Kategori: Genel

Asgari Ücret Foto

Asgari Ücretin Altında Maaş Ödenmesi

Bu yazımızda, asgari ücret, işçiye asgari ücretten az maaş ödenmesi halinde uygulanacak yaptırımlar ve asgari ücretten az maaş alan işçinin haklarının neler olduğu kısaca ele alınacaktır.

Asgari ücret 4857 sayılı Kanun’un 39. Maddesinde tanımlanmış olup, bir işçiye ödenebilecek en az-asgari maaş miktarıdır. Buna göre,  “İş sözleşmesi ile çalışan ve bu Kanunun kapsamında olan veya olmayan her türlü işçinin ekonomik ve sosyal durumlarının düzenlenmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca Asgari Ücret Tespit Komisyonu aracılığı ile ücretlerin asgari sınırları en geç iki yılda bir belirlenir.”

İşçiye Asgari Ücretin Altında Maaş Ödenmesi Yasaklanmıştır. Asgari Ücretin Altında Maaş Ödeyen İşverenler Para Cezası Ödemekle Karşı Karşıya Kalabilirler.

2019 yılı için asgari ücret, brüt 2.558,00 TL, net 2.020,00 TL olup, bu miktarın altında maaş belirlenmesi mümkün değildir. Kanunun emredici emri bu şekilde olmakla beraber, uygulamada pek çok işçinin asgari ücretin altında maaşla çalıştırıldığına şahit olmaktayız.

İşçiye asgari ücretten az maaş ödenmesi yasak olduğu gibi, asgari ücretin altında çalışan işverene cezai yaptırım uygulanması da öngörülmüştür. 4857 s. İş Kanunu’nun 102. Maddesine göre; “…Asgari ücreti işçiye ödemeyen veya noksan ödeyen, ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını zorunlu tutulduğu halde özel olarak açılan banka hesabına ödemeyen işveren, işveren vekili ve üçüncü kişiye bu durumda olan her işçi ve her ay için yüzdoksanbir (191) Türk Lirası idari para cezası” uygulanması öngörülmüştür.

Yani işveren, 2018 yılı için asgari ücretin altında maaş ödediği her bir işçisine, asgari ücretin altında maaş verdiği her bir ay için 191 TL idari para cezası ödeyecektir.

Asgari Ücretin Altında Maaş Ödenmesi İşçi İçin Haklı Fesih Nedenidir.

İşçinin durumu ve yaptığı iş ne olursa olsun, asgari ücretin altında ücret belirlemesi yapılabilmesi mümkün değildir.  Kendisine asgari ücretin altında maaş ödemesi yapılan işçi, iş akdini bu nedenle feshedebilir ve fesih sonucunda eğer kanunun belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışma ve en az bir yıl kıdem şartlarını taşıyorsa kıdem tazminatına ve her halükarda kendisine ödenen ücret ile asgari ücret arasındaki maaş farkını almaya hak kazanır.

İş akdinin işçi tarafından feshedilmesi halinde işverene yapılacak istifa bildiriminin, kanunun aradığı şartlara uygun olması ve ispat edilebilir olması gerekmektedir. Bu nedenle yapılacak işlemlerin iş hukuku konusunda uzman bir avukat yardımıyla yapılması en önemli tavsitemizdir.

Unutulmamalıdır ki, işçiye en az asgari ücret oranında maaş ödenmesi hem kanuni hem de ahlaki bir yükümlülüktür.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Disiplin Soruşturması ve Soruşturmacının Tarafsızlığı

Memur Disiplin Soruşturması ve Tarafsızlık

Bu makalemizde memur disiplin soruşturması,memur disiplin soruşturması amacı, disiplin hukuku, savunma hakkı ve soruşturmada tarafsızlık, davacı vekilliğini yürüttüğümüz bir idare mahkemesi kararı doğrultusunda değerlendirilmiştir.

Disiplin soruşturmasına atanan soruşturmacıların “tarafsız olmadığını ileri sürmenin” hak arama özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dair idare mahkemesi kararı makalemiz sonunda yer almaktadır.

