
Dayanaksız Etik İhlal İsnadı Sorumluluk Doğurur mu?

Dayanaksız etik ihlal isnadı, somut şartların varlığı halinde hukuki, cezai ve disiplin sorumluluğuna yol açabilir. Ancak etik kurulun ihlal bulunmadığına karar vermesi tek başına şikâyetçinin sorumluluğunu tek başına doğurmaz. Burada şikâyetin dayanaksızlığı, kötü niyetin varlığı ve tarafların statüsü ayrı ayrı incelenmelidir.
Hangi İsnat Etik İhlal, Hangisi Suç İsnadıdır?
Etik ihlal iddiaları özü itibariyle bilimsel araştırma ve yayın kurallarına aykırılıklarla ilgilidir. Bilimsel yayınlarda ortaya çıkan intihal, sahtecilik, uydurma, dilimleme veya mükerrer yayın gibi fiiller bu kapsamda değerlendirilir. Bu noktada akademik kurumların uyguladığı bilimsel araştırma ve yayın etiği yönergesi ile genel ceza ve disiplin kurallarının hukuki rejimlerini mutlaka birbirinden ayırmak gerekir. Etik kurullar tarafından yapılan akademik incelemeler ve varılan etik ihlal tespitlerinden doğrudan, otomatik olarak bir disiplin cezası ya da suç sonucu çıkarılması hukuken mümkün değildir. Her idari veya adli yaptırım kendi özel mevzuatındaki açık kanuni dayanağa muhtaçtır.
Aynı somut olay hem etik ihlal hem disiplin suçu hem de ceza sorumluluğu doğurabilecek nitelikte olabilir ve bu sorumluluk türleri birbirini dışlamaz. Ancak suç isnadı ile etik ihlal isnadı farklı hukuki ifadelerdir. Şikayet dilekçesinin yalnızca ismine veya başlığına bakarak karar verilemez. Burada dilekçedeki somut fiil, sunulan bilgi, isnadın somut dayanağı ve hedef alınan kişinin akademik statüsü incelenir. İsnatların ulaştığı hukuki boyut, her davanın kendi somut koşullarına ve tarafların konumuna göre belirlenmektedir.
Dayanaksız Etik İsnat Mevzuatta Nasıl Düzenlenmiştir?
Yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik personelin sorumluluk rejimini belirleyen kurallar, kanun ve ikincil mevzuat düzeyinde farklılaşmaktadır. Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi m.4/2-f bendi uyarınca “Dayanaksız, yersiz ve kasıtlı olarak etik ihlal isnadında bulunmak” diğer etik ihlal türleri arasında sayılmıştır. Bu ihlalin gerçekleşmesi için dayanaksızlık, yersizlik ve kasıt unsurlarının somut olgularla ortaya konması gerekir. Sırf etik ihlal başvurusunun reddedilmiş olması, başvurunun otomatik olarak kötü niyetle veya bu unsurları taşıyarak yapıldığı anlamına gelmez. Yönergenin 10. maddesinin 1. fıkrası, bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırı eylemlerde bulunduğu tespit edilen kişiler hakkında ilgili mevzuat uyarınca gerekli disiplin işlemleri ile diğer idari, hukuki ve cezai işlemlerin yükseköğretim kurumunca yapılacağını öngörür. Görüldüğü üzere, yönerge kendi başına doğrudan bir hapis veya belirli bir disiplin cezası koymamakta, yaptırım için kanuni düzenlemelere atıf yapmaktadır.
