Etiket: Adana Ceza Avukatı

duruşmanın gizli yapılması talebi, duruşmanın gizli yapılması talebi dilekçe örneği duruşmanın kapalı yapılması cmk ceza mahkemesi, genel ahlak, kamu düzeni

Duruşmanın Gizli Yapılması Talebi

Duruşmanın gizli yapılması talebi Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 182 ve devamı maddelerine göre Mahkemeden istenebilir. Duruşmanın gizli yapılması talebi cmk ile genel ahlakın veya kamu güvenliği nedeniyle duruşmaların bir kısmının ya da tamamının kapalı yapılabilmesi mümkündür.

Duruşmanın gizli yapılması talebi ile ilgili olarakCeza Muhakemesi Kanunu’nun 182. maddesine göre; duruşmalar kural olarak herkese açıktır. Bu durum Anayasamızın 141. maddesinin de bir gereğidir. Zira Anayasa’ya göre de Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir. Bu doğrultuda Ceza Muhakemesi Kanununda da Anayasamıza uygun bir düzenleme yapılmış ve 182. maddenin 2. fıkrasında genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verileceği düzenlenmiştir.

Duruşmanın kapalı yapılması talebi yargılamayı gerçekleştiren mahkeme tarafından değerlendirilir. Duruşmanın gizli yapılması talebinin kabul veya reddi konusunda takdir mahkemenindir. Ancak mahkeme duruşmanın gizli yapılması talebi ne ilişkin kararını gerekçeli biçimde duruşmada açıklamalıdır. Duruşmanın gizli yapılması talebi dilekçesi örneği aşağıdadır.

Duruşmanın Gizli Yapılması Talebi

……. AĞIR CEZA MAHKEMESİ

SAYIN BAŞKANLIĞI’NA

………

DOSYA NO:…../…..

MÜŞTEKİ:

VEKİLİ: Av. Selce MARAŞ BÜKEN

SANIK:

KONU                          : Duruşmanın gizli yapılması talebimizi içerir dilekçemizin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası verilen dosyasında Sanık …………, müvekkile yönelik gerçekleştirdiği ……………… suçlarından dolayı yargılanmaktadır. Sayın Mahkemenizin …/…./…… tarihli tensip zaptının …. nolu ara kararı ile ilk duruşmanın …./…./….. günü saat …..:……’da görülmesine karar verilmiştir. Sanığın yaşı küçük olan müvekkile yönelik olarak işlediği suçlar mahiyetleri gereği genel ahlaka, kamu düzenine aykırı niteliktedir Bu doğrultuda söz konusu suçlar nedeniyle müvekkilin onur, şeref ve haysiyetinin zarar görmesi söz konusudur.

Bu nedenler doğrultusunda, Sayın Mahkemenizden duruşmanın kapalı yapılması talebi mizin kabulü ile  duruşmanın gizli yapılmasına karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Müşteki Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN


Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

avukatlık ücret sözleşmesi örneği, avukatlık ücret sözleşmesi yazılı olmak zorunda mı, avukatlık ücret sözleşmesi yoksa ne olur, adana avukat, icra takibi

Avukatlık Ücret Sözleşmesi Örneği

Avukatlık ücret sözleşmesi örneği konusuna geçmeden önce avukatlık ücreti nedir, avukatlık ücret sözleşmesi yazılı olmak zorunda mıavukatlık ücret sözleşmesi yoksa ne yapılır, ihtilaf halinde ne yapılır, avukatlık ücret sözleşmesi örneği nde dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir gibi sorulara cevap vermenin daha doğru olacağı düşüncesindeyiz.

Avukatlık Ücret Sözleşmesi Nedir?

Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesine göre; avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder. Dolayısıyla avukatlık ücreti avukatın emek ve mesaisinin en tabii karşılığıdır. Avukatlık ücret sözleşmesi taraflarca serbestçe düzenlenir. Avukatlık ücret sözleşmesi örneği ile avukatlık ücreti kararlaştırılabilir. Avukatlık ücret sözleşmesi örneği nde sözleşmenin ihtilaf yaratmayacak biçimde açık bir dille kaleme alınması oldukça önemlidir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere
göre ispatlanır.

Avukatlık ücreti değeri para ile ölçülebilen işlerde dava veya hükmolunacak şeyin değerinin %25’ini aşmamak üzere kararlaştırılabilir. Bu yüzdenin üstünde yapılan avukatlık ücret sözleşmesi örneği geçersizdir. Değeri para ile ölçülemeyen işlerde avukatlık ücreti asgari ücret tarifesinin altında olamaz. 2020 yılı avukatlık asgari ücret tarifesine buradan ulaşabilirsiniz.

Avukatlık Ücret Sözleşmesi Yazılı Olmak Zorunda Mı?

Avukatlık ücret sözleşmesi yazılı olmak zorunda mıavukatlık ücret sözleşmesi yoksa ne yapılır sorularının cevabı yine Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde saklıdır. Düzenlemeye göre; Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır

Avukatlık Ücret Sözleşmesi Örneği

I)-TARAFLAR                      :

İş Sahibi                              : ……………………… (TC: …………………….)
Adres                                   : ……………………………………………………

Avukat / Avukat Ortaklığı  : ………………………………………………….…
Adres                                   : ……………………………………………………

II)-HUKUKİ YARDIMIN KONUSU : İş sahibinin çalışmakta olduğu ……………’ne yapılacak idari başvurular neticesinde …………………….. işleminin iptali için açılacak idari davalardır.

1)Yargılama harç ve giderleri iş sahibince karşılanacaktır.

2) Dava ile ilgili olarak gerekirse vergi, harç, seyahat, geçici ikamet gibi giderler iş sahibince karşılanacaktır. Dava ile ilgili olan masrafların artması halinde, bu masraflar iş sahibi tarafından ilk talepte avukata/avukat ortaklığına veya ilgili merciye ödenecektir. Masrafların zamanında karşılanmaması halinde ortaya çıkan zararlardan iş sahibi sorumludur. Masrafların zamanında tevdi edildiğini ispat yükü iş sahibine aittir. Masrafların eksik olarak verilmesi nedeni ile avukat/avukat ortaklığının kendi hesabından zorunlu gider yapması halinde,  avukat/avukat ortaklığı dava konusundan alacağını öncelikle mahsup eder.

