Etiket: Adana Ceza Avukatı

Hakaret suçu dilekçe örneği, hakaret suçu şikayet dilekçesi, alenen hakaret, hakaret suçu nereye şikayet edilir, hakaret dilekçe örneği, nasıl yazılır

Hakaret Suçu Şikayet Dilekçesi

Hakaret suçu şikayet dilekçesi makalemizin sonunda verilecektir. Hakaret suçu şikayet dilekçesi örneği ne yer vermeden hakaret suçu nedir sorusuna kısa bir cevap vermekte fayda görüyoruz. Zira hakaret suçu şikayet dilekçesi nde suçun nitelikli halleri bakımından suçun nasıl işlendiği açıkça anlatılmalıdır. Yine hakaret suçu şikayet dilekçesi şikayetçi suçun işlendiğinin ispatına yarar tanık, kamera kayıtları, telefon kayıtları, mesaj kayıtları vb delillerini de dilekçesinde belirtmelidir.

Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinde basit hakaret suçu tanımlanmıştır. Kanun’a göre Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak olarak tanımlanmıştır. Bu durumda fail üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatler nedeniyle veya kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Yine alenen hakaret edilmesi durumunda ceza altıda biri oranında artırılır.

Hakaret suçu şikayet dilekçesi ilgili yerin Cumhuriyet Başsavcılığı’na hitaben yazılır ve  hakaret şikayet dilekçesi içeriğinde suçun nasıl işlendiğinin eksiksiz, duru ve somut bir anlatımla ele alınması oldukça önemlidir.

Hakaret Suçu Şikayet Dilekçesi

ADANA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYETÇİ : ………………………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

ŞÜPHELİ : ………………………………

KONU : Hakaret suçu şikayet dilekçemizin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

1.Müvekkil …….. adresinde eşi ve iki çocuğu ile ikamet etmektedir. Çocuklarından …………, …. yaşında diğeri ………… ise …. yaşındadır.

2. Müvekkil …/…/…… tarihinde evinde 2 saat kadar süren bir tadilat yaptırmış, tadilat işleri öğleden sonra 15:00 da başlamış 17:00 suları sona ermiştir. Tadilat işlemleri bittikten sonra evinde ailesi ile oturmakta olan müvekkilin kapısı çalmış, bir yandan zile basıp bir yandan kapıyı yumruklayan, alt kat komşusu ……….. tabir-i caizse müvekkilin evini basmıştır.

3. Şüpheli ………… müvekkilin kapıyı açmasıyla bağırarak içeri dalmış, müvekkilin küçük yaşta olan çocukları oldukça korkmuş ve ağlamaya başlamıştır. Müvekkil ve ailesi şüpheli …………’nın tadilattan rahatsız olduğunu insani biçimde değil küfür ve hakaretlerle anlatmaya başlaması üzerine neye uğradıklarını şaşırmıştır. Şüpheli müvekkile yönelik “.o…. çocuğu, bir daha o makine çalışırsa seni de çocuklarını da yaşatmam, ş…siz herif” gibi laflarla hakaret suçunu işlemiştir.

5. Şüphelinin hakaretlerini neredeyse tüm apartman duymuş olup, tanıklarımız aşağıda arz edildiği gibidir.

TANIKLARIMIZ: 

İsim soyisim – (TC: ………………) – Adres

İsim soyisim – (TC: ………………) – Adres

6. ………………………………………………………………………………………………………………………… Bu nedenler dahilinde Müvekkilin hem itibarına  hem de kişiliğine yapılan bu iftira nedeniyle  şüpheli  hakkında iş bu şikayette bulunmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda arz edilen ve re’sen ön görülecek hususlar neticesinde şüpheli hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak cezalandırılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Şikayetçi Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

İftira suçu şikayet dilekçesi örneği, iftira suç duyurusu dilekçesi nasıl yazılır, iftira suçu nedir, adana ceza avukatı, adana iftira suçu avukat yardımı

İftira Suçu Şikayet Dilekçesi

İftira suçu şikayet dilekçesi bu suçtan ve iftiraya uğramaktan mağdur olan kişilerin sıklıkla yaptığı bir aramadır. Ancak iftira suçu şikayet dilekçesi örneği konusuna geçmeden önce, iftira suçu ile ilgili kısaca bilgi vermeyi daha sağlıklı görüyoruz. Daha ayrıntılı bilgilendirme yaptığımız “İftira Suçu Nedir?” başlıklı makalemizi buradan inceleyebilirsiniz. İftira suç duyurusu dilekçesi olarak kullanılabilecek örnek dilekçe makalemizin devamında yer almaktadır.

İftira suçu şikayet dilekçesi yazılmadan önce suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını incelemekte fayda vardır. Dolayısıyla suçun kanuni tanımına bakmak gerekir. Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesine göre; “Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

İftira şikayet dilekçesi verilebilmesi için suçun unsurlarının vuku bulmuş olması gerekir. Örneğin mağdura isnat edilen fiilin belirli ve somut veriler içermesi gerekir, aksi halde suç oluşmaz. Ya da failin, mağdurun suçsuz olduğu bildiği halde suç isnat etmesi gerekir. Eğer fail mağdurun suçsuz olduğunu bilmiyor veya bilebilecek durumda değilse suç oluşmaz. İftira suçu şikayet dilekçesi ilgili yerin Cumhuriyet Başsavcılığı’na hitaben yazılır ve iftira şikayet dilekçesi içeriğinde iftira suçunun fail tarafından nasıl işlendiğinin eksiksiz, duru ve somut bir anlatımla ele alınması oldukça önemlidir.

İftira Suçu Şikayet Dilekçesi

ADANA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYETÇİ : ………………………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

ŞÜPHELİ : ………………………………

KONU : İftira suçu şikayet dilekçemizin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

  1. Şüpheli müvekkil ile husumetlidir. Husumete neden olan olayları kısaca arz etmek gerekirse; ………………………………………………………………………………………………………………………
  2. Şüpheli güttüğü husumet nedeniyle müvekkili  …………………………………..…. iddialarıyla  şikayet etmiş ve müvekkil hakkında  sahtecilik, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçları hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Halbuki şüpheli kendisinin de bizzat içinde olduğu bu olayda müvekkilin bu suçları işlemediğini bilmektedir.
  3. Müvekkili iftirası ile itibarsızlaştırmaya çalışan şüpheli, müvekkil hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasına sebebiyet vermiştir.
  4. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 20…./…….. sayılı soruşturması neticesinde maalesef ki iddianame düzenlenerek yargılamaya başlanmıştır. (Ek-1) Adana …. Ağır Ceza Mahkemesi’nin  20…/……. Esas sayılı dosyası ile müvekkilin yargılaması yapılmış ve kovuşturma neticesinde müvekkilin beraatine karar verilmiştir. (Ek-2) Müvekkil hakkındaki hakkındaki beraat …/…/… tarihinde de kesinleşmiştir. (Ek-3)
  5. Müvekkilin hem itibarına  hem de kişiliğine yapılan bu iftira nedeniyle  şüpheli  hakkında iş bu şikayette bulunmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda arz edilen ve re’sen ön görülecek hususlar neticesinde müvekkil hakkında asılsız isnatta bulunarak suç işleyen şüpheli hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak cezalandırılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Şikayetçi Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

