Etiket: adana idari yargı avukatı

Yürütmenin durdurulması kararı nedir, yürütmenin durdurulması şartları, iyuk, karara itiraz, adana idare avukatı, yürütmenin durdurulması talebi

Yürütmenin Durdurulması Kararı Nedir?

Bu makalemizde yürütmenin durdurulması kararı İYUK kapsamında açıklamaya çalışacağız. Yürütmenin durdurulması kararı nedir, idari yargıda yürütmenin durdurulması şartları nelerdir gibi sorulara cevap bulmaya çalışacağız.

Yürütmenin Durdurulması Kararı Nedir?

Hukuk devleti ilkesinin en önemli gereklerinden biri de idarenin işlemlerinin yargı denetiminden geçmesidir. İdarenin ortaya koyduğu her türlü idari işlem ve eylem yargısal denetime tabidir, iptal davasına konu edilebilir. Dolayısıyla idarenin bu şekilde yargı denetimine tabi tutulması sağlanmış olur.

Hukuka uygunluk karinesine göre, idari işlemler hukuka uygun olarak kabul edilirler. Dolayısıyla bir idari işlem mahkeme kararı ile iptal edilinceye dek uygulanmaya devam eder.  Bu nedenle bir idari işlem hakkında sırf iptal davası açılmış olması, o idari işlemin icra edilebilirliğini ortadan kaldırmaz. İdari işlem dava açılmış olsa dahi uygulanmaya devam eder.

Nitekim 2577 s. İYUK’un 27. maddesinin 1. fıkrasına göre;  “Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz”

Bu nedenle iptal davalarında yürütmenin durdurulması talep edilerek, idari işlemin yürütmesinin durdurulması yani icra edilebilirliğinin durdurulması sağlanabilir. Yürütmenin
durdurulması kararı ile henüz mahkeme dava konusu işlem hakkında iptal kararı vermemişken, sanki iptal kararı verilmiş gibi bir durum ortaya çıkar. İptali istenen işlemin icrası durdurulur ve idari işlemin tesisinden önceki hukuki duruma geri dönülür.

Yürütmenin Durdurulması Şartları Nelerdir?

Yürütmenin durdurulması şartları İYUK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında yer verilmiştir. Düzenlemeye göre, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, yürütmenin durdurulması kararı verilebilir. Bu doğrultuda yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur.

Dolayısıyla bir idari işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için işlemin hem telafisi güç veya imkansız zararlar doğurması hem de açıkça hukuka aykırı olması gerekir. Her iki şartı da sağlamayan idari işlemler hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilemez. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır. Aynı sebebe dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması talebinde bulunulamaz.

Yürütmenin Durdurulması Kararına İtiraz

Yürütmenin durdurulması talebi mahkeme tarafından kabul edilebilir veya yürütmenin durdurulması şartlarını görmezse reddedilebilir. Her iki durumda da kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde yürütmenin durdurulması kararına itiraz edilebilir. İdare mahkemeleri tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararına itiraz Bölge İdare Mahkemesi’ne yapılır. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararına itiraz dilekçesi örneğine buradan ulaşabilirsiniz.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararına itiraz dilekçesi, yd red kararına itiraz, yd red itiraz dilekçesi, adana idare avukatı, idari dava avukatı.

Yürütmenin Durdurulması İsteminin Reddi Kararına İtiraz

Bu makalemizde yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararına itiraz dilekçesine yer verilecektir. Yürütmenin durdurulmasının reddi kararına itiraz İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, idare mahkemesi telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının varlığı halinde idari işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilebilir. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar hakkında, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde itiraz edilebilir. İdare mahkemeleri tarafından verilen yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararına itiraz Bölge İdare Mahkemesi’ne yapılır. Yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararına itirazyd red itiraz dilekçesi makalemizin devamında yer almaktadır.

Yürütmenin Durdurulması İsteminin Reddi Kararına İtiraz Dilekçesi

…. BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
SUNULMAK ÜZERE
…. İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

DOSYA NO: 201../…. Esas

YD RED KARARINA İTİRAZ EDEN DAVACI: ……….