Disiplin soruşturması;

Usulüne uygun soruşturma emri ile başlayan uzun bir süreçtir. Bu süreç disiplin cezası vermeye yetkili amirin soruşturma emrini vermesiyle başlar. Disiplin amiri memur disiplin soruşturmasını görevlendireceği soruşturmacılara  yaptırabilir.

Disiplin soruşturmasında amaç, disiplin suçu isnat edilen memurun gerçekten böyle bir fiil işleyip işlemediğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konmasıdır. Bu doğrultuda görevlendirilen soruşturmacı gerçeklerin ortaya çıkarılabilmesi, fail veya faillerin tespit edilebilmesi için delil toplayabilir. Disiplin suçu isnat edilen memurun hem aleyhine hem de lehine olabilecek nitelikteki tüm delillerin toplanması gerekir.

Dolayısıyla;

Görevlendirilen soruşturmacıların memur disiplin soruşturmasını yürütürken tarafsız davranmaları oldukça önemlidir. Örneğin, memur disiplin soruşturması, soruşturma konusu fiilin mağduru konumunda olan veya soruşturulan kişi ile husumeti bulunan kişi muhakkik olamaz. Veya tarafsızlığı hakkında ciddi iddialar bulunan birinin soruşturmacı olarak atanabilmesi mümkün değildir. Aksi davranış disiplin hukukuna aykırı olur.

Eğer soruşturma konusu fiilin mağduru konumunda olan, soruşturulan kişiyle husumeti bulunan yada tarafsızlığı hakkında ciddi iddialar bulunan kişi memur disiplin soruşturması muhakkiki olarak atandı ise bu usule aykırı bir işlemdir. Bu işleme itiraz edilmesi gerekir.

Aşağıda yer verilen mahkeme kararına konu olayda ….. Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan davacı, kendisi hakkında daha önce yapılan bir soruşturmada yaptığı savunmasında, soruşturmacı olarak atanan kişilerin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmiştir. Davacı, soruşturmacılardan bazılarıyla husumetinin bulunduğunu bu nedenle değiştirilmeleri gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunacağı ve dava açacağı yönünde itiraz ve savunmalarda da bulunmuştur.

Bu savunma ve itirazları nedeniyle davacı hakkında ikinci bir disiplin soruşturması açılmış, “dayanıksız, yersiz ve kasıtlı olarak suç isnadında bulunmak” suçunu işlediği kanaatiyle 1/30 oranında aylıktan kesme cezası verilmiştir.  Verilen disiplin cezasına karşı tarafımızca iptal davası açılmıştır.

Açılan dava sonucunda DAVAMIZ KABUL EDİLMİŞ, İDARİ İŞLEM (disiplin cezası) İPTAL EDİLMİŞTİR.

Adana İdare Mahkemesi tarafından verilen KARARDA özetle;

“… Davacının kendisi hakkında yürütülen soruşturmada, soruşturmayı yürüten komisyon üyelerinden bazılarıyla aralarında kişisel husumet bulunduğu, bu kişilerin değiştirilmesi gerektiği, tarafsız olmadıklarını bu nedenle haklarında suç duyurusunda bulunacağı yönünde beyanları açıkça bir tehdit veya psikolojik bir baskı olmadığı. Bu nedenle 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu 53. maddesinin (b) bendinin 3. Fıkrasının (ı) alt bendinde belirtilen ”dayanıksız, yersiz ve kasıtlı olarak suç isnadında bulunmak” suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından dava konusu disiplin cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır…” denilerek dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Sonuç olarak,

Disiplin soruşturmasında soruşturmacının tarafsız davranması hayati öneme sahiptir. Atanan soruşturmacının tarafsız davranmaması halinde gerekli itirazlar yapılmalı ve soruşturmacıların değiştirilmesi istenmelidir. Bu itirazda bulunmak hak arama özgürlüğü kapsamındadır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

ksg 1_0001
ksg2
ksg3

Suçun Gece Vakti İşlenmesi

Suçun Gece Vakti İşlenmesi

Bu yazımızda, TCK’na göre “gece vakti” kavramını, hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali ve yağma suçlarının gece vakti işlenmesi durumunda ne olacağını ve yargılama sırasında suçun gece vakti işlenip işlenmediğinin nasıl tespit edileceğini kısaca izah etmeye çalışacağız.

