Etiket: adana idare avukatı

Yürütmenin durdurulması kararı nedir, yürütmenin durdurulması şartları, iyuk, karara itiraz, adana idare avukatı, yürütmenin durdurulması talebi

Yürütmenin Durdurulması Kararı Nedir?

Bu makalemizde yürütmenin durdurulması kararı İYUK kapsamında açıklamaya çalışacağız. Yürütmenin durdurulması kararı nedir, idari yargıda yürütmenin durdurulması şartları nelerdir gibi sorulara cevap bulmaya çalışacağız.

Yürütmenin Durdurulması Kararı Nedir?

Hukuk devleti ilkesinin en önemli gereklerinden biri de idarenin işlemlerinin yargı denetiminden geçmesidir. İdarenin ortaya koyduğu her türlü idari işlem ve eylem yargısal denetime tabidir, iptal davasına konu edilebilir. Dolayısıyla idarenin bu şekilde yargı denetimine tabi tutulması sağlanmış olur.

Hukuka uygunluk karinesine göre, idari işlemler hukuka uygun olarak kabul edilirler. Dolayısıyla bir idari işlem mahkeme kararı ile iptal edilinceye dek uygulanmaya devam eder.  Bu nedenle bir idari işlem hakkında sırf iptal davası açılmış olması, o idari işlemin icra edilebilirliğini ortadan kaldırmaz. İdari işlem dava açılmış olsa dahi uygulanmaya devam eder.

Nitekim 2577 s. İYUK’un 27. maddesinin 1. fıkrasına göre;  “Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz”

Bu nedenle iptal davalarında yürütmenin durdurulması talep edilerek, idari işlemin yürütmesinin durdurulması yani icra edilebilirliğinin durdurulması sağlanabilir. Yürütmenin
durdurulması kararı ile henüz mahkeme dava konusu işlem hakkında iptal kararı vermemişken, sanki iptal kararı verilmiş gibi bir durum ortaya çıkar. İptali istenen işlemin icrası durdurulur ve idari işlemin tesisinden önceki hukuki duruma geri dönülür.

Yürütmenin Durdurulması Şartları Nelerdir?

Yürütmenin durdurulması şartları İYUK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında yer verilmiştir. Düzenlemeye göre, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, yürütmenin durdurulması kararı verilebilir. Bu doğrultuda yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur.

Dolayısıyla bir idari işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için işlemin hem telafisi güç veya imkansız zararlar doğurması hem de açıkça hukuka aykırı olması gerekir. Her iki şartı da sağlamayan idari işlemler hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilemez. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır. Aynı sebebe dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması talebinde bulunulamaz.

Yürütmenin Durdurulması Kararına İtiraz

Yürütmenin durdurulması talebi mahkeme tarafından kabul edilebilir veya yürütmenin durdurulması şartlarını görmezse reddedilebilir. Her iki durumda da kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde yürütmenin durdurulması kararına itiraz edilebilir. İdare mahkemeleri tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararına itiraz Bölge İdare Mahkemesi’ne yapılır. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararına itiraz dilekçesi örneğine buradan ulaşabilirsiniz.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Disiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Öğretmenlerin Kurs Seminer Ek Ders Ücreti, ek ders ücreti nedir, ek ders görevi, danıştay kararı, kurs ek ders ücreti, adana idare avukatı, iptal davası.

Öğretmenlerin Kurs Seminer Ek Ders Ücreti

Danıştay 12. Dairesi, öğretmenlerin kurs seminer ek ders ücreti istemiyle açılan davada, kursiyer olarak katılan öğretmenin ek ders ücretine hak kazanamayacağına karar vermiştir.

Danıştay 12. Dairesi ÖĞRETMEN VE YÖNETİCİLERİN EK DERS ÜCRETİNDEN YARARLANABİLMELERİ İÇİN, KURS VE SEMİNERLERE KURSİYER OLARAK DEĞİL, YÖNETİCİ VEYA ÖĞRETMEN OLARAK KATILMASI GEREKTİĞİ konulu kararında özetle;

Öğretmen olarak görev yapan davacı tarafından, 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında “Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Öğretmenlerin Eğitimi Kursuna” kursiyer olarak katılması nedeniyle kendisine ek ders ücreti ödenmesi için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın kanun yararına temyiz isteminin değerlendirilmesinde.

Eğitsel gezi, konferans, kurs veya seminerlere kursiyer olarak katılan öğretmen ve yöneticilerin ek ders ücretinden yararlanabilmeleri için, söz konusu kurs ve seminerlere kursiyer olarak değil, kendi kurumları ile ilişiği kesilmeksizin yönetici veya öğretmen olarak katılmaları gerektiği açıktır.

Bu duruma göre, davalı idarece düzenlenen Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Eğitimi Kursuna yönetici veya öğretmen olarak görevlendirilmeden, “kursiyer” olarak katılan davacının, kursta bulunduğu sürece ilgili düzenlemelerde belirtilen şekilde ek ders görevi yapmış sayılmasına ve bu süreler için ek ders ücretinden yararlanmasına olanak bulunmadığından, başvurusunun reddine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Öğretmenlerin Kurs Seminer Ek Ders Ücreti Danıştay Kararı

DANIŞTAY 12. DAİRESİ
Esas Numarası: 2018/3723
Karar Numarası: 2019/1931
Karar Tarihi: 13.03.2019

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince; dosya incelenerek, İstanbul 8.İdare Mahkemesi Hakimliğinin 19/10/2017 tarih ve E:2017/1004, K:2017/2094 sayılı kararının Danıştay Başsavcılığı tarafından, kanun yararına temyizen incelenerek bozulmasının istenilmesi üzerine işin gereği görüşüldü;

Dosyanın incelenmesinden; İstanbul İli, Fatih İlçesi, … İlkokulu’nda öğretmen olarak görev yapan davacı tarafından, 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında “Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Öğretmenlerin Eğitimi Kursuna” kursiyer olarak katılması nedeniyle kendisine ek ders ücreti ödenmesi için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada.

İstanbul 8.İdare Mahkemesi Hakimliğinin 19/10/2017 tarih ve E:2017/1004, K:2017/2094 sayılı kararı ile öğretmen olarak görev yapan davacının 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında sınıfında yabancı uyruklu öğrenci bulunan eğitim programına kursiyer olarak katıldığı.