VEKİLİ: Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI: ……. Üniversitesi Rektörlüğü

KONU: …… İdare Mahkemesi’nin tarafıma …/…/…. tarihinde tebliğ edilen …/…/….. tarih ve 20…/…. Esas sayılı yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararına itiraz dilekçemizin arzı ve söz konusu yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararının kaldırılmasına ve dava konusu idari işlemle ilgili yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi talebimizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ:

Davalı …. Üniversitesi ….. Dekanlığı’nın …/…/…. tarih ve …. sayılı 1/30 oranında aylıktan kesme cezasının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle, …… İdare Mahkemesi’nin 201../…. esasına kayden iptal davası açılmıştır. Ancak Mahkeme tarafından  …/…/….. tarih ve 20…/…. Esas sayılı kararla işlemin yürütmesinin durdurulması talebinin reddine karar verilmiştir.

Ancak, dava dosyasındaki belgelerin bir kez daha incelenmesi sonucu anlaşılacağı üzere, olayda İdari Yargılama Usulü Kanununun 27/2. maddesinde öngörülen şartlar gerçekleşmiştir. Dolayısıyla yürütmenin durdurulması talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken aksine yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararı verilmesi hukuki dayanaktan yoksundur. Bu nedenle söz konusu yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararının kaldırılmasını teminen iş bu itirazın yapılması zorunluluğu hasıl olmuştur.

Şöyle ki; ………………………………………………………………………………………………………

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen nedenler dahilinde, …… İdare Mahkemesi’nin  …/…/….. tarih ve 20…/…. Esas sayılı haksız ve hukuki dayanaktan yoksun yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararının kaldırılmasına ve dava konusu idari işlemle ilgili yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Öğretmenlerin Kurs Seminer Ek Ders Ücreti, ek ders ücreti nedir, ek ders görevi, danıştay kararı, kurs ek ders ücreti, adana idare avukatı, iptal davası.

Öğretmenlerin Kurs Seminer Ek Ders Ücreti

Danıştay 12. Dairesi, öğretmenlerin kurs seminer ek ders ücreti istemiyle açılan davada, kursiyer olarak katılan öğretmenin ek ders ücretine hak kazanamayacağına karar vermiştir.

Danıştay 12. Dairesi ÖĞRETMEN VE YÖNETİCİLERİN EK DERS ÜCRETİNDEN YARARLANABİLMELERİ İÇİN, KURS VE SEMİNERLERE KURSİYER OLARAK DEĞİL, YÖNETİCİ VEYA ÖĞRETMEN OLARAK KATILMASI GEREKTİĞİ konulu kararında özetle;

Öğretmen olarak görev yapan davacı tarafından, 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında “Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Öğretmenlerin Eğitimi Kursuna” kursiyer olarak katılması nedeniyle kendisine ek ders ücreti ödenmesi için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın kanun yararına temyiz isteminin değerlendirilmesinde.

Eğitsel gezi, konferans, kurs veya seminerlere kursiyer olarak katılan öğretmen ve yöneticilerin ek ders ücretinden yararlanabilmeleri için, söz konusu kurs ve seminerlere kursiyer olarak değil, kendi kurumları ile ilişiği kesilmeksizin yönetici veya öğretmen olarak katılmaları gerektiği açıktır.

Bu duruma göre, davalı idarece düzenlenen Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Eğitimi Kursuna yönetici veya öğretmen olarak görevlendirilmeden, “kursiyer” olarak katılan davacının, kursta bulunduğu sürece ilgili düzenlemelerde belirtilen şekilde ek ders görevi yapmış sayılmasına ve bu süreler için ek ders ücretinden yararlanmasına olanak bulunmadığından, başvurusunun reddine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Öğretmenlerin Kurs Seminer Ek Ders Ücreti Danıştay Kararı

DANIŞTAY 12. DAİRESİ
Esas Numarası: 2018/3723
Karar Numarası: 2019/1931
Karar Tarihi: 13.03.2019

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince; dosya incelenerek, İstanbul 8.İdare Mahkemesi Hakimliğinin 19/10/2017 tarih ve E:2017/1004, K:2017/2094 sayılı kararının Danıştay Başsavcılığı tarafından, kanun yararına temyizen incelenerek bozulmasının istenilmesi üzerine işin gereği görüşüldü;

Dosyanın incelenmesinden; İstanbul İli, Fatih İlçesi, … İlkokulu’nda öğretmen olarak görev yapan davacı tarafından, 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında “Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Öğretmenlerin Eğitimi Kursuna” kursiyer olarak katılması nedeniyle kendisine ek ders ücreti ödenmesi için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada.

