Etiket: Adana Ceza Avukatı

Uyuşmazlığı çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez, emsal karar, uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez, ispat

Uyuşmazlığı Çözecek Nitelikte İhtiyati Tedbir Kararı Verilemez

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi makalemizde yer verdiğimiz karara uyuşmazlığı çözülecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğine hükmetmiştir. Yerel Mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Bunun üzerine BAM yargılama sonucunda elde edilebilecek sonucu önceden sağlayan ve davaya konu uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez kararını vermiş, olayda yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediğine hükmetmiştir.

Uyuşmazlığı Çözecek Nitelikte İhtiyati Tedbir Kararı Verilemez

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/1667
Karar Numarası: 2020/1372
Karar Tarihi: 26.11.2020

HAKSIZ REKABETİN TESPİTİ VE ÖNLENMESİ İSTEMİNDE YARGILAMAYI GEREKTİREN DAVACI İDDİASI HAKKINDA YARGILAMA SONUCUNDA ELDE EDİLEBİLECEK SONUCU ÖNCEDEN SAĞLAYAN VE DAVAYA KONU UYUŞMAZLIĞI ESASTAN ÇÖZECEK NİTELİKTE İHTİYATİ TEDBİR KARARI VERİLEMEYECEĞİ  

UYUŞMAZLIĞI ÇÖZECEK NİTELİKTE İHTİYATİ TEDBİR KARARI VERİLEMEZ

Mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulduğu,  yargılama sonucunda elde edilebilecek sonucu önceden sağlayan ve davaya konu uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği , yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği

Özeti: Dava, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemine ilişkin olup mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Yargılama sonucunda elde edilebilecek sonucu önceden sağlayan ve davaya konu uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gibi davacının iddiasının yargılama gerektirdiği, mevcut deliller ile bu aşamada yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği, dolayısıyla ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen kararın dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmaktadır.

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2019/669 Esas
TARİH: 25/08/2020 Tarihli Ara Karar
DAVA: Haksız Rekabetin Tespiti ve Men’i
KARAR TARİHİ : 26/11/2020

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFIN İDDİASININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket tarafından, her türlü tanıtım ve ticareti yapılan ürünlerin; müvekkili şirket tarafından üretilen ve piyasaya sunulan ürünler ile benzer olup olmadığının tespitinin yapılmasına ve işbu benzerliğin 6102 sayılı TTK’nın 54., 55. ve 56. maddeleri uyarınca müvekkili şirketin tescilden doğan haklarına tecavüzün, haksız rekabetin ve fiillerin usul ve yasaya aykırı ve haksız olduğunun tespitine, müvekkili şirketin Türk Ticaret Kanunundan doğan haklarına tecavüz teşkil eden fiillerin teminat mukabilinde ihtiyati tedbir yoluyla önlenmesine, durdurulmasına, taklit ve tecavüz mahsulü ürünlerin piyasadan toplanmasına, bu minvalde gerekli önlemlerin alınmasına, davalı şirkete ait taklit ve tecavüz mahsulü ürünler hakkında teminat mukabilinde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, ihtiyati tedbir kararının mahkemece verilecek karar kesinleşinceye kadar devamına, işbu ürünlere ve bu ürünlere ilişkin etiket, katalog, broşür, ambalaj dahil her türlü tanıtım evrakının toplatılmasına, el konulmasına, imhasına, satışının yapılmamasına, piyasaya sürülmemesine, tanıtımının yapılmamasına dair dosyada mübrez deliller çerçevesinde tecavüz ve haksız fiil mahsulü ürünler hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesine, işbu ürünlere el konulmasına ve piyasadan toplanmasına, bunların yediemine tevdi edilmesine, karar kesinleşinceye kadar bu malların yedieminde muhafazasına, ayrıca davalı şirkete ait http://www…com/… internet adresinde yer alan tanıtımların da kaldırılmasına, davalı şirket aleyhine mahkemece verilecek kararın kesinleşmesini müteakip, masrafları davalı şirket tarafından karşılanmak suretiyle Türkiye çapında yayın yapan tirajı en yüksek bir gazetede bir defa ilan yoluyla kamuya duyurulmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 07/08/2020 dilekçesi ile, davalı şirketin ürünlerinin, taklit ve tecavüz mahsulü ürünler olup, müvekkili şirket ürünleri ile aynı ve ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, bu hususun bilirkişi raporunda da belirtildiğini beyanla, söz konusu bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne ve dava dilekçesinde belirtildiği şekilde davalı şirket ürünleri hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:

İlk Derece Mahkemesi 25/08/2020 tarih 2019/669 Esas sayılı ara kararında; “Davacının istemi hakkında 14/10/2019 tarihinde talep yargılamayı gerektirdiği ve mevcut delil durumuna göre tedbir isteminin reddine karar verildiğinden aynı gerekçe ile …”gerekçesi ile, Tedbir talebinin reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, Dosya kapsamında alınan 29.07.2020 tarihli bilirkişi raporunda yapılan tespitlerle, işbu davadaki haklılıklarının sübuta erdiğini, HMK madde 389 kapsamında yaklaşık ispat koşulunun yerine getirilmesi nedeniyle ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığını, Müvekkili şirketin orijinal ürünleri ile davaya konu taklit ve tecavüz mahsulü ürünlerin aynı ve/veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, Ayrıca davalı şirketin http://www…com/… internet sitesinde taklit ve tecavüz mahsulü ürünlerin satışının gerçekleştirildiğini, bu hususa ilişkin Beyoğlu … Noterliği 31.10.2019 tarih … Yevmiye no’lu e-tespit tutanağının aslı ve taklit tecavüz mahsulü ürünlerin sitede 15.01.2019 tarihinden beri satıldığını gösteren araştırma görsellerinin mahkemeye sunulduğunu, davalı şirketin haksız kazanç elde ettiğini ve işbu eylemlerinden dolayı müvekkili şirketi zarara uğrattığını, Bu nedenle talep ettikleri şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, davalı şirketin işbu eylemlerinin, müvekkili şirketin TTK’ dan doğan haklarına açıkça tecavüz ettiğini, müvekkili şirketin telafisi güç / imkansız zararlarına yol açtığını, Davalı şirketin, müvekkili şirkete ait özgün tasarımları izinsiz bir şekilde kopyalayarak tasarım konusunda seçenek özgürlüğü olmasına rağmen, müvekkili şirketin ürettiği ve satışa sunduğu aynı deseni içerir lastikleri hukuka aykırı bir şekilde kullanmakta olduğunu, ilgili tasarımı ilk kez kullanan ve kamuya sunan kişinin müvekkili şirket olup, davalı şirketin TTK, TBK ile TMK’nın haksız rekabet hükümlerine ve TBK ile TMK’nın hak sahipliği, iyi niyet ve dürüstlük ilkelerine aykırı davrandığını, TTK’ nın 61. maddesinde, hak sahibinin yetkilerine tecavüz oluşturulması halinde, haksız rekabet sonucu oluşan maddi durumun ortadan kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talep edilebileceğinin düzenlendiğini, Bu çerçevede yukarıda açıklanan nedenlerle davalı şirketin, müvekkili şirketin özgün tasarım mahsulü ürünlerine tecavüz eylemleri söz konusu olduğundan ve ihtiyati tedbir kararı verilmesi için yaklaşık ispat şartının oluştuğunu belirterek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

HMK’nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise res’en gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemine ilişkin olup, mahkemece verilen 25/08/2020 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Mahkemenin 14/10/2019 tarihli ara kararı ile davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verildiği, kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 13/02/2020 tarih 2020/79 Esas 2020/198 Karar sayılı ilamı ile, “Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’ nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği görülmektedir. Yargılamanın devamı sırasında mahkemece bilirkişi raporu alındığı, davacı vekili tarafından ibraz edilen 07/08/2020 dilekçe ile, tekrar ihtiyati tedbir kararı verilmesinin talep edildiği, mahkemenin 25/08/2020 tarihli ara kararı ile, talebin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. HMK’nın 389/1. maddesinde “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

Ancak, yargılama sonucunda elde edilebilecek sonucu önceden sağlayan ve davaya konu uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gibi davacının iddiasının yargılama gerektirdiği, mevcut deliller ile bu aşamada yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği, dolayısıyla ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen kararın dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’ nun 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan 148,60 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/11/2020 tarihinde HMK’ nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Adana avukat olarak sitemizde yer verdiğimiz diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için burayatıklayabilirsiniz.

Yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi örneği, ceza mahkemesi yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi nasıl yazılır, adana ceza avukatı, ceza yetki itirazı

Yetkisizlik Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

Bu makalemizde yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi örneği ne yer vereceğiz. Yer verilen yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi örnek mukabilinde olup, dilekçe içeriğinin somut olaya göre uyarlanması gerekir. Ceza Mahkemelerinin verdiği yetkisizlik kararına itiraz halinde örnek dilekçeden faydalanılabilir.

Yetkisizlik Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

ADANA … AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE
Gönderilmek Üzere
ADANA … AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE

Dosya No         : 20../…. Esas 20../…. Karar

YETKİSİZLİK KARARINA İTİRAZ EDEN
SANIK              : ……………………..

VEKİLİ              : Av. Selce MARAŞ BÜKEN
Kurtuluş Mah. Atatürk Cad. No:95/101 Seyhan/ADANA

KONU              : Adana … Ağır Ceza Mahkemesi’nin 20../…. Esas sayılı dosyasından haksız ve hukuka aykırı biçimde, hatalı olarak verilen yetkisizlik kararına karşı itiraz dilekçemizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Adana … Ağır Ceza Mahkemesi’nin 20../…. Esas sayılı dosyası ile “………” suçunu işlediği iddiası ile yargılanan müvekkilin, “Suç yerinin ………. olduğu” gerekçesiyle; YETKİSİZLİK kararı verilmiş ve dosyanın yetkili ………. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE GÖNDERİLMESİNE karar verilmiştir. Verilen karar usule, yasaya ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına aykırıdır. Bu nedenle iş bu yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi sunmak zorunluluğumuz doğmuştur. Şöyle ki;

SOMUT OLAYDA HAKSIZ MENFAATİN ELDE EDİLDİĞİ YERİN ADANA İLİ SINIRLARI İÇİNDE KALDIĞI TARTIŞMASIZDIR. DOLAYISIYLA YETKİLİ MAHKEMELER ADANA AĞIR CEZA MAHKEMELERİDİR.