Anayasanın 18. maddesinde, kimsenin zorla çalıştırılamayacağı ve angaryanın yasak olduğu, 55. maddesinde ise, ücretin emeğin karşılığı olduğu kurallarına yer verildiği.

Olağan dönemlerde Devletin çalışanlara herhangi bir ücret ödemeksizin onları istihdam etmesi olanağının bulunmadığı, kural olarak çalışma saatlerinin mesai saatlerini aşmayacak şekilde belirlenmesinin gerekeceği, ancak hizmetin özelliğinin gerektirmesi durumunda bu günlere de çalışma konulmasına olanak tanındığı, esasen istirahat saatlerinde idarece görevlendirme yapılmak suretiyle kamu personeline görev verilmesi durumunda bu göreve yönelik olarak personele ödeme yapılması gerekeceğinden, davacıya anılan görevlendirme nedeniyle ek ders ödemesi yapılması gerekirken davacının başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, 2577 sayılı Kanun’un 45/1. maddesi uyarınca karara karşı itiraz/ istinaf/ temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak karar verildiği anlaşılmaktadır.

Danıştay Başsavcılığı, İstanbul 8.İdare Mahkemesi Hakimliği kararının; yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmesi nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

2577 sayılı Kanun’un “Kanun yararına temyiz” başlıklı 51. maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın kanun yararına bozulacağı. bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı, bozma kararının bir örneğinin ilgili bakanlığa gönderileceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacağı kuralına yer verilmiştir.

439 sayılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Yüksek ve Orta Dereceli Okullar Öğretmenleri ile İlkokul Öğretmenlerinin Haftalık Ders Saatleri ile Ek Ders Ücretleri Hakkında Kanun’un, 03/04/1998 tarih ve 4359 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik ek 1. maddesinin birinci fıkrasında;

Anaokullarında, anasınıflarında, yetiştirme yurtlarında, okuma yazma kurslarında, gezici köy kurslarında görevli öğretmenler ile ilköğretim kumullarında görevli sınıf öğretmenlerinin aylıkları karşılığında haftada 18 saat, şube öğretmenlerinin 15 saat ders okutmakla yükümlü oldukları, bunlara; kanun, tüzük, yönetmelik ve eğitim programlarında verilen görevlerin yerine getirilebilmesi için zorunlu olarak ek ders görevi verileceği.

İkinci fıkrasında, belirtilen kurumlarda öğretmen ve yönetici olarak görev alanlarla diğer eğitim kurumlarında ve Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatında görev alanlardan kimlerin zorunlu ek ders görevi alacağı ve haftalık çalışmalarının ne kadarının zorunlu ek ders görevinden sayılacağı; birden fazla sınıf okutan öğretmenlere verilecek haftalık zorunlu ders görevinin sayısı, öğretmen ve yöneticilere haftada verilecek zorunlu ek ders sayısı ve diğer hususların 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca düzenleneceği kuralına yer verilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 30/05/1974 tarih ve 12 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 89. maddesinde, her derecedeki eğitim ve öğretim kurumları ile Üniversite ve Akademi (Askeri Akademiler dahil), okul, kurs veya yaygın eğitim yapan kurumlarda ve benzeri kuruluşlarda öğretmen veya öğretim üyesi bulunmaması halinde öğretmenlere, öğretim üyelerine veya diğer memurlara veyahut açıktan atanacaklara ücret ile ek ders görevi verilebileceği. ücretle okutulacak ders saatlerinin sayısı, ders görevi alacakların nitelikleri ve diğer hususların ilgili Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit olunacağı düzenlemesine yer verildiği. 99. maddesinde, memurların haftalık çalışma süresinin genel olarak 40 saat olduğu. bu sürenin Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenleneceği, ancak özel kanunlarla yahut bu kanuna veya özel kanunlara dayanılarak çıkarılacak tüzük ve yönetmeliklerle, kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma sürelerinin tespit olunabileceği kuralı yer almaktadır.

Aynı Kanun’un 176.maddesinde ise; “Bu Kanunun 89. maddesine göre kendilerine ders görevi verilenlere, ders saati başına gündüz öğretimi için 140, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında yarıyıl ve yaz tatillerinde, cumartesi ve pazar günleri ile saat 18.00’den sonra başlayan öğretim faaliyetleri için 150 gösterge rakamının bu Kanuna göre belirlenen aylık katsayısı ile çarpımından oluşan miktar üzerinden ek ders ücreti ödenir.” düzenlenmesi yer almıştır.

Öte yandan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 89. maddesinin verdiği yetkiye istinaden Bakanlar Kurulunca hazırlanan ve 16/12/2006 tarih ve 26378 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan 01/12/2006 tarih ve 2006/11350 sayılı “Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararın 1. maddesinde. bu Kararın amacı, Millî Eğitim Bakanlığının yönetici, öğretmen, uzman ve usta öğreticileri ile diğer görevlilerinin aylık ve ek ders ücreti karşılığında okutacakları ve okutmuş sayılacakları haftalık ders saatlerinin sayısını ders görevi alacakların niteliklerini ve diğer hususları düzenlemek olduğu. “ders görevinin yapılmış sayılacağı hâller” başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasında, Bir öğretim yılında 90 günü geçmemek üzere, bu Karar kapsamında bulunan personelden.

a)Bakanlıkça veya verilen yetki uyarınca valiliklerce yurt içinde düzenlenen her türlü eğitsel gezi, konferans, kurs ve seminerlerde görevlendirilenlerin; fiilen yerine getirdikleri bu görevleri süresince, görevlendirildikleri tarihte kendilerine verilmiş ek ders görevleri varsa bu görevlerini yapmış sayılacakları ve buna ilişkin ek ders ücretlerinin kadrolarının bulunduğu kurumca ödeneceği; hükmüne yer verilmiş; “Görevin fiilen yapılması” başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrasında ise, Bu Karar kapsamında ek ders ücreti ödenebilmesi için, ek ders görevinin fiilen yapılmış olması, ek ders görevinden sayılan veya ek ders görevinin yapılmış sayılacağı haller bakımından ise bu Kararda belirlenen koşulların oluşmasının şart olduğu kurala bağlanmıştır.