İstanbul 8.İdare Mahkemesi Hakimliğinin 19/10/2017 tarih ve E:2017/1004, K:2017/2094 sayılı kararı ile öğretmen olarak görev yapan davacının 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunan eğitim programına kursiyer olarak katıldığı.

Anayasanın 18. maddesinde, kimsenin zorla çalıştırılamayacağı ve angaryanın yasak olduğu, 55. maddesinde ise, ücretin emeğin karşılığı olduğu kurallarına yer verildiği.

Olağan dönemlerde Devletin çalışanlara herhangi bir ücret ödemeksizin onları istihdam etmesi olanağının bulunmadığı, kural olarak çalışma saatlerinin mesai saatlerini aşmayacak şekilde belirlenmesinin gerekeceği, ancak hizmetin özelliğinin gerektirmesi durumunda bu günlere de çalışma konulmasına olanak tanındığı, esasen istirahat saatlerinde idarece görevlendirme yapılmak suretiyle kamu personeline görev verilmesi durumunda bu göreve yönelik olarak personele ödeme yapılması gerekeceğinden, davacıya anılan görevlendirme nedeniyle ek ders ödemesi yapılması gerekirken davacının başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, 2577 sayılı Kanun’un 45/1. maddesi uyarınca karara karşı itiraz/ istinaf/ temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak karar verildiği anlaşılmaktadır.

Danıştay Başsavcılığı, İstanbul 8.İdare Mahkemesi Hakimliği kararının; yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmesi nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

2577 sayılı Kanun’un “Kanun yararına temyiz” başlıklı 51. maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın kanun yararına bozulacağı. bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı, bozma kararının bir örneğinin ilgili bakanlığa gönderileceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacağı kuralına yer verilmiştir.

439 sayılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Yüksek ve Orta Dereceli Okullar Öğretmenleri ile İlkokul Öğretmenlerinin Haftalık Ders Saatleri ile Ek Ders Ücretleri Hakkında Kanun’un, 03/04/1998 tarih ve 4359 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik ek 1. maddesinin birinci fıkrasında;

Anaokullarında, anasınıflarında, yetiştirme yurtlarında, okuma yazma kurslarında, gezici köy kurslarında görevli öğretmenler ile ilköğretim kumullarında görevli sınıf öğretmenlerinin aylıkları karşılığında haftada 18 saat, şube öğretmenlerinin 15 saat ders okutmakla yükümlü oldukları, bunlara; kanun, tüzük, yönetmelik ve eğitim programlarında verilen görevlerin yerine getirilebilmesi için zorunlu olarak ek ders görevi verileceği.

İkinci fıkrasında, belirtilen kurumlarda öğretmen ve yönetici olarak görev alanlarla diğer eğitim kurumlarında ve Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatında görev alanlardan kimlerin zorunlu ek ders görevi alacağı ve haftalık çalışmalarının ne kadarının zorunlu ek ders görevinden sayılacağı; birden fazla sınıf okutan öğretmenlere verilecek haftalık zorunlu ders görevinin sayısı, öğretmen ve yöneticilere haftada verilecek zorunlu ek ders sayısı ve diğer hususların 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca düzenleneceği kuralına yer verilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 30/05/1974 tarih ve 12 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 89. maddesinde, her derecedeki eğitim ve öğretim kurumları ile Üniversite ve Akademi (Askeri Akademiler dahil), okul, kurs veya yaygın eğitim yapan kurumlarda ve benzeri kuruluşlarda öğretmen veya öğretim üyesi bulunmaması halinde öğretmenlere, öğretim üyelerine veya diğer memurlara veyahut açıktan atanacaklara ücret ile ek ders görevi verilebileceği. ücretle okutulacak ders saatlerinin sayısı, ders görevi alacakların nitelikleri ve diğer hususların ilgili Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit olunacağı düzenlemesine yer verildiği. 99. maddesinde, memurların haftalık çalışma süresinin genel olarak 40 saat olduğu. bu sürenin Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenleneceği, ancak özel kanunlarla yahut bu kanuna veya özel kanunlara dayanılarak çıkarılacak tüzük ve yönetmeliklerle, kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma sürelerinin tespit olunabileceği kuralı yer almaktadır.