Türk Ceza Kanunu’nun 6/1-e maddesine göre; Gece vakti deyiminden; güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi anlaşılmaktadır. Aynı şekilde Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 4. Maddesinde de Gece vakti: Güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden süreyi ifade eder denilerek aynı doğrultuda bir tanımlama yapılmıştır.

Buna göre bazı suçların gece vakti işlenmesi halinde suç zaman bakımından nitelikli hale gelir. Örneğin konut dokunulmazlığının ihlali, hırsızlık ve yağma suçlarının gece vakti işlenmesi halinde gündüz vakti işlenmesine göre daha fazla ceza öngörülmüştür. TCK’nun 143. maddesine göre,  hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Yine TCK’nun 149. maddesine göre yağma suçunun gece vaktinde işlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

SUÇUN GECE VAKTİ İŞLENMESİ NEDEN CEZAYI ARTIRICI BİR NEDEN OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR?

“Gece vakti insanları daha korunmasız hale getirir. İnsanların her zaman ama özellikle bu saatlerde güven ortamına daha fazla ihtiyaçları vardır. Kişi tenha bir sokakta yalnızdır. İşyerleri sahipsiz durumdadırlar. Evlerindeki insanlar uykudadırlar. Karanlık, suç işlemek arzusundakileri gizler, rahat hareket etmelerine imkân sağlar. Sokakta, işyerinde, evde neresi olursa olsun, suç işlemek ve uzaklaşmak gündüze oranla iyice kolaylaşmıştır. Sonuç olarak, suçun gece vakti işlenmesi o suça verilen cezasının artırılmasına yol açar” (Noyan, 2007)

Uygulamada güneşin saat kaçta doğduğu ve kaçta battığı suçun gece vakti işlenip işlenmediğinin tespitinde hayati öneme sahiptir. Güneşin saat kaçta doğuğ battığının tespitinde; müftülükten, meteorolojiden veya Adli Tıp Kurumundan, suçun işlendiği günün güneşin doğum-batım saatlerinin gönderilmesi istenebilir.

Yargılama sırasında suçun gece vaktine denk gelen zaman diliminde işlenip işlenmediğinin tespit edilmesi, kesin olarak saptanması ve bu husustaki kanıtların neler olduğunun kuşkuya yer vermeyecek şekilde karar yerinde açıklanıp tartışılması gerekir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Noyan, E., 2007. Ceza Davası, Ankara.  https://books.google.com.tr/books?id=nGRoBgAAQBAJ&.

Boşanma Davası Nedir?

Boşanma Davası Nedir?

Boşanma eşlerin evlilik birliğini devam ettiremeyecek durumda olması halinde, evliliğin hakim kararı ile sona erdirilmesidir.

Boşanma kararı eşlerin boşanma, ve nafaka, velayet, velayet paylaşımı, çocukla kişisel ilişki kurulması, mal paylaşımı, düğün takıları, tazminat vb hususlarda anlaşmış olmaları halinde anlaşmalı boşanma davası sonucunda sağlanabilir. Dava, eşlerin bu hususlardan herhangi birinde anlaşamaması halinde çekişmeli boşanma davası şeklinde de açılabilir.

İş bu makalemizde çekişmeli boşanma davası ve sonuçları incelenecek olup, anlaşmalı boşanma davasıyla ilgili ayrıntılı bilgi almak için buraya tıklayarak makalemizi okuyabilirsiniz.

Boşanma Sebepleri Nelerdir?

Medeni Kanunumuza göre, boşanmanın mutlaka bir sebebe dayanması gerekmektedir. Bu nedenle boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu’nun 161 ila 166 maddeleri arasında sınırlı biçimde belirlenmiştir. Kanuna göre boşanma sebepleri, zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme,terk akıl hastalığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılması, eşlerin anlaşması (anlaşmalı boşanma) ve boşanma davasının reddinden itibaren geçen üç yıl içinde ortak hayatın yeniden kurulamaması hallerdir.

Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Boşanma davası bir dava dilekçesi ile aile mahkemesinde açılır. Davayı açan tarafın dilekçesinde boşanma nedenini açıklaması, delillerini eklemesi, tanıklarını bildirmesi ve toplanacak delillerinin neler olduğunu açıkça bildirmesi gerekmektedir.

Yetkili aile mahkemeleri ise, davacı eşin yerleşim yeri aile mahkemesi, davalı eşin yerleşim yeri mahkemesi veya eşlerin son altı aydır birlikte oturdukları yer aile mahkemesi olabilir. Dava bu yerlerden herhangi birinde açılabilecek olup, nerede açılırsa orada devam edeceğinden, davayı ilk olarak kimin açtığı önem arz etmektedir.

Boşanma Davası Nasıl İspat Edilir?

Medeni Kanunumuz, boşanma davalarına diğer davalara göre ispat konusunda bir kısım özel düzenlemeler ile aile mahkemesi hakimine delilleri serbestçe takdir edebilme imkanını vermiştir. Medeni Kanunumuzun  184. Maddesine göre; “Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re’sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder. Boşanma veya ayrılığın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.”

Dolayısıyla boşanma davalarında boşanma nedeninin net biçimde belirtilmesi ve açıklanması, delillerin bildirilmesi ve toplanması oldukça önem arz etmektedir. Zira aile mahkemesi hakiminin benimsenen vicdani delil sistemi gereğince, ileri sürülen olayların gerçekten mevcut olduğuna vicdanen kanaat getirmezse, bunlar ispat edilmiş olsa bile davayı reddedebilecektir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Anlaşmalı Boşanma Protokol Örneği

Anlaşmalı Boşanma Protokol Örneği

Anlaşmalı boşanma için eşlerin boşanma ve nafaka, velayet, velayet paylaşımı, çocukla kişisel ilişki kurulması, mal paylaşımı, düğün takıları, tazminat vb hususlarda anlaşmış olmaları ve bu anlaşmayı bir protokol ile resmileştirmiş olması gerekmektedir. Anlaşmalı boşanma davaları ile ilgili ayrıntılı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Anlaşmalı boşanma davası açabilmek için eşler arasında imza edilmesi gereken protokol örneği bu şekilde olabilir:

ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOL ÖRNEĞİ

1-         Eşler “………………….” (TC: …) ile “………………….” (TC: …) aralarında karşılıklı olarak anlaşarak BOŞANMAYA karar vermiş olup, bu nedenle iş bu protokol tanzim edilmiştir.

Bu protokol gereğince ;

BOŞANMA HUSUSU

2-         “………………….” ile “………………….” (TC: …) karşılıklı olarak boşanmayı kabul ederler,

BOŞANMANIN MALİ SONUÇLARI

(Eşlerin şahsi eşyaları, ev eşyalarının ve evlilik birliği içinde edinilen malların paylaşımı. Maddi ve manevi tazminat talepleri. Tedbir nafakası, yoksulluk nafakası talepleri bu başlık altında düzenlenecektir)

3.1-      Ortak konutta bulunan her türlü şahsi eşyalarının tümü eş “………………….”’a verilecek olup, eş “………………….” eşya olarak başka alacağı olmadığını kabul eder.

3.2-      Ortak konutta bulunan, “………………….”’ın kendi şahsi eşyaları dışındaki tüm eşyalar “………………….”ın olacaktır. “………………….” eşya olarak başka alacağı olmadığını kabul eder.

3.3- Evlilik birliği içinde alınan ve tapuda “………………….” adına kayıtlı olan “………………….” Taşınmaz iş bu prorokol gereğince “………………….”e ait olacaktır

3.4. Evlilik birliği içinde alınan ve “………………….” adına kayıtlı olan ………. araç “………………….”e ait olacaktır.
3.5-  Taraflar karşılıklı olarak alacak, ziynet eşyası ve çeyiz eşyası alacağı haklarından vazgeçmişlerdir.