3)Dava ile ilgili olarak masraf yapılmasını gerektiren usuli işlemlerin ve kanun yollarıyla ilgili taleplerin ortaya çıkması halinde, iş sahibince yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerin ve verilmesi gereken masrafların ifası için avukatça iş sahibine ihbarda bulunulması gerekirse, bu ihbar, iş sahibine telefon, faks, e-mail veya diğer iletişim araçlarıyla yapıldığında geçerli olacaktır.

4)İş sahibi uyuşmazlığını arabuluculuk, sulh veya feragatle, dava dışında bitirilmesini isterse, durumu avukata yazılı olarak bildirecektir.

5) MAKTU ÜCRET: İş sahibi, avukatın hukuki yardımının karşılığı olarak, ……………….. için toplam ……………….. TL vekalet ücreti ödeyecektir.

6) İLAM VEKALET ÜCRETİ: Mahkemece dava sonunda hükmedilecek olan karşı (ilam) vekalet ücretinin tamamı avukata/avukat ortaklığına aittir. İş sahibi karşı (ilam) vekalet ücretinden herhangi bir hak talep edemez

7) Bu ücret yalnız bu iş içindir. Bu işle ilgili olsa da bundan doğacak başka bir işi kapsamaz.  Karşılık dava açılması veya bu işle ilgili başka uyuşmazlıkların çıkması halinde avukata/avukat ortaklığına ayrıca ücret ödenecektir. Kanun yollarında veya uyuşmazlık çözen diğer mercilerde yapılacak duruşmalarda sözleşmeye, sözleşmede bu konuda bir hüküm bulunmaması halinde Adalet Bakanlığı Avukatlık Ücret Tarifesine göre ayrı ücret ödenecektir.

8) Avukat/Avukat Ortaklığı, bu sözleşmeyle üstlendiği işi kanunlar ve meslek kuralları uyarınca sonuna kadar takip edecektir. Avukat/Avukat Ortaklığı, bu görevi kendisi yapabileceği gibi, gözetimi altında başka avukatlarla/avukat ortaklıklarıyla işbirliği halinde (tevkil) yapabilecektir.

9) İş sahibi, avukatın/avukat ortaklığının yazılı muvafakatini almadan bu iş için başka bir avukata /avukat ortaklığına vekalet veremeyecektir. Bu maddenin ihlali halinde avukata/avukat ortaklığına ücretin tamamı ödenecektir.

10) İş sahibi, işten feragat eder veya avukata işi sürdürme olanağı vermezse yahut sözleşmeyle yüklendiği vecibelerini yerine getirmezse, avukat /avukat ortaklığı kalan ücretini istemek hakkini kazanacaktır.

11) Sözleşme, süresinden önce iş sahibince tek taraflı olarak feshedilirse avukat/avukat ortaklığı maktu, nispi ve ilam vekalet ücretinin tamamını isteme hakkını kazanır.

12) Taraflar arasında akdedilen bu avukatlık sözleşmesinden ve vekalet ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıklar öncelikle, Adana. Barosu Yönetim Kurulunun arabuluculuk girişimiyle çözümlenecektir. Arabuluculuk masraflarına taraflar eşit olarak katlanacaktır. Arabuluculuk girişiminden sonuç alınamazsa, uyuşmazlık Baro Hakem Kurulunca çözümlenecektir. Türkiye Barolar Birliği Hakem Yönetmeliği bu sözleşmenin bir parçasıdır. Bu sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların adli yargıya taşınması halinde ihtilafların çözümünde …………….. mahkemeleri ve icra daireleri yetkili olacaktır.

13) İş sahibi, bu sözleşmede yazılı olan adresi kanuni ikametgahı olarak kabul etmiştir. Avukatın/Avukat Ortaklığının iş sahibine yapacağı her türlü ihbar ve tebligat bu adrese gönderilecektir. Adres değişikliğinin avukata /avukat ortaklığına yazılı olarak bildirilmesi zorunlu olup, adres değişikliği nedeniyle iş sahibine ulaşmayan tebligat nedeniyle avukata/avukat ortaklığına sorumluluk yüklenemeyecektir.

14) Bu sözleşmede yer almayan konularda, Avukatlık Kanunu’nun Avukatlık Sözleşmesine ilişkin (m.163 vd.) hükümleri tamamlayıcı olarak uygulanacaktır.

15) İşbu ücret sözleşmesi iki nüsha halinde düzenlenmiş olup, taraflarca okunarak imzalanmıştır.

Avukat/Avukat Ortaklığı                                                                                                İş Sahibi


Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Avukatlara elektronik tebligat zorunluluğu emsal yargıtay kararı, avukata normal tebligatın yok hükmünde olduğu, avukat elektronik tebligat zorunlu mu

Avukatlara Elektronik Tebligat Zorunluluğu

Bilindiği üzere avukatlara elektronik tebligat zorunluluğu7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun Elektronik Tebligat başlıklı 7/a maddesi ile getirilmişti. Kanuna göre özetle avukatlara elektronik tebligat zorunluluğu getirilmiş olmakla, maddenin 3. fıkrasında elektronik tebligatın zorunlu bir nedenle yapılamaması halinde normal yolla tebligat yapılabileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla avukatlara elektronik tebligat zorunluluğu kural, normal yolla tebligat zorunlu hallerde başvurulabilecek istisnai bir haldir.