üst kat komşunun balkon ve banyosundan gelen sızıntılar nedeniyle tazminat ve hakimin müdahalesi istemi, balkon ve banyosundan alt kattaki daireye su sızan komşunun akan balkon ve banyoyu tamir ettirmesi gerektiği, üst komşudan su akması dava, üst komşudan su akması dava açılabilir mi, üst komşudan su akması davası, balkon ve banyosundan alt kattaki daireye su sızan komşunun akan balkon ve banyoyu tamir ettirmesi gerektiği, üst komşudan su akması dava kat mülkiyeti kanunu

Üst Kat Komşudan Su Akması Dava Açılabilir Mi?

Ev alma komşu al atasözünün doğduğu ülkemizde komşuluk ilişkilerinin ülkemizde oldukça kıymetli olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak bazı durumlarda bu ilişki yıpranmakta, rahatsızlık verici durumlar ortaya çıkabilmektedir. Özellikle banyo ve tuvaletlerdeki su tesisatından veya balkondan üst komşudan su akması dava sı gündeme gelebilmektedir. Bu gibi durumlarda üst komşudan su akması dava açılabilir mi sorusu akla gelmektedir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi verdiği son tarihli emsal kararında üst komşudan su akması dava açılabileceğine karar vermiştir. Kararda özetle balkon ve banyosundan alt kattaki daireye su sızan komşunun akan balkon ve banyoyu tamir ettirmesi gerektiği ne hükmedilmiştir.

Üst Kat Komşudan Su Akması Dava Açılabilir Mi?

YARGITAY
20. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2019/1851
Karar Numarası: 2020/581
Karar Tarihi: 10.02.2010

ÜST KAT KOMŞUNUN BALKON VE BANYOSUNDAN GELEN SIZINTILAR NEDENİYLE TAZMİNAT VE HAKİMİN MÜDAHALESİ İSTEMİ

BALKON VE BANYOSUNDAN ALT KATTAKİ DAİREYE SU SIZAN KOMŞUNUN AKAN BALKON VE BANYOYU TAMİR ETTİRMESİ GEREKTİĞİ

ÖZETİ: Davacıya ait balkon ve banyodaki rutubetlerin, dökülmelerin ve kararmaların davalının dairesinden kaynaklandığı anlaşılmakla davalının balkonunu doğrama korkulukları ile balkon çıkıntısı arasındaki kılcal boşlukların su geçirmez likit izolasyon malzemeleri ile dolgusunu yaptırmasına, bu işlem için davalıya 1 iş günü süre verilmesine, davalının dairesinin banyosunda bulunan küvetin sökülerek seramik kaplamaların ve derzlerin yenilenmesi ve daha sonra akrilik küvetin monte edilmesi için davalıya 2 iş günü süre verilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava dilekçesinde, davacının üst kat komşusu 11 numaralı daire sahibi davalı …’ın balkon ve banyosundan gelen sızıntılar nedeniyle dairesinin zarar gördüğü, zararların tespiti için Bakırköy 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/8 Değişik iş sayılı dosyasında tespit yaptırdığını bu nedenle verilen zararların toplamı 1.168,20.-TL maddi tazminat ile 1.000,00.-TL manevi tazminata hüküm edilmesi istenilmiştir.

Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesi 17/9/2013 tarihli kararı ile “Açılan maddi tazminat talebinin 850,00.-TL’sinin kabulü ile dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp, davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, davacının istemiş olduğu manevi tazminatın tamamının reddine karar verilmiş, ilgili hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 2014/9551 E. – 2014/16828 K. sayılı ilamı ile “Manevi tazminat istemi yönünden; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlar ile yasal gerektirici nedenlere göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usule ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına, maddi tazminat ve onarım yapılmasına dair talep yönünden; dava, davalıya ait bağımsız bölümünden, davacıya ait bağımsız bölüme su sızması nedeniyle oluşan zararın tahsili ve onarım istemine ilişkindir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinden kaynaklanmaktadır. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun Ek 1. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlığın -değerine bakılmaksızın- sulh hukuk mahkemesinde çözümleneceği hükme bağlanmıştır. Buna göre mahkemece kat mülkiyetinden kaynaklanan maddi tazminat istemi ve onarım yapılması konusundaki davanın tefrik edilip görevsizlik kararı verilerek dosyasının görevli ve yetkili sulh hukuk mahkemesine gönderilmesi gerekirken bu istem yönünden de işin esası hakkında hüküm kurulması doğru görülmediğinden” hükmün bozulmasına karar vermiştir.

Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesi 18/06/2015 tarihli görevsizlik kararından sonra yargılamaya devam eden Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabülü ile; 1.168,20.-TL’nin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacıya ait balkon ve banyodaki rutubetlerin, dökülmelerin ve kararmaların davalının dairesinden kaynaklandığı anlaşılmakla davalının balkonunu doğrama korkulukları ile balkon çıkıntısı arasındaki kılcal boşlukların su geçirmez likit izolasyon malzemeleri ile dolgusunu yaptırmasına, bu işlem için davalıya 1 iş günü süre verilmesine, davalının dairesinin banyosunda bulunan küvetin sökülerek seramik kaplamaların ve derzlerin yenilenmesi ve daha sonra akrilik küvetin monte edilmesi için davalıya 2 iş günü süre verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava tazminat ve hakimin müdahalesi istemine ilişkindir.

SONUÇ: …. 2) Davalının müdahalenin önlenmesi bakımından yaptığı temyiz itirazlarına gelince; Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve gereği yerine getirilerek taşınmazda gerekli önlemlerin alınmasına ve yazılı olduğu şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddi ile usule ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA 10/02/2020 günü oy birliğiyle karar verildi.

Adana Avukat

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Borç ödeme protokolü örneği, icra dosyası borç ödeme protokolü, borç ödeme protokol örneği, borç ilişkisinden doğan ödeme protokolü, adana avukat

Borç Ödeme Protokolü Örneği

Bu makalemizde borç ödeme protokolü örneği paylaşılmaktadır. İcra dosyası borç ödeme protokolü olarak da kullanılabilecek iş bu sözleşme örneği mutlaka somut olaya uyarlanmalıdır. Ayrıca bu ve bunun gibi borç ödeme protokolü örneği hazırlanması aşamasında alanında uzman bir avukattan danışmanlık hizmeti almanızı tavsiye ederiz.