Öncelikle dolandırıcılık suçlarında menfaatin elde edildiği yer suçun tamamlandığı yerdir. Konuyla ilgili güncel Yargıtay içtihatları da bu yöndedir. Bu kapsamda olmak üzere konuyla ilgisi olması bakımından; Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 2016/8280 Esas, 2016/8862 Karar sayılı 17/10/2016 tarihli, Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2016/4983 Esas, 2017/5516 Karar sayılı 06/02/2017 tarihli, Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2017/34458 Esas, 2018/602 Karar sayılı 05/02/2018 tarihli, Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2015/15021 Esas, 2015/29798 Karar sayılı 12/10/2015 tarihli, karar özetleri aşağıya alınmıştır.

“…Dolandırıcılık suçlarında suç yerinin haksız menfaatin fiilen elde edildiği yer olduğu, somut olayda ise hileli hareketler ile iradesi fesata uğratılan şikayetçi tarafından yatırılan paranın şüpheli kişi veya kişiler tarafından İstanbul ilinde bulunan bir bankamatikten çekildiği anlaşılmakla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılıığının yetkili olması ve mahkemece Bergama Cumhuriyet Başsavcılığının yetkili olması CMK’nın 309.maddesi gereğince bozmayı gerektirmiştir. ” (Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 2016/8280 Esas, 2016/8862 Karar sayılı 17/10/2016 tarihli kararı)

“…Dosya kapsamına göre, … 15. Ceza Dairesinin 06/04/2015 tarihli ve 2015/4473 esas, 2015/23011 sayılı ilâmı ve daha birçok kararında da belirtildiği üzere, dolandırıcılık suçunda iradesi fesada uğratılan kişinin yatırmış olduğu paranın fail tarafından çekildiği anda tamamlanacak olması nedeniyle suç yerinin de menfaatin temin edileceği yer olacağından hareketle, suç yerinin haksız menfaatin temin edildiği yer olan Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresinde kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden… “ (Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2016/4983 Esas, 2017/5516 Karar sayılı 06/02/2017 tarihli kararı)

“…Dairemizin 06.04.2015 tarih ve 2015/4473-23011 sayılı ilâmı ve daha birçok kararında da belirtildiği üzere, dolandırıcılık suçunun, iradesi fesada uğratılan kişinin yatırmış olduğu paranın fail tarafından çekildiği anda tamamlanacak olması nedeniyle suç yerinin de menfaatin temin edileceği yer olacağından hareketle…” (Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2015/15021 Esas, 2015/29798 Karar sayılı 12/10/2015 tarihli kararı)

Yukarıya alınan ve CMK 309 maddesi gereğince verilen Yargıtay kararları dikkate alındığında eylemin tamamlandığı yerin haksız menfaatin elde edildiği yer olduğu açıkça belirtilmektedir. Suçlarda menfaatin elde edilmesi, paranın harcanması, bankadan çekilmesi veya bankaya yatırılması ve böylece şüphelinin veya sanığın hesabına geçmesi arasında bir fark yoktur.

ARZ EDİLEN YARGITAY İÇTİHATLARI DOĞRULTUSUNDA YARGILAMAYA ADANAAĞIRCEZA MAHKEMESİ’NDE DEVAM EDİLMESİ GEREKİRKEN, YETKİSİZLİK KARARI VERİLEBİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Nitekim gerek TCK ve CMK tarafından gerekse Yargıtay içtihatlarınca soruşturma ve kovuşturmanın ancak ve ancak suçun işlendiği yerde yapılabileceği, dolandırıcılık suçunda ise suçun işlendiği yerin haksız menfaatin elde edildiği yer olduğu açıkça düzenlenmiştir. Somut olayda görülmektedir ki; Adana …. Ağır Ceza Mahkemesi görevli ve yetkili olduğu yargılama hakkında haksız şekilde ve yetersiz gerekçe ile yetkisizlik kararı vermiştir.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde, yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi nin kabulü ile, Adana … Ağır Ceza Mahkemesi’nin 20../…. Esas 20../…. Karar sayılı yetkisizlik kararına itirazlarımızın kabulüne, yargılamanın görevli ve yetkili Adana Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yapılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Sanık …………… Müdafi
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Polis memuruna hakaret suçu emsal yargıtay kararı, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı, polis memuruna hakaret beraat emsal karar, adana ceza avukatı

Polis Memuruna Hakaret Suçu

Bu makalemizde polis memuruna hakaret suçu nu örnek bir yargıtay kararı ile birlikte inceleyeceğiz. Tüm hakaret suçlarında olduğu gibi polis memuruna hakaret suçu nda da ağır eleştiri hakaret ayrımının net olarak yapılması gerekir. Özellikle polis memuruna hakaret suçu beraat kararının söz konusu olabilmesi için, sarf edilen sözlerin ağır eleştiri mi yoksa hakaret boyutunda mı olduğunun tetkiki gerekir. Konuyu Türk Ceza Kanunu kapsamında ele aldıktan sonra, dilekçemizin sonunda verdiğimiz polis memuruna hakaret emsal yargıtay kararı nın ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı kavramını somutlaştıracağı kanaatindeyiz.

