Etiket: avukat selce maraş büken

Davanın açıldığı tarihteki haklılık durumu vekalet ücreti, yargılama giderleri, sorumluluk, kayıp kaçak bedeli davası, adana avukat, kanun değişikliği

Davanın Açıldığı Tarihteki Haklılık Durumu

Bu makalemizde davanın açıldığı tarihteki haklılık durumu vekalet ücreti arasındaki ilişki hakkında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nin bir kararına yer vereceğiz. Özellikle kayıp kaçak bedeli davasında yapılan Kanun değişikliği ile açılan davalarda davanın konusuz kalması yönünde karar verilmektedir. Bu durumda davanın açıldığı tarihteki haklılık durumu önem arz etmektedir. Zira davanın açıldığı tarihteki haklılık durumu vekalet ücreti yönünden de belirleyicidir. HMK‘na göre dava açıldığı anda haklı durumda bulunan tarafın, yargılama sırasında oluşan yasa değişikliği sonucu haksız duruma düşmesi halinde yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı açıktır. Dolayısıyla davanın açıldığı tarihteki haklılık durumu göz önünde durulduğunda, davanın açıldığı tarihte dava açmakta haklı olan davacının karşı tarafın vekalet ücretinden sorumlu tutulamaz.

Davanın Açıldığı Tarihteki Haklılık Durumu

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/1536
Karar Numarası: 2020/1617
Karar Tarihi: 25.11.2020

DAVA AÇILDIĞI ANDA HAKLI DURUMDA BULUNAN TARAFIN YARGILAMA SIRASINDA OLUŞAN YASA DEĞİŞİKLİĞİ SONUCU HAKSIZ DURUMA DÜŞMESİ HALİNDE KARŞI TARAFIN VEKALET ÜCRETİNDEN SORUMLU TUTULAMAYACAĞI

Özeti: Dava, aboneden tahsil edilen kayıp kaçak ve diğer bir kısım bedellerinin haksız tahsil edildiği iddiası ile istirdadı talebine ilişkindir. Somut olayda, dava tarihi itibariyle Hukuk Genel Kurulu kararı uyarınca, davacının dava açmakta haklı olduğu anlaşılmaktadır. Yargılama harç ve giderleri, kural olarak davada haksız çıkan aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir. Aynı şekilde, vekalet ücreti yönünden de haksız çıkan taraf aleyhine hüküm kurulur. Dava açıldığı anda haklı durumda bulunan tarafın, yargılama sırasında oluşan yasa değişikliği sonucu haksız duruma düşmesi halinde yargılama giderlerinden, dolayısı ile karşı tarafın vekalet ücretinden sorumlu tutulması olanaklı değildir. Bu itibarla, yasa değişikliği sebebiyle karar verildiği gözetilerek, davalı taraf lehine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi mümkün olmadığından, davalı tarafın istinaf talebi yerinde görülmediğinden reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Adana avukat olarak sitemizde yer verdiğimiz diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için burayatıklayabilirsiniz.

 

Murisin dijital mal varlığı terekeye dahildir, bitcoin, ledger, ölen kilinin bulut hesabında yer alan para ve bilgileri, bitcoin, kripto para avukatı

Murisin Dijital Mal Varlığı Terekeye Dahildir

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2020/1149 Esas, 2020/905 Karar ve 13.11.2020 tarihli kararında murisin dijital mal varlığı terekeye dahildir diyerek önemli bir karar vermiştir. Özellikle son dönemde artan kripto para kullanımı ile bulut hesaplarda yer alan bu tip malvarlıklarına kripto para mirasçı ların nasıl erişebileceği konusunda fikir veren bu kararın tam metnini paylaşıyoruz.

Verilen kararda murisin kripto para veya gelir getirici sosyal medya hesapları gibi murisin dijital mal varlığı nın terekesine dahil olması gerektiğine ve dijital tereke sinin de tespiti yapılarak araştırma ve inceleme sonucunda bir karar verilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Yine kararda ölü kişinin e-posta hesabının özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendirilerek talebin reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğuna dikkat çekilmiştir.

Yine kararda kripto para miras kalır mı sorusuna da dijital para cüzdanlarının bağlı olduğu e posta hesaplarının da artık kişisel kullanımı aşıp ticari değeri olan dijital mal varlığı kapsamına girmeye başladığı değerlendirmesine yer verilmiştir.

Kripto para hukuku, Büken Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak çalışma alanlarımızdan biri olup, 0507 057 53 35 nolu telefon numaramızdan randevu alabilirsiniz.

Murisin Dijital Mal Varlığı Terekeye Dahildir

ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6.HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/1149
Karar Numarası: 2020/905
Karar Tarihi: 13.11.2020

MURİSİN MAİL HESABINA BAĞLI OLAN BULUT DEPOLAMA SİSTEMİNE ERİŞİM İÇİN TEREKENİN TESPİTİ İSTEMİNDE DİJİTAL MAL VARLIĞININ TEREKEYE DAHİL OLDUĞU 

Denizli 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 09.07.2020 ve 2020/**** Tereke Esas 2020/**** Tereke Karar sayılı dosyasının yapılan istinaf incelemesinde

TALEP: Talep eden vekili mahkemeye sunduğu dilekçesinde özetle; müvekkilinin eşi …………’in trafik kazası sonucu 13/07/2019 tarihinde vefat ettiğini, geride mirasçı olarak müvekkili …….. ile müşterek çocuk …….’in kaldığını, murisin sağlığında 0(532)…………. numaralı GSM hattını ABD menşeli A. marka cep telefonu ile kullanmakta olduğunu, GSM hattının murisin ölümü üzerine kullanıma kapatıldığını. A. marka telefonlarda İ. isimli bulut bilişim sisteminin kullanıldığını ve cep telefonunda mevcut olan fotoğraf, video, ses kayıtları, medya dosyaları, dokümanlar, mailler, notlar gibi birçok verinin bu sistem üzerinde kayıtlı olduğunu, bu dokümanlara ise yalnızca A. kimliği ve şifresi ile erişilebildiğini, murisin kullandığı A. kimliğinin ………… @gmail.com” olduğunu ancak müvekkilinin bu İ. hesabına erişebilmesi için murisin şifresini bilmesi gerektiğim. GSM hattı kullanıma kapalı olduğu için hesaba erişemediğini, müvekkilinin bu İ. hesabına bağlı olan ve bu hesap vasıtası ile kontrol edilen terekeye konu olabilecek mal varlığının olduğunu bildiğini, hesapta e-ticaret sitesi hesabının, hediye çeklerinin ve kuponların olduğunun bilindiğini, cep telefonunda yer alan müvekkil ve oğlu ile birlikte çekilmiş yüzlerce fotoğraf ve videonun bulunduğunu,