Borç Ödeme Protokolü Örneği

BORÇ İLİŞKİSİNDEN DOĞAN ÖDEME PROTOKOLÜ

MADDE 1 – TARAFLAR

Bu protokolün tarafları ………….. adresinde yerleşik ALACAKLI …………..  Limited Şirketi ile …………..  adresinde yerleşik BORÇLU …………..’tir. Taraflar protokolde kısaca “alacaklı” ve “borçlu” olarak anılacaklardır.

MADDE 2 – KONU

Söz konusu protokol; alacaklı tarafından borçlu hakkında başlatılan ……. İcra Müdürlüğü’nün ……… sayılı icra takibine konu borçların ödenmesinin belirlenmesi amacıyla imzalanmıştır.

MADDE 3 – PROTOKOL ESASLARI

1-) Yukarıda ismi zikredilen alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan …….. İcra Müdürlüğü’nün …….. sayılı icra takibinde, kesinleşen asıl alacak ve faizi olarak …….. TL ve vekalet ücreti olarak da …….. TL’nin ödenmesi halinde, alacaklı tarafından icra dosyasına konu borcun tamamı ödenmiş olarak kabul edilecektir.

2-) ……. İcra Müdürlüğü’nün …….. sayılı icra takibine konu ………. TL asıl alacak ve faizi ile ……… TL vekalet ücreti olmak üzere TOPLAM ……….. TL borçlu tarafından 6 eşit taksitte ödenecek olup, ilk taksit ödemesi …/…/……. tarihinde, diğer taksitler devam eden …/…/……., …/…/……., …/…/……., …/…/……. ve …/…/…….  tarihlerinde ödenecektir.

Ödemeler vade tarihinde alacaklının bildirdiği ………….’e ait ………………….. Bankası ………………..Şubesi’nde bulunan ……………………………………………. IBAN nolu hesabına yapılacaktır.

3-) Taraflar arasında belirlenen ……… TL asıl alacak ve faizi ile …….. TL vekalet ücretinin tamamının ödenmesi halinde, alacaklı ……. İcra Müdürlüğü’nün ……. sayılı icra takibine konu diğer alacakların tümünden (işlemiş faiz, tahsil harcı, başvurma harcı, masraf) vazgeçmiş sayılacak ve son taksitin ödenmesi ile birlikte makul süre içinde icra takibinden feragat edecektir. Feragat sebebiyle doğacak olan feragat harcı ve sair diğer masraflar alacaklıya aittir.

4-) Alacaklının bu şekilde alacağını tahsil edememesi ya da borçlu tarafından iş bu protokole aykırı davranılması halinde ……. İcra Müdürlüğü’nün ……. sayılı icra dosyasından borçlu aleyhine takiplere devam edilecektir.

5-)   Alacaklı bu şekilde alacağını tahsil ettikten sonra borçludan bu takip dosyasının konusunu oluşturan borç ile ilgili olarak bir daha başkaca bir talepte bulunamayacak ve borçluyu ibra edecektir. Taraflar arasında mutabık kalınan toplam ………-TL ana para, faiz, icra masrafları ve icra vekalet ücreti ödendikten sonra, bu protokol konusu borç nedeni ile açılan tüm takipler için borçluya ibraname verilecektir.

6) İşbu protokol 2 (iki) nüshadan ibaret olup, tarafların karşılıklı kabul, beyan ve taahhütleri doğrultusunda …./…./…… tarihinde imzalanmıştır.

        ALACAKLI TARAF                                                            BORÇLU TARAF

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Mirasın reddi halinde destekten yoksun kalma tazminatı istenebilir mi, yargıtay kararları, reddi miras destek tazminatı, adana avukat,

Mirasın Reddi Halinde Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Mirasın reddi halinde destekten yoksun kalma tazminatı talep edilip edilemeyeceği konusunda Yargıtay kararları doğrultusunda kısa bir bilgilendirme yapmayı uygun gördük. Mirasçıların reddi miras yapması halinde artık destekten yoksun kalma tazminatı davası açamayacakları düşüncesi sıklıkla düşülen bir hatadır. Halbuki Yargıtay’a göre destekten yoksun kalma tazminatı niteliği itibari ile bağımsız bir hak olduğundan, mirasın reddedilmiş olması bu tazminatın talep edilmesine engel değildir. Zira destekten yoksun kalma tazminatı, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak değildir.

Mirasın Reddi Halinde Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Makalemizin başında özetlediğimiz bu görüş, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.03.1978 tarih ve 1/3 sayılı kararında da yer bulmuş ve destekten yoksun kalma tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının, desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat olduğuna hükmedilmiştir.

Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.04.1982 gün, 1979/4-1528 E., 412 K. sayılı kararında; “BK’nın 45. maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır, sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde, destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür” ilkesi benimsenmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.05.1984 gün, E: 1982/9-301, K: 1984/619  sayılı kararında da “Destekten yoksun kalma tazminatı niteliği itibariyle; üçüncü kişilere, desteğin gelir ve yardımından yoksun kalmaları nedeniyle tanınmış bağımsız bir hak olup, mirasçılık sıfatı ve miras hukuku ile ilgisi yoktur. Çünkü bu hak, mirasçılık sıfatından değil, eylemli olarak destek olanın ölümü nedeniyle, onun gelir ve yardımından yoksun kalma ya da farazi destek olma olgusundan kaynaklanmaktadır” denmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2007/4-222 Esas, 2007/222 Karar ve 18.04.2007 Tarihli kararında ise şu görüşe yer verilmiştir: “Sonuç olarak, destekten yoksun kalma tazminatı nitelik itibariyle bağımsız bir hak olup; ölen kimse ile davacı arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmediğinden; mirasın reddedilmiş olması, destekten yoksun kalma davasının açılmasına ve incelenip hasıl olacak sonuç uyarınca esasına ilişkin karar verilmesine engel, yasal bir neden değildir.” 

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

İhtiyati haciz dilekçesi örneği, ihtiyati haciz talep dilekçesi, ihtiyati haciz dilekçesi nasıl yazılır, adana avukat, ihtiyati haciz için başvuru dilekçesi örneği

İhtiyati Haciz Dilekçesi Örneği

Bu makalemizde ihtiyati haciz dilekçesi örneği ne yer veriyoruz. İhtiyati haciz başvuru dilekçesi olarak makalemizde verilen ihtiyati haciz dilekçesi örnek niteliğinde olduğunun ve mutlaka somut olaya uyarlanması gerektiğinin altını önemle çizmek isteriz.