Ek ders görevi; öğretmenlerin aylıkları karşılığında okutmakla yükümlü oldukları ders saati sayısının, ders müfredatında belirtilen ders saati sayısını karşılamaması halinde, ihtiyaç duyulan branşlardaki ders saati açığının ilgili branş öğretmenince kapatılması için mevzuatta belirtilen üst sınırı aşmamak üzere söz konusu öğretmenlere ders görevi dışında “ek ders ücreti karşılığında” verilen bir görevdir.

Ek ders ücreti ise, bahse konu ek ders görevini fiilen yerine getiren öğretmenlere emekleri karşılığında ödenen ücrettir. Bir başka ifadeyle, “ek ders ücreti“nin amacı, öğretmenlerin mali haklarının iyileştirilmesi değil, eğitim öğretim hizmetinin sürekli ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesi amacıyla ders görevi dışında “ek ders görevi“ni yerine getiren öğretmenlerin, bu hizmetlerinin karşılığının verilmesidir.

Dava konusu olayda, İstanbul ili, Fatih ilçesi, … İlkokulu’nda öğretmen olarak görev yapan davacı tarafından, 19/12/2016 – 30/12/2016 tarihleri arasında ders saatleri ve mesai dışında Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Öğretmenlerin Eğitim Kursuna katılmasından dolayı ek ders ücreti ödenmesi talebiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddi üzerine bu işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

Yukarıda açık metinlerine yer verilen mevzuat hükümleri bir bütün halinde, değerlendirildiğinde, eğitsel gezi, konferans, kurs veya seminerlere kursiyer ( bu faaliyetlerden yararlanacak kişi) olarak katılan öğretmen ve yöneticilerin ek ders ücretinden yararlanabilmeleri için, söz konusu kurs ve seminerlere kursiyer olarak değil, kendi kurumları ile ilişiği kesilmeksizin yönetici veya öğretmen olarak katılmaları gerektiği açıktır.

Bu duruma göre, davalı idarece düzenlenen Sınıfında Yabancı Uyruklu Öğrenci Bulunan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Eğitimi Kursuna yönetici veya öğretmen olarak görevlendirilmeden, “kursiyer” olarak katılan davacının, kursta bulunduğu sürece ilgili düzenlemelerde belirtilen şekilde ek ders görevi yapmış sayılmasına ve bu süreler için ek ders ücretinden yararlanmasına olanak bulunmadığından, başvurusunun reddine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bu nedenle, İstanbul 8 İdare Mahkemesi Hakimliğince, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararda ise hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüyle, İstanbul 8. İdare Mahkemesi Hakimliğince verilen 19/10/2017 tarih ve E:2017/1004; K:2017/2094 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına, kararın birer suretinin Fatih Kaymakamlığı ve davacı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasına, 13/03/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”

Danıştay 12. Dairesinin öğretmenlerin kurs seminer ek ders ücreti ile ilgili verdiği karar bu şekildedir. Danıştay, kursa kursiyer olarak katılan davacının öğretmenlerin kurs seminer ek ders ücreti alamayacağına hükmetmiştir.

Adana idare hukuku avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Sisiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Meslekten Çıkarma Cezasının İptali, meslekten çıkarma cezası, Danıştay bozma kararı, adana idare hukuku avukatı, disiplin soruşturması, iptal davası.

Meslekten Çıkarma Cezasının İptali

Danıştay 5. Dairesi, meslekten çıkarma cezasının iptali istemiyle açılan iptal davasında, idare mahkemesi tarafından davanın reddi yolundaki kararını bozmuştur.

Danıştay 5. Dairesi meslekten çıkarma cezasının iptali istemi konulu kararında özetle;

“Dava İl Emniyet Müdürlüğü emrinde 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan davacının Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Adli ve idari soruşturma sürecinde elde edilen deliller değerlendirildiğinde, davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.

Davacının, kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanması hukuken mümkün olmadığından, işlediği fiilin, “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” fiili kapsamında değerlendirilmesi de hukuken mümkün değildir. Bu durumda, davacıya, iştirak ettiği, dolayısıyla faillerinden biri olduğu suçlar nedeniyle, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.

Meslekten Çıkarma Cezasının İptali Danıştay Kararı

DANIŞTAY 5. DAİRESİ
Esas Numarası: 2016/51087
Karar Numarası: 2018/18647
Karar Tarihi: 20.12.2018

İstemin Özeti:  ……İdare Mahkemesinin …… sayılı kararının,dilekçede yazılı nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince gereği görüşüldü:

Dava …….İl Emniyet Müdürlüğü emrinde 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan davacının,……. İl Emniyet Müdürlüğü emrinde ……. Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin …..Yüksek Disiplin Kurulunun ……sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

………. İdare Mahkemesinin ….. tarih ve E:……, K:… sayılı kararıyla; davacı hakkında dinleme kararı bulunduğu, elde edilen delillerle, yabancı kadınların sınırdışı edileceklerini, soruşturmanın şüphelileri olan A.Y. ve A.O.D’ye bildirmek suretiyle gizliliğin ihlali suçunu işlediği sonucuna varılarak “suç işlemek için kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” ve “kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” fiillerinin kanunda suç olarak tanımlanmaması nedeniyle beraatine. “gizliliğin ihlali” eylemi ile ilgili olarak ise para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği. Davacının fuhuş için aracılık etme suçundan hüküm giyen A.Y. isimli şahısla yaptığı telefon görüşmeleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, anılan şahısla yakın irtibatlı olduğu, mesleği ile ilgili bazı konularda A.Y. ve A.O.D’ye bilgi verdiği ve yardımcı olduğu ve fuhuşta kullanılan evlere gittiği anlaşıldığından, bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak eyleminin subuta erdiği sonucuna ulaşıldığından, davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Davacı, dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Anayasanın 38. maddesinde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. fıkrasında eyleminin meslekten çıkarma cezasını gerektirdiği kurala bağlanmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden;