Müvekkilinin yukarıda anlatılan taleplerinin karşılanması amacıyla A. T. ve Sat. Ltd. Şti. ile iletişime geçtiğini ancak firma tarafından müvekkiline mahkeme kararı sonrasında erişim izni sağlanacağı bilgisinin verildiğini, ilgili şirketin müvekkiline müteveffa eşinin mail hesabına bağlı İ. hesabına erişim izni vermek için;

– Müteveffanın A. kimliği ile ilişkili hesapların sahibi olduğuna,

– Müvekkilin, müteveffanın mirasçısı olduğuna,

– Müvekkilinin müteveffanın temsilcisi olduğuna ve mahkemece verilecek yetkilerinin. Elektronik Haberleşmenin Gizliliği Kanunundu kullanıldığı şekliyle ‘’yasal rıza” teşkil ettiğine,

– Müvekkilin müteveffaya ait A. hesaplarından kişisel tanımlama bilgi ve verileri içerecek şekilde kişisel verilerin alınabileceği hususunda mahkeme kararı istediğini, bildirerek mahkemece muris Z……….. ‘in terekesinin tespitine. A. İ. kimliğinin terekenin aktifinde kabul edilerek erişim sağlanması için ilgili şirketin taleplerinde bildirdiği hususlarda karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA KONU KARAR: Mahkemece tensiben “davacının murise ait A. marka cep telefonunun İ. hesabındaki fotoğraf, video, ses kayıtları, medya dosyaları, maillara oluşmak için murisin terekesinin tespitine, İ. kimliğinin terekenin aktifinde kabul edilerek İ. hesabına ulaşılması için karar verilmesini talep ettiği, TMK’nın 589. maddesine göre tereke tespitinde murisin mal ve haklarının tespit edilmesinin amaçlandığı, murise ait cep telefonunda bulunan İ. hesabına erişilmesi ile murisin özel hayatının gizliliğinin ihlal edileceği, İ. hesabına erişilmeden cep telefonundan telefonda kayıtlı resimlere murisin mirasçıları tarafından ulaşılacağı, davacının talebinin tereke tespitine konu edilemeyeceği” kanaatine varıldığı gerekçesi ile reddine karar verilmiş, bu karara karşı talep eden vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ: Talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin gerekçesinin eksik ve yanlış olduğunu, İ. hesabına ve dolayısıyla yukarıda sayılan maddi ve manevi varlıklara mahkeme kararı olmadan erişilmesinin mümkün olmayacağını, bunun yanı sıra; özel hayatın gizliliği hakkı gerçek kişinin maddi ve manevi gelişimini koruyan bir hak olması sebebiyle önemli olduğunu ancak vasfını yitirmiş bir hakkın olamayacağını, dolayısıyla da salt ölmüş kişilere yönelik eylemlerin özel hayatlarının gizliliğine aykırılık oluşturamayacağını, vefat itibariyle kişiliğin sona ermesi sebebiyle yerel mahkemenin “özel hayatın gizliliğini ihlal” tespitinin hukuktan yoksun olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLER: Denizli 6 Noterliğinin 23/072019 tarih ve yevmiye no.lu veraset ilamı, taraf beyanı ve tüm dosya kapsamı.

GEREKÇE: Talep özünde terekenin tespitine ilişkindir. Mahkemece talebin reddine karar verilmesi üzerine talep eden vekili taralından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Terekenin tespiti Türk Medeni Kanununun 589. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 11/06/2019 tarih ve 2016/6394 Esas, 2019/5096 Karar sayılı ilamında terekenin tespitine ve korunmasına ilişkin yasanın bu düzenlemelerini yorumlamış, eldeki dosyada yol gösterici olması sebebi ile karar metni aynen alıntılanmıştır.

İlgili ilam şu şekildedir:

“Dava, Türk Medeni Kanununun 589. ve devamı maddelerinde yer olan “koruma önlemi” olarak ölüm tarihi itibariyle terekeyi oluşturan unsurları belirlemek, böylece olası ihtilaflarda başvuru kaynağı oluşturmak, bu sayede terekenin içeriği ile ilgili ölüm anındaki durumu öğrenme imkanını elde etmeye yönelik olarak terekede bulunan mal ve hakların tespitine ilişkindir.

Koruma önlemi olarak terekenin tespiti işlemi, kural olarak bir süreye bağlı olmayıp, bu önlemin alınması olanaksız veya yararsız hale gelmedikçe tereke paylaşılmadığı sürece islenebilir. Çünkü, koruma önlemi olarak terekenin tespiti işleminin maddi hukuk bakımından haklara ve borçlara bir etkisi bulunmamaktadır.

Tereke tespiti davaları delil tespiti niteliğinde olup, istihkak davası niteliğinde değildir Bu nedenle mahkemece yapılması gereken iş terekeye ait olduğu bildirilen mal varlığı unsurlarını tespit edip deftere geçirmek, bunlardan muhafazası mümkün olmayanlar varsa satıp paraya çevrilmesini sağlamak ve menkuller için de para, döviz vb. varsa bunları tereke malvarlığı olarak bankaya yatırmak; altın vb. ziynet eşyaları varsa bunları tereke mahkemesi kasasına alıp kaydetmek: diğer eşyaları ise ilgilisine veya üçüncü bir kişiye yediemin sıfatıyla teslim etmektir böylece tespit edilen eşyaları kararda göstermekten ibarettir.

Bu itibarla mahkemece, resmi kurululardan murisin taşınır ve taşınmaz tüm malvarlığına ilişkin bilgi istenmek, tereke mallarını zilyetliğinde bulunduran veya murise borcu olan mirasçıların murisin malı durumu ile ilgili bilgi vermekle yükümlü oldukları hatırlatılarak bu hususta mirasçılardan bilgi alınmak suretiyle “Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 3 3’üncü maddesi gereğince: ölüm anı itibarıyla telekedeki (taşınır veya taşınmaz) mal ve hakların tespit edilip hükümde gösterilmesi gerekir.