İhtiyati Haciz Dilekçesi Örneği

ADANA NÖBETÇİ ………….. MAHKEMESİ’NE

İHTİYATİ HACİZ

TALEP EDEN-ALACAKLI   :  ………………………….

VEKİLİ                                   : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

KARŞI TARAF-BORÇLU      : ………………………….

D.KONUSU                            :  İHTİYATİ HACİZ KARARI TALEBİDİR.

ALACAK MİKTARI                :  …………..-TL

AÇIKLAMALARIMIZ

Müvekkil ile karşı yan arasında akdedilen …/…/….. tarihli sözleşmeye istinaden adı geçen müvekkile borçlanmıştır. Müvekkilin tüm ısrar ve ihtarlarına rağmen borcunu ödemeyen karşı yan hakkında alacağın tahsilini temin için Adana …. İcra müdürlüğünün …../……. E. sayılı dosyasından Genel haciz yoluyla icra takibine geçilmiştir.

Bu anlamda; ………….TL.’na ulaşan müvekkil alacağı teminatsız olup, borçlunun mallarını kaçırma girişimi içinde olması nedeniyle, muaccel olduğu belli olan ve ancak teminatsız bulunan işbu alacağımızın tahsilini temin için ihtiyati haciz kararı istemek zorunda kalınmıştır.

HUKUKİ NEDENLER             :  İİK.257.Mad.v.s.ilgili mevzuat.

DELİLLERİMİZ                       :  Sözleşme, Adana …. İcra Müdürlüğü’nün ……/……… E.sayılı dosyası, ihtarname

NETİCE VE TALEP        :  Yukarıda kısaca arz edilen nedenlerle, fazlaya dair haklarımız saklı kalmak üzere, muaccel olan ve teminatsız durumda bulunan müvekkilin alacağının tahsilini temin etmek üzere, takdir edilecek teminat karşılığında, borçlunun menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin borçluya  tahmiline karar verilmesini vekaleten saygıyla arz ve talep ederim.

İHTİYATİ HACİZ TALEP EDEN VEKİLİ
AV. SELCE MARAŞ BÜKEN

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Ceza davalarında tanık beyanı ile ilgili bazı Yargıtay kararları, ceza muhakemesinde tanık, ceza davalarında tanıklık, kamu görevi, adana ceza avukatı

Ceza Davalarında Tanık Beyanı

Bu makalemizde ceza davalarında tanık beyanı ile ilgili bazı Yargıtay kararlarına yer vereceğiz. Ceza muhakemesinde tanık üçüncü kişi konumundaki herkes olabilir. Ceza davalarında tanık beyanı davanın özelliğine göre oldukça önemli bir delil olabilir. Yine şunu da belirtmek gerekir ki ceza davalarında tanık lık bir kamu görevidir. Dolayısıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sayılan özel haller dışında tanıklık yapmak zorunludur. Yine yalan yere tanıklık yapmak Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesine göre suçtur. Bu makalemizde ise ceza davalarında tanık beyanı ve tanık beyanının önemine ilişkin bazı Yargıtay kararlarına yer vereceğiz.

Ceza Davalarında Tanık Beyanı

Özet: Olay yerinde olduğu anlaşılan bütün tanıklar dinlenmelidir.

“…Sanık M.A.B.’nin müşteki M.D.’ye karşı kahvehanede gerçekleştirdiği yoklukta hakaret eyleminin, yalnızca tanıklar Ç.D. ve M.A. tarafından doğrulanması karşısında, olay yerinde olduğu anlaşılan S.K. tanık sıfatıyla mahkemeye çağrılıp dinlenmeden ve suçun üç kişiyle ihtilat öğesinin ne suretle oluştuğu açıklanıp gösterilmeden, eksik soruşturma ve varsayıma dayalı gerekçeyle adı geçen sanık hakkına mahkumiyet hükmü kurulması …. yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2020/14517 Esas, 2012/14353 Karar, 13.06.2012 Tarih)

Özet: Kolluk araştırmasında bilgisi olduğu tespit edilen tanık dinlenmelidir. Tanığın dinlenmesinden önce kendisini ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte sorulara yanıt vermekten çekinme hakkı olduğu hatırlatılmalıdır.

“…Aboneliği sanığın babası adına olan meskende kaçak elektrik kullanıldığına dair düzenlenen tutanakta “kullanıcının abonenin oğlu olduğunun” belirtilmesi, sanığın suç tarihinde tutanağa konu evde kiracı olarak tanık H.O.’nun oturduğunu savunmasına rağmen, 22.11.2016 ve 23.01.2017 tarihli kolluk araştırma tutanalarında, sanığın gerek kolluk görevlililerince gerek muhar tarafından iyi tanınıp bilindiğinin ve 15 yıldan beri tutanağa konu evde ailesiyle birlikte oturduğunun belirtilmesi karşısında; kolluk araştırmasında bilgisine başvurulan muhtar M.Ç. tanık olarak dinlendikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu, tutanağa konu evde suç tarihinde kendisinin oturduğunu söyleyen ve ifadesi hükme esas alınan tanık H.O’ya CYY’nin 48. maddesi uyarınca kendisini ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikteki sorulara cevap vermekten çekinme hakkı bulunduğunun önceden açıklanarak bildirilmesi gerektiği de gözetilmeden, yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi … yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2020/9787 Esas, 2011/38629 Karar, 15.11.2011 Tarih)

Özet: Tanıkların sırf katılana yakın olmaları beyanlarına itibar edilmemesini gerektirmez.

“…CMK’nın 217/2. maddesi gereğince sanığa yüklenen suçun, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delille ispatının mümkün olduğu ceza yargılamasında, bir delilin reddedilmesi için CMK’nın 206/2. maddesinde sayılan durumların dışında delilin, akla, mantığa, bilimsel verilere, fizik kurallarına, herkesçe bilinen somut duruma, hayatın olağan akışı içinde gündelik yaşamdan edinilen karine niteliğindeki bilgilere aykırı olması ya da tanığın yalan söylediğinin ortaya çıkması gibi reddi için haklı, makul ve kabul edilebilir hukuki gerekçelerin gösterilmesinin zorunlu olduğu, tanıkların, katılanın babası ve halası olmasının anlatımlarının reddedilmesinin tek haklı ve yasal gerekçesi olamayacağı gözetilmeden “katılanın yakınları olması dikkate alınarak beyanlarına itibar edilmemiştir” şeklindeki yasaya aykırı ve hukuka uygun olmayan gerekçelerle savunmaya itibarla hüküm kurulması … yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2009/26494 Esas, 2012/3767 Karar, 27.02.2012 Tarih)

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Karşı dava dilekçesi, karşı dava dilekçe örneği, karşı dava dilekçesi nasıl yazılmalıdır, karşı dava dilekçesi örnek, adana avukat, karşı dava süresi

Karşı Dava Dilekçesi Örneği

Bu makalemizce karşı dava dilekçesi örneği ne yer vereceğiz. “Karşı Dava Nedir?” başlıklı makalemizde ayrıntılı bilgi verdiğimiz üzere, karşı dava açılmış ve görülmeye devam eden davada davalının aynı mahkemede davacıya karşı açtığı davadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 132 ve 133 maddelerinde düzenlendiği üzere, Karşı dava süresi içinde asıl davanın görüldüğü mahkemeye verilecek cevap dilekçesi veya karşı dava dilekçesi ile açılır. Karşı dava dilekçesi nde karşı davanın dayandığı olaylar, ispat araçları vb tüm hususlar açıkça anlatılmalı ve açıklanmalıdır.