Polis Memuruna Hakaret Suçu

Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin 1. fıkrasında hakaret suçu “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” olarak yer bulmuştur.

Yine Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin 2. fıkrasında ise polis memuruna hakaret suçu için de geçerli olan suçun nitelikli hali düzenlenmiştir. Maddeye göre; “Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı … işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.”

Dolayısıyla görevi başındaki kamu görevlisine görevinden dolayı işlenmesi halinde cezanın alt sınırı bit yıldan az olamaz. Polis memuruna hakaret suçu nda da eğer suç polis memuruna görevinden dolayı yapılan bir hakaretten kaynaklanıyorsa bu maddenin tatbiki gerekir.

Polis Memuruna Hakaret Suçu Emsal Yargıtay Kararı

Ancak hakaret suçunun tüm hallerinde olduğu gibi, polis memuruna hakaret suçunda da sarf edilen sözlerin hakaret mi yoksa ağır eleştiri mi olduğunun değerlendirilmesi gerekir. Aşağıda yer verdiğimiz Yargıtay 18. Ceza Dairesi‘nin kararında, sanığın, müşteki polis memurlarına söylediği kabul edilen “dışarıda kedi gibi oluyorsunuz, üniformayı giyince aslan kesiliyorsunuz siz zaten polis olmasaydınız bir işe yaramazdınız” şeklinde, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinde hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığına karar verilmiştir. Dolayısıyla sanık hakkında polis memuruna hakaret suçu beraat kararı verilmiştir.

Polis Memuruna Hakaret Suçunda Ağır Eleştiri

YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
2015/38958 ESAS
2017/10366 KARAR
05/10/2017 TARİH

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi

SUÇ : Hakaret

HÜKÜM : Mahkumiyet

KARAR :

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.

Olay günü sanığın, müşteki polis memurlarına söylediği kabul edilen “dışarıda kedi gibi oluyorsunuz, üniformayı giyince aslan kesiliyorsunuz siz zaten polis olmasaydınız bir işe yaramazdınız” şeklinde, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinde hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden mahkumiyet kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki isteme aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05/10/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Adana Ceza Avukatı olarak kaleme aldığımız “Hakaret Suçu Şikayet Dilekçesi Örneği”ne buradan, “Facebook Üzerinden Hakaret Suçu”nun incelendiği makalemize buradan ulaşabilirsiniz

Yurtdışına tebligat nasıl yapılır, yabancı ülkeye tebligat genel hükümlere göre yapılır, yurtdışına tebligat, masrafı, adana avukat...

Yurtdışına Tebligat Nasıl Yapılır?

Bu makalemizde yurtdışına tebligat nasıl yapılır sorusuna cevap bulmaya çalışacağız. Yurtdışına tebligat, Tebligat Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenmiştir. Yurtdışına tebligat nasıl yapılır sorusuna cevap ararken tebligat yapılacak devlet ile yapılmış bir anlaşma veya çok taraflı bir sözleşme olup olmadığına bakmak gerekir. Eğer herhangi bir anlaşma mevcut değilse bu durumda yabancı ülkeye tebligat genel hükümlere göre yapılır.

Yurtdışına Tebligat Nasıl Yapılır?

Yabancı ülkeye tebligat, o ülkenin yetkili makamları aracılığıyla yapılır. Tebligat yapılması o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosluk tarafından yetkili makamdan istenir. Nitekim Tebligat Kanunu’nun 25/1. maddesi de “Yabancı memlekette tebliğ o memleketin salahiyetli makamı vasıtasiyle
yapılır. Bunun için anlaşma veya o memleket kanunları müsait ise, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu tebligat yapılmasını salahiyetli makamdan ister.” hükmüne amirdir.

Yurtdışına tebligat nasıl yapılır sorusunun cevabı Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te mevcuttur. Yurtdışına tebligat için, tebliğ evrakı tebligatı çıkaran merciin bağlı olduğu Bakanlık tarafından (mesela Adalet Bakanlığı) Dışişleri Bakanlığı’na iletilir. Dışişleri Bakanlığı da evrakı ilgili Türkiye elçiliğine veya konsolosluğuna gönderir. Dışişleri Bakanlığı’nın aracılığına gerek görülmüyorsa, o evrak merciin bağlı olduğu bakanlık tarafından da direkt ilgili Türkiye elçiliğine veya konsolosluğuna gönderilebilir.