Avukatlara elektronik tebligat Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, aşağıda tam metnini verdiğimiz kararında da bu hususa işaret etmiştir. Kararda özetle: Borçlu vekilinin yüzüne karşı tefhimden itibaren 10 gün içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiş, 02/04/2019 tarihinde borçlu vekili tarafından süre tutum dilekçesi sunulmuştur. Ancak, gerekçeli kararın borçlu vekiline posta yolu ile 08/05/2019 tarihinde tebliğ edilmiş. Gerekçeli istinaf dilekçesi, posta yolu ile yapılan tebliğe göre 10 günlük süre geçtikten sonra sunulmuştur. Ancak avukatlara elektronik tebligat zorunluluğu karşısında posta yolu ile yapılan tebligat yok hükmünde olduğuna karar verilmiştir.

Avukatlara Elektronik Tebligat Zorunluluğu

YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2019/13554
Karar Numarası: 2019/18558
Karar Tarihi: 26.12.2019

AVUKATA TEBLİGATIN ELEKTRONİK YOLLA YAPILMASI ZORUNLU OLDUĞUNDAN POSTA YOLU İLE YAPILAN TEBLİGATIN YOK HÜKMÜNDE OLDUĞU

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlunun satış ilanının usulüne uygun tebliğ edilmediğini, 103 davetiyesi çıkartılmadığını, ihale yapılıncaya kadar hiç bir aşamadan haberdar edilmediğini belirterek ihalenin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince şikayetin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davacı vekiline posta yolu ile gönderilen gerekçeli kararın 08.05.2019 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği halde, yasal süresi içerisinde istinaf sebeplerini bildirmediği, Tebligat Kanunu 7/a maddesi uyarınca elektronik tebligat zorunlu olsa da, davacı vekilinin 23.05.2019 tarihli istinaf sebeplerini bildirdiği dilekçesinde gerekçeli karar tebliğinin usulsüzlüğünü iddia etmediğinden bahisle, borçlunun süre tutum dilekçesi dikkate alınarak yalnızca kamu düzenine aykırılık yönünden inceleme yapılarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun Elektronik Tebligat başlıklı 7/a maddesinin birinci fıkrasında; “Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.” Yine aynı maddenin 1/9. fıkrasına göre de; baro levhasına yazılı avukatların bu kapsamda olduğu, 3.fıkrasında; birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılabileceği düzenlemeleri yer almaktadır.

İlk derece mahkemesince; 28/03/2019 tarihinde borçlu vekilinin yüzüne karşı tefhimden itibaren 10 gün içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildiği, 02/04/2019 tarihinde borçlu vekili tarafından süre tutum dilekçesi sunulduğu, gerekçeli kararın borçlu vekiline posta yolu ile 08/05/2019 tarihinde tebliğ edildiği, gerekçeli istinaf dilekçesinin, posta yolu ile yapılan tebliğe göre 10 günlük süre geçtikten sonra 23/05/2019 tarihinde sunulduğu görülmüştür. Ancak yukarıda yazılı yasal düzenlemelere göre; tebligat yapılan kişinin avukat olduğu nazara alındığında, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinin birinci fıkrası tebligatın elektronik yolla yapılmasını zorunlu kılıp posta yolu ile yapılan tebligat yok hükmünde olduğundan borçlu vekilinin gerekçeli istinaf isteminin süresinde olduğunun kabulü gerekir.

O halde; Bölge Adliye Mahkemesince, borçlunun gerekçeli istinaf dilekçesinde belirttiği hususlar incelenmek suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yalnızca kamu düzenine aykırılık yönünden incelenerek karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile, … Bölge Adliye Mahkemesi…. Hukuk Dairesi’nin 25/9/2019 tarih ve 2019/1804 E. ve 2019/1803 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçlunun sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26/12/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.


Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi, bilirkişi raporyna itiraz dilekçesi örneği, bilirkişi raporu itiraz, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi örneği davalı

Bilirkişi Raporuna İtiraz Dilekçesi Örneği

Bu yazımızda bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi örneği yer almaktadır. Bilirkişi incelemesi ve bilirkişi raporu, bilirkişi raporuna itiraz vb tüm hususlar Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Mahkeme hakimi çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren durumlarda bilirkişinin görüşünün alınmasına karar verir. Bilirkişinin raporunu mahkemeye teslim etmesi ile duruşma gününden önce birer örneği taraflara tebliğ edilir.

Bilirkişi Raporuna İtiraz 

Bilirkişi raporuna itiraz ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi örneği ise bu aşamada kullanılır. Zira davanın tarafları, bilirkişi raporunun tebliğinden itibaren iki hafta içinde bilirkişi raporuna itiraz edebilirler. Bu aşamada kaleme alınacak bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi örneği bilirkişiden eksik olan hususların tamamlattırılması, belirsizlik varsa açıklama yapmasının sağlanması veya yeni bilirkişi atanması taleplerini içerebilir.

Bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi verilmesi üzerine Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. Eğer mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.

Makalemiz devamında yer alan bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi örneği somut olaya uyarlanarak mahkemesine arz edilebilir.

Bilirkişi Raporuna İtiraz Dilekçesi Örneği

ADANA …….. MAHKEMESİ’NE

Dosya No : 20…./……..

DAVALI                           : ………………………………………
VEKİLİ                            : ……………………………………….
DAVACI                           : ……………………………………….
VEKİLİ                            : ……………………………………….

KONU                             : Bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi nin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası verilen dosyasında, davacı tarafın haksız ve hukuka aykırı talepler ile müvekkil aleyhine açtığı davada sayın bilirkişi eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeler ile rapor hazırlamıştır. Aşağıda da ayrıntılı olarak açıklayacağımız sebepler ile dosyanın yeniden bilirkişiye tevdii gerekmektedir. Şöyle ki;

  1. …………………………………………………………………………………………………………………………………………
  2. …………………………………………………………………………………………………………………………………………
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………..