3.5-      Her iki taraf da birbirlerinden tedbir, yoksulluk nafakası veya herhangi bir şekilde maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmamaktadır.

BOŞANMANIN ÇOCUKLAR İLE İLGİLİ SONUÇLARI

(Velayet, çocukla kişisel ilişki kurulması vb hususlar bu başlık altında düzenlenecektir)

4.1- Ortak çocuk …/…/….. doğum tarihli “………………….”in velayeti anne/baba “………………….”e ait olacaktır.

4.2- Ortak çocuğun bakım  ve eğitim giderleri için,  eş “………………….” …….  TL iştirak nafakasını, velayet hakkını kullanacak eş “………………….” adına olan banka hesabına, ilgili bulunduğu ayın 15’inde düzenli olarak yatıracaktır.

4.3- Eşlerden “………………….”,ortak çocuğu dilediği zaman görebilecek, kişisel ilişki kurabilecektir.

5- Taraflar karşılıklı olarak birbirinden dava harç, yargılama gideri ile vekalet ücreti talep etmeyecektir. işbu boşanma dosyasının yargılama harç ve gideri “………………….”. tarafından karşılanacaktır.

6- Taraflar yukarıda yazılı şartlarda anlaşmış olup, iş bu protokol “………………….” tarafından açılacak boşanma davasında anlaşmalı boşanmanın esası olarak Mahkemede delil olarak kullanılacaktır.

7- İş bu protokolü okunup, iradelerine uygun bulunması üzerine karşılıklı olarak …/…/….. tarihinde imza altına alınmıştır.

Boşanmada Anlaşma Mümkün Müdür?

Boşanmada Anlaşma Mümkün Müdür?

Anlaşmalı Boşanma Davası Nedir?

Anlaşmalı boşanma davası, Türk Medeni Kanunu’nun 166. Maddesinin 3. Fıkrasında düzenlenmiştir. Kanunumuza göre boşanmada anlaşma yapılabilir, taraflar anlaşma neticesinde evlilik birliğini sona erdirebilir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Açmanın Şartları Nelerdir?

Maddeye göre, anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için,

  1. Evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması,
  2. Eşlerin boşanma ve boşanmanın tüm sonuçları hakkında anlaşmaya varması,
  3. Eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi, gerekmektedir.

Bu şartların yerine gelmesi halinde, evlilik birliği temelden sarsılmış sayılacak ve boşanma anlaşmalı olarak sağlanabilecektir. Evliliğin bir yıldan az sürmesi halinde anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi mümkün değildir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Nedir?

Anlaşmalı boşanma için eşlerin boşanma ve nafaka, velayet, velayet paylaşımı, çocukla kişisel ilişki kurulması, mal paylaşımı, düğün takıları, tazminat vb hususlarda anlaşmış olmaları ve bu anlaşmayı bir protokol ile resmileştirmiş olması gerekmektedir. Anlaşmalı boşanma protokol örneği için buraya tıklayabilirsiniz.

Düzenlenecek protokol, boşanma iradesi ve boşanmanın tüm sonuçları hakkında maddeler barındırmalı ve kanuna uygun biçimde tanzim edilmelidir. Hazırlanan protokolde çocukları durumu (velayet, çocukla kişisel ilişki kurulması vb) ve boşanmanın mali sonuçları (mal rejimi, tazminat, nafaka vb) hususlarındaki anlaşma eğer hakim tarafından uygun bulunmazsa hakim, gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilecektir.

Hakim ancak bu şartlar yerindeyse boşanmaya karar vereceğinden anlaşmalı boşanma protokolünün doğru ve kanuna uygun biçimde hazırlanması çok önemlidir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?

Anlaşmalı boşanma davası, boşanmada anlaşma sağlanması sebebiyle, çekişmeli boşanma davasına göre daha kısa sürede sonuç alınabilecek bir dava türüdür. Mahkeme tarafından uygun görülen duruşma gününde tarafların her ikisinin de hazır olması ve beyanda bulunması zorunludur. Bu şekilde tarafların her ikisini de hazır olması halinde çoğunlukla tek celsede karar alınabilmekte, boşanma sağlanmaktadır.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Tarafların Duruşmaya Gelmemesi Halinde Ne Olur?