Karşı Dava Dilekçesi Örneği

ADANA …. İŞ MAHKEMESİ’NE

Dosya No : …../…….. Esas

DAVALI-KARŞI DAVACI : ………………………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVACI-KARŞI DAVALI : ………………………………

KARŞI DAVA DEĞERİ : …………. TL

KONU : Haksız ve mesnetsiz davaya cevaplarımızın ve karşı dava dilekçesi nin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası verilen dosyasında müvekkile karşı açılan dava dilekçesi ve tensip zaptı tarafımıza tebliğ edilmiş, açılan davanın ve dava dosyasının irdelenmesi neticesinde iş bu cevap dilekçesini sunmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur. Ayrıca davacının müvekkilin işlettiği eğitim kurumuna gelen öğrencilerin velilerine attığı iftira niteliğindeki mesajlar nedeniyle, müvekkil eğitim kurumuna olan güvenin sarsılmasına ve yaklaşık 40 kadar öğrencinin kaydını sildirmesine neden olduğundan karşı dava ikame etmek zorunluluğumuz doğmuştur. Bu doğrultuda, dilekçemiz iki kısımdan oluşmakta olup, önce açılan haksız ve mesnetsiz davaya cevaplarımızı; akabinde karşı davamıza ilişkin açıklamalarımızı ve delillerimizi arz ederiz.

DAVAYA CEVAPLARIMIZ

1. İş akdini haklı bir neden olmaksızın fesheden ve istifa eden davacı kurum müdürü değil ingilizce öğretmeni olarak, haftada … saat, hafta içi saat ……….. arası, …… TL brüt maaş ile çalışmıştır.

2. Davacı müvekkile ait eğitim kurumunda, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmış olup, bu doğrultuda kıdem tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır.

3. Davacı …/…/….. tarihinde kendi el yazısını ve imzasını taşıyan istifa dilekçesi ile iş akdini feshetmiştir. Nitekim davacı dava dilekçesinde de iş akdinin kendisi tarafından feshedildiği ikrar etmiştir. Bilindiği üzere, iş sözleşmesinin işçi tarafından İş Kanunu m.24’te yer alan haklı sebeplerden en az biri ile feshedilmesi halinde işçi kıdem tazminatına hak kazanabilir; bu durumda ispat yükü de davacı işçi üzerindedir. Salt fesih gerekçesi elde etme çabasından ibaret iddialarının kabulü ve feshin bu gerekçeyle haklı nedene dayandığının kabulü kesinlikle mümkün değildir.

4. Davacı sadece hafta içi çalışmış olup, Cumartesi ve Pazar günleri çalışmamıştır. Dolayısıyla hafta tatili ücreti talebi kabul edilebilir değildir. Ayrıca davacı haftalık …. saatin üzerinde çalışma yapmamış olup, fazla mesai ücreti talebi de dinlenebilir ve kabul edilebilir nitelikte değildir. Ayrıca müvekkil kurumda ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma yapılmamaktadır. Bu nedenle davacının UBGT ücreti talebinin de kabulü mümkün değildir. Ayrıca tüm yıllık izinlerini kullanmış olan davacının yıllık izin ücreti alacağı da yoktur.

KARŞI DAVA DİLEKÇESİ

Davacı iş akdini feshetmeden önce müvekkil kuruma gelen öğrencilerin velilerinin telefonlarını gizli biçimde almıştır. Davacı ekte yer alan …/…./….. tarihli istifa dilekçesini verdikten hemen sonra telefon numarasını gizli biçimde aldığı velilere ekte sunduğumuz mesaj metnini göndererek, müvekkil kurumun itibarını zedeleyici davranışta bulunmuştur.

Davacı attığı mesajda; kurumda pek çok sorun yaşandığı iddiasında bulunmuş, görevinden istifa ettiğini belirtmiş, profesyonel davranmamış ve müvekkil kurumu karalamıştır. Davacının mesaj attığı veliler kurumda ne olduğunu neden böyle bir mesaj aldıklarını sorgulamaya başlamış, müvekkil eğitim kurumuna olan güvenleri sarsıldığından pek çok veli kayıt yenilememiştir. Atılan mesaj üzerine ….-….. eğitim öğretim döneminde kaydı bulunup da ….-……. döneminde yaklaşık 40 kadar öğrencinin kayıt yenilememesine sebebiyet vermiştir. Velilerden …….. ve………… “kendilerine atılan mesajdan rahatsız olduklarını, profesyonel bulmadıklarını, kurum içi sorunların velilere ve öğrencilere yansımasını doğru bulmadıklarından kayıt yenilemeyeceklerini” yazılı bildirmişlerdir.

Davacının haksız fiil niteliğindeki kötü niyetli davranışı nedeniyle müvekkil kuruma olan güven sarsılmış, iyi bir konuma sahip olan müvekkil kurum kötü bilinir olmaya başlamıştır. Davacı müvekkil kurumun itibarı ile oynamış, hem kazanç kaybına hem de manevi zararlara sebebiyet vermiştir. Bu nedenle haksız davranışları nedeniyle, davacıdan …. TL manevi tazminat talebimiz bulunmaktadır.

HUKUKİ DELİLLER :

  1. Davacının SGK dosyası,
  2. İşyeri özlük dosyası,
  3. Tanık,
  4. Bilirkişi incelemesi,
  5. Emsal ücret araştırması,
  6. Yemin,
  7. Yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde ASIL DAVANIN REDDİNE, KARŞI DAVAMIZIN KABULÜ ile ……. TL MANEVİ TAZMİNATIN davacı-karşı davalıdan alınarak, müvekkile ödenmesine, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı-karşı davalıya tahmiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davalı-Karşı Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Karşı dava nedir, karşı dava açma şartları nelerdir, karşı dava dilekçesi, karşı dava açma süresi, karşı dava açma süresinin kaçırılması, boşanma davası

Karşı Dava Nedir?