Aynı Kanun’un 176.maddesinde ise; “Bu Kanunun 89. maddesine göre kendilerine ders görevi verilenlere, ders saati başına gündüz öğretimi için 140, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında yarıyıl ve yaz tatillerinde, cumartesi ve pazar günleri ile saat 18.00’den sonra başlayan öğretim faaliyetleri için 150 gösterge rakamının bu Kanuna göre belirlenen aylık katsayısı ile çarpımından oluşan miktar üzerinden ek ders ücreti ödenir.” düzenlenmesi yer almıştır.

Öte yandan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 89. maddesinin verdiği yetkiye istinaden Bakanlar Kurulunca hazırlanan ve 16/12/2006 tarih ve 26378 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan 01/12/2006 tarih ve 2006/11350 sayılı “Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararın 1. maddesinde. bu Kararın amacı, Millî Eğitim Bakanlığının yönetici, öğretmen, uzman ve usta öğreticileri ile diğer görevlilerinin aylık ve ek ders ücreti karşılığında okutacakları ve okutmuş sayılacakları haftalık ders saatlerinin sayısını ders görevi alacakların niteliklerini ve diğer hususları düzenlemek olduğu. “ders görevinin yapılmış sayılacağı hâller” başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasında, Bir öğretim yılında 90 günü geçmemek üzere, bu Karar kapsamında bulunan personelden.

a)Bakanlıkça veya verilen yetki uyarınca valiliklerce yurt içinde düzenlenen her türlü eğitsel gezi, konferans, kurs ve seminerlerde görevlendirilenlerin; fiilen yerine getirdikleri bu görevleri süresince, görevlendirildikleri tarihte kendilerine verilmiş ek ders görevleri varsa bu görevlerini yapmış sayılacakları ve buna ilişkin ek ders ücretlerinin kadrolarının bulunduğu kurumca ödeneceği; hükmüne yer verilmiş; “Görevin fiilen yapılması” başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrasında ise, Bu Karar kapsamında ek ders ücreti ödenebilmesi için, ek ders görevinin fiilen yapılmış olması, ek ders görevinden sayılan veya ek ders görevinin yapılmış sayılacağı haller bakımından ise bu Kararda belirlenen koşulların oluşmasının şart olduğu kurala bağlanmıştır.

Ek ders görevi; öğretmenlerin aylıkları karşılığında okutmakla yükümlü oldukları ders saati sayısının, ders müfredatında belirtilen ders saati sayısını karşılamaması halinde, ihtiyaç duyulan branşlardaki ders saati açığının ilgili branş öğretmenince kapatılması için mevzuatta belirtilen üst sınırı aşmamak üzere söz konusu öğretmenlere ders görevi dışında “ek ders ücreti karşılığında” verilen bir görevdir.

Ek ders ücreti ise, bahse konu ek ders görevini fiilen yerine getiren öğretmenlere emekleri karşılığında ödenen ücrettir. Bir başka ifadeyle, “ek ders ücreti“nin amacı, öğretmenlerin mali haklarının iyileştirilmesi değil, eğitim öğretim hizmetinin sürekli ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesi amacıyla ders görevi dışında “ek ders görevi“ni yerine getiren öğretmenlerin, bu hizmetlerinin karşılığının verilmesidir.

Dava konusu olayda, İstanbul ili, Fatih ilçesi, … İlkokulu’nda öğretmen olarak görev yapan davacı tarafından, 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında ders saatleri ve mesai dışında Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Öğretmenlerin Eğitim Kursuna katılmasından dolayı ek ders ücreti ödenmesi talebiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine bu işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

Yukarıda açık metinlerine yer verilen mevzuat hükümleri bir bütün halinde, değerlendirildiğinde, eğitsel gezi, konferans, kurs veya seminerlere kursiyer ( bu faaliyetlerden yararlanacak kişi) olarak katılan öğretmen ve yöneticilerin ek ders ücretinden yararlanabilmeleri için, söz konusu kurs ve seminerlere kursiyer olarak değil, kendi kurumları ile ilişiği kesilmeksizin yönetici veya öğretmen olarak katılmaları gerektiği açıktır.