Rapor, yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan kaleme alınmıştır ve hesap hataları barındırmaktadır. Bu hali ile rapor gerçeği yansıtmamaktadır. Bundan dolayı mahkeme kararına dayanak olması mümkün değildir. Açıklanan bu nedenler doğrultusunda, söz konusu bilirkişi raporuna itiraz etmek ve dosyanın yeni bir bilirkişiye tevdine karar verilmesini talep etmek zorunluluğumuz doğmuştur.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda sayılan ve resen göz önünde bulundurulacak nedenlerle; eksik araştırmalar ve hatalı hukuki değerlendirmeler ile hazırlanmış olan …/…./…….  tarihli bilirkişi raporuna itirazlarımız doğrultusunda yeniden ve mutlaka başka bilirkişiden bilirkişi raporu aldırılmasına, Sayın Mahkemenizce bu talebimizin uygun görülmemesi halinde itirazlarımız doğrultusunda ek rapor alınması için dosyanın bilirkişiye tevdine; en nihayetinde davanın reddine karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davalı Vekili
……………………………


Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

vekillikten çekilme dilekçesi, vekillikten istifa dilekçesi, vekillikten çekilme nedir, vekillikten çekilme dilekçesi örneği hukuk, ceza, infaz hakimliği

Vekillikten Çekilme Dilekçesi Örneği

Vekillikten istifa olarak da bilinen vekillikten çekilme Avukatlık Kanunu’nun 41. maddesinde düzenlenmiştir. Bu makalemizde vekillikten çekilme dilekçesi örneği ne yer verilecektir. Ancak vekillikten çekilme dilekçesi örneği ne geçmeden önce, vekillikten çekilmenin sonuçlarına dair kısa bir bilgi vermeyi uygun görüyoruz.

Vekillikten Çekilme Nedir?

Vekillikten çekilme avukatın belli bir işi takipten veya savunmadan kendi isteği ile çekilmesidir. Avukatlık Kanunu’nun 41. maddesine göre; o işe ait görev vekillikten çekilmenin müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş gün süre ile devam eder.  Ancak adli yardım bürosu veya baro başkanı tarafından o işi yapmakla görevlendirilen avukatın durumu farklıdır. Bu halde avukat kaçınılmaz bir sebep veya haklı bir özrü olmadıkça, görevi yerine getirmekten çekinemez.

Vekillikten Çekilme Dilekçesi Örneği

ADANA …….. MAHKEMESİ’NE

Dosya No : 20…./……..

TEMSİL EDİLEN TARAF : ………………………………………
ADRESİ                           : ……………………………………….

VEKİLİ                             : ……………………………………….
ADRESİ                           : ……………………………………….

KONU                             : Vekillikten Çekilme Dilekçesi nin Arzıdır.

Yukarıda esas numarası verilen dosyasında gördüğümüz lüzum üzerine Oğuz Ali Yılmaz vekilliğinden çekildiğimizi bildirir, UYAP sisteminden de vekil kaydımızın silinmesine, çekilme dilekçemizin ve bundan sonra yapılacak tüm tebligatların asil  …………………………………………’nın mevcut adresine tebliğine, karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Av. ……………………………..


Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

şüpheden sanık yararlanır ilkesi yargıtay kararları, şüpheden sanık yararlanır yargıtay kararı, uyuşturucu madde, adana ceza avukatı, beraat, bozma kararı

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Kararları

Bu makalemizde ceza hukukunda temel ilke olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi yargıtay kararları na yer vereceğiz. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi bilindiği üzere şüphenin sanık lehine yorumlanmasıdır. Gerek Anayasamız gerek AİHS gerekse yargıtay kararları şüpheden sanık yararlanır ilkesini ispat için şüphenin yenilme zorunluluğu olarak tanımlamaktadır. Karineye göre kişinin suçlu kabul edilebilmesi için fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerekmektedir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Bu makalemizde şüpheden sanık yararlanır ilkesi ile ilgili yargıtay kararları nı inceleyeceğiz.

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Kararları

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/783 E. 2015/353 K.

“…Tanık … …’nın 07.08.2007 tarihinde çalınan kamyonunun bulunduğu yerde, hurdacılık yapan sanığın daha önce parçaladığı başka kamyonlara ait parçalar ele geçirilmiş ise de, bu parçaların katılanın bir yıl önce çalınan kamyonuna ait olduğuna ilişkin herhangi bir tespit ve delil bulunmaması, katılanın olaydan yaklaşık bir yıl sonra tanık …’in kamyonunun etrafında başka kamyon parçalarının bulunması üzerine verdiği ifadesinde; kamyonunun çalınmasından beş saat önce sanığı yanında iki kişi ile birlikte kamyonunun yanında gördüğünü, şüphelendiğini, kim olduklarını araştırdığını ve polise haber vermeyi düşündüğünü beyan etmesine rağmen, kamyonunun çalınmasından sonra yaptığı ilk müracaatında böyle bir durumdan bahsetmemesi, ayrıca mahkemede kamyonu çalınmadan önce gördüğü şahıslardan birinin sanık olduğunu kesin olarak teşhis edememesi ve sanığın aşamalarda suçu işlemediği yolundaki istikrarlı savunması karşısında; sanığın katılanın kamyonunu çaldığı iddiasının sabit olmadığı ve şüphe boyutunda kaldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanığın hırsızlık suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden atılı suçtan beraati yerine, mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir….”

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Çocuğun Cinsel İstismarı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/783 E. 2015/353 K.

“Sanığın tüm aşamalarda istikrarlı olarak mağdurun anüsüne ve ağzına cinsel organını sokmadığını sadece cinsel organının mağdurun bacaklarının arasına sürterek boşaldığını savunması, adli tıp raporunda sanığın bu savunmasını doğrular biçimde mağdurun anüs muayenesinde fiili livatanın maddi delilleri olan ekimoz, çatlak, sıyrık ve bunlara ait skatris bulgularına rastlanmadığının belirtilmesi, mağdurun da açıkça sanığın cinsel organını vücuduna soktuğuna ilişkin bir beyanının bulunmaması karşısında, sanığın sabit kabul edilen cinsel istismrar eyleminin “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca 5237 sayılı TCK’nun 103/1. maddesi kapsamında basit cinsel istismar aşamasında kaldığının kabulü gerekmektedir.”