Nitekim Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 38. maddesine göre de;“Yabancı ülkelerde bulunanlara tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu bakanlık aracılığıyla Dışişleri Bakanlığına, oradan da o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilir. Dışişleri Bakanlığının aracılığına gerek görülmeyen hallerde, tebligat evrakı bakanlıklarca doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilebilir. Dışişleri Bakanlığı ve tebliği çıkaran merciin bağlı olduğu bakanlık tebliğ evrakını, 39, 40, 41, 43 ve 47 nci madde hükümlerine göre düzenlenip düzenlenmediği yönünden inceler, varsa yanlışlık ve eksiklikleri düzelttirir veya tamamlattırır.”

Yine yabancı ülkeye tebligat nasıl yapılır sorusuna cevap ararken Adalet Bakanlığı tarafından bu konuda çıkarılmış genelgeleri de incelemek gerekir. Örneğin 069-3 nolu cezai konularda uluslararası tebligatla ilgili genelge veya 063-3 nolu hukuki alanda uluslararası adli tebligat işlemleri ile ilgili genelge bunlardan başlıcalarıdır. Bahsi geçen genelgeler dahil Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılmış tüm genelgelere buradan ulaşabilirsiniz.

Tebligat Hukuku ile ilgili olarak “21/2 Tebligat Nedir?” başlıklı makalemize buradan, “İlanen Tebligat Nedir?” başlıklı makalemize ise buradan ulaşabilirsiniz. Borçlunun Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesi uyarınca yapılacak mernis adresine tebligat talebine buradan ulaşabilirsiniz. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

El yazılı vasiyetname nedir, el yazılı vasiyetname nasıl hazırlanır, geçerlilik şartları, el yazılı vasiyetnamenin geçerliliği, yargıtay kararları

El Yazılı Vasiyetname Nedir?

Bu makalemizde el yazılı vasiyetname nedir, el yazılı vasiyetname nasıl hazırlanır, el yazılı vasiyetname nereye verilir gibi sorulara cevap vermeye çalışacağız. El yazılı vasiyetname, mirasbırakanın başından sonuna dek kendi el yazısı ile yazılmış olmak zorundadır. Bu vasiyetname türü okuma yazma bilen herkes tarafından yapılabilecek, masrafsız ve kolay bir yoldur.

El Yazılı Vasiyetname Nedir?

El yazılı vasiyetname nedir sorusu en basit şekilde şöyle cevaplanabilir. El yazılı vasiyetname, mirasbırakanın başından sonuna dek kendi el yazısı ile yazılmış olmak zorundadır. Bu vasiyetname türü okuma yazma bilen herkes tarafından yapılabilecek, masrafsız ve kolay bir yoldur.

El Yazılı Vasiyetname Nasıl Hazırlanır?

El yazılı vasiyetname nasıl hazırlanır sorusunun cevabını Medeni Kanun’un 538/1 maddesinde bulabiliriz. Düzenlemeye göre; “El yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması zorunludur.” Dolayısıyla el yazılı vasiyetname mirasbırakanın bizzat el yazısı ile yazılmış olması gerektiği gibi, tarihinin yıl, ay ve gün olarak belirtilmesi ve vasiyetçi tarafından imzalanması gerekir. Bu şartları taşımayan el yazılı vasiyetnameler geçersizdir. Yazının okunaklı olmaması, veya Türkçe dışında bir dille yazılması vasiyetnamenin içeriğini etkilemez.

El Yazılı Vasiyetnamenin Geçerliliği

Yukarıda belirttiğimiz gibi mirasbırakanın el yazısı ile yazılmamış, yıl, ay ve gün belirtilmemiş ve imzalanmamış el yazılı vasiyetnamenin geçerliliği yoktur. Nitekim Yargıtay kararları da bu yöndedir.