  • ……. İl Emniyet Müdürlüğünde …. emniyet müdürü olarak görev yapan davacının,…….il Emniyet Müdürlüğü emrinde …. Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde. ….. İl Emniyet Müdürlüğü …. Şube Müdürlüğünce organize fuhuş faaliyetlerine yönelik olarak yürütülen operasyon kapsamında şüphelilerin teknik takiplerinin yapıldığı.
  • Teknik takip çalışmalarında, davacının da fuhuş örgütü ile irtibatlı olduğu yolunda emareler elde edildiği, bunun üzerine davacı hakkında dinleme kararı alındığı. Dinleme sonucunda, örgüt üyesi kişilere yakalanan bayanlarla ilgili bilgi verdiği. örgüt üyesi olan kişinin yurt dışından getirmeyi düşündüğü bayan ile ilgili iş ve işlemlere yol gösterip yardımcı olduğu.
  • Fuhuş amacıyla kullanıldığını bildiği ve gördüğü yerler hakkında suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimlerde bulunmadığı. Fuhuşta kullanılan evlere gittiği yönünde tespitler yapıldığı ve soruşturma başlatıldığı.
  • Soruşturma sonucunda düzenlenen raporda davacının  Şube Müdürü olarak, fuhuş suçundan yakalanıp haklarında sınırdışı işlemi yapılacak yabancı uyruklu bayanlar ile ilgili olarak A.O.D. ile yaptığı görüşmede, kadınların evde erkek müşterilerle yakalandığı bilgisini aktararak operasyonun içeriğine dair aktarılmaması gereken bilgileri aktardığı.
  • Suç örgütü üyesi A.Y. ile arkadaşlık ilişkisi kurup, yurt dışından getireceği kadının işlemleri ile ilgili olarak yol gösterdiği. A.Y.’nin çok sayıda suç kaydının olduğu. Buna rağmen irtibatını kesmeyip kendisi ile buluşarak fuhuş yapılan evlere birkaç kez gittiği.
  • Böylece işlenmekte olan suçlara vakıf olmasına rağmen suçluların yakalanması amacıyla gerekli işlemlerin başlatılması girişiminde bulunmadığı. Dolayısıyla “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinin sübuta erdiğinden bahisle meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasının teklif edildiği.
  • Bu teklif doğrultusunda tesis edilen davacının Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasının iptali ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle temyizen incelenen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Davacı hakkında, aynı fiil nedeniyle yapılan ceza yargılamasında “…….kamu görevlisinin suçu bildirmemesi….” fiili nedeniyle açılan davada , ……Asliye Ceza Mahkemesinin …… tarih ve E:…,K:…… sayılı kararıyla; “……suça konu eylemler nedeniyle sanık hakkında da soruşturma başlatıldığı ve sanığın da bu soruşturmanın şüphelilerinden birisi olduğu, herhangi bir suç nedeniyle hakkında soruşturma yapılan şüpheliye suçu bildirmemek yükümlülüğünün yüklenemeyeceği ve bu nedenle kamu görevlisinin suçu bildirmeme suçunun unsurlarının oluşmadığı kanaatine varıldığından, yüklenen eylemlerin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir” hükmü kurularak bu suç nedeniyle beraatine karar verilmiştir.

Yukarıda özetlenen adli ve idari soruşturma sürecinde elde edilen deliller değerlendirildiğinde, davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.

Anayasanın yukarıda anılan 38. maddesi gereğince, davacının, kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanması hukuken mümkün olmadığından, işlediği fiilin, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesinde belirtilen “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” fiili kapsamında değerlendirilmesi de hukuken mümkün değildir.

Bu durumda, davacıya, iştirak ettiği, dolayısıyla faillerinden biri olduğu suçlar nedeniyle, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü 8/14. maddesi hükmü kapsamında, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, …… İdare Mahkemesinin …. tarih ve E:…..,K:…… sayılı kararının;2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun geçici 8. maddesi gereğince uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca BOZULMASINA, yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 20.12.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 5. Dairesinin meslekten çıkarma cezasının iptali ile ilgili verdiği karar bu şekildedir. Danıştay, davacının üzerine atılı disiplin fiilini tüm yönleriyle değerlendirmiş ve meslekten çıkarma cezasının iptali gerektiğine hükmetmiştir.

Adana idare hukuku avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Sisiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Ödeme Emrine İtiraz Dilekçesi Örneği Borca İtiraz Dilekçesi Örneği

Ödeme Emrine İtiraz Dilekçesi Örneği

Makalemize geçmeden önce ilamsız icra takibi nedir, ilamsız icra takibi nasıl başlatılır, ödeme emrine itiraz dilekçesi nereye verilir sorularını kısaca cevaplamanın faydalı olacağı kanaatindeyiz. Makalemizin sonunda borca itiraz dilekçesi örneği, ödeme emrine itiraz dilekçesi örneği ne yer verilmiştir. İcraya itiraz en sık karşılaşılan ve en çok karıştırılan konulardan bir tanesidir. İcra takibinin niteliğine göre ödeme emrine itiraz süresi de itirazın yapılacağı merci de değişmektedir. Bu yazımızda paylaştığımız ödeme emrine itiraz dilekçesi örneği ilamsız icra takiplerine mahsustur.

ÖDEME EMRİ NEDİR? BORCA İTİRAZ DİLEKÇESİ NEDİR? ÖDEME EMRİNE İTİRAZ NASIL YAPILMALIDIR? 

İlamsız icra takibi, alacaklının elinde bir sözleşme, senet vb herhangi bir belge olmadan dahi borçlu aleyhine başlatabilecek icra takibidir. Ödeme emrinin borçluya tebliğinden itibaren borçlu, 7 gün içinde borca, faize, yetkiye, (varsa) borca dayanak belge üzerindeki imzaya itiraz edebilir. İtiraz edilmesi halinde icra takibi durur. Borca itiraz dilekçesi icra takibinin başlatıldığı icra müdürlüğüne verilmelidir.

Bu 7 günlük borca itiraz süresi geçtikten sonra icra takibi kesinleşir. Ve ancak borçlunun ağır bir hastalığı veya ödeme emrine 7 gün içinde itiraz etmesini engelleyen makul bir sebep varsa bu durum ortadan kalktıktan sonra 3 gün içerisinde icraya itiraz edebilir.