Somut olayda ise. mirasçılar tarafından miras bırakanın yurtdışındaki bankalarda hesaplarının olduğunun bildirilmesine karşın bu husus hiç araştırılmamış, miras bırakanın şirketlerinin malvarlıkları araştırılmamış, ayrıca miras bırakanın UYAP’tan taşınmazlarının sorgulanmasında mahkemece tespit edilenler dışında B. İli Y. ilçesi ….. parsel … ada … parsel. …. ada … parsel ve İ. İlçesi … ada … parsel sayılı taşınmazları bulunduğu, bunlardan …. parsel dışındakilerin 3402 sayılı Kanun gereği yenileme kadastrosu de oluşturulduğu anlaşılmıştır. Bu durumda yenileme kadastrosu ile oluşan parsellerin mahkemece tespit edilen taşınmazlar ile ilgisinin tespiti ve …. parselin de tapu kayıtlarının getirtilmesi ile terekenin tam olarak belirlenmesi gerekmektedir

Yazılı şekilde hükümde terekenin tespitine ilişkin bir hüküm kurulmamış olması ve terekenin tespitine ilişkin yetersiz araştırma ile yetinilmesi doğru görülmemiş, hu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.”

Alıntılanan Yargıtay ilamı çerçevesinde eldeki dosyada hiç bir araştırma yapılmaksızın talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte eldeki dosyada özel bir durumun söz konusu olduğu da açıktır. Zira talep eden müteveffanın “A. İ.” kimliğinin terekenin aktifinde olduğunun da tespitini talep etmiştir.

Gelişen teknolojilerin insan hayatını kolaylaştırması yanında bir kısım yeni kavramlar ve hukuki sorunlar yarattığı bilinen bir gerçektir. Bunların en başında da mülkiyet kavramının başkalaşımının geldiği söylenebilir.

Düne kadar mülkiyet kavramı menkul ve gayrimenkul mülkiyeti ile bir kısım sınırlı ayni haklar etrafında şekillenirken, son dönemde fikri mülkiyet kavramının gelişimi üzerine ilgili otoritelerce “Fikir ve Sanat Eserleri” mülkiyet hukuku çerçevesinde koruma altına alınmış, bu yönde bir kısım yasal düzenlemelere gidilmiştir.

Ancak çağımızın kaçınılmaz şekilde dijitalleşen hayat tarzı karşısında dijital mal varlığına dair dijital mülkiyet ile ilgili henüz yasal bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir.

Yakın zamana kadar elektronik posta hesapları, sosyal medya hesapları ve benzen dijital uygulamalar yalnızca kişisel kullanıma yönelik olup maddi bir değer taşımazken günümüzde bu hesapların reklam gelirleri elde edilen maddi bir karşılığı olan hesaplar halini alabildiği gibi, yine sosyal medya hesaplarının ve dijital para cüzdanlarının bağlı olduğu e posta hesaplarının da artık kişisel kullanımı aşıp ticari değeri olan dijital mal varlığı kapsamına girmeye başladığı anlaşılmaktadır.

Bu konuda Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Yasemin Maraşlı DİNÇ’in http:.//tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m20l9-142*1849 adresinde yayınlanan makalesinden yararlanılarak katıldığımız bir kısım tespitlerinin altının çizilmesi anlamında alıntılama yapılmıştır.

“Teknolojinin, dolayısıyla da internetin bu denli gelişmesi sonucunda sosyal medya kullanımı hayatımızın ayrılmaz bir parçası halini almıştır. Artık bir kısım insan, sosyal medya platformları aracılığıyla maddi kazanç elde etmeye dahi başlamıştır. Özellikle son zamanlarda “YouTuber” olarak nitelenmeye başlanan insan sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Öte yandan “Facebook ” veya İnstagram ’’ hesapları üzerinden, bir meslek icra edercesine satış yaparak yahut genellikle takipçi sayısı fazla olanların kişisel sayfalarında reklamlar yaparak maddi kazanç elde etmeleri sıradan hale gelmiştir.

Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkan dijital mal varlığı veya dijital miras kavramları ise ülkemiz hukuk sistemi içerisinde çok yaygın bir kullanıma sahip değildir. Türk kanunlarında bu konuda yasal düzenlemeler de henüz mevcut değildir. Bunun yanında konu Türk hukuk öğretisinde de uygulamada bir sorun olarak ortaya çıkmamasından olsa gerek, yeterli derecede incelenmemiştir. ”

Dijital malvarlığı kavramı, videolar, fotoğraflar, e-postalar, kişisel sosyal medya hesaplan gibi elektronik olarak depolanan ve yalnızca dijital formda bulunan diğer varlıklar anlamına gelmektedir Ancak dijital dünyanın sürekli değişmesine bağlı olarak dijital malvarlığının nelerden oluştuğu net olarak belirlenememektedir.”

Dijital miras ise bu tür soyut malvarlığı değerlerinin mirasçılara intikal etmesi, mirasa konusu olmasıdır.”

Aynı makalede değinildiği üzere mirasta intikal prensiplerinin kanunda şekil bulmuş hali olan TMK m. 599/2 hükmünde; “Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, miras bırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar” denilmektedir.

Murisin Dijital Mal Varlığı

Günümüzde murisin dijital mal varlığının yadsınamaz ve göz ardı edilemez bir gerçeklik olduğu, kripto para adı verilen ve uluslar arası ödemelerde dahi kullanılmaya başlanmış dijital sistemlerin var olduğu, yine astronomik reklam gelirleri sağlayan sosyal medya hesaplarının gün geçtikçe arttığı, aynı şekilde youtube ve benzeri dijital platformlarda salt reklam geliri ve hatta ücretli üyelik sistemi ile hizmet veren kanallar oluşturulduğu bir ortamda dijital mal varlığı ve dijital miras ile ilgili olarak yasal bir düzenleme bulunmadığı, bu konuda yasal bir boşluk bulunduğu değerlendirilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1. maddesi; “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.“ düzenlemesini içermektedir.

Murisin e posta hesabı ve buna bağlı olarak kullanılan sosyal medya hesapları, dijital cüzdan hesaplan vb. maddi değer ifade eden ve TMK’ nun 599. maddesi kapsamında terekesine dahil olup mirasçılarına intikali gereken dijital mal varlığının da tespitinin gerekeceği kanaatine varılmıştır.

Dosya özelinde bakıldığında, talep eden özellikle “………@gmail.com” hesabının murise ait olduğunun, yani müteveffanın A. kimliği ile ilişkili hesapların sahibi olduğunun ve müvekkilinin müteveffanın temsilcisi olduğunun ve mahkemece verilecek yetkilerinin, Elektronik Haberleşmenin Gizliliği Kanunu’nda kullanıldığı şekliyle “yasal rıza” teşkil ettiğinin tespitini istemektedir.