Şüpheden Sanık Yararlanır Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/6-569 E. 2015/342 K.

“Görgü tanığı bulunmayan olayda, sanık aleyhine değerlendirilebilecek tek delil, suça konu hayvanların arabaya yüklendiği tahmin edilen yerde bulunan plastik kutunun üzerindeki kahverengi numuneden alınan profil örneğinin, sanığın kan örneği ile uyumlu olduğuna dair Adli Tıp Kurumunca tanzim olunan rapordur. Ancak olay yerinden alınan insan dışkısı, ağız ve dışkı temizliğinde kullanılan peçeteler ile sigara izmaritlerinden elde edilen örnekler, gerek sanık, gerek haklarında beraat kararı verilip incelemeye konu olmayan diğer sanıklar, gerekse hakkında aynı suç nedeniyle verilen mahkûmiyet kararı onanmak suretiyle kesinleşen sanık … ile uyumlu değildir. Hayvan alım satımı ile uğraşan ve olaydan iki gün önce de katılanlardan hayvan satın alan sanığın, söz konusu delillerin bulunduğu yerden geçmesi ve anılan mahalde kendisine ait profil örneklerinin bulunmasının mümkün olması ve sanığın aksi ispatlanamayan savunmasının hayatın olağan akışına da uygun bulunması karşısında, somut başka bir delille desteklenmeyen söz konusu rapora dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar verilmesine imkan bulunmamaktadır.”

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Uyuşturucu Madde Ticareti ve Kullanmak Amacıyla Uyuşturucu Bulundurmak Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/10-387 E.2012/75 K.

“…Evinde yapılan arama sonucunda ele geçen uyuşturucu madde dışında, sanığın uyuşturucu maddeyi sattığı yolunda başka bir kanıtın elde edilememesi, Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında belirtilen günlük kullanım miktarı dikkate alındığında, bilirkişi raporunda belirtilen 276 gramlık uyuşturucu madde miktarının iki aylık kişisel kullanım sınırları içinde olması, sanığın tüm aşamalarda evinde bulunan uyuşturucu maddeyi satmak için değil, kullanmak için bulundurduğu yönündeki aksi kanıtlanamayan savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediği kuşku boyutunda kalmaktadır.  … Bu nedenle, yerel mahkemece, sübuta eren eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, kesin bir kanaat vermekten uzak kanıtlara dayanılarak, sanığın uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi suretiyle suç niteliğinin hatalı belirlenmesi isabetsizdir.”

Şüpheden Sanık Yararlanır Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2009/1-240 E. 2010/54 K.

“…Bu durumda, sanık T. B.’nin; “kendi evinde badana yapacağı için boya almak üzere evden çıktığını, yolda eşinin akrabası olan sanıklarla karşılaştığını, sanıkların kendisinden eşya taşıyacakları için yardım istediklerini, kendisinin bu amaçla kamyonetin kasasına bindiğini, olayın meydana gelmesi üzerine ise olay yerinden kaçtığını” dile getirdiği savunması ile T.’nin annesi olan E. B.’nin onu doğrulayan ifadesine itibar etmek gerekmiştir. Şu halde; N., D.ve K.’yle birlikte kamyonetin kasasında olay yerine gelmek dışında, olaya tam olarak ne şekilde karıştığı tanıklarca açıklanamayan, elinde tüfek veya sopa bulunduğuna dair inandırıcı bir delil elde edilemeyen, maktûlle de herhangi bir husumeti saptanamayan sanığın; savunmasının aksine, suçun işlenmesine katıldığını ve yardım ettiğini gösteren her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatına karar verilmesi isabetlidir.”

Şüpheden Sanık Yararlanır Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2009/11-214 E, 2010/23 K.

“…Olay tarihinde Ayvalık Sulh Ceza Mahkemesi hakimi olan sanık V..Ş… ile aynı mahkemenin zabıt katibi olan sanık A…S…’ın, katılanın hakaret suçundan sanık olarak yargılandığı Ayvalık Sulh Ceza Mahkemesindeki davanın 20.06.2006 tarihli oturumuna adliye koridorunda ve baro odasında beklemekte olan katılanı çağırmadan, katılmış gibi duruşma tutanağı düzenledikleri, kendisi söylemiş gibi bazı beyanları tutanağa geçirdikleri ve böylece resmi belge niteliğindeki duruşma tutanağını sahte olarak düzenledikleri hususu sübuta ermediğinden, Özel Dairenin sanıklar hakkında CYY’nın 223/1-e maddesi uyarınca “kuşkudan sanık yararlanır” kuralı gereği vermiş olduğu beraat kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.  Bu itibarla, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle Özel Daire beraat kararının onanmasına karar verilmelidir.”

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2008/1-150 E, 2008/192 K.

“…Somut olaya dönüldüğünde; pencerenin önünde hareket eden cismin sincap olduğunu zannederek ateş ettiği kabul edilen sanığın eylemi sırasında; suçun konusu ile ilgili olarak hataya düşmesi nedeniyle doğrudan kastla, orada bir insan olduğunu öngörmediği kanaati hasıl olduğundan da olası kast veya bilinçli taksirle hareket ettiği söylenemez. Buna karşılık; sanık, gerekli dikkat ve özeni göstermiş olsa idi ya da başka bir deyişle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmemiş olsaydı kardeşinin ölümü şeklinde gerçekleşen neticeyi öngörebilirdi. Şu durumda; yorgun olarak eve gelip, aydınlık olan dış ortamdan karanlık olan ev ortamına giren sanığın, sincaplarla ilgili olarak daha önceden meydana gelmiş olan olayların da etkisiyle, pencerenin önünde hareket eden canlıyı sincap zannedip, gerekli dikkat ve özeni göstermeden av tüfeği ile ateş etmek suretiyle pencerenin önünde bulunan kardeşini vurmaktan ibaret eylemi, hem 765 sayılı Yasa açısından, hem de 5237 sayılı Yasa yönünden “taksirle öldürme” suçunu oluşturacağından Yerel Mahkemenin direnme kararı yerinde değildir.”