Buna karşılık, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.53/b-3-ı bendi, aylıktan veya ücretten kesme cezasını gerektiren fiiller arasında “Dayanaksız, yersiz ve kasıtlı olarak suç isnadında bulunmak” fiilini saymıştır. Bu kanun bendi, lafzı itibarıyla etik ihlal isnadı terimini içermez, doğrudan suç isnadı ifadesini kullanır. Dolayısıyla, bir öğretim üyesinin başka bir meslektaşı hakkında yaptığı asılsız etik ihbarının otomatik olarak 2547 sayılı Kanun m.53/b-3-ı bendi kapsamında aylıktan kesme cezasıyla cezalandırılması mümkün değildir. Etik ihlallerle ceza kanunlarında düzenlenen suçlar aynı hukuki alana dokunsa da disiplin hukuku bakımından cezaların kanuniliği ve tipiklik ilkesi gereği her somut eylemin unsurları kendi maddesi çerçevesinde gerekçelendirilmelidir. Suç isnadı terimi her etik iddiayla otomatik olarak eşitlenemez; şikâyete konu fiilin niteliğine göre uygulanacak disiplin bendinin gerekçelendirilmesi gerekir. Disiplin amirleri veya kurulları, etik şikâyetinin reddedilmiş olmasını doğrudan doğruya kanundaki suç isnadı bendiyle cezalandırma yoluna gidemezler. Eylemin unsurlarının hangi disiplin hükmüne uyduğu belirlenmeli ve soyut kabullerden kaçınılmalıdır. Bu süreçte karşılaşılabilecek asılsız ithamlara karşı etik ihlal savunması süreçlerinin usulüne uygun yürütülmesi gerekir. Ayrıca, idare tarafından verilebilecek haksız etik ihlal cezaları karşısında yargı yoluna başvurulması ve bu yaptırımların iptalinin talep edilmesi yasal bir haktır.
Haksız Şikâyet Manevi Tazminat Doğurur mu?
Kişilik Haklarının Korunması ve Görevli Mahkeme
Dayanaksız şikâyet ve ihbarlar, muhatabın mesleki saygınlığını, akademik unvanını ve manevi bütünlüğünü zedelediğinde özel hukuk sorumluluğu gündeme gelir. Türk Medeni Kanunu m.24 uyarınca, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. TMK m.25 ise bu korumanın yollarını düzenlemektedir; mağdur, saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini veya sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini talep edebilir. Bununla birlikte, kararın üçüncü kişilere bildirilmesi, düzeltme yapılması veya kararın yayımlanması da istenebilir. Kişilik hakkının korunması davaları, davacının kendi yerleşim yerinde veya davalının yerleşim yerindeki mahkemede açılabilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.2 uyarınca, şahıs veya malvarlığı davalarında aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemeleri görevlidir. Ancak idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan veya idari kararların iptaline yönelik uyuşmazlıklar idari yargı kolunda çözülmeli, kişilerin şahsi haksız fiillerinden doğan tazminat talepleri ise asliye hukuk mahkemelerinde ileri sürülmelidir.
Haksız Şikâyet Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Koşulları
Haksız şikâyet nedeniyle manevi tazminat taleplerinde Türk Borçlar Kanunu m.49, m.50 ve m.58 hükümleri uygulanır. TBK m.49 uyarınca, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlü kılınmıştır. TBK m.50 uyarınca, zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat etmek zorundadır. Akademik unvanların gecikmesi, projelerin durdurulması veya idari soruşturma nedeniyle uğranılan maddi kayıpların tazmini için fiil ile meydana gelen zarar arasında açık bir nedensellik bağının kurulması şarttır; salt bir etik inceleme geçirilmiş olması tüm maddi kayıpları kendiliğinden kanıtlamaz. Kişilik hakkının zedelenmesi durumunda ise TBK m.58 uyarınca manevi tazminat talep edilebilir.
Şikâyetçinin elinde bazı belgelerin bulunması kendisini tazminat sorumluluğundan tamamen korumaz. Şikâyet hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığı belirlenirken, eldeki emarelerin niteliği, şikâyet dilekçesinde seçilen ağırlaştırıcı ve suçlayıcı üslup, başvurunun gerçek amacı ve uyuşmazlığın arka planı bir bütün olarak değerlendirilir. Şikâyet başvurusunun etik kurullarca reddedilmiş olması tek başına kötüye kullanımın kesin kanıtı olmasa da, hiçbir somut ve makul emareye dayanılmaksızın ağır suçlamalar yöneltilmesi kişilik haklarının ihlal edildiğini gösteren temel etkendir. Akademisyenlerin bu süreçlerde hukuki haklarını korumak adına bir etik ihlal avukatı desteği almaları mümkündür.