Bu duruma göre, davalı idarece düzenlenen Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Eğitimi Kursuna yönetici veya öğretmen olarak görevlendirilmeden, “kursiyer” olarak katılan davacının, kursta bulunduğu sürece ilgili düzenlemelerde belirtilen şekilde ek ders görevi yapmış sayılmasına ve bu süreler için ek ders ücretinden yararlanmasına olanak bulunmadığından, başvurusunun reddine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bu nedenle, İstanbul 8 İdare Mahkemesi Hakimliğince, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararda ise hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüyle, İstanbul 8. İdare Mahkemesi Hakimliğince verilen 19/10/2017 tarih ve E:2017/1004; K:2017/2094 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına, kararın birer suretinin Fatih Kaymakamlığı ve davacı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasına, 13/03/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”

Danıştay 12. Dairesinin öğretmenlerin kurs seminer ek ders ücreti ile ilgili verdiği karar bu şekildedir. Danıştay, kursa kursiyer olarak katılan davacının öğretmenlerin kurs seminer ek ders ücreti alamayacağına hükmetmiştir.

Adana idare hukuku avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Sisiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Hizmet Kusuru Danıştay Kararı

İdarenin Hizmet Kusuru Danıştay Kararı

İdarenin hizmet kusuru danıştay kararı. Danıştay 15. Dairesi, 2018/736 E, 2018/6709 K. 04.10.2018 T. sayılı kararında; …kazanın meydana gelmesine etkili olan buzun, can ve mal güvenliğini sağlayacak şekilde ortadan kaldırılmasını sağlamayan davalı idarenin kazanın meydana gelmesinde %75 oranında kusurlu olduğu ve hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varılmaktadır.…” diyerek kararın bozulmasına karar vermiştir.

KARAYOLUNDA MEYDANA GELEN TRAFİK KAZASI SONUCUNDA HİZMET KUSURU BULUNAN İDAREDEN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ 

KAZANIN MEYDANA GELMESİNE ETKİLİ OLAN BUZUN KALDIRILMASINI SAĞLAMAYAN İDARENİN HİZMET KUSURUNUN BULUNDUĞU 

Özeti: Sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliğinin sağlanması konusunda davalı idarenin görev ve sorumluluğunun bulunduğu, ancak trafiğin yoğun olduğu Afyonkarahisar- Ankara Karayolunun Köroğlu mevkiindeki eğimli ve virajlı ana yol üzerinde bu görev ve sorumluluğunun etkin bir şekilde yerine getirilmemesinin trafik kazasının meydana gelmesinde %75 oranında etkili olduğu anlaşılmış olup, karayolu üzerindeki buzun kazaya etkisinin %75 olduğunun Adli Tıp Kurumu Raporunda tespit edildiği göz önüne alındığında, kazanın meydana gelmesine etkili olan buzun, can ve mal güvenliğini sağlayacak şekilde ortadan kaldırılmasını sağlamayan davalı idarenin kazanın meydana gelmesinde %75 oranında kusurlu olduğu ve hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varılmaktadır.

İstemin Özeti: Danıştay Onbeşinci Dairesi’nin 24/10/2017 tarih ve E:2017/2101, K:2017/5970 sayılı kararının, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Karar düzeltme isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Düşüncesi : 05.07.2011 tarihli Adli Tıp Kurumu Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Raporuna göre; buzlanmanın kazaya etkisinin %75 olduğunun tespit edilmesi, sorumlu olduğu karayolu üzerinde can ve mal emniyetini sağlamakla görevli olan idarenin, eğimli ve virajlı ana yol kesiminde buzlanmayı önleyecek veya oluşan buzu ortadan kaldıracak çalışmaları yapmak zorunda olması, bozma kararındaki gerekçenin karşılanmadan idareden gelen belgelere dayalı olarak kazanın meydana gelmesinde hizmet kusuru olmadığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı düşüncesiyle, karar düzeltme isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi’nce, davacının karar düzeltme isteminde ileri sürülen hususlar Dairemizin 24/10/2017 tarih ve E:2017/2101, K:2017/5970 sayılı kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görüldüğünden, kararın düzeltilmesi isteminin kabulü ile Dairemizin anılan kararı kaldırılarak temyiz istemi yeniden incelenmek suretiyle işin gereği görüşüldü.