ÖDEME EMRİNE İTİRAZ DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ

BORCA İTİRAZ DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ

YETKİYE İTİRAZ DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ

 T.C. ……… İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

DOSYA NO: 2019/……

İTİRAZ EDEN BORÇLU : ……….. (Ad soyad, TC Kimlik Numarası ve adresi)

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

ALACAKLI GÖRÜNEN : ……….. (Ad soyad, TC Kimlik Numarası ve adresi)

VEKİLİ : ……….. (Ad soyad, TC Kimlik Numarası ve adresi)

KONU : Yetkiye ve Borca itiraz dilekçemizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Müdürlüğünüzün 2019/…… Es. Sayılı takibi ile başlatılan ilamsız icra takibinin ödeme emri müvekkile tebliğ edilmiş olup, söz konusu takip hakkında itirazlarımızı süresi içinde sunuyoruz.

Müvekkil şirketin alacaklı görünene böyle bir borcu yoktur. Alacaklı ile herhangi bir ticari ilişkisi yoktur, sözleşme yapılmamıştır. Bu nedenle BORCA İTİRAZ ediyoruz.

Ayrıca müvekkil şirketin adresi “…………. Seyhan/ADANA” olmasına rağmen, takip, ADANA İCRA MÜDÜRLÜKLERİNDE başlatılması gerekirken, YETKİSİZ İCRA MÜDÜRLÜĞÜ OLAN ……… İCRA MÜDÜRLÜKLERİNDE başlatılmıştır. Bu nedenle YETKİYE İTİRAZ ediyoruz.

Müvekkilin alacaklı görünene borcu bulunmaması nedeniyle yetkiye, takibe, borca, ödeme emrine, faiz oranına ve işlemiş faize itirazlarımızı bildirir; müvekkil aleyhinde yapılan iş bu icra takibinin durdurulmasını arz ve talep ederiz.

Borçlu Vekili
Av. SELCE MARAŞ BÜKEN

Borca itirazın süresinde ve usulüne uygun biçimde yapılmasında, bir adana icra avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

idare mahkemesi kararının uygulanmaması

İdare Mahkemesi İptal Kararının Uygulanmaması

Bilindiği üzere açılan iptal davası sonucunda hukuka aykırı olduğu tespit edilen idari işlemin iptali kararı verilmesi ile idari işlem yapıldığı andan itibaren hükümsüz hale gelmektedir. İdare, mahkeme tarafından verilen iptal kararının uygulamak zorundadır.  İdare mahkemesi işlemin iptal kararının uygulanması  hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. İdare mahkemesi kararının uygulanmamasıİdari işlemin iptaline ilişkin mahkeme kararının uygulanmaması maddi ve manevi tazminat davası açılabilmesi mümkündür. Bu makalemizde, idari yargıda iptal kararlarının sonuçları ve uygulanması hususu ele alınacaktır.

İdarenin İptal ve Yürütmenin Durdurulması Kararlarını Uygulama Zorunluluğu

Anayasamızın 138. maddesinin son fıkrasına göre;

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. 

İdari işlem hakkında idare mahkemesi tarafından iptal kararı verilmesi ile birlikte; idari işlem geriye yürür biçimde ortadan kalkar ve hukuka aykırı işlemin yapılmasından önceki hale geri dönülür. Bu anlamda iptal edilen işlemin uygulanabilirliği son bulur ve işlemin yapılmasından önceki hukuki durum yürürlük kazanır. Ancak bazı hallerde idarenin iptal kararını yerine getirebilmesi için iptal edilen işlemin tersine bir işlem yapması veya iptal ile ilgili olanların hukuki durumlarında değişiklik yapması gerekebilir. İşte bu durumda idare mahkeme tarafından verilen iptal kararını gecikmeksizin, gereği gibi, eksiksiz biçimde uygulamak zorundadır.

İptal Kararının Uygulanmamasından Doğan Sorumluluk

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun  28. maddesinin 1. fıkrasına göre; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.

Yukarıda da arz ettiğimiz üzere idarenin iptal kararını uygulaması hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Bu durumda İdari Yargılama Usulü Kanununa göre; idare, iptal kararının kendisine tebliğinden itibaren 30 gün içinde iptal kararının gerektirdiği şekilde işlem tesis etmeye mecburdur. İptal ya da yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanmaması, bu kararların hiç uygulanmaması şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, gereği gibi uygulanmaması veya geç uygulanması şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda idarenin ağır hizmet kusurunun söz konusu olacağı kabul edilmektedir. 

İdare Mahkemesi Kararının Uygulanmaması

Maddi ve Manevi Tazminat Davası

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun  28. maddesinin 3. fıkrasına göre; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.

İdarenin iptal kararını uygulamaması hali ağır hizmet kusurudur. Görüldüğü üzere İYUK m.28/3 gereği idare mahkemesi kararının uygulanmaması halinde maddi ve manevi tazminat talep edilebilir. Bu durumda mağdur olan ilgili, maddi ve manevi zararları açısından, idareye karşı idari yargıda tazminat davası açılabilir. Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir. Dolayısıyla kamu görevlisine karşı adli yargıda tazminat davası açılabilmesi mümkün değildir.

İdare mahkemesi kararının uygulanmaması nedeniyle idareye karşı açılacak maddi ve manevi tazminat davası tam yargı davası şeklinde açılır. Dolayısıyla görevli yargı yeri idare mahkemesidir.

İdari yargıda davanın usulüne uygun biçimde yürütülmesinde bir adana idare hukuku avukatı ndan destek ve hukuki yardım alınması en önemli tavsiyemizdir.

İdari işlemin iptali davası ile ilgili makalemize buradan ulaşabilirsiniz. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

İdari İşleme Karşı Başvuru Yolları ve Süresi Gösterilmediği Takdirde Dava Açma Süresi İşlemez

İdari İşleme Karşı Başvuru Yolları ve Süresi Gösterilmediği Takdirde Dava Açma Süresi İşlemez

İdari işleme karşı başvuru yolları ve süresi gösterilmediği takdirde dava açma süresi işlemez. Dava açma süresini başlatacak olan Anayasa’nın amir hükmü gereğince başvuru mercii ve süresini de gösteren yazılı bildirimdir. Bunun dışındaki yazılı bildirimler, Anayasa’nın 40. maddesinin amir hükmüne uygun olmadığından, dava açma süresi işlemeye başlamaz.