Bu makalemizde karşı dava hmk kapsamında değerlendirerek; karşı dava nedir, karşı dava açma süresi nedir, karşı dava dilekçesi ne zaman verilir, karşı dava harcı ne kadardır gibi soruları cevaplamaya çalışacağız. Öncelikle karşı dava nedir dediğimiz zaman açılmış ve görülmeye devam eden davada davalının aynı mahkemede davacıya karşı açtığı davadır. Karşı dava HMK’nın 132 ve 133 maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun hükmü karşı dava nedir sorusunun cevabını ve karşı dava açma şartlarını açıkça cevaplamaktadır.

Karşı Dava HMK Düzenlemeleri 

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 132. maddesine göre;  Karşı dava açılabilmesi için; a) Asıl davanın açılmış ve hâlen görülmekte olması, b) Karşı davada ileri sürülecek olan talep ile asıl davada ileri sürülen talep arasında takas veya mahsup ilişkisinin bulunması yahut bu davalar arasında bağlantının mevcut olması, şarttır. Belirtilen bu şartlar gerçekleşmeden karşı dava açılacak olursa, mahkeme, talep
üzerine yahut resen, karşı davanın asıl davadan ayrılmasına; gerekiyorsa dosyanın görevli
mahkemeye gönderilmesine karar verir. Karşı davaya karşı, dava açılamaz.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 133. maddesine göre ise; Karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılır. Süresinden sonra karşı dava açılması hâlinde, mahkeme davaların ayrılmasına karar verir.

Karşı Dava Nedir?

Karşı dava nedir sorusuna makalemizin başında da ifade ettiğimiz üzere aynı davada davalının davacıya karşı açtığı davadır. Karşı dava açıldığı zaman davacı “davacı-karşı davalı” davalı ise davalı-karşı davacı” olarak anılır. Karşı dava ile farklı hükümler verilmesi önlenir, yargılama daha sağlıklı biçimde ilerler, ayrı bir dava açılmasından daha ekonomiktir ve usul ekonomisi ilkesine de uygundur.

Karşı Dava Açma Şartları

Ancak karşı dava açabilmek belli şartların yerine getirilmesi gerekir. Karşı dava açma şartları özetle, asıl davanın görülmekte olması; karşı davanın asıl dava ile aynı yargılama usulüne tabi davalardan olması ve asıl dava ile karşı dava arasında yakın bir ilişki bulunmasıdır. Dolayısıyla örneğin özel görevli bir mahkemenin alanına giren davada genel mahkemelerde karşı dava açılamaz. Yine asıl dava ile karşı dava arasında yakın bir ilişki bulunmalıdır. Bu yakın ilişki takas veya mahsup ilişkisi olabileceği gibi asıl dava ile karşı dava arasında bağlantı bulunmasından kaynaklanabilir. Örneğin kiralayanın açtığı tahliye davasında, kiracı tamirat bedellerinin tahsili davasını karşı dava edebilir. Karşı dava açma şartları örneklerle bu şekilde olup, somut olayın özelliklerine göre karşı dava açılıp açılmayacağı değerlendirilmelidir. Karşı dava açma şartlarını çoğunlukla karşıladığı için özellikle boşanma davalarında karşı dava açıldığını görmekteyiz.

Karşı Dava Açma Süresi

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 133. maddesinin 1. fıkrasında da açıkça düzenlendiği üzere; karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılır. Dolayısıyla karşı dava açma süresi davalının cevap süresidir. Örneğin basit yargılama usulüne tabi davalarda bu süre iki haftadır ve davalının karşı dava açma süresini kaçırmaması için iki haftalık cevap süresi içinde, ya cevap dilekçesi ile ya da ayrı bir karşı dava dilekçesi ile davasını ikame etmesi gerelkir.

Karşı dava açma süresinin kaçırılması halinde ne olacağı ise 133. maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Esasa cevap süresi geçtikten sonra karşı dava açma süresi geçtikten sonra karşı dava açılırsa, davaların ayrılmasına karar verilir.

Yine karşı dava açma süresinin kaçırılması halinde gidilebilecek bir diğer yol da ayrı bir dava açıp, iki davaların birleştirilmesini talep etmektir.

Karşı Dava Harcı

Karşı dava aynı mahkemede görülse de ayrı harca tabidir. Karşı dava harcı yatırılmadan karşı dava açılmış sayılmaz. Nitekim Harçlar Kanunu’nun 6. maddesine göre, Karşılık davalar, müstakil davalar gibi harca tabidir.

Karşı Dava Dilekçesi

Karşı dava süresi içinde asıl davanın görüldüğü mahkemeye verilecek cevap dilekçesi veya karşı dava dilekçesi ile açılır. Karşı dava dilekçesi nde karşı davanın dayandığı olaylar, ispat araçları vb tüm hususlar açıkça anlatılmalı ve açıklanmalıdır. Yine karşı dava dilekçesi nde neden karşı davanın kabul edilmesi ve eğer talep ediliyorsa asıl davanın neden reddedilmesi gerektiği konusunda ayrıntılı bilgi verilmesi gerekir.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

covid-19 salgını sebebiyle kiranın uyarlanması davası, covid-19 salgınının kira sözleşmelerine etkisi, kira bedelinin indirilmesi talebi, adana avukat

Covid-19 Salgını Sebebiyle Kiranın Uyarlanması

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, son tarihli kararında covid-19 salgınının kira sözleşmelerine etkisi bakımından oldukça önemli bir karar vermiştir. Covid-19 salgını sebebiyle kiranın uyarlanması davasında verilen kararda  davacı/kiracının pandemi sürecinde iş hacminde düşüş olduğunu belirterek ve pandemi süresince geçerli olmak üzere covid-19 salgını sebebiyle kiranın uyarlanması talebinin kabulüne karar verilmiştir.

Kararda, yaşanan salgın hastalık sürecinin olağanüstü bir durum olduğu, taraflarca öngörülemeyeceği, genel olarak salgın hastalık sürecinin olağanüstü durum olarak kabul edilmesi gerektiği covid-19 salgını sebebiyle kiranın uyarlanması talep edildiğinde mahkemece salgının ve alınan tedbirlerin bizzat kiracı üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gerektiği hususlarına dikkat çekmiştir. Ortaya çıkan olumsuz duruma kiraya verenin sebep olmadığı da göz önünde bulundurularak oluşan yükün, sözleşmenin her iki tarafı üzerine dağıtılacak şekilde sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması gerektiğine dolayısıyla covid-19 salgını sebebiyle kiranın uyarlanması talebinin kabul edilmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Covid-19 Salgını Sebebiyle Kiranın Uyarlanması

BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/1103
Karar Numarası: 2020/1008
Karar Tarihi: 29.09.2020