  • “…İmza dışındaki kitap harfleriyle yazılı vasiyetname içeriğinin vasiyetçinin el ürünü olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, 28.5.2002 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre imzanın miras bırakana ait olduğu yazı örnekleri bulunmadığından vasiyetname içeriği ile ilgili değerlendirme yapılamayacağı tesbit edilmiştir. Davalı tanıkları, tanık S. S. dahil vasiyetnamenin miras bırakanın el yazısı ile tanzim edildiğine dair görgüye dayalı bir bilgi verememişler, buna karşı davacı tanıkları miras bırakanın okuma yazma bilmediğini beyan etmişlerdir. Bu durum karşısında ve Adli Tıp Kurumu raporuna göre vasiyetname aslı ibraz edilmediğinden ve vasiyetname içeriği yazıların miras bırakana ait olduğunun tesbiti de mümkün bulunmadığından Türk Kanunu Medenisinin 485. maddesi koşulları oluşmamıştır. Davanın kabulü ve vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi gerekirken davanın reddi ve yazılı gerekçelerle hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.” Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas Numarası: 2003/4548, Karar Numarası: 2003/5785, Karar Tarihi: 21.04.2003
  • “…Somut olayda; davaya konu vasiyetname, mirasbırakan …tarafından 10.01.1993 tarihinde hazırlanmış olup,söz konusu vasiyetnameye mirasbırakanın isim ve soy ismini yazdığı ancak vasiyetnamenin mirasbırakan tarafıdan imzalanmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar, davalılar 10.01.1993 tarihli el yazılı vasiyetnameyi , mirasbırakanın adı ve soyadını yazmak suretiyle imzaladığını ve hüküm ifade edeceğini ileri sürmüş ise de,davacılar tarafından mahkemeye ibraz edilen ,mirasbırakan …’ye ait vekaletnamede mirasbırakanın imzasını ad ve soyad yazmak suretiyle atmadığı anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece; 10.01.1993 tarihli vasiyetnamede mirasbırakanın imzasının bulunmadığı, el yazısı ile düzenlenen vasiyetnamenin mirasbırakan tarafından imzalanmış olmasının zorunlu olduğu gözetilerek, davanın kabulü ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine ilişkin hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Esas Numarası: 2016/8717, Karar Numarası: 2017/2051, Karar Tarihi: 27.02.2017

El Yazılı Vasiyetname Nereye Verilir?

Medeni Kanun’un 538/1 maddesi ise el yazılı vasiyetname nereye verilir sorusunun cevabını vermektedir. Düzenlemeye göre; “El yazılı vasiyetname, saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hâkimine veya yetkili memura bırakılabilir.”

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Destekten yoksun kalma tazminatında desteğin kusuru destekten yoksun kalanlara yansıtılamaz, sigorta şirketi zmm destekten yoksun kalma tazminatı

Destekten Yoksun Kalma Tazminatında Desteğin Kusuru

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, aşağıda yer verilen kararında destekten yoksun kalma tazminatında desteğin kusuru konusunda önemli bir karar vermiştir. Kararda, desteğin ister kendi kusuru, ister bir başkasının kusuru ile ölmüş olsun, ölümün, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğuran bir sonuç olduğuna ve bu durumda destekten yoksun kalma tazminatında desteğin kusuru nun destekten yoksun kalanlara yansıtılamayacağına karar vermiştir. Kararda araç sürücüsünün veya işleteninin tam kusurlu olması halinde dahi 3.kişi konumunda olan destekten yoksun kalan kişilerin sigorta şirketinden tazminat isteme hakkına sahip olduğuna hükmedilmiştir.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatında Desteğin Kusuru

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
8. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2018/2171
Karar Numarası: 2020/3556
Karar Tarihi: 22.10.2020

DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDA DESTEĞİN KUSURU DESTEKTEN YOKSUN KALANLARA YANSITILAMAZ

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 19/02/2018
NUMARASI : 2016/329 E. – 2018/155 K.
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/10/2020

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; vekil edeninin oğlu …’in sevk ve idaresinde olan ve davalı … nezdinde de ZMM sigortalı bulunan … plaka sayılı aracın karıştığı 28/07/2014 günlü trafik kazasında davacının oğlu … ile birlikte … de hayatını kaybettiğini, sürücü …’in kazanın meydana gelmesinde kusurlu olmasına rağmen desteğin kusurunun 3. Kişi olan vekil edenine yansıtılamayacağını ileri sürerek, kaza sonucunda hem oğlunu hem de iki torununu kaybeden davacının bu üç kişinin desteğinden yoksun kaldığını ileri sürerek fazlaya ilişen haklar saklı kalmak kaydıyla (belirsiz alacak) 1.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı … şirketinden tahsiline karar verilmesini istemiş, 26/12/2017 günlü ıslah dilekçesi ile de istek miktarını 58.879,09-TL ‘ye çıkarttıklarını açıklamıştır.

Davalı … vekili cevabında özetle; dava konusu kazaya karıştığı ileri sürülen … plaka sayılı aracın, 13/08/2013-13/08/2014 tarihleri arasını kapsar biçimde vekil edeni şirket nezdinde ZMM sigortalı olduğunu, kusur durumunun ve destekten yoksun kalındığının usulüne uygun şekilde kanıtlanması gerektiğini, sorumlulukları yoluna gidilecek olur ise tazminat hesaplamasının 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren Genel Şartlar’a göre hesaplama yapılmasını, olayda hatır taşıması olup olmadığını ve davacıların müterafik kusurlu bulunup bulunmadığının da gözetilmesini istediklerini açıklayarak davaya karşı koymuştur. Mahkemece; iddia, savunma, toplanan deliller, olayla ilgili olarak Sivrihisar C. Başsavcılığınca yürütülen soruşturma evrakları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı gözetilerek , talep konusu kazanın oluşumunda davacının oğlu olan …’in tam kusurlu olduğu belirlenmiş ise de, görülmekte olan dava bakımından 3.kişi konumunda bulunan davacıya destek sürücünün kusurunun yansıtılamayacağı görüşünden hareketle, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporu doğrultusunda;