DANIŞTAY 13. DAİRE

Esas Numarası: 2015/50 

Karar Numarası: 2018/357 

Karar Tarihi: 09.02.2018

İDARİ İŞLEME KARŞI BAŞVURU YOLLARI VE SÜRESİ GÖSTERİLMEDİĞİ TAKTİRDE DAVA AÇMA SÜRESİ İŞLEMEZ

Özeti: Danıştay temyizen baktığı davada, her ne kadar Anayasa’nın 125. maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı belirtilmişse de; ilgili maddeye eklenen fıkrayla idari işlemlerde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağının ve sürelerinin belirtmesi zorunluluğunun getirildiğini, kişilere bildirilen idari işlemlerde başvuru süresi ve başvuru yerinin de gösterilmesi gerektiğini ifade ederek; “dava açma süresini başlatacak olanın Anayasa’nın amir hükmü gereğince başvuru mercii ve süresini de gösteren yazılı bildirim olduğunu”, bunun dışındaki yazılı bildirimlerin, Anayasa’nın ilgili maddesinin amir hükmüne uygun olmadıklarından, dava açma süresini başlatmayacaklarını vurgulamıştır. Danıştay ayrıca İdari işlemde hangi kanun yolları ve mercilere başvurabileceğinin yanlış belirtilmesinin, idarenin doğru bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğini ifade etmiştir. Danıştay kararda sonuç olarak, Anayasa’nın ilgili maddesinin ikinci fıkrası gereğince, başvuru süresi yanlış bildirilen işlemlerin ilgilisine tebliği dava açma süresini başlatmayacağını, bu tür davalarda dava açma süresinin geçmesinden sonra açılan davaların süre yönünden reddedilmeyip işin esasının incelenmesi gerektiğine karar vermiştir.

İstemin Özeti : İdare Mahkemesi’nin 18.06.2014 tarih ve E:2014/618, K:2014/832 sayılı kararının; dava konusu işlemde itiraz merciinin sulh ceza mahkemesi olarak gösterildiği, bunun üzerine sulh ceza mahkemesine yapılan itiraz üzerine verilen görevsizlik kararına binaen mevcut davanın açıldığı, bu sebeple davada süre aşımından bahsedilemeyeceği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi Eray YILMAZ’ın Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, davacı tarafından, 4733 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca davacıya ait iş yerindeki 2808 eyma, 53 maria, 1 watson marka makarona el konulmasına dair 13.12.2013 tarihli Emniyet Müdürlüğü ….. Polis Merkezi Amirliği işleminin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesi’nce; dava konusu işlemin 19.02.2014 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davanın ise 21.04.2014 tarihinde açıldığı, 4733 sayılı Kanun uyarınca verilen idari yaptırımlara karşı dava açma süresinin işlemin tebliği tarihinden itibaren 15 gün olarak özel düzenlendiği anlaşıldığından, idari yaptırım olduğu tartışmasız olan el koyma işleminin sonraki tarihinden itibaren onbeş gün içerisinde dava açılması gerekirken, 4733 sayılı Kanun’da öngörülen dava açma süresini geçirdikten sonra açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükümlerine yer verilmiştir. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesine, 03.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrada ise, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” düzenlemesi yer almıştır.

Bu ek fıkranın gerekçesinde, değişikliğin, bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amacıyla ve son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline gelmesi nedeniyle yapıldığına değinilmiştir.

Anayasal düzenlemeler ve değinilen gerekçeden; Devletin, kurumları vasıtasıyla tesis edilen her türlü işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak yargı yeri veya idari makamlar ile başvuru süresinin gösterilmesinin bir anayasal zorunluluk haline getirildiği anlaşılmaktadır. Anayasa’nın bağlayıcılığı karşısında, bu zorunluluğa; yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının uymakla yükümlü oldukları sonucuna ulaşılmaktadır.

Anayasal düzenlemeler, kural olarak doğrudan uygulanacak hükümlerden olmayıp, kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılarak yaşama geçirilirler. Ancak, öğretide ve Anayasa Mahkemesi’nin kimi kararlarında, yürürlüğe konulması gereken yasal düzenlemede yer verilmesi gereken konuların Anayasa metninde açıkça kurala bağlandığı durumlarda, bir özel yasa ya da yürürlükteki yasalarda uygun değişiklik yapılması gerekmeksizin Anayasa hükümlerinin doğrudan uygulanacağı kabul edilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasının doğrudan uygulanması gerektiğini, 08.12.2004 tarih ve E:2004/84, K:2004/124 sayılı kararında; 5225 sayılı Kanun’da, başvurulacak kanun yolu ve süresinin özel olarak düzenlenmemiş olmasının, Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık oluşturmadığını belirterek benimsemiş ve kararında; bireyler hakkında kurulan işlemlere karşı kanun yolları, başvurulacak merciler ile sürelerin belirtilmesi yönünden Devlete verilen görevin bir zorunluluk içerdiğine, bu zorunluluk nedeniyle her yasada özel bir düzenleme yapılması gerekmediğine değinerek, Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasının, doğrudan uygulanır nitelik taşıdığını kabul etmiştir.

Devletin, işlemlerinde, bireylerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğunu düzenleyen Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasının, ayrı bir yasal düzenlemenin varlığını gerektirmeyen, doğrudan uygulanabilir nitelik taşımasından dolayı, yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idari mercileri ve kanun yolları ile sürelerini belirtmesi zorunludur.

Bu kapsamda, Anayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 40. maddesinin ikinci fıkrasının birbirleriyle olan ilişkisine de değinmek gerekmektedir.

Anayasa’nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasında, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı belirtilmiş; 03.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle Anayasa’nın 40. maddesine eklenen ikinci fıkrada ise, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir.