COVID 19 SALGINI SEBEBİYLE KİRA BEDELİNDE İNDİRİM YAPILMASI İSTEMİ

COVID 19 SALGINI VE PANDEMİ SÜRECİNDE TELAFİSİ İMKANSIZ BİR ZARAR DOĞMAMASI İÇİN KİRA BEDELİNDE UYARLAMA YAPILABİLECEĞİ

Özeti: Yaşanılan salgın hastalık sürecinin olağanüstü bir durum olduğu ve taraflarca öngörülemeyeceği açıktır. O halde genel olarak salgın hastalık sürecinin olağanüstü durum olarak kabul edilmesi gerekir. Ancak salgının ve salgının yayılmasının engellenmesi amacıyla alınan tedbirlerin etkileri sektörlere ve işin yapıldığı yere göre farklılık göstermesi nedeniyle bu olağanüstü durum karşısında tüm sözleşmelere belirlenmiş bir şekilde müdahale etmek mümkün değildir. O halde somut olayda olduğu üzere kiranın uyarlanması talep edildiğinde mahkemece salgının ve alınan tedbirlerin bizzat kiracı üzerindeki etkileri değerlendirilmeli, bu olumsuz duruma kiraya verenin sebep olmadığı da göz önünde bulundurularak oluşan yük, sözleşmenin her iki tarafı üzerine dağıtılacak şekilde sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması benimsenmelidir. Kiracının restaurant olarak işlettiği kiralananda her ne kadar paket servis yöntemi ile işine devam etmiş ise de süreç ve alınan tedbirlerin davacının iş hacminde belirli etkilerinin olabileceği değerlendirilerek ihtiyati tedbir talebinin kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Ancak salgın süresince restaurant olan işyerlerinin etkilenme sürecinin aylara göre değişkenlik gösterdiği ve bu etkilerin ne kadar daha devam edeceğinin belli olmadığı göz önünde bulundurularak ihtiyati tedbirin altı ayda bir mahkemece gözden geçirilmesi ve yeni durumlara göre kaldırılması veya arttırılıp azaltılması hususlarında karar verilmesi gerekmektedir.

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosya içindeki tüm belgeler ile dairemiz üyesi tarafından hazırlanan ön inceleme ve inceleme raporu incelendi. Gereği görüşüldü:

İHTİYATİ TEDBİR TALEBİ VE SAFAHAT:

Davacı vekili; davalı tarafın maliki olduğu Bursa İli, Nilüfer İlçesi, Konak Mahallesi, Şenocak Cad. 282 Ada 1 Parselde kayıtlı taşınmazın restaurant olarak 01/01/2020 başlangıç tarihli 8 yıl süreli aylık 23.000,00 TL bedelli kira sözleşmesi ile müvekkiline kiralandığını, pandemi süreci nedeniyle bir çok iş yerinin kapandığını, ticari faaliyetlerinin bitme noktasına geldiğini ve aylık kira bedellerinin ödenemez durumda olduğunu, iş hacminde meydana gelen düşüş nedeniyle TBK’nun 138. maddesinde ön görülen şartların oluşması nedeniyle dava konusu mecurun aylık kirasının 01/05/2020 tarihinden itibaren geçerli olmak ve Covid-19 salgının etkili olduğu dönem boyunca geçerli olmak üzere aylık 11.500,00 TL’ye uyarlanmasına karar verilmesini, öncelikle 01/05/2020 tarihinden geçerli olmak ve Covid-19 salgının etkili olduğu dönem boyunca geçerli olmak üzere aylık 11.500,00 TL olarak ödenmesi konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece 10.08.2020 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

İstinafa cevap veren davalı vekili, istinaf istemlerinin reddini savunmuştur.

HMK’nun “İncelemenin Kapsamı” başlıklı 355. maddesinde “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Bu nedenle dairemizce inceleme, istinaf başvuru dilekçesinde gösterilen istinaf sebepleri ve mahkemece resen gözetilmesi gereken, kamu düzenine aykırılık oluşturan sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE

İhtiyati tedbir HMK’da 389 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. HMK’nın 389. Maddesinde “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.

Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır. “ hükmü düzenlenmiştir.

Kiralananın 01.01.2020 başlangıç tarihli ve 8 yıl süreli kira sözleşmesi ile restaurant olarak kullanılmak üzere aylık 23.000,00 TL kira bedeli ile davacıya kiraya verildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Davacı/kiracı pandemi sürecinde iş hacminde düşüş olduğunu belirterek ve pandemi süresince geçerli olmak üzere kiranın uyarlanmasını talep etmiş ve bu dönem boyunca aylık kira parasının 11.500,00 TL olarak ödenmesi için ihtiyati tedbir talep etmiştir.

Somut olayda ihtiyati tedbir kararının koşullarının oluşup oluşmadığı açısından öncelikle kiranın uyarlanması davasının hukuki niteliği incelenmelidir.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesinde “Aşırı İfa Güçlüğü” madde başlığı altında “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” düzenlemesi bulunmaktadır.

Maddenin gerekçesinde de “Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. İmkansızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.

  1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.
  2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.
  3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
  4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.

Maddeye göre uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır .” gerekçesine yer verildiği görülmektedir.

Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını Mart 2020 ayından itibaren ülkemizde görülmeye başlanmış ve bu kapsamda hastalığın yayılmasının kontrol altına alınması amacıyla çeşitli tedbirlere başvurulmuştur. Bu tedbirler kapsamında olmak üzere zaman zaman ve ihtiyaç durumuna göre sokağa çıkma yasağı uygulanması, işyerlerinin kapatılması veya esnek çalışma, evden çalışma gibi değişkenlik gösteren tedbirler uygulanmış olup, salgının etkilerinin ve yetkili kurumlarca alınan tedbirlerin halen devam ettiği bilinmektedir.

Bu boyuttaki salgın hastalık, gerek dünyada gerekse ülkemizde şu ana kadar tecrübe edilmemiş sonuçlar doğurmuş, özellikle bazı sektörlerin salgından ve alınan tedbirlerden daha fazla etkilendiği görülmüştür.

Genel olarak sözleşmelerde “Ahde vefa ilkesi” geçerlidir. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 138.maddesinde açıklandığı üzere sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması durumunda sözleşmeye bağlılık ilkesinin sıkı bir şekilde uygulanması, hakkaniyete aykırı olacağından hâkimin sözleşmeye müdahalesi ve sözleşmeyi yeni koşullara uyarlaması mümkündür.

Yaşanılan salgın hastalık sürecinin olağanüstü bir durum olduğu ve taraflarca öngörülemeyeceği açıktır. O halde genel olarak salgın hastalık sürecinin Türk Borçlar Kanunu’nun 138.maddesinde belirtilen olağanüstü durum olarak kabul edilmesi gerekir.