“1- Davacının, müteveffa …’in yönünden ileri sürdüğü destekten yoksun kalma talebinin 26/12/2017 harçlandırma tarihli talep artırım dilekçesinde belirtilen miktar üzerinden kabulü ile 58.879,09-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan 23/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline,

2- Davacının müteveffa … ve müteveffa … yönünden ileri sürdüğü destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin reddine,” karar verilmiştir. Karara karşı davalı … vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinaf nedenleri; 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMM sigortası genel şartlarına göre; talebin teminat dışı olduğu halde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01/11/2017 tarih, 2017/-1315 -2017/1239 sayılı konuyla ilgili içtihadın göz ardı edilmesi sonucunda, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı biçim ve şekilde vekil edeni sigorta şirketinin sorumluluğu yoluna gidilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu hususuna yöneliktir. İstinaf edenlerin sıfatına, istinafın kapsam ve nedenleriyle sınırlı olmak kaydıyla yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda; Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı isteğine ilişkindir. Görülmekte olan davada, talebin dayanağını oluşturan kaza, 28/07/2014 tarihinde meydana gelmiş olup; kaza tarihi itibariyle uygulanması gereken yasal mevzuat ve HGK kararları ile Yargıtay özel dairesinin yerleşmiş uygulamaları dikkate alındığında; sürücü-işleten destek ister kendi kusuru, ister bir başkasının kusuru ile ölmüş olsun, ölüm, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğuran bir sonuç olduğundan;  destekten yoksun kalma tazminatında desteğin kusuru nun destekten yoksun kalanlara yansıtılamayacağı, araç sürücüsünün veya  işleteninin tam kusurlu olması halinde dahi 3.kişi konumunda olan destekten yoksun kalan kişilerin sigorta şirketinden tazminat isteme hakkına sahip olduğu konusunda Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 16/04/2019 gün 2016/10995 Esas-2019/4807 Karar sayılı emsal içtihadından görüleceği üzere, duraksamamak gerekir.

Bu durumda, mahkemece, talebin aracın ZMM sigortacısı olan davalı … şirketinin sorumluluğu kapsamında kaldığı kabul edilerek, yazılı biçim ve şekilde karar verilmiş olmasında herhangi bir yanılgı bulunmadığı gibi, başka bir olay, durum ve hukuki ilişkiye ait bulunan HGK’nın 01/11/2017 gün 2017/1315 Esas-2017/1239 Karar sayılı ilamındaki belirlemelerin somut olayda uygulanamayacağının da açık olmasına göre davalı … vekilinin yerinde olmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki biçimde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçe uyarınca; 1-Usûl ve yasaya uygun … 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 19/02/2018 tarih ve 2016/329 E. – 2018/155 K. sayılı kararına karşı davalı … vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK 353/1-b/1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalıdan alınması gerekli 4.022,03-TL nispi istinaf karar ve ilam harcından davalı tarafından istinaf başvurusu sırasında peşin olarak yatırıldığı anlaşılan 1.006,00-TL’nin düşümü ile kalan 3.016,03-TL harcın davalı …Ş’den alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine,3-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle taraflar yararına avukatlık ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,4-İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK.m.362/1-a hükmü gereğince miktar itibariyle kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

2021 yılı tanıklık ücreti, 2021 tanıklık ücreti tarifesi belli oldu, hmk tanık ücreti, cmk tanık ücreti, tanıklık ücreti nedir, adana avukat, nereden alınır

2021 Yılı Tanıklık Ücreti

2021 yılı tanıklık ücreti belli oldu. 24/12/2020 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan tarifeye göre 2021 yılı tanıklık ücreti “Tanığa, tanıklık nedeniyle kaybettiği zamanla orantılı olarak günlük 25,00 ilâ 50,00 Türk Lirasına kadar ücret ödenir” olarak belirlenmiştir. Bu sırada şunu da belirtmek gerekir ki tarifeye göre 2021 yılı tanıklık ücreti hiçbir vergi, resim ve harç alınmaksızın ödenir.

Tanıklık ücreti ile ilgili olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu‘nda birbirine benzer düzenlemeler mevcuttur. Dolayısıyla tanık ister hukuk mahkemesinde ister ceza mahkemesinde dinlensin adı geçen tarifede 2021 yılı için tanıklık ücreti ne hak kazanır.

HMK Tanıklık Ücreti

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tanığa ödenecek ücret ve giderler” başlıklı 265. maddesi hukuk mahkemesi hmk tanıklık ücreti ile ilgili olarak “Mahkeme tarafından çağrılan tanığa, her yıl Adalet Bakanlığınca hazırlanan tarifeye göre, kaybettiği zaman ile orantılı bir ücret verilir. Tanık hazır olmak için seyahat etmek zorunda kalmışsa yol giderleri ile tanıklığa çağrıldığı yerdeki konaklama ve beslenme giderleri de karşılanır. Birinci fıkra hükmüne göre ödenmesi gereken ücret ve giderler, hiçbir vergi, resim ve harca tabi değildir.” hükmüne amirdir.