……..@gmail.com hesabının müteveffaya ait olup olmadığı hususu teknik bir konu olup mahkemece ancak bilirkişi raporu alınarak tespit edilebileceği açıktır. Bunun tespitinden sonra ise talep edenin ilgilinin temsilcisi olduğu ve bu bilgilerin verilmesinin Elektronik Haberleşmenin Gizliliği Kanununa aykırılık teşkil edip etmeyeceği hususu hukuki bir değerlendirme gerekecektir.

Sonuç olarak, mahkemece tespit talebi gereğince murisin ölüm tarihi itibariyle tüm aktif ve pasif mal varlığının tespiti ve bu minvalde dijital mal varlığının terekesine dahil olması gerektiği nazara alınarak dijital terekesinin de tespiti yapılarak araştırma ve inceleme sonucunda bir karar verilmesi gerekirken, ölü kişinin e posta hesabının özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendirilerek talebin reddine karar verilmiş olması hatalı olmuştur.

İzah olunan gerekçeler karşısında talep eden vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının, HMK’nun 353/l-a.6 maddesi gereğince kaldırılması gerektiği değerlendirilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.

HÜKÜM; Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1- Talep eden vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun. KABULÜ ile, Denizli 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin …………… ve 2020/… Tereke Esas 2020/…. Tereke Karar sayılı kararının 6100 Sayılı HMK’nın 353/( 1 ) -a-6.maddesi gereğince KALDIRILMASINA.

2- Dosyanın. Dairemiz kararına uygun şekilde yemden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3-Kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına,

4- Talep eden vekili tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, istek halinde yatırana iadesine,

5- Talebin niteliği gereği istinaf masraflarının talep eden üzerinde bırakılmasına,

6-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/(1 )-a maddesi gereğince, kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.

Polis memuruna hakaret suçu emsal yargıtay kararı, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı, polis memuruna hakaret beraat emsal karar, adana ceza avukatı

Polis Memuruna Hakaret Suçu

Bu makalemizde polis memuruna hakaret suçu nu örnek bir yargıtay kararı ile birlikte inceleyeceğiz. Tüm hakaret suçlarında olduğu gibi polis memuruna hakaret suçu nda da ağır eleştiri hakaret ayrımının net olarak yapılması gerekir. Özellikle polis memuruna hakaret suçu beraat kararının söz konusu olabilmesi için, sarf edilen sözlerin ağır eleştiri mi yoksa hakaret boyutunda mı olduğunun tetkiki gerekir. Konuyu Türk Ceza Kanunu kapsamında ele aldıktan sonra, dilekçemizin sonunda verdiğimiz polis memuruna hakaret emsal yargıtay kararı nın ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı kavramını somutlaştıracağı kanaatindeyiz.

Polis Memuruna Hakaret Suçu

Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin 1. fıkrasında hakaret suçu “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” olarak yer bulmuştur.

Yine Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin 2. fıkrasında ise polis memuruna hakaret suçu için de geçerli olan suçun nitelikli hali düzenlenmiştir. Maddeye göre; “Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı … işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.”

Dolayısıyla görevi başındaki kamu görevlisine görevinden dolayı işlenmesi halinde cezanın alt sınırı bit yıldan az olamaz. Polis memuruna hakaret suçu nda da eğer suç polis memuruna görevinden dolayı yapılan bir hakaretten kaynaklanıyorsa bu maddenin tatbiki gerekir.

Polis Memuruna Hakaret Suçu Emsal Yargıtay Kararı

Ancak hakaret suçunun tüm hallerinde olduğu gibi, polis memuruna hakaret suçunda da sarf edilen sözlerin hakaret mi yoksa ağır eleştiri mi olduğunun değerlendirilmesi gerekir. Aşağıda yer verdiğimiz Yargıtay 18. Ceza Dairesi‘nin kararında, sanığın, müşteki polis memurlarına söylediği kabul edilen “dışarıda kedi gibi oluyorsunuz, üniformayı giyince aslan kesiliyorsunuz siz zaten polis olmasaydınız bir işe yaramazdınız” şeklinde, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinde hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığına karar verilmiştir. Dolayısıyla sanık hakkında polis memuruna hakaret suçu beraat kararı verilmiştir.

Polis Memuruna Hakaret Suçunda Ağır Eleştiri

YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
2015/38958 ESAS
2017/10366 KARAR
05/10/2017 TARİH

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi

SUÇ : Hakaret

HÜKÜM : Mahkumiyet

KARAR :

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.

Olay günü sanığın, müşteki polis memurlarına söylediği kabul edilen “dışarıda kedi gibi oluyorsunuz, üniformayı giyince aslan kesiliyorsunuz siz zaten polis olmasaydınız bir işe yaramazdınız” şeklinde, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinde hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden mahkumiyet kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki isteme aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05/10/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Adana Ceza Avukatı olarak kaleme aldığımız “Hakaret Suçu Şikayet Dilekçesi Örneği”ne buradan, “Facebook Üzerinden Hakaret Suçu”nun incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz

Sokağa Çıkma Yasağı Cezasının İptali Emsal Karar

Sokağa çıkma yasağının ihlali halinde Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 282. maddesine göre idari para cezası verilebilmektedir. Sokağa çıkma yasağının ihlali sebebiyle kesilen idari para cezasının iptaline dair emsal karar bu makalemizde paylaşılmaktadır. Sokağa çıkma yasağı cezasının iptali emsal karar da Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliği, Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 2020/4354 Esas, 2020/14250 Karar ve KYB-2020/75964 tebliğname numaralı 09.11.2020 tarihli kararından hareketle, sokağa çıkma yasağı tedbirinin Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda düzenlenen tedbirlerden olmadığı, dolayısıyla bu Kanun’a göre ceza tesis edilemeyeceğine karar vermiştir. Sokağa çıkma yasağı cezasının iptali emsal karar aşağıda yer almaktadır. Söz konusu emsal kararın verilmesinde emeği bulunan meslektaşlarımıza bir teşekkürü borç biliriz.

Sokağa Çıkma Yasağı Cezasının İptali Emsal Karar

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Boşanma sonrası fiilen yaşam ölüm aylığı iadesi, boşandığı eşiyle fiili yaşama devam edilmesi nedeniyle ödenen ölüm aylığının tahsili, delil

Boşandığı Eşiyle Fiili Yaşama Devam Edilmesi Nedeniyle Ödenen Ölüm Aylığının Tahsili

Boşanma sonrası ölüm aylığı kesilmemesi için eşlerin fiilen yaşam a devam ettiği sıklıkla gözlemlenmektedir. Bu şekilde, ölüm aylığı almak için muvazaalı boşanmalara Kanun izin vermemektedir. Kurum boşandığı eşiyle fiili yaşama devam edilmesi nedeniyle ödenen ölüm aylığının tahsili amaçlı dava açabilmekte ve icra takibi yapabilmektedir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2020/1602 Esas, 2020/6026 Karar, 14/10/2020 Tarihli kararında boşandığı eşiyle fiili yaşama devam edilmesi nedeniyle ödenen ölüm aylığının tahsili amaçlı açılan davada toplanması gereken deliller ile ilgili önemli bir karar vermiştir.