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Mala Zarar Verme Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2006/9-337 E, 2007/69 K.

“…Mala zarar verme suçu kasten işlenebilecek bir suç olup, dosyada sanığın söz konusu ceviz ağacını başkasının malına zarar verme kastı ile kestiği veya yıktığı konusunda katılanın iddiasından başkaca bir kanıt bulunmamaktadır. Kaldı ki ağacın mülkiyetinin dahi ihtilaflı olduğu, el atmanın önlenmesi davasında keşif sonrasında düzenlenen krokide dahi katılanın payına düşen taşınmaz içinde yer almadığı nazara alındığında, sanığın kasıtlı davrandığı konusunda kuşku doğmaktadır. Amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinin birisi de “kuşkudan sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından taşıdığı önemden dolayı gözönünde tutulması gereken herhangi bir meselede başgösteren kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Yerel Mahkemece kuşkunun sanık lehine değerlendirilerek, beraat kararı verilmesi isabetlidir.”


Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

ses ve görüntü kayıtlarının ispat değeri, ses kaydı görüntü kaydı ceza mahkemesi, delil sayılır mı, ses kaydı ceza delil, adana ceza avukatı

Ceza Yargılamasında Ses ve Görüntü Kayıtlarının Delil Değeri

Bu makalemizde ceza yargılamasında ses ve görüntü kayıtlarının delil değeri konusu değerlendireceğiz.

Ceza Yargılamasında Ses ve Görüntü Kayıtlarının Delil Değeri

Ceza yargılamasında geçerli olan vicdani delil sistemine göre hukuka uygun olmak kaydıyla her türlü şey delil sayılır. Ancak ses ve görüntü kayıtlarının delil değeri konusu tartışmalıdır. Ses ve görüntü kayıtlarının delil değeri ancak bir yan delil ile destekleniyorsa kabul edilebileceği söylenebilir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 1835/2346 sayılı 05/10/1984 tarihli eski bir kararında ses ve görüntü kayıtlarının delil değeri konusunda, bu kayıtların tek başına delil olamayacağına karar vermiştir. Kararda özetle; “Teyp bandlarının tek başına delil vasfını haiz olamayacağı düşünülmeden ve dosyada sanıkların suç konusu sözleri sarf ettiklerine dair banttan başka hiçbir delil bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması bozmayı gerektirmiştir.” denmiştir.

Ses ve Görüntü Kaydı Delil Sayılır Mı?

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2013/37160 Esas, 2014/21301 Karar ve 11/06/2014 tarihli kararında; “…Dairemizce benimsenen YCGK’nın 21.05.2013 tarih ve 2012/5 esas 2013/248 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur.” şeklinde karar vermiştir. Dolayısıyla ani gelişen ve başka türlü delil elde etme olanağı olmayan durumlarda alınan ses ve görüntü kayıtları hukuka uygundur. Vicdani delil sistemi çerçevesinde  ses kaydı ceza davasında delil olur mu, ses ve görüntü kaydı delil sayılır mı sorularına evet cevabı verilebilir.

Ceza Mahkemesinin Ses ve Görüntü Kayıtlarının Hükme Esas Alınması

Ses ve görüntü kayıtlarının delil değeri ile ilgili bir diğer husus da bu kayıtların güvenirlik ve orjinalliklerinin kesin olarak belirlenmesidir. Ceza yargılamasında ses ve görüntü kayıtlarının delil değeri bakımından bu kayıtlar üzerinde oynama yapıldığından şüphe duyuluyorsa teknik inceleme yapılmalı, bu hususta bilirkişi raporu alınmalıdır. Kaydın güvenilirliği konusunda şüphenin giderilememesi halinde, ses ve görüntü kaydına delil değeri tanınamaz. Ancak teknik inceleme ile kaydın güvenilir olduğu ispatlanırsa ve kayıt somut olay ile uyumluysa ses ve görüntü kaydı hükmün oluşturulmasında yeterli kabul edilebilir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 8652/3617 sayılı, 01/05/2007 tarihli kararında; “Dosyada mevcut CD çözüm tutanaklarının içeriğine göre, olay tarihinde düzenlenen festivalde silahlı terör örgütü lehine sloganlar atarak pankart açan grubun içinde yer alıp 17/06/2005 tarihinde silahlı çatışma sonucu ölü ele geçen örgüt mensupları kastedilerek “katil devlet hesap verecek”, “devrim şehitleri ölümsüzdür” şeklinde sloganlar attığı tespit edilen sanığın eyleminin 3713 sayılı Yasanın 7/2 maddesindeki tanımlanan suçu oluşturduğu, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi…” şeklinde karar vererek somut olaydaki görüntü kaydının delil niteliği bulunduğuna hükmetmiştir.

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Alacaklıyı zarara uğratmak için mevcudu eksiltmek suçu, emsal karar, Yargıtay, Alacaklısını zarara sokmak maksadıyla mevcudu eksiltmek, adana avukat

ALACAKLIYI ZARARA UĞRATMAK İÇİN MEVCUDU EKSİLTMEK SUÇU

ALACAKLIYI ZARARA UĞRATMAK İÇİN MEVCUDU EKSİLTMEK SUÇU

YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2019/3640
Karar Numarası: 2019/13155
Karar Tarihi: 23.09.2019

ALACAKLIYI ZARARA UĞRATMAK İÇİN MEVCUDU EKSİLTMEK SUÇU UNSURLARI

Özeti: Sanığın üzerine atılı bulunan suçun; haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek, hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek, asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksilterek şeklinde sıralanan seçimlik hareketlerden herhangi birisinin işlenmesiyle, diğer koşulların da (alacaklının, borçlu aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde) gerçekleşmesi halinde oluşacağının yerleşik uygulamalarda benimsenmiş olması, somut olayda; eylemiyle alacaklıyı zarara uğratmak için mevcudu eksiltmek suçu nu işlediği sabit olan sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerekmektedir.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Sanığın üzerine atılı bulunan İİK’nın 331. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen takibi şikayete bağlı olan bu suçun; “Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek, hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek, asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksilterek” şeklinde sıralanan seçimlik hareketlerden herhangi birisinin işlenmesiyle, diğer koşulların da (alacaklının, borçlu aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde) gerçekleşmesi halinde oluşacağının yerleşik uygulamalarda benimsenmiş olması, somut olayımızda; eylemiyle alacaklıyı zarara uğratmak için mevcudu eksiltmek suçunu işlediği sabit olan sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve şikayetçi vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek, halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek, teşvik etmek, yargıtay kararları, adana ceza avukatı, ağır eleştiri