Anayasa’da yer alan düzenlemeler, normlar hiyerarşisinde aynı düzeyde yer aldığından bu kuralların birbirine üstünlüklerinden söz etmek mümkün olmamakla birlikte, Anayasal normlar değerlendirilirken normun kabul edildiği tarihe bakılarak yorum yapılabilmesi mümkündür. Bu kapsamda, her ne kadar Anayasa’nın 125. maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı belirtilmişse de; 40. maddeye eklenen fıkrayla idari işlemlerde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağının ve sürelerinin belirtmesi zorunluluğu getirildiğinden, kişilere bildirilen idari işlemlerde başvuru süresi ve başvuru yerinin de gösterilmesi gerekmektedir. Dava açma süresini başlatacak olan Anayasa’nın amir hükmü gereğince başvuru mercii ve süresini de gösteren yazılı bildirimdir. Bunun dışındaki yazılı bildirimler, Anayasa’nın 40. maddesinin amir hükmüne uygun olmadığından, dava açma süresi işlemeye başlamaz.

Bu itibarla, Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, başvuru süresi yanlış bildirilen işlemlerin ilgilisine tebliği dava açma süresini başlatmayacağından, bu tür davalarda dava açma süresinin geçmesinden sonra açılan davalar süre yönünden reddedilmeyip işin esasının incelenmesi gerekmektedir.

4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un “Cezai Hükümler” başlıklı 8. maddesinin 5. fıkrasının (g) bendinde; Kurumdan satış belgesi almadan tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkilerin toptan satışını yapanlara ellibin Yeni Türk Lirası; perakende satışını yapanlara ise beşbin Yeni Türk Lirası idari para cezası verileceği; 9. fıkrasında, beşinci fıkranın (f), (g), (h), (ı) ve (j) bentlerinde yazılı fiiller hakkında idari yaptırım uygulamaya ve bu fiillerin konusunu oluşturan her türlü eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesi kararını vermeye mahalli mülki amirlerinin, diğer bentlerde yazılı fiiller hakkında idari para cezası vermeye Kurumun yetkili olduğu; aynı maddenin 10. fıkrasında ise, bu Kanun hükümlerine göre verilen idari yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabileceği, ancak, idare mahkemesinde dava, işlemin tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde açılacağı hükmü yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, ….. ili, Merkez ilçesi, …….. mahallesi, …… caddesi üzerinde bulunan davacıya ait iş yerinde kıyılmış tütün, sarılmış sigara ve makaron bulundurduğunun 14.11.2013 günlü tutanak ile tespiti neticesinde 4733 sayılı Kanunun 8. maddesine aykırı olarak kurumdan uygunluk belgesi almadan makaron ürettiği, sattığı veya satışa arz ettiğinden bahisle davacıya ait iş yerindeki 2808 eyma, 53 maria, 1 watson marka makarona 13.12.2013 tarihli işlem ile el konulduğu ve söz konusu işlemde idari yaptırım kararına karşı 15 gün içinde Sulh Ceza Mahkemesine başvuru yapılabileceğinin belirtilmesi üzerine 21.04.2014 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, 4733 sayılı Kanun uyarınca verilen idari yaptırımlara karşı dava açma süresinin işlemin tebliği tarihinden itibaren 15 gün içerisinde idare mahkemesinde açılacağının özel olarak düzenlendiği ve idari yaptırıma ilişkin olan dava konusu işlemin tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde dava açılması gerektiği, bu kapsamda Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğunu öngören Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye rağmen, davalı idare tarafından davacıya gönderilen 13.12.2013 tarihli davalı idare işleminde davacının 15 gün içerisinde Sulh Ceza Mahkemesine başvurulacağı belirtilerek, hangi kanun yolları ve mercilere başvurabileceğinin yanlış belirtildiği, idarenin doğru bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve hak arama özgürlüğünün ihlal edilmiş olması karşısında 13.12.2013 tarihli işlemin davacıya tebliğ edildiği tarihte dava açma süresinin işlemeye başladığı kabul edilemeyeceğinden, süresinde açılan davada Mahkemece işin esasının incelenmesi gerekirken davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin kabulü ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca İdare Mahkemesi’nin 18.06.2014 tarih ve E:2014/618, K:2014/832 sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 09.02.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Adana idare hukuku avukatı, adana idari dava avukatı

Adana İdare Hukuku Avukatı

Büken Hukuk & Danışmanlık bürosu, Adana idare hukuku avukatı, adana idari dava avukatı olarak, idarenin hukuka uygun olmayan işlem ve eylemlerine ilişkin idare hukuku avukatı olarak hizmet vermektedir.

İdare her türlü iş ve eyleminde kanunlara ve Anayasaya uygun davranmak zorundadır. İdarenin kanuna uygun olmayan idari  karar ve eylemleri vatandaşlara büyük zararlar vermekte çoğu zaman telafisi mümkün olmayan zararlara neden olmaktadır. Hukuk devleti ilkesi uyarınca, tüm idari kararlar yargı denetime tabiidir. Dolayısıyla, yapılan idari işlemin, yetki, sebep, konu, şekil ve amaç unsurlarından herhangi birine uygun olmaması halinde, idari işlem iptale tabidir. Aynı zamanda, idarenin işlem ve eylemleri sebebiyle hakları ihlal edilenlerin maddi ve manevi kayıpları açılacak tam yargı davasıyla tazmin edilir.

Adana İdare Hukuku Avukatı

Bu kapsamda, idareye başvuru yapılması, idarenin karar ve işlemlerine karşı itirazların yapılması, iptale tabi işlemler için iptal davası, hakları ihlal edilenlerin maddi ve manevi kayıplarının tazmini için tam yargı davası, idari para cezalarının iptali, memur disiplin cezaları ile ilgili davalar, öğrenci disiplin cezaları ile ilgili davalar, kamulaştırma davaları gibi davalar ele alınmaktadır.

Adana idare hukuku avukatı olarak bilgilendirme yapmak amacıyla paylaştığımız makalelerin bir kısmı şu şekildedir;

  • İptal davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Tam yargı davasının incelendiği makalemize buradan,
  • Memur disiplin cezasına karşı açılacak iptal davasının incelendiği makalemize buradan, 
  • Memur disiplin cezasına itiraz konusunun ayrıntılı incelendiği makalemize buradan
  • Sisiplin soruşturmasında soruşturma usulünün incelendiği makalemizi buradan
  • Soruşturma izni verilmesi itiraz dilekçesi örneğini buradan okuyabilirsiniz.

Makalelerimiz her geçen gün güncellendiği için ayrıntılı bilgi için lütfen sitemizde arama yapınız.