Boşandığı Eşiyle Fiili Yaşama Devam Edilmesi Nedeniyle Ödenen Ölüm Aylığının Tahsili

YARGITAY
10. HUKUK DAİRESİ
ESAS NUMARASI: 2020/1602
KARAR NUMARASI: 2020/6026
KARAR TARİHİ: 14.10.2020

Boşandığı Eşiyle Fiili Yaşama Devam Edilmesi Nedeniyle Ödenen Ölüm Aylığının Tahsili Amacıyla Yapılan İcra Takibine Vaki İtirazın İptali Ve İcra İnkar Tazminatı İstemi

Özeti: Hakkında verilen boşanma kararı kesinleşen davacıya, hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla bağlanan ölüm aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının belirlendiği gerekçesiyle davacı Kurumca kesildiği anlaşılmaktadır. Davalı ve boşandığı eşinin aynı tarihte Tıp Merkezinde aynı hekime muayene oldukları ve adlarına aynı hekim tarafından ilaç reçete edildiği, söz konusu ilaçları aynı eczaneden satın aldıkları, yine bozma sonrası boşanılan eşin boşandıktan sonra Trabzon adresinde yapılan emniyet araştırmasında gerek davalının gerekse eşinin 2003 yılından sonra bir daha bu adrese gelmedikleri dolayısıyla eşin bu adreste oturmadığının tespit edildiği, yine davalı ve eşinin “… Mah. …. Sok. No:21/1 ….” adresini 2009 yılına kadar her ikisinin de beyan etmiş olması, Kuruma ihbarda bulunan ve Mahkemece dinlenenin ihbar dilekçesindeki imzayı inkar etmemiş olması öte yandan Kuruma ihbardan sonra Mahkemedeki beyanını sonradan değiştirmesinin olağan olmadığı hususu da gözetilerek; Mahkemece, Kurum inceleme raporu ve eklerinin tamamı Kurumdan celbedilmeli, raporda soruşturma adresinde beyanı alındığı belirtilen ancak rapor ekleri mevcut olmadığından yazılı, imzalı beyanı alınıp alınmadığı anlaşılamayan kişinin imzalı beyanı olup olmadığı da değerlendirilmek suretiyle tüm bu delillerin değerlendirilmesi neticesinde hüküm kurulmalıdır.

Dava, hak sahibi konumundaki davalıya boşandığı eşiyle fiili birlikteliğine devam etmesi nedeniyle yersiz ödenen ölüm aylığının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.

Mahkemece, bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonucunda ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Hakkında verilen boşanma kararı 09.05.2003 tarihinde kesinleşen davacıya, hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla 506 sayılı Kanun kapsamında bağlanan ölüm aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının belirlendiği gerekçesiyle davacı Kurumca kesildiği anlaşılmakta olup, Mahkemece yapılan yargılama sonunda yazılı biçimde hüküm tesis edilmiştir.

Eldeki davada, dava konusu dönem olan 17.10.2008-17.09.2012 arası döneme ilişkin olmak üzere, bozma sonrası dosya içine alınan davalı ve boşandığı eşine ait medula kayıtlarına göre, davalı ve boşandığı eşinin 05.11.2008 tarihinde Ö. Tıp Merkezinde aynı hekime muayene oldukları ve adlarına aynı hekim tarafından ilaç reçete edildiği, söz konusu ilaçları aynı eczaneden satın aldıkları, yine bozma sonrası boşanılan eş …’ın boşandıktan sonra 02.12.2009-17.09.2012 tarihleri arasında oturduğunu beyan ettiği Trabzon adresinde yapılan emniyet araştırmasında gerek davalının gerekse eşinin 2003 yılından sonra bir daha bu adrese gelmedikleri dolayısıyla eşin bu adreste oturmadığının tespit edildiği, yine davalı ve eşinin “… Mah. …. Sok. No:21/1 ….” adresini 2009 yılına kadar her ikisinin de beyan etmiş olması, Kuruma ihbarda bulunan ve Mahkemece dinlenen …’nin ihbar dilekçesindeki imzayı inkar etmemiş olması öte yandan Kuruma ihbardan sonra Mahkemedeki beyanını sonradan değiştirmesinin olağan olmadığı hususu da gözetilerek; Mahkemece, Kurum inceleme raporu ve eklerinin tamamı Kurumdan celbedilmeli, raporda soruşturma adresinde beyanı alındığı belirtilen ancak rapor ekleri mevcut olmadığından yazılı, imzalı beyanı alınıp alınmadığı anlaşılamayan G.D. isimli kişinin imzalı beyanı olup olmadığı da değerlendirilmek suretiyle tüm bu delillerin değerlendirilmesi neticesinde hüküm kurulmalıdır.

O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Tasarrufun iptali davasında iptali istenen tasarruf ile ilgili bilgi belge ibraz edilmemesi, adana avukat, tasarrufun iptali yargıtay kararı, emsal karar

Tasarrufun İptali Davasında İptali İstenen Tasarruf İle İlgili Bilgi Belge İbraz Edilmemesi

Buradaki makalemizde ayrıntılı biçimde izah ettiğimiz üzere, tasarrufun iptali davası, alacağını borçludan tahsil edemeyen ve borçlu hakkında elinde aciz vesikası olan alacaklının; borçlunun mal kaçırmak amacıyla yaptığı son 5 yıl içindeki hukuki işlemlerin iptalini sağlamak amacıyla açtığı davadır.  Tasarrufun iptali davası yargıtay kararı olarak son tarihte, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2019/2489 Esas, 2020/5841 Karar tarihli kararında, tasarrufun iptali davasında iptali istenen tasarruf ile ilgili bilgi belge ibraz edilmemesi halinde davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğine karar vermiştir. Kararda, borcun kaynağı diğer alacaklar olarak belirtildiği, borcun ne zaman doğduğuna ilişkin bir bilgiye yer verilmediği, sonrasında da bu konuda bilgi ve belge ibraz edilmediği hususları vurgulanmıştır.