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçu

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu Türk Ceza Kanunu‘nun 216. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenleme ile korunmak istenen hukuki değer en basit anlatımıyla kamu barışı ve kamu huzurudur. Kanun koyucu toplumun çeşitli grupları arasında kin ve düşmanlık oluşturabilecek duyguların doğması önlenmeye çalışmıştır.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçu

Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesine göre; 

Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

  • Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun, farklı dinlere, ırklara, sınıflara, mezheplere veya farklı bölgelere mensup kişileri birbirine karşı kin ve düşmanlığa teşvik edecek şekilde işlenmesi gerekir.
  • Sosyal sınıf, din, ırk, mezhep, bölge bakımından farklılıklara sahip kesimler arasında kin ve düşmanlık oluşmasına veya mevcut kin ve düşmanlığın devam ettirilmesine yönelik bir fiil olması gerekir.
  • Yine suçun ortaya çıkması için kin ve düşmanlığa teşvik fili alenen işlenmelidir. Dolayısıyla fiilin bir çok kişi tarafından duyulabilir, anlaşılabilir olması gerekir.
  • Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu kast ile işlenebilen bir suçtur.
  • Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun  basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır
  • Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunda suça bakmakla görevli mahkeme asliye ceza mahkemeleridir.
  • Soruşturma savcılıkça re’sen yapılır. Suçun kamu görevlisi tarafından görevi nedeniyle işlenmesi halinde soruşturma 4483 sayılı Kanun hükümlerine göre yürütülür.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik
Yargıtay Kararları

“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan sanık Medeni A. hakkında açılan kamu davasının yargılaması sırasında, avukatların görevlerinden doğan ya da görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının izne tabi olduğu gerekçesiyle yargılamanın durmasına dair Ağır Ceza Mahkemesinin kararına yönelik itirazın reddine ilişkin karar ve dosyası ile ilgili olarak; Sanık Medeni A.’ın 17.10.2004 tarihinde Ankara Barosunun Olağan Genel Kurul toplantısı sırasında görevli olmadığı ve faaliyet raporu ile ilgili görüşmeler yapılırken gündemle ilgili bulunmayan konuşmasındaki suça konu sözlerinin avukatlık görevinden doğmadığı ve avukatlık görevi haricinde sarf edildiği belirlenmiş olduğu cihetle kanun yararına bozma talebinin yerinde bulunduğu anlaşılmıştır.” YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ, Esas Numarası: 2005/3753, Karar Numarası: 2005/12780, Karar Tarihi: 29.12.2005

“312/2 maddede tanımlanan suç bir tehlike suçudur ve oluşması için şiddet çağrısında bulunmak zorunluluğu aranmaz. Şiddet kullanma olasılığı yaratacak biçimde toplumsal barışın bozulması tehlikesinin doğması yeterlidir. Sanık dava konusu yazı ile Cumhuriyetin laik niteliğini zayıflatıp yıkmayı hedeflediğinden, eylemi yeterince yakın şekilde kamu düzenini bozma tehlikesi yaratmaktadır. Bu nedenlerle mahkemenin sanığın bu eylemini TCK. nun 4744 sayılı Yasa ile değişik 312/2. fıkrası kapsamında değerlendirilmesi doğrudur.” YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ, Esas Numarası: 2003/357, Karar Numarası: 2004/2457, Karar Tarihi: 19.03.2004

HALKI DİN FARKLILIĞI GÖZETEREK AÇIKÇA KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK ETMEK

“…Sanık Ramazan Y.’ın suç konusu konuşmasında “İran ve Suudi Arabistan’daki şeriat devleti uygulamalarını katı bulup da dil uzatan kimsenin Müslümanlıkla ilgisi yoktur, ona haramzade denir. Haramzadenin anlamı hadisi şeriflerde veledi zina demektir” gibi sözlerle şeriat devleti uygulamalarına karşı çıkmayı önleyip Türkiye’deki sosyal yaşam ve laik devlet uygulamalarını da tenkit edilerek ve cihat mefhumuna sığınarak “İslam düşmanlığı olan kesimin kuvvetli olduğu bir toplumda cihat diğer yerlerden çok daha fazla yapılması lazım gelir. Türkiye’de İslam düşmanlığı var mı var, her türlü ahlaksızlık var mı var, dinsizlik imansızlık var, nasıl cihat yapılmaz” gibi sözlerle de Türkiye’de Müslüman olanlara zulüm yapıldığı anlatılarak, halkı din anlayışı farklılığı nedeniyle kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği anlaşılmakla, mahkemenin sanıkların hukuki durumlarını değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir…” YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ, Esas Numarası:  Esas Numarası: 2001/15030, Karar Numarası: 2002/807, Karar Tarihi: 28.01.2002

YAZININ AĞIR ELEŞTİRİ NİTELİĞİNDE İBARELER İÇERMESİ

“Dava konusu yazı bir bütün olarak incelendiğinde; yazının TCK. nun 312/2. madde ve fıkrasında tanımlanan “… kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik…..” oluşturabilecek unsurlar taşımayıp ağır eleştiri niteliğinde ibareler içerdiği gözetilerek sanığın beraatine karar verilmesi gerekir. ” YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2003/1069, Karar Numarası: 2004/3964, Karar Tarihi: 29.04.2004

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu ile ilgili yargıtay kararları adana ceza avukatı, çocuk kaçırma suçu

Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu

Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu Türk Ceza Kanunu‘nun 234. maddesinde düzenlenmiştir. Bu makalemizde çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu nu ana hatlarıyla incelemeye çalışacağız. Makalemizin sonunda ayrıca  çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu ile ilgili yargıtay kararları paylaşıyoruz.

Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Suçu

Türk Ceza Kanunu’nun 234. maddesine göre; 

Velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Fiil cebir veya tehdit kullanılarak işlenmiş ya da çocuk henüz oniki yaşını bitirmemiş ise ceza bir katı oranında artırılır.
Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

  • Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu nu düzenleyen 234. maddenin birinci fıkrasında on altı yaşını bitirmemiş çocuğun cebir veya tehdit kullanılmaksızın kaçırılması veya alıkonulması düzenlenmiştir. Kaçırma ve alıkoymanın cebir veya tehdit ile işlenmesi hali maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiş olup, bu durumda ceza bir katı oranında artırılacaktır. Yine kaçırılan veya alıkonulan çocuğun on iki yaşını bitirmemiş olması halinde de ceza bir katı oranında artırılır. Maddenin üçüncü fıkrasında ise evi terk eden çocuğu nezdinde bulunduranlara yetkili makamları veya ailesini durumdan haberdar etmek yükümlülüğü getirilmiş, bu yükümlülüğün ihlali halinde üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülmüştür.
  • Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu faili velayet yetkisi elinden alınmış ebeveyni veya üçüncü derece dahil kan hısımlarıdır. Bu kişiler dışındaki kişilerin çocuğu kaçırması ve alıkoyması halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşur.
  • Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu nda çocuk on iki yaşını bitirmemişse bu durumda ceza bir katına kadar artırılır. Yine aynı şekilde çocuğun kaçırılması ve alıkonulması nda cebir veya tehdit söz konusuysa bu durumda da ceza bir kat artırılır.
  • Çocuğun on altı yaşını doldurmuşsa ve çocuğun kaçırma veya alıkoymaya rızası varsa bu durumda suç oluşmaz. Ancak on altı yaşını doldurmamış çocukların rızası kabul edilmez, fiili hukuka uygun hale getirmez.
  • Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu nun soruşturması re’sen yapılır. Ancak suçun 3. fıkrasındaki evi terk eden çocuğu nezdinde bulunduranlara yetkili makamları veya ailesini durumdan haberdar etmek yükümlülüğü bakımından şikayet koşulu aranmaktadır. Ayrıca suç uzlaşma ya tabidir.

Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması Yargıtay Kararları

Sanığın işlediği iddia olunan çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu nun 5560 sayılı Kanun ile değişik CMK.nın 253. maddesi uyarınca uzlaşma kapsamında kaldığı ve kovuşturma şartı olan uzlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiğinden öncelikle atılı suçtan CMK.nın 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaşma girişiminde bulunularak olumsuz sonuçlanması halinde, TCK.nın 234/3. maddesinde düzenlenen suç mağdurunun kaçırılan ya da alıkonulan çocuğun kanuni temsilcisi olduğu ve onaylı nüfus kaydına göre suç tarihinde 16 yaşı içerisinde bulunan mağdurenin rızasıyla da olsa ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan sanığın eyleminin sübut bulduğu gözetilerek sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,  Kanuna aykırı olup,  hükmün BOZULMASI gerekmektedir. YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ, Esas Numarası: 2013/5154, Karar Numarası: 2015/132, Karar Tarihi: 13.01.2015

Sanığa isnat edilip TCK’nın 234/1. maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu uzlaşma ya tabi olmakla birlikte takibinin şikayete bağlı olmadığı ve kovuşturma evresinde şikayetinden vazgeçip nüfus kaydına göre de hükümden sonra sanıkla tekrar evlendiği anlaşılan müştekinin soruşturma evresinde uzlaşmak istemediğini belirttiği gözetilmeden sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde şikayetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup,  hükmün BOZULMASI gerekmektedir. YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ, Esas Numarası: 2013/8778, Karar Numarası: 2015/6013, Karar Tarihi: 04.05.2015

Mağdurenin cebir, tehdit veya hile kullanılmaksızın sanıkla gönüllü olarak birlikte kaçması, sanığın mağdureye yönelik hukuka aykırı herhangi bir eyleminin bulunmaması ve soruşturmanın mağdurenin babası müşteki (M.A.)’ın ihbarı üzerine başladığının anlaşılması karşısında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları oluşmayıp, eylemin TCK.nın 234/3. maddesine düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu nu oluşturduğunun gözetilmemesi, yasaya aykırıdır. YARGITAY 14.CEZA DAİRESİ, Esas Numarası: 2011/15673, Karar Numarası: 2013/11409, Karar Tarihi: 12.11.2013

Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu nun henüz 12 yaşını bitirmemiş çocuklara dair olarak cebir veya tehditle işlenmemiş olsa dahi sanık hakkında 2. fıkrada düzenlenen artırımın uygulanacağı gözetilerek nüfus kaydına göre 30.3.2001 doğumlu olup olay tarihinde 8 yaş içerisinde bulunduğu anlaşılan ve daha önce kesinleşmiş mahkeme kararıyla sanıkla müşteki B. K. (B.)’ın boşanmaları üzerine velayeti anneye verilen müşterek çocuk A. K.’ü boşanma ilamındaki babayla şahsi münasebet tesisine dair olan zamanın dışındaki suç tarihinde müştekinin aşamalardaki anlatımına ve dosya içeriğine göre müşteki üzerinde tehditle baskı kurmak suretiyle kaçırdığı anlaşılıp T.C.K.nun 234/1-2 maddesinde yazılan suçun oluştuğu anlaşıldığı halde mahkumiyet yerine olaya uygun düşmeyen gerekçeyle beraat kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir. YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ, Esas Numarası: 2011/17826, Karar Numarası: 2011/1346, Karar Tarihi: 26.10.2011

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.