Ancak salgının ve salgının yayılmasının engellenmesi amacıyla alınan tedbirlerin etkileri sektörlere ve işin yapıldığı yere göre farklılık göstermesi nedeniyle bu olağanüstü durum karşısında tüm sözleşmelere belirlenmiş bir şekilde müdahale etmek mümkün değildir. O halde somut olayda olduğu üzere kiranın uyarlanması talep edildiğinde mahkemece salgının ve alınan tedbirlerin bizzat kiracı üzerindeki etkileri değerlendirilmeli, bu olumsuz duruma kiraya verenin sebep olmadığı da göz önünde bulundurularak oluşan yük, sözleşmenin her iki tarafı üzerine dağıtılacak şekilde sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması benimsenmelidir.

Bu genel açıklamanın ardından dairemizce kiranın uyarlanması talebi ile açılan davada ihtiyati tedbir kararı verilip verilemeyeceği değerlendirilmiştir.

Davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemez. Ancak salgın döneminde bazı işyerlerinin tamamen kapandığı ve hiçbir gelir elde edemediği gözönünde bulundurulduğunda ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde kiracının mevcut kirasını ödeyemeyeceği ve kiraya verenin 30 günlük ihtar veya 30 gün süreli icra takibi yaparak kiracıyı temerrüte düşürerek ve tahliye ettirebileceği açıktır. O halde ihtiyati tedbir kararı verilmediğinde kiracı dava sonuçlanıncaya kadar kirasını tam olarak ödemek zorunda kalacak olup, temerrüde düşürülüp tahliye sağlandıktan sonra kiranın uyarlanmasının herhangi bir anlamının kalmayacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda kiranın uyarlanmasına ilişkin açılan davadan umulan sonucun oluşması için HMK’nun 389/1 maddesinde gösterilen “ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi” koşulunun mevcut olduğu ve ihtiyati tedbir kararı verilebileceği kabul edilmelidir.

7226 Sayılı Kanun’un geçici 2.maddesi ile kabul edilen “1/3/2020 tarihinden 30/6/2020 tarihinde kadar işleyecek işyeri kira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz.” düzenlemesi yasa koyucunun aynı kaygı ile hareket ederek yaşanan pandemi ve alınan tedbirler kapsamında iş yerlerine ilişkin kira sözleşmelerinin feshi ve tahliyenin belirli bir süre ile engellendiğini göstermektedir.

Öte yandan üstte açıklandığı üzere ihtiyati tedbir kararı verilmemesi durumunda kiracının temerrüt nedeniyle tahliyesi mümkün olup, tahliyenin telafisi imkansız zarar doğuracağı açıktır. Ancak mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilip, kiralar eksik ödendiğinde davanın sonucunda uyarlamanın koşullarının oluşmadığı veya kiranın daha az miktar düşürülmesi gerektiği benimsendiğinde kiraya verenin aradaki farkı talep etmesi mümkün olup, telafisi imkansız bir zarar doğmayacaktır.

Bununla birlikte covid-19 salgını geçici bir dönem olup, uyarlamanın yalnızca bu dönemi kapsar şekilde yapılması ve salgının etkileri tamamen ortadan kalktığında ve kiracının iş durumu salgın öncesi normale döndüğünde kiranın eski haline gelmesi gerekir.

Bu durumda ihtiyati tedbirin de salgının etkileri süresince ve bu etkilerin devam ettiği dönem için uygulanması gerekmektedir. Nitekim HMK’nun “Durum ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması” başlıklı 396/1 maddesinde “Durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir.” düzenlemesi bulunmaktadır.

Bu yasal düzenleme göz önünde bulundurularak kiranın uyarlanması için açılan davada mahkemece davacı kiracının yapmış olduğu işin niteliği ve tüm koşullar ile taraflarca sunulan deliller göz önünde bulundurularak kiranın mahkemece takdir edilecek bir miktar üzerinden ödenmesi hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmeli, ancak bu tedbir kararı mahkemece belirli aralıklarla veya tarafların müracaatı üzerinde değerlendirilerek durum ve koşulların değişmesi halinde kaldırılmalı veya belirlenen yeni bir miktar üzerinden devam etmesine karar verilmelidir.

Açıklanan bu ilkelere göre dairemizce somut olayda kiracının restaurant olarak işlettiği kiralananda her ne kadar paket servis yöntemi ile işine devam etmiş ise de süreç ve alınan tedbirlerin davacının iş hacminde belirli etkilerinin olabileceği değerlendirilerek ihtiyati tedbir talebinin kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.

Ancak salgın süresince restaurant olan işyerlerinin etkilenme sürecinin aylara göre değişkenlik gösterdiği ve bu etkilerin ne kadar daha devam edeceğinin belli olmadığı gözönünde bulundurularak ihtiyati tedbirin 6 ayda bir mahkemece gözden geçirilmesi ve yeni durumlara göre kaldırılması veya arttırılıp azaltılması hususlarında karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

HMK 353/1 -b-2 maddesinde “Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise ” Bölge Adliye Mahkemesince “düzelterek yeniden esas hakkında” hüküm kurulacağı düzenlenmiştir.

Yargılamadaki hukuka aykırılıkların niteliğine göre eksikliklerin dairemizce dosya üzerinden tamamlanması mümkün olup davada yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir talebi hakkında dairemizce hüküm kurulması gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,

İstinaf başvurusunun KABULÜNE,

A.- Bursa 9.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2020/753 esas sayılı dava dosyasında verilen 10.08.2020 tarihli ara kararın HMK 353/l-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

Harçlar Kanunu’nun Eki-I sayılı tarife A-lll-2-a maddesi uyarınca istinaf edenden peşin olarak alınan 54.40 TL istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince istem halinde istinaf edene iadesine,

İstinaf kanun yoluna başvurma harcı iade edilmeyip yargılama giderlerine dahil edilmesi gerektiğinden, istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve diğer istinaf giderlerinin ilk derece mahkemesince esas hükümle birlikte yargılama giderleri arasında değerlendirilerek hüküm altına alınmasına,

Kullanılmayan istinaf gider avansının istinaf edene iadesine,

B.- İhtiyati tedbir talebinin Kabulüne,

Davacının 01.01.2020 tarihli kira sözleşmesi ile kiracısı olduğu kiralananın aylık kirasının taleple bağlı kalınarak 01.05.2020 tarihinden itibaren işleyen henüz ödenmemiş kiraların ve bu karar tarihinden itibaren işleyecek kiraların aylık 11.500,00 TL olarak ödenmesi hususunda İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA

İhtiyati tedbirin mahkemece HMK’nun 396/1 maddesi uyarınca 6 aylık süreler içerisinde ve toplanan delil durumuna, alınan tedbirler ve tedbirlerin davacı üzerindeki etkilerine göre YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİNE,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 28.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.