Tasarrufun İptali Davasında İptali İstenen Tasarruf İle İlgili Bilgi Belge İbraz Edilmemesi

YARGITAY
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NUMARASI: 2019/2489
KARAR NUMARASI: 2020/5841
KARAR TARİHİ: 20.10.2020

TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA İCRA DOSYASINA BORÇ İLE İLGİLİ BİLGİ VE BELGE İBRAZ EDİLMEDİĞİ HUSUSUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ

Özeti: Dava koşulları yönünden somut olaya bakıldığında, iptali istenilen tasarrufun 15.10.2014 tarihinde yapıldığı davanın beş yıllık süre içinde açıldığı, takibin kesinleştiği sadece İcra Müdürlüğünün takip dosyasında haciz yapıldığı görülmüştür. İcra Müdürlüğünün takip dosyalarında borcun kaynağı diğer alacaklar olarak belirtilmiş, borcun ne zaman doğduğuna ilişkin bir bilgiye yer verilmemiş, sonrasında da bu konuda bilgi ve belge ibraz edilmemiştir. Yapılacak iş, borcun dayanağı olan belgenin getirtilerek, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılıp yapılmadığının tesbit edilmesi, sonrasında tasarrufun borcun doğumundan sonra gerçekleştiğinin saptanması halinde, davanın şimdiki gibi kabulüne aksi durumda reddine karar verilmesinden ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan, eksik inceleme ile yazılı şeklinde verilen kararı usul ve yasaya aykırıdır.

Taraflar arasındaki yapılan tasarrufun iptali davası yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalı borçlu … hakkında takip yaptıklarını, takibin semeresiz kaldığını, borçlunun alacaklılarından mal kaçırma amacı, dava konusu taşınmazlarını diğer davalı çocukları … ve …’e sattığını belirterek, bu tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar, satışlarda muvazaa olmadığını, …’nın borçlarını ödemek karşılığında taşınmazların devredildiğini belirterek, haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, icra takibinden sonra alt soy olan çocuklarına mal devri yapmış olmakla bu kanun gereği bağış niteliğinde olup aksini ispat yükü davalıya düştüğü, davalının da duruşmadaki beyanında durumu ikrar ettiği, karine aksinin ispatlanmadığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

Dava İİK’nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

Bu davalar da amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.

Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

Dava koşulları yönünden somut olaya bakıldığında, iptali istenilen tasarrufun 15.10.2014 tarihinde yapıldığı davanın 14.04.2016 tarihinde 5 yıllık süre içinde açıldığı, takibin kesinleştiği sadece … İcra Müdürlüğünün 2015/661 sayılı takip dosyasında haciz yapıldığı görülmüştür. … İcra Müdürlüğünün 2015/661-2015/707 sayılı takip dosyalarında borcun kaynağı diğer alacaklar olarak belirtilmiş, borcun ne zaman doğduğuna ilişkin bir bilgiye yer verilmemiş, sonrasında da bu konuda bilgi ve belge ibraz edilmemiştir.

Yapılacak iş, borcun dayanağı olan belgenin getirtilerek, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılıp yapılmadığının tesbit edilmesi, sonrasında tasarrufun borcun doğmundan sonra gerçekleştiğinin saptanması halinde, davanın şimdiki gibi kabulüne aksi durumda reddine karar verilmesinden ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan, eksik inceleme ile yazılı şeklinde verilen kararı usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine 20.10.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tasarrufun iptali davası ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için buradan ilgili makalemize ulaşabilirsiniz. Tasarrufun iptali davasında haciz tutanağının aciz belgesi niteliği ile ilgili makalemize ise buradan ulaşabilirsiniz.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Ceza davalarında tanık beyanı ile ilgili bazı Yargıtay kararları, ceza muhakemesinde tanık, ceza davalarında tanıklık, kamu görevi, adana ceza avukatı

Ceza Davalarında Tanık Beyanı

Bu makalemizde ceza davalarında tanık beyanı ile ilgili bazı Yargıtay kararlarına yer vereceğiz. Ceza muhakemesinde tanık üçüncü kişi konumundaki herkes olabilir. Ceza davalarında tanık beyanı davanın özelliğine göre oldukça önemli bir delil olabilir. Yine şunu da belirtmek gerekir ki ceza davalarında tanık lık bir kamu görevidir. Dolayısıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sayılan özel haller dışında tanıklık yapmak zorunludur. Yine yalan yere tanıklık yapmak Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesine göre suçtur. Bu makalemizde ise ceza davalarında tanık beyanı ve tanık beyanının önemine ilişkin bazı Yargıtay kararlarına yer vereceğiz.

Ceza Davalarında Tanık Beyanı

Özet: Olay yerinde olduğu anlaşılan bütün tanıklar dinlenmelidir.

“…Sanık M.A.B.’nin müşteki M.D.’ye karşı kahvehanede gerçekleştirdiği yoklukta hakaret eyleminin, yalnızca tanıklar Ç.D. ve M.A. tarafından doğrulanması karşısında, olay yerinde olduğu anlaşılan S.K. tanık sıfatıyla mahkemeye çağrılıp dinlenmeden ve suçun üç kişiyle ihtilat öğesinin ne suretle oluştuğu açıklanıp gösterilmeden, eksik soruşturma ve varsayıma dayalı gerekçeyle adı geçen sanık hakkına mahkumiyet hükmü kurulması …. yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2020/14517 Esas, 2012/14353 Karar, 13.06.2012 Tarih)

Özet: Kolluk araştırmasında bilgisi olduğu tespit edilen tanık dinlenmelidir. Tanığın dinlenmesinden önce kendisini ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte sorulara yanıt vermekten çekinme hakkı olduğu hatırlatılmalıdır.

“…Aboneliği sanığın babası adına olan meskende kaçak elektrik kullanıldığına dair düzenlenen tutanakta “kullanıcının abonenin oğlu olduğunun” belirtilmesi, sanığın suç tarihinde tutanağa konu evde kiracı olarak tanık H.O.’nun oturduğunu savunmasına rağmen, 22.11.2016 ve 23.01.2017 tarihli kolluk araştırma tutanalarında, sanığın gerek kolluk görevlililerince gerek muhar tarafından iyi tanınıp bilindiğinin ve 15 yıldan beri tutanağa konu evde ailesiyle birlikte oturduğunun belirtilmesi karşısında; kolluk araştırmasında bilgisine başvurulan muhtar M.Ç. tanık olarak dinlendikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu, tutanağa konu evde suç tarihinde kendisinin oturduğunu söyleyen ve ifadesi hükme esas alınan tanık H.O’ya CYY’nin 48. maddesi uyarınca kendisini ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikteki sorulara cevap vermekten çekinme hakkı bulunduğunun önceden açıklanarak bildirilmesi gerektiği de gözetilmeden, yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi … yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2020/9787 Esas, 2011/38629 Karar, 15.11.2011 Tarih)

Özet: Tanıkların sırf katılana yakın olmaları beyanlarına itibar edilmemesini gerektirmez.