Yargıtay'ın Haksız Şikâyet ve Manevi Tazminat Kararı
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 04.03.2024 tarihli, E.2023/10701, K.2024/2400 sayılı onama kararı, haksız şikâyet nedeniyle tazminat sorumluluğunun sınırlarını göstermektedir. Bu davaya konu olayda, davalı taraf Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına bir şikâyet dilekçesi vererek, davacı akademisyenin yayınladığı bir makalenin akademik sahtekarlık ve dolandırıcılıktan ibaret olduğunu ileri sürmüş, makalenin yayından kaldırılmasını talep etmiş ve yazarlar hakkında nitelikli dolandırıcılık ile haksız akademik çıkar sağladıkları iddiasıyla disiplin ve ceza soruşturması açılmasını istemiştir. İlk derece mahkemesi olan asliye hukuk mahkemesi, davalının sahtekarlık ve dolandırıcılık ithamlarının kanıtlanamadığını, şikâyet hakkının yasal sınırlarının aşıldığını belirterek davanın kısmen kabulü ile 10.000 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar vermiştir. Davalının temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince, iddialar hakkında en ufak bir zayıf veya dolaylı emarenin dahi bulunmadığı ve şikâyet hakkının meşru sınırlarının aşıldığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararı onanmıştır.
Önemli Not: Kararda hükmedilen 10.000 TL manevi tazminat tutarı, somut olayın gerçekleştiği tarihe ve dosya koşullarına ait olup, günümüzdeki davalar için standart veya bağlayıcı bir nitelik taşımaz.
İftira Suçu İçin Bilme Unsuru Neden Ayrıca Aranır?
Türk Ceza Kanunu Kapsamında İftira Suçunun Unsurları
Türk Ceza Kanunu'nun 267/1 maddesi uyarınca iftira suçunun oluşabilmesi için yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın yayın yoluyla, işlenmediği bilinen bir hukuka aykırı fiilin somut bir kişiye isnat edilmesi gerekir. Failin, isnat ettiği fiilin mağdur tarafından işlenmediğini kesin olarak bilmesi ve mağdur hakkında bir soruşturma veya kovuşturma başlatılması ya da idari bir yaptırım uygulanması amacıyla hareket etmesi şarttır. Dolayısıyla, salt delil yetersizliğinden veya başka bir nedenle kanıtlanamamış iddiaların ileri sürülmesi tek başına iftira suçunu oluşturmaz. İftira suçu ancak bu özel kastın ve kanunda belirtilen tüm unsurların birlikte gerçekleşmesiyle vücut bulur.
Hakaret Suçu ve Kamu Görevlisine Karşı İşlenmesi
Hakaret suçu yönünden ise TCK m.125 hükümleri dikkate alınır. Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da sövmek suretiyle hakaret suçu işlenebilir. Mağdurun gıyabında hakaret suçunun cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi şarttır. Hakaret suçunun TCK m.125/3-a bendi uyarınca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde cezanın alt sınırı artırılır. Ancak bu nitelikli halin uygulanabilmesi için sadece mağdurun kamu görevlisi statüsünde olması yetmez; yöneltilen ithamın doğrudan kamu görevlisinin yürüttüğü görevle bağlantılı olması gerekir.
İddia ve Savunma Dokunulmazlığının Sınırları
Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı, yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvurulardaki ifadeler bakımından önem taşır. Bu korumadan yararlanılabilmesi için iddia ve savunma kapsamında somut isnatların veya olumsuz değerlendirmelerin yapılmış olması gerekir. Bu korumanın koşulu, bu isnat ve değerlendirmelerin gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla doğrudan bağlantılı olmasıdır. Hakaret suçu yönünden sağlanan bu yasal dokunulmazlık, tüm suç tipleri için sınırsız bir bağışıklık anlamına gelmez. Eğer isnatlar iftira niteliğindeyse, eylem TCK 267. maddesi hükümleri dairesinde ayrıca ve bağımsız şekilde suç unsurları açısından analiz edilir.
Devlet Memurunun Asılsız Şikâyeti Üzerine Hangi Disiplin Hükümleri İşletilir?
