeleri ile Danıştay 8. Dairesi’nin 2015/14240 Esas, 2019/6854 Karar sayılı kararı ile söz konusu madde iptal edilmiştir. Danıştay’ın söz konusu kararı ile araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı kalkmıştır.

Danıştay’ın söz konusu kararında da dikkat çekildiği ve iptal sebebi yapıldığı üzere yaşa ilişkin düzenlemenin Kanun ile yapılması gerekmektedir. Bu doğrultuda devam eden süreçte araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı yeniden getirilmiştir. 17/05/2020 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 7243 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Kanun‘da araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı ile ilgili düzenlemeye yer verilmiştir. Bu şekilde 2547 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinin (a) fıkrasının birinci paragrafına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Araştırma görevlisi kadrosuna başvurabilmek için sınavın yapıldığı yılın ocak ayının birinci günü itibarıyla otuz beş yaşını doldurmamış olmak gerekir.” Düzenleme ile araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı tekrar geldi.

Dolayısıyla araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı var mı sorusuna cevap evettir. 33/a kadrosu olarak da bilinen araştırma görevlisi kadrosunda 35 yaş sınırı halen mevcut olup, kadroya başvuracak adayların sınavın yapıldığı yılın ocak ayının birinci günü itibarıyla otuz beş yaşını doldurmamış olması gerekir.

İdare Hukuku Avukatı

İdare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Akademik kadro bilim sınavına itiraz ile ilgili makalemize buradan,
  • Akademik kadro sınavına itiraz ve iptal davası ile ilgili detaylı bilgiye buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Disiplin soruşturmasına savunma örneğine buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.