“…CMK’nın 217/2. maddesi gereğince sanığa yüklenen suçun, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delille ispatının mümkün olduğu ceza yargılamasında, bir delilin reddedilmesi için CMK’nın 206/2. maddesinde sayılan durumların dışında delilin, akla, mantığa, bilimsel verilere, fizik kurallarına, herkesçe bilinen somut duruma, hayatın olağan akışı içinde gündelik yaşamdan edinilen karine niteliğindeki bilgilere aykırı olması ya da tanığın yalan söylediğinin ortaya çıkması gibi reddi için haklı, makul ve kabul edilebilir hukuki gerekçelerin gösterilmesinin zorunlu olduğu, tanıkların, katılanın babası ve halası olmasının anlatımlarının reddedilmesinin tek haklı ve yasal gerekçesi olamayacağı gözetilmeden “katılanın yakınları olması dikkate alınarak beyanlarına itibar edilmemiştir” şeklindeki yasaya aykırı ve hukuka uygun olmayan gerekçelerle savunmaya itibarla hüküm kurulması … yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2009/26494 Esas, 2012/3767 Karar, 27.02.2012 Tarih)

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Karşı dava dilekçesi, karşı dava dilekçe örneği, karşı dava dilekçesi nasıl yazılmalıdır, karşı dava dilekçesi örnek, adana avukat, karşı dava süresi

Karşı Dava Dilekçesi Örneği

Bu makalemizce karşı dava dilekçesi örneği ne yer vereceğiz. “Karşı Dava Nedir?” başlıklı makalemizde ayrıntılı bilgi verdiğimiz üzere, karşı dava açılmış ve görülmeye devam eden davada davalının aynı mahkemede davacıya karşı açtığı davadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 132 ve 133 maddelerinde düzenlendiği üzere, Karşı dava süresi içinde asıl davanın görüldüğü mahkemeye verilecek cevap dilekçesi veya karşı dava dilekçesi ile açılır. Karşı dava dilekçesi nde karşı davanın dayandığı olaylar, ispat araçları vb tüm hususlar açıkça anlatılmalı ve açıklanmalıdır.

Karşı Dava Dilekçesi Örneği

ADANA …. İŞ MAHKEMESİ’NE

Dosya No : …../…….. Esas

DAVALI-KARŞI DAVACI : ………………………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVACI-KARŞI DAVALI : ………………………………

KARŞI DAVA DEĞERİ : …………. TL

KONU : Haksız ve mesnetsiz davaya cevaplarımızın ve karşı dava dilekçesi nin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası verilen dosyasında müvekkile karşı açılan dava dilekçesi ve tensip zaptı tarafımıza tebliğ edilmiş, açılan davanın ve dava dosyasının irdelenmesi neticesinde iş bu cevap dilekçesini sunmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Ayrıca davacının müvekkilin işlettiği eğitim kurumuna gelen öğrencilerin velilerine attığı iftira niteliğindeki mesajlar nedeniyle, müvekkil eğitim kurumuna olan güvenin sarsılmasına ve yaklaşık 40 kadar öğrencinin kaydını sildirmesine neden olduğundan karşı dava ikame etmek zorunluluğumuz doğmuştur. Bu doğrultuda, dilekçemiz iki kısımdan oluşmakta olup, önce açılan haksız ve mesnetsiz davaya cevaplarımızı; akabinde karşı davamıza ilişkin açıklamalarımızı ve delillerimizi arz ederiz.

DAVAYA CEVAPLARIMIZ

1. İş akdini haklı bir neden olmaksızın fesheden ve istifa eden davacı kurum müdürü değil ingilizce öğretmeni olarak, haftada … saat, hafta içi saat ……….. arası, …… TL brüt maaş ile çalışmıştır.

2. Davacı müvekkile ait eğitim kurumunda, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmış olup, bu doğrultuda kıdem tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır.

3. Davacı …/…/….. tarihinde kendi el yazısını ve imzasını taşıyan istifa dilekçesi ile iş akdini feshetmiştir. Nitekim davacı dava dilekçesinde de iş akdinin kendisi tarafından feshedildiği ikrar etmiştir. Bilindiği üzere, iş sözleşmesinin işçi tarafından İş Kanunu m.24’te yer alan haklı sebeplerden en az biri ile feshedilmesi halinde işçi kıdem tazminatına hak kazanabilir; bu durumda ispat yükü de davacı işçi üzerindedir. Salt fesih gerekçesi elde etme çabasından ibaret iddialarının kabulü ve feshin bu gerekçeyle haklı nedene dayandığının kabulü kesinlikle mümkün değildir.

4. Davacı sadece hafta içi çalışmış olup, Cumartesi ve Pazar günleri çalışmamıştır. Dolayısıyla hafta tatili ücreti talebi kabul edilebilir değildir. Ayrıca davacı haftalık …. saatin üzerinde çalışma yapmamış olup, fazla mesai ücreti talebi de dinlenebilir ve kabul edilebilir nitelikte değildir. Ayrıca müvekkil kurumda ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma yapılmamaktadır. Bu nedenle davacının UBGT ücreti talebinin de kabulü mümkün değildir. Ayrıca tüm yıllık izinlerini kullanmış olan davacının yıllık izin ücreti alacağı da yoktur.

KARŞI DAVA DİLEKÇESİ

Davacı iş akdini feshetmeden önce müvekkil kuruma gelen öğrencilerin velilerinin telefonlarını gizli biçimde almıştır. Davacı ekte yer alan …/…./….. tarihli istifa dilekçesini verdikten hemen sonra telefon numarasını gizli biçimde aldığı velilere ekte sunduğumuz mesaj metnini göndererek, müvekkil kurumun itibarını zedeleyici davranışta bulunmuştur.

Davacı attığı mesajda; kurumda pek çok sorun yaşandığı iddiasında bulunmuş, görevinden istifa ettiğini belirtmiş, profesyonel davranmamış ve müvekkil kurumu karalamıştır. Davacının mesaj attığı veliler kurumda ne olduğunu neden böyle bir mesaj aldıklarını sorgulamaya başlamış, müvekkil eğitim kurumuna olan güvenleri sarsıldığından pek çok veli kayıt yenilememiştir. Atılan mesaj üzerine ….-….. eğitim öğretim döneminde kaydı bulunup da ….-……. döneminde yaklaşık 40 kadar öğrencinin kayıt yenilememesine sebebiyet vermiştir. Velilerden …….. ve………… “kendilerine atılan mesajdan rahatsız olduklarını, profesyonel bulmadıklarını, kurum içi sorunların velilere ve öğrencilere yansımasını doğru bulmadıklarından kayıt yenilemeyeceklerini” yazılı bildirmişlerdir.