Adana idare hukuku avukatı ücreti ise, her olayın somut şartlarına ve verilmesi gereken emeğin niteliğine göre belirlenmektedir.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu , adana idare hukuku avukatı ve adana idari dava avukatı olarak, İdare Mahkemeleri ve Danıştay’ da açılacak iptal ve tam yargı davaları, idari para cezalarından kaynaklanan davalar, disiplin soruşturmaları, idari sözleşmelerden kaynaklanan davalar, idari mercilere müracaat yolları hakkında hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

KAMU GÖREVLİSİNE MOBBİNG

Kamu Görevlisine Mobbing Uygulanması

Özellikle kamu kurumlarında çalışan memura mobbing, kamuda mobbing ve kamu görevlisine mobbing şikayetlerinde, kamu gücünü arkasına alan amirleri veya çalışma arkadaşları tarafından psikolojik şiddete maruz kaldıklarına dair şikayetleriyle sıkça karşılaşmaktayız.

İşyerinde uygulanan psikolojik taciz – mobbing memurun hem kişisel performansını etkilemekte hem de çalıştıkları kurumun verimini ve saygınlığını tehdit etmektedir. Son dönemde yapılan çalışmalarda mobbing uygulanma oranının eğitim durumu, medeni durum, yaş gibi değişkenlere göre farklılık göstermediği ortaya konmuştur.

Kamuda Mobbingin Uygulanma Şekli Nasıldır?

Kamu görevlisine mobbing in en tipik örneği amirin nüfuzunu kullanarak mobbing uygulamasıdır. Amirin mobbing uygulaması, memura kötü muamele ederek, diğer memurlardan ayırarak, ilk bakışta idari tedbir gibi görünen yaptırım ve kararlarla olabilir.

Örneğin memura görevi ile ilgili olmayan işler verilmesi, iş dağılımının eşit yapılmaması, memurun pasifize edilmesi, somut bir neden olmaksızın olumsuz sicil notu verilmesi, lojmandan atılması, derslerinin alınması gibi olaylar mobbinge örnektir.

Aynı şekilde idarenin mahkeme kararını uygulamaması, suç sübut bulmadığı halde memura disiplin cezası verilmesi, aynı konu ile ilgili mükerrer disiplin cezası uygulaması, memurun görev yerinin değiştirilmesi, disiplin soruşturmalarında diğer kamu görevlilerinin memur aleyhine yalancı şahitlik yapmaları, diğer kamu görevlilerinin veya amirin memur hakkında dedikodu yapmaları gibi davranışlar da mobbing addedilmiş ve yargı kararlarında yer bulmuştur.

Mobbinge maruz kalan kamu görevlisi-memur yargısal yollarla hakkını koruyabilecektir.

1. Mobbinge Maruz Kalan Memur Kendisine Mobbing Uygulayan Kamu Görevlisi Hakkında Suç Duyurusunda Bulunabilir.

Türk Ceza Kanununda “mobbing” ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmemiştir. Ancak mobbingi oluşturan eylemler farklı suç tiplerini oluşturmaktadır.

Memura yönelik gerçekleştirilen eylemler, hakaret, tehdit, ayrımcılık yasağı, görevi kötüye kullanma, iş ve çalışma özgürlüğünün ihlali, kişilerin huzur ve sükununu bozma, kasten yaralama, eziyet ve hatta kişiyi intihara yönlendirme suçlarını oluşturabilecektir. Kamuda mobbing ve görevi kötüye kullanma suçunun incelendiği makalemizi buradan okuyabilirsiniz.

Bu nedenle kamu görevlisi mobbing ile karşılaştığında kendisine mobbing uygulayan memur veya amiri hakkında suç duyurusunda bulunması mümkündür. Yapılacak suç duyurusunda yaşanan tüm olayları ayrıntılı biçimde anlatılması ve tüm delillerin eklenmesi (tanık, idari işlem vb) hayati öneme sahiptir.

2. Mobbinge Maruz Kalan Kamu Görevlisi İdareye Karşı Tam Yargı Davası Açarak Tazminat Talep Edebilir.

Mobbinge uğrayan memur idare aleyhine dava açabilir. Açılacak tam yargı davasında mobbing eylemleri nedeniyle idareden manevi tazminat ve mahrum kalınan diğer maddi zararlar talep edilebilir.

Yargıtay kararlarına göre, kamu görevlilerinin uyguladıkları psikolojik şiddet/mobbing nedeniyle açılacak davalarda husumet idareye yöneltilmelidir. Bu davalarda idari yargı görevlidir.

Açılacak mobbing tazminat davası nda idari başvuru zorunluluğu vardır. Mobbinge uğrayan memur tam yargı davası açmadan önce idareye başvurmalı ve uğradığı zararın tazminini talep etmelidir.

Kamu görevlisine mobbing uygulanması halinde, kişinin yapılan eylemin mobbing amacıyla yapıldığını öğrenmesinden itibaren bir yıl içinde idareye başvurması ve zararının giderilmesini istemesi gerekir.İdarenin istemi kabul etmemesi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde tazminat davası açılabilir.

Mobbing davası Adana gibi büyük şehirlerde son zamanlarda sıklıkla başvurulan bir dava türüdür. Görüldüğü üzere mobbing eyleminin ceza davası yönü de bulunmaktadır. Psikolojik baskının tespiti ve ispatı açılacak mobbing davası nda oldukça önemlidir. Mobbing davası sonuçları  davanın tarafları için oldukça önemlidir. Mobbing davası kazananlar olduğu kadar kaybedenler de oldukça fazladır. Zira somut olayda mobbing örneklerinden birinin yaşanıp yaşanmadığının tespiti gerekir. 

Dolayısıyla meydana gelen davranışın Yargıtay ve Danıştay içtihatları nezdinde mobbing kapsamına girip girmediğinin tespiti, mobbing davasında mobbingin ispatı ve kıdem tazminatı alacağının hesaplanması işlemlerinin alanında uzman avukatlar mobbing davası avukatı nezdinde yapılması ve açılması muhtemel davanın bir iş avukatı ile takibi önem arz etmektedir.

Mobbingin ve mobbing davasının genel hatlarıyla irdelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz.

İşçilere uygulanan mobbinge karşı başvurulabilecek kanun yollarının irdelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.