657 Sayılı Kanun m.25 Kapsamında Devlet Memurunun Korunması
İsnatta bulunan kişinin Devlet memuru olması halinde, kamu hizmetinin vakarını ve kurum içi huzuru korumak amacıyla disiplin hukuku devreye girer. Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.25’te düzenlenen koruma, asılsız ithamlara maruz kalan mağdur Devlet memurunu korumaya yöneliktir. Bu koruma, şikâyetçinin disiplin sorumluluğundan ayrı bir müessesedir ve koruma hükmünün işletilmesi için şikâyet edenin de memur olması şartı aranmaz. Söz konusu maddenin uygulanabilmesi için; memurlar hakkında garaz veya mücerret hakaret için uydurma bir suç isnadı suretiyle ihbar veya şikâyette bulunulmuş olması ve yapılan soruşturma veya yargılamanın tabi olduğu kanuni işlem sonucunda isnadın sabit olmaması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu koşullar oluştuğunda, merkezde en büyük amir, illerde ise vali, isnatta bulunanlar hakkında kamu davası açılmasını Cumhuriyet savcılığından talep etmekle yükümlüdür. Dolayısıyla, her asılsız etik şikâyet otomatik olarak bu madde kapsamındaki koşulları sağlamaz; uydurma bir suç isnadının bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Devlet Memurları Kanunu'ndaki Disiplin Cezası Tipleri
İhbarı veya şikâyeti gerçekleştiren kişinin bizzat 657 sayılı Kanun’a tabi bir memur olması durumunda ise eyleminin niteliğine göre m.125’teki disiplin cezası tipleri gündeme gelebilir. Bu kapsamda uygulanabilecek olası disiplin cezası bentleri şunlardır:
- m.125/A-d (uyarma): "Usulsüz müracaat veya şikayette bulunmak." (Bu bent, şikâyetin esastan asılsız olmasını değil, hiyerarşik silsileye veya usul kurallarına aykırı biçimde yapılmasını cezalandırır. Usulüne uygun olarak verilmiş bir dilekçe, sadece içeriği kanıtlanamadı diye bu bent kapsamında cezalandırılamaz).
- m.125/B-d (kınama): "Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak."
- m.125/B-l (kınama): "Kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak."
- m.125/C-ı (aylıktan kesme): "Hizmet içinde Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak."
- m.125/D-d (kademe ilerlemesinin durdurulması): "Amirine veya maiyetindekilere karşı küçük düşürücü veya aşağılayıcı fiil ve hareketler yapmak."
5176 Sayılı Kanun Neden Üniversite Etik Başvurusuna Uygulanmaz?
5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, üniversitelerdeki bilimsel araştırma ve yayın etiği incelemelerinde esas alınmaz. Zira 5176 sayılı Kanun m.1 fıkra 3 uyarınca; Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve Bakanlar, Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı mensupları ile birlikte üniversiteler hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.
Bu yasal muafiyet nedeniyle, 5176 sayılı Kanun’un 4. maddesinin 3. fıkrasında yer alan ve kamu görevlilerini karalama amacı güden, haklı bir gerekçeye dayanmayan, başvuru konusuyla ilgili yeterli bilgi ve belge sunulmamış başvuruların değerlendirmeye alınmayacağına ilişkin kural, üniversite bünyesindeki etik kurullar yönünden doğrudan yasal dayanak teşkil etmez. Üniversitelerdeki bilimsel araştırma ve yayın etiği kurulları, çalışmalarını kendi özel yönergeleri ve 2547 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yürütürler. Dolayısıyla, üniversite etik kuruluna yapılan başvurularda 5176 sayılı Kanun m.4/3 hükmü doğrudan bu akademik kurullara dayanak oluşturmaz. Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi m.12'de yer alan aynı iddia ve aynı esere ilişkin başvuruların incelenemeyeceği yönündeki hüküm ise kendi özel düzenlemesidir.
Sonuç
İsnadın niteliği, somut dayanağı ve tarafların akademik statüsü, olayda uygulanacak sorumluluk rejiminin sınırlarının çizilmesinde esas alınır.
Sık Sorulan Sorular
Dayanaksız etik ihlal isnadında bulunmak disiplin cezası gerektirir mi?