Dava, 22.12.2009 tarihinde Afyonkarahisar-Ankara karayolunun 30. Kilometresinde tek taraflı trafik kazası sonucunda davacının eşi Ö. T.’ın vefat etmesinde idarenin hizmet kusuru nun bulunduğundan bahisle, uğranıldığı iddia edilen 100.000,00-TL maddi, 20.000,00 TL manevi zararın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

Afyonkarahisar İdare Mahkemesi’nce, mahkemelerinin 24.08.2011 tarih E:2010/877, K: 2011/971 sayılı kararı ile davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığından davanın reddi yönünde verilen kararın, Danıştay Onbeşinci Dairesi’nin 08.02.2017 günlü ve E:2014/643, K:2017/594 sayılı kararı ile; “Adli Tıp Bilirkişi Raporuna göre buzlanmanın kazaya etkisi %75 olduğuna göre, 80 metrelik buzlanmanın kazaya neden olan bir yol kusuru sayılması ve sorumlu olduğu karayolu üzerinde can ve mal emniyetini sağlamakla görevli olan idarenin, eğimli ve virajlı yol kesiminde buzlanmayı önleyecek veya oluşan buzu ortadan kaldıracak çalışmaları yapıp yapmadığı göz önüne alınmadan davanın reddi yolunda verilen idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği” gerekçesiyle bozulması üzerine; bozma kararına uyularak belirtilen hususların tespiti ve açıklığa kavuşturulması için 25.04.2017 tarihinde yapılan ara karar üzerine davalı idarece sunulan 15.05.2017 tarihli ara kararı cevabı ve ekli 22.09.2009 tarihine ait yol çalışma tutanağına göre; kazanın meydana geldiği noktanın 240 metre gerisinde sürücüleri uyarmak amacıyla T-37 (gizli buzlanma) ve TT-29 (50) azami hız 50 km trafik işaret levhası bulunduğu, kaza günü 260-01 Kontrol Kesim Numaralı Devlet Karayolunun Köroğlu mevkiinde buzlanan kesimlere 6 m3 tuz ve agrega kullanıldığı, kazanın meydana geldiği kesimde hava ve yol şartları göz önüne alınarak mutlak surette kar ve buz mücadele çalışmalarının yıllık yapılan program çerçevesinde yürütüldüğü, hususlarının belirtildiğinin görüldüğü, dava dosyasında bulunan tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, trafik kazası sonucu meydana gelen ölüm olayı nedeniyle davalı idareye atfedilebilecek herhangi bir hizmet kusuru olmağı kanaatine varıldığından davacının talep ettiği 100.000,00-TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulüne olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı tarafından; anılan Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun, 7. maddesinin (a) bendine göre, yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmak davalı idarenin görevi olup, 6001 sayılı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a göre ise davalı idare, karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmasını sağlamak, karayollarını onarmak, işletmek, işlettirmekle görevli bulunmaktadır. Davalı idarenin, karayolları üzerinde işleyen trafiğin can ve mal güvenliğini sağlayacak şekilde yürütmesi ve bu hizmetin yürütülmesi sırasında hizmet kusurundan meydana gelecek zararları ödemesi yukarıda anlatılan mevzuat gereğidir.

İdarenin kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan zarardan sorumlu tutulmasını gerektiren kurumlardan biri olup genel olarak bir kamu hizmetinin kuruluş ve işleyişinde aksaklık ve bozukluk olarak ifade edilmektedir. İdarenin hukuki sorumluluğunun bir sonucu olan tam yargı davalarındaki amaç, idarenin bir eylemi ya da işlemi nedeni ile uğranılan zararın giderilmesidir. Bu türden bir uyuşmazlık çözümlenirken kesin ve gerçek bir zarar oluşup oluşmadığı ve bu zararın idari hizmetin eksik ya da kusurlu işleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.