Anlaşmalı boşanma davalarında eşlerin her ikisinin de duruşma gün ve saatinde mahkeme duruşma salonunda hazır bulunması zorunludur. Zira hakim, eşleri bizzat dinleyip iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmedikçe boşanmaya karar veremez. Bu olmazsa olmaz (conditio sine qua non) şartlardan bir tanesidir. Eşlerden birinin duruşmaya katılmaması halinde boşanma sağlanamaz ve anlaşmalı boşanma davası çekişmeli boşanma davasına döner.

Çekişmeli Boşanma Davası Anlaşmalı Boşanma Davasına Dönüşebilir Mi?

Anlaşmalı boşanma davaları tarafların boşanma iradeleri ve boşanmanın sonuçları ile ilgili hazırladıkları protokol ile davalarını açmaları halinde sağlanabileceği gibi, çekişmeli olarak başlayan boşanma davasının, davanın ilerleyen aşamalarında tarafların uzlaşması halinde anlaşmalı boşanmaya dönebilmesi de mümkündür. Taraflar her aşamada boşanmada anlaşma yapabilir.

Çekişmeli boşanma davaları gerek delillerin toplanma sürecinin uzun sürebilmesi gerekse mahkemelerimizin yoğunluk durumu sebebiyle uzun süreler alabilmektedir. Bu nedenle her iki eş bakımdan da uzun ve meşakkatli bir süreç olan çekişmeli boşanma davaları gerek özel hayatın tüm ayrıntıları ile mahkemeye dökülmesi gerekse ortak çocuğun menfaati göz önüne alınarak bir an önce bitirilmek amacıyla boşanmada anlaşma sağlanmaktadır.

Ve ancak, sırf bu uzun ve meşakkatli davanın sona erdirilebilmesi amacıyla çekişmeli boşanma anlaşmalı boşanmaya çevrilmemeli, boşanmaya çekişmeli olarak devam edilmesi halinde alınacak sonuç ile anlaşmalı boşanma halinde alınacak sonuç bir boşanma avukatı nezdinde ayrıntılı biçimde incelenmeli ve buna göre davranılmalıdır. Aksi halde, sırf davayı bitirebilmek için ağır şartlar içeren bir boşanma protokolünün kabul edilmesi, geriye dönüşü imkansız sonuçlar doğuracak, kişiler mağdur olacaktır.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Harç ve Ücretler Ne Kadardır?

Boşanma davasının açılabilmesi için, dava dilekçesi ile birlikte mahkemenin tevzi bürosuna başvurulması ve harç ve giderlerin ödenmesi gerekmektedir. 2018 adli yılı için anlaşmalı boşanma davası mahkeme masrafları 350 ila 500 Türk Lirası arası değişebilmektedir.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Avukatlık Ücreti Ne Kadardır?

Anlaşmalı boşanma davası için avukatlık ücreti ise her olayın içinde bulundurduğu koşullara göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğinden net bir ücret belirlenmesi mümkün değildir. Zira sözde kolay bir işlem gibi görünen anlaşmalı boşanma davalarında avukatın üzerinde düşünüldüğünden fazla iş düşmekte, eşler ile birlikte veya tercihe göre ayrı ayrı yapılacak toplantılar neticesinde boşanma isteğinin ve şartlarının görüşülmesi, protokolün hazırlanması, dava dilekçesinin hazırlanması, duruşma günü alınması, duruşmalara katılınması, kararın kesinleştirmesi, gibi özveri gerektiren pek çok işlem mevcuttur.

Büken Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak, 0322 999 7 444 veya 0507 057 5 335 nolu telefonlardan arayarak bilgi talep edebilirsiniz.

Silahlı Terör Örgütü ve Üyeliği

Silahlı Terör Örgütü ve Üyeliği FETÖ PDY

Silahlı Terör Örgütü Nedir?