Yönergenin 4/2-f maddesindeki etik ihlal tanımı ve 10/1 maddesindeki mevzuat yaptırımlarına yapılan atıf önem taşımaktadır. Ayrıca 2547 sayılı Kanun'un 53/b-3-ı maddesi uyarınca asılsız suç isnadı aylıktan veya ücretten kesme cezasını gerektirebilir. Ancak her haksız etik ihlal iddiası bu bent kapsamında otomatik olarak değerlendirilemez. İlgili bentteki ceza koşullarının oluşup oluşmadığı, somut olayın özelliklerine göre idare tarafından ayrıca belirlenmelidir. Yönerge hükümleri kanun yerine geçip yeni disiplin cezası ihdas edemez.
Haksız bir akademik şikâyet nedeniyle manevi tazminat davası açılabilir mi?
Haksız akademik şikayetlerde kişilik hakkı ihlal edilenler, TMK 24 ve TBK 58 maddeleri uyarınca manevi tazminat talebinde bulunabilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 04.03.2024 tarihli, E.2023/10701 ve K.2024/2400 sayılı kararında, dosyada zayıf veya dolaylı emare dahi bulunmayan ithamlar nedeniyle hükmedilen on bin Türk Lirası tutarındaki manevi tazminat kararı onanmıştır. Ancak her uyuşmazlık kendi somut şartlarında incelenmeli, salt şikayetin reddedilmiş olması hakkın kötüye kullanılması olarak genellenmemelidir.
Tazminat davalarında zamanaşımı süreleri nasıl belirlenir?
Türk Borçlar Kanunu m.72 uyarınca haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Eğer haksız fiil aynı zamanda ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı öngörülen cezayı gerektiren bir eylem ise, tazminat davasında ceza kanunlarında bu fiil için öngörülen daha uzun zamanaşımı süresi uygulanır. Bu durum tazminat dışı idari dava sürelerine uygulanmaz.
Asılsız ihbarda bulunan kişi iftira suçundan mahkûm edilebilir mi?
Türk Ceza Kanunu m.267/1 uyarınca iftira suçunun oluşması için failin yetkili makamlara veya basın-yayın yoluyla, hukuka aykırı fiilin işlenmediğini bilerek, muhatap hakkında soruşturma/kovuşturma başlatılması veya idari yaptırım uygulanması amacıyla asılsız isnatta bulunması gerekir. Sadece iddiaların kanıtlanamamış olması iftira suçunu oluşturmaz; failin hukuka aykırı fiilin işlenmediğini bildiğinin ve bu özel amaçla hareket ettiğinin tespiti şarttır.
Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu'ndaki asılsız şikâyet kuralı üniversitelerde uygulanır mı?
Uygulanmaz, zira 5176 sayılı Kanun m.1 fıkra 3 uyarınca üniversiteler bu kanunun kapsamı dışındadır. Bu nedenle, kanunun m.4/3 hükmünde yer alan kural üniversite bünyesindeki bilimsel araştırma ve yayın etiği kurullarına doğrudan dayanak oluşturmaz. Üniversitelerdeki etik incelemelerde YÖK Yönergesi m.12'deki aynı iddia ve aynı esere ilişkin özel hüküm gibi kendi düzenlemeleri esas alınır.
İddia ve savunma dokunulmazlığı her türlü asılsız isnadı cezadan korur mu?
Hayır, korumaz. Türk Ceza Kanunu m.128 uyarınca iddia ve savunma dokunulmazlığı, hakaret suçu ve idari başvurulardaki belirli isnatlar yönünden geçerli olup, iftira gibi tüm suçları kaldıran genel bir bağışıklık sağlamaz. Tamamen dayanaksız ve uyuşmazlıkla ilgisi olmayan asılsız ithamlarda her sorumluluk türünün (cezai, hukuki ve disiplin) unsurları ayrıca aranır ve şartları varsa ilgili sorumluluk türü doğabilir.
Devlet memurlarının asılsız şikâyetleri durumunda 657 sayılı Kanun hangi disiplin cezalarını öngörür?