Dava dosyasının incelenmesinden; Dairemizin 08/02/2017 tarih ve E:2014/643, K:594 sayılı bozma kararında, 05.07.2011 tarihli Adli Tıp Kurumu Raporunda; yol üzerindeki buzlanmanın sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesine ve mevcut şartlardaki olayın oluşu üzerine %75 oranında etkili olduğunun tespit edildiği ve trafik kazası tespit tutanağındaki krokiye göre buzlanmanın 80 metrelik bir kesitte meydana geldiğinin belirtildiği karayolu üzerinde can ve mal emniyetini sağlamakla görevli olan idarenin, eğimli ve virajlı yol kesiminde buzlanmayı önleyecek veya oluşan buzu ortadan kaldıracak çalışmaları yapıp yapmadığı göz önüne alınmadan verilen idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle mahkeme kararının bozulmasına karar verildiği, bozma kararına uyan mahkeme tarafından ara karar ile davalı idareden, kazanın meydana geldiği tarihinde eğimli ve virajlı yol kesiminde buzlanmayı önleyecek veya oluşan buzu ortadan kaldıracak nitelikte çalışmaların yapılıp yapılmadığının sorulduğu ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği, idare tarafından cevaben gönderilen belgelerde, kazanın meydana geldiği gün 260-01 kontrol kesim numaralı devlet karayolunun Köroğlu mevkiinde, buzlanan kesimlere 6 m3 tuz ve agrea kullanıldığının, buzlama çalışmalarında kullanılan kaya tuzunun -12 derecenin altındaki sıcaklıklarda kar ve buz çalışmalarında fayda sağlamadığının bildirildiği, mahkemenin idareden gelen bu bilgilere dayalı olarak, meydana gelen kazada hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.

Dava konusu olayda, Adli Tıp Kurumu Raporunda belirtilen karayolu üzerindeki buzlanmanın, kazanın meydana gelmesine olan etkisinin %75 olması ve karayolları üzerinde işleyen trafiği can ve mal güvenliğini sağlayacak şekilde yürütmesi davalı idarenin yasal görevi olduğundan, ana karayolu üzerinde bulunan 80 metre uzunluğundaki buzun trafik emniyetini sağlayacak şekilde yol üzerinden kaldırılması da davalı idarenin yasal görevidir.

Davalı idare tarafından dosyaya sunulan belgelere göre, kazanın meydana geldiği 22.12.2009 tarihinde Köroğlu 260-01 yol kesimine 6 m3 tuz ve agrea döküldüğünün belirtildiği, kesim levhasından kilometre ve kaza bölgesinin anlaşılamadığı, çalışma saati bilgilerinin bulunmadığı kaza anında 80 metre uzunluğunda buz tabakasının yolda olması nedeniyle yapılan tuzlamanın buzu ortadan kaldıracak şekilde kimyasal etki göstermediği başka bir ifadeyle buzu eritemediği, -12 derecenin altındaki sıcaklıklarda tuzlamanın buz çalışmalarında fayda sağlamadığının idarenin kabulünde olduğu, dolayısı ile buz tabakasının oluşmasını önleyici veya ortadan kaldırır nitelikte çalışma yapılmadığı görülmüştür.

Somut olayda, sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliğinin sağlanması konusunda davalı idarenin görev ve sorumluluğunun bulunduğu. Ancak trafiğin yoğun olduğu Afyonkarahisar- Ankara Karayolunun Köroğlu mevkiindeki eğimli ve virajlı ana yol üzerinde bu görev ve sorumluluğunun. etkin bir şekilde yerine getirilmemesinin trafik kazasının meydana gelmesinde %75 oranında etkili olduğu anlaşılmıştır.

Bu durumda, karayolu üzerindeki buzun kazaya etkisinin %75 olduğunun Adli Tıp Kurumu Raporunda tespit edildiği göz önüne alındığında, kazanın meydana gelmesine etkili olan buzun, can ve mal güvenliğini sağlayacak şekilde ortadan kaldırılmasını sağlamayan davalı idarenin kazanın meydana gelmesinde %75 oranında kusurlu olduğu ve hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu itibarla, kazanın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; davacının karar düzeltme isteminin kabul edilerek, Afyonkarahisar İdare Mahkemesi’nin 21/06/2017 tarih, E:2017/466; K:2017/735 sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan mahkemeye gönderilmesine, 04/10/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.