Bir yapının silahlı terör örgütü olarak tanımlanabilmesi için

  1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. Maddesinde belirtilen örgüt şartlarını sağlaması,
  2. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. Maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek için örgütlü bir yapısının olması,
  3. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/1. Maddesinde belirtilen Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini kullanmalı,
  4. Siyasi bir amaç taşımalı,
  5. Amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir.
Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçu Nedir?

Silahlı bir terör örgütüne katılmayı, bağlanmayı ve örgüte hakim olan hiyerarşik yapının emrine girmeyi ifade eden örgüte üyelik suçu Türk Ceza Kanunu’nun 314.maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; “Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”

Madde gerekçesine göre, suçun unsurlarının oluşabilmesi için “…örgütün silahlı olması gerekmektedir. Ancak örgütün bütün mensuplarının silahlı olmaları zorunlu değildi; hedeflenen suçların işlenmesini sağlayabilecek derecede olmak üzere bazı üyelerinin silahlı olmaları suçun oluşması için yeterlidir.”

Unutulmamalıdır ki, terör örgütüne üye olma suçu kast ile işlenebilen bir suç olup, failin örgütün amacını bilerek ve bu amacı benimseyerek örgüte girmesi gerekir.

Zira, örgüt belli bir amaç için kurulduğundan, failde bu amaca yönelik özel kasıt bulunmalıdır.

Silahlı örgütün amacı örgüte katılanlar tarafından da bilinmelidir. Diğer bir deyişle örgüte üye olan kişinin, bu örgütün suç işlemek amacına yönelik olarak bir faaliyet icra ettiğini bilmesi gerekir.(İzzet Özgenç, 75. Yılında Cumhuriyet Hukuku, s.230)

Bu nedenle failin sadece örgütün benimsediği siyasi-dini görüşe sahip olması, yakınlık duyması, sempati beslemesi onun silahlı terör örgütü üyesi olarak cezalandırılabilmesi için yeterli değildir.

Ayrıca kişinin silahlı terör örgütü üyesi olarak kabul edilebilmesi için fail ile terör örgütü arasında devamlılık arz eden bir organik bağın bulunması gerekir. Yani failin örgütle organik bağ kurup, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden örgüt amacı doğrultusunda süreklilik çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunması gerekmektedir.

Yargıtay’ın süreklilik kazanmış kararlarında Silahlı Örgüt üyeliği kabul edilebilecek bazı hallere örnek vermek gerekirse, örgüt ile ilgili faaliyette bulunmak, kamplarında siyasi veya silahlı eğitim almak, kod adı kullanmak, ders almak, eleman temin etmek süreklilik çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerdir.

FETÖ/PDY Kapsamında Yapılan Yargılamalarda Sanığın Sürekli, Çeşitli ve Yoğun Faaliyet Gösterip Göstermediğinin Tespitinde

Öncelikle failin örgütün kriptolu haberleşme ağı olan Bylock kullanımının olup olmadığı, Bylock içerik bilgileri.  Bank Asya’da hesabının bulunup bulunmadığı, varsa hesap hareketleri, failin dijital materyal incelemesi, failin kamudan ihraç bilgisinin olup olmadığı.  SGK kaydı, vakıf-dernek üyeliği veya gazete ve dergi aboneliği, yurt dışı giriş çıkış bilgileri, eğitim geçmişi (terör örgütü ile iltisaklı kurumlarda eğitim görüp görmediği), sendika üyeliği gibi kriterlerin baz alındığı görülmektedir.

Kanaatimize göre, sadece bu unsurların süreklilik, çeşitlilik, yoğunluk gösteren faaliyet olarak sayılması yeterli olmayıp, esas önemli olan failin örgütün amacını bilerek ve bu amacı benimseyerek örgüte girip girmediğinin değerlendirilmesidir. Her dosyanın kendi şartları içinde değerlendirilmesi gereken ceza yargılamasında, failin durumunun bir ceza avukatı tarafından her olayda ayrıca incelenmesi gerekir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.