Davacının haksız fiil niteliğindeki kötü niyetli davranışı nedeniyle müvekkil kuruma olan güven sarsılmış, iyi bir konuma sahip olan müvekkil kurum kötü bilinir olmaya başlamıştır. Davacı müvekkil kurumun itibarı ile oynamış, hem kazanç kaybına hem de manevi zararlara sebebiyet vermiştir. Bu nedenle haksız davranışları nedeniyle, davacıdan …. TL manevi tazminat talebimiz bulunmaktadır.

HUKUKİ DELİLLER :

  1. Davacının SGK dosyası,
  2. İşyeri özlük dosyası,
  3. Tanık,
  4. Bilirkişi incelemesi,
  5. Emsal ücret araştırması,
  6. Yemin,
  7. Yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde ASIL DAVANIN REDDİNE, KARŞI DAVAMIZIN KABULÜ ile ……. TL MANEVİ TAZMİNATIN davacı-karşı davalıdan alınarak, müvekkile ödenmesine, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı-karşı davalıya tahmiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davalı-Karşı Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Karşı dava nedir, karşı dava açma şartları nelerdir, karşı dava dilekçesi, karşı dava açma süresi, karşı dava açma süresinin kaçırılması, boşanma davası

Karşı Dava Nedir?

Bu makalemizde karşı dava hmk kapsamında değerlendirerek; karşı dava nedir, karşı dava açma süresi nedir, karşı dava dilekçesi ne zaman verilir, karşı dava harcı ne kadardır gibi soruları cevaplamaya çalışacağız. Öncelikle karşı dava nedir dediğimiz zaman açılmış ve görülmeye devam eden davada davalının aynı mahkemede davacıya karşı açtığı davadır. Karşı dava HMK’nın 132 ve 133 maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun hükmü karşı dava nedir sorusunun cevabını ve karşı dava açma şartlarını açıkça cevaplamaktadır.

Karşı Dava HMK Düzenlemeleri 

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 132. maddesine göre;  Karşı dava açılabilmesi için; a) Asıl davanın açılmış ve hâlen görülmekte olması, b) Karşı davada ileri sürülecek olan talep ile asıl davada ileri sürülen talep arasında takas veya mahsup ilişkisinin bulunması yahut bu davalar arasında bağlantının mevcut olması, şarttır. Belirtilen bu şartlar gerçekleşmeden karşı dava açılacak olursa, mahkeme, talep
üzerine yahut resen, karşı davanın asıl davadan ayrılmasına; gerekiyorsa dosyanın görevli
mahkemeye gönderilmesine karar verir. Karşı davaya karşı, dava açılamaz.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 133. maddesine göre ise; Karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılır. Süresinden sonra karşı dava açılması hâlinde, mahkeme davaların ayrılmasına karar verir.

Karşı Dava Nedir?

Karşı dava nedir sorusuna makalemizin başında da ifade ettiğimiz üzere aynı davada davalının davacıya karşı açtığı davadır. Karşı dava açıldığı zaman davacı “davacı-karşı davalı” davalı ise davalı-karşı davacı” olarak anılır. Karşı dava ile farklı hükümler verilmesi önlenir, yargılama daha sağlıklı biçimde ilerler, ayrı bir dava açılmasından daha ekonomiktir ve usul ekonomisi ilkesine de uygundur.

Karşı Dava Açma Şartları

Ancak karşı dava açabilmek belli şartların yerine getirilmesi gerekir. Karşı dava açma şartları özetle, asıl davanın görülmekte olması; karşı davanın asıl dava ile aynı yargılama usulüne tabi davalardan olması ve asıl dava ile karşı dava arasında yakın bir ilişki bulunmasıdır. Dolayısıyla örneğin özel görevli bir mahkemenin alanına giren davada genel mahkemelerde karşı dava açılamaz. Yine asıl dava ile karşı dava arasında yakın bir ilişki bulunmalıdır. Bu yakın ilişki takas veya mahsup ilişkisi olabileceği gibi asıl dava ile karşı dava arasında bağlantı bulunmasından kaynaklanabilir. Örneğin kiralayanın açtığı tahliye davasında, kiracı tamirat bedellerinin tahsili davasını karşı dava edebilir. Karşı dava açma şartları örneklerle bu şekilde olup, somut olayın özelliklerine göre karşı dava açılıp açılmayacağı değerlendirilmelidir. Karşı dava açma şartlarını çoğunlukla karşıladığı için özellikle boşanma davalarında karşı dava açıldığını görmekteyiz.

Karşı Dava Açma Süresi

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 133. maddesinin 1. fıkrasında da açıkça düzenlendiği üzere; karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılır. Dolayısıyla karşı dava açma süresi davalının cevap süresidir. Örneğin basit yargılama usulüne tabi davalarda bu süre iki haftadır ve davalının karşı dava açma süresini kaçırmaması için iki haftalık cevap süresi içinde, ya cevap dilekçesi ile ya da ayrı bir karşı dava dilekçesi ile davasını ikame etmesi gerelkir.

Karşı dava açma süresinin kaçırılması halinde ne olacağı ise 133. maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Esasa cevap süresi geçtikten sonra karşı dava açma süresi geçtikten sonra karşı dava açılırsa, davaların ayrılmasına karar verilir.

Yine karşı dava açma süresinin kaçırılması halinde gidilebilecek bir diğer yol da ayrı bir dava açıp, iki davaların birleştirilmesini talep etmektir.

Karşı Dava Harcı

Karşı dava aynı mahkemede görülse de ayrı harca tabidir. Karşı dava harcı yatırılmadan karşı dava açılmış sayılmaz. Nitekim Harçlar Kanunu’nun 6. maddesine göre, Karşılık davalar, müstakil davalar gibi harca tabidir.

Karşı Dava Dilekçesi

Karşı dava süresi içinde asıl davanın görüldüğü mahkemeye verilecek cevap dilekçesi veya karşı dava dilekçesi ile açılır. Karşı dava dilekçesi nde karşı davanın dayandığı olaylar, ispat araçları vb tüm hususlar açıkça anlatılmalı ve açıklanmalıdır. Yine karşı dava dilekçesi nde neden karşı davanın kabul edilmesi ve eğer talep ediliyorsa asıl davanın neden reddedilmesi gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verilmesi gerekir.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.