Devlet memurunun asılsız şikâyette bulunması halinde, eylemin niteliğine göre 657 sayılı Kanun m.125 uyarınca disiplin cezası verilebilir. Bunlar arasında usulsüz müracaat için uyarma (m.125/A-d), huzur bozma için kınama (m.125/B-l), itibar sarsıcı davranışlar için aylıktan kesme (m.125/C-ı) veya amiri küçük düşürücü hareketler için kademe ilerlemesinin durdurulması (m.125/D-d) cezaları olası tipler olarak yer alır. Ancak Danıştay 12. Dairesinin E.2023/5177, K.2024/4839 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, eylemin kanundaki tipe tam uyması (tipiklik) şarttır.
Bir akademik çalışma hakkında aynı iddialarla tekrar etik ihlal başvurusu yapılabilir mi?
Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi m.12 uyarınca, daha önce incelenen ve esası hakkında bir karar verilen eserlere ilişkin aynı iddialarla yapılan başvurularda yeniden bir inceleme yapılamaz. Bunun için başvuru konusu eserlerin ve iddiaların tamamen aynı olduğunun ilgili etik kurul tarafından tespit edilmesi gerekmektedir.
Büken Hukuk bürosu, akademik soruşturmalar, haksız yaptırımların iptali, idari davalar ile kişilik haklarının korunması ve manevi tazminat süreçlerinde kapsamlı hukuki danışmanlık ve temsil hizmeti sunmaktadır. Yaşanılan akademik uyuşmazlıklarda hak kaybı yaşanmaması adına, durumun gidişatını etkileyen tüm etkenlerin dosyaya özgü tahlili ve hukuki değerlendirmesi için iletişim sayfası adresi üzerinden görüşme talep edilebilir.
Yasal Uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olaya ilişkin hukuki görüş niteliği taşımaz. İçerikte yer alan bilgiler, yayın tarihindeki mevzuat ve uygulama esas alınarak hazırlanmış olup zaman içinde değişiklik gösterebilir. Her dosya kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Kaynaklar
- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.53 — Mevzuat Bilgi Sistemi, tam metin (erişim: 28.09.2026)
- Yükseköğretim Kurumları Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi m.4, m.10 ve m.12 — YÖK resmî metin, tam metin (erişim: 28.09.2026)
- 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun m.1 ve m.4 — Mevzuat Bilgi Sistemi, tam metin (erişim: 28.09.2026)
- 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.25 ve m.125 — Mevzuat Bilgi Sistemi, tam metin (erişim: 28.09.2026)
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.125, m.128 ve m.267 — Mevzuat Bilgi Sistemi, tam metin (erişim: 28.09.2026)
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.24 ve m.25 — Mevzuat Bilgi Sistemi, tam metin (erişim: 28.09.2026)
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.49, m.50, m.58 ve m.72 — Mevzuat Bilgi Sistemi, tam metin (erişim: 28.09.2026)
- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E.2023/10701, K.2024/2400, 04.03.2024 — Bedesten tam metin (erişim: 28.09.2026)
- Danıştay 12. Daire, E.2021/1586, K.2022/386, 09.02.2022 — Bedesten tam metin (erişim: 28.09.2026)
- Danıştay 12. Daire, E.2023/5177, K.2024/4839, 07.11.2024 — Bedesten tam metin (erişim: 28.09.2026)
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.2 — Mevzuat Bilgi Sistemi, tam metin (erişim: 28.09.2026)
Bağlantılı Makaleler
Bu Makalede Bahsedilen Yazılar (3)

Etik İhlal Savunması Nasıl Hazırlanır? 2026
Etik ihlal savunması; isnat, deliller, yayın dosyası, savunma hakkı ve karar sonrası süreç birlikte değerlendirilerek hazırlanmalıdır.

Etik İhlal Cezaları Nelerdir?
Bu makalemizde etik ihlal cezaları nelerdir , hangi durumda akademik etik ihlal cezaları gündeme gelir gibi sorulara cevap arayacağız. Bu yazımız etik ihlal cez

Etik İhlal Avukatı
Etik ihlal avukatı neden gerekli? Etik disiplin soruşturmasında savunma, dilekçe, itiraz ve dava süreçlerinde hukuki destek rehberi.