CMK Tanıklık Ücreti

Yine paralel biçimde Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun “Tanığa verilecek tazminat ve giderler” başlıklı 61. maddesi ceza mahkemesi cmk tanıklık ücreti ile ilgili olarak; “Cumhuriyet savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrılan tanığa. her yıl Adalet Bakanlığınca hazırlanan tarifeye göre kaybettiği zaman ile orantılı bir tazminat verilir. Tanık hazır olmak için seyahat etmek zorunda kalmışsa, yol giderleriyle tanıklığa çağrıldığı yerdeki ikamet ve beslenme giderleri de karşılanır. Birinci fıkra hükmüne istinaden ödenmesi gereken tazminat ve giderler, hiçbir vergi, resim ve harç alınmaksızın, ödenir” hükmüne amirdir.

Adana Avukat

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

şikayetten vazgeçme dilekçesi, şikayetten vazgeçme halinde verilecek karar, dilekçe örneği, nasıl yapılır, şikayetten vazgeçme nasıl yapılır

Şikayetten Vazgeçme Dilekçesi

Şikayetten vazgeçme en basit anlatımıyla sanık veya şüpheli hakkındaki şikayetin geri alınmasıdır. Şikayetten vazgeçme dilekçesi ile yapılabileceği gibi dilekçe yerine soruşturma aşamasında kolluk vasıtasıyla verilecek bir beyan ile veya kovuşturma aşamasında mahkemeye verilecek bir beyan ile de yapılabilir. Ancak şikayetten vazgeçme dilekçesi vermeden önce şikayetten vazgeçmeden sonra yeniden şikayetçi olunamayacağının iyi değerlendirilmesi gerekir. Soruşturma aşamasında şikayetten vazgeçme dilekçesi verilmesi veya şikayetten vazgeçme beyanında bulunulması halinde şüpheli hakkındaki soruşturma sona erer. Kovuşturma aşamasında ise şikayetten vazgeçme dilekçesi sanık hakkındaki kamu davasının şikayet yokluğu sebebiyle düşme kararı verilmesini sağlar.

Şikayetten vazgeçme dilekçesi ancak takibi şikayete bağlı olan suçlarda sonuç doğurur. Yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma evresine geçildikten sonra suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması halinde; mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur.

Şikayetten vazgeçme kabule bağlı mı dediğimiz zaman şikayetten vazgeçme dilekçesi nin sonuç doğurmasının sanığın kabulüne bağlı olduğunu söyleyebiliriz Yani sanık şikayetten vazgeçmeyi kabul ederse düşme kararı verilir, ancak sanık vazgeçmeyi kabul etmez davaya devam olunarak masumiyetinin ispatlanmasını ve beraat kararı verilmesini isterse şikayetten vazgeçmeye rağmen yargılamaya devam edilir.

Şikayetten Vazgeçme Dilekçesi

ADANA … ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE

ŞİKAYETÇİ : ………………………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

SANIK : ………………………………

KONU : Şikayetten vazgeçme dilekçesi nin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası verilen dosyasında her ne kadar sanık …………… hakkında müvekkilin şikayeti üzerine ……………….. suçundan yargılaması devam etmekteyse de, müvekkilin bu husustaki talimatı ve yetkilendirmesi doğrultusunda şikayetimizden vazgeçiyoruz.  İstemimiz doğrultusunda işlem yapılmasını saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Şikayetçi Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Polis maske takmama cezası veremez, Yargıtay 19. Ceza Dairesi, emsal karar, maske cezası karar tam metin, adana ceza avukatı, maske cezasını kim verir

Polis Maske Takmama Cezası Veremez

Bu makalemizde son günlerde gündem olan Yargıtay 19. Ceza Dairesi‘nin polis maske takmama cezası veremez olarak özetlenebilecek kararının ta metnine yer vereceğiz. Yargıtay 19. Ceza Dairesi ilgili kararında polis maske takmama cezası veremez derken aynı zamanda Umumi Hıfzıssıhha Kanunu gereği kararların icra yetkisinin Valilerde olduğunu, bu nedenle maske takmama cezasının ancak Vali tarafından tesis edilebileceğine hükmetmiş, yetkili idari mercii de göstermiştir.

Polis Maske Takmama Cezası Veremez

YARGITAY
19. CEZA DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/4354
Karar Numarası: 2020/14250
Karar Tarihi: 09.11.2020

MASKE TAKMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNE UYMAMAK SURETİYLE GERÇEKLEŞEN EMRE AYKIRI DAVRANIŞ KABAHATİ NEDENİYLE ANCAK VALİ TARAFINDAN İDARİ YAPTIRIM KARARI TESİS EDİLEBİLECEĞİ

Özeti: Kabahatler Kanunu’nun ilgili maddesinde açıkça yazılı olduğu üzere, emre aykırı davranış kabahati dolayısıyla verilecek idari para cezasına ancak emri veren makamca karar verilebilir. İdare hukukunda yetki, kamu düzenine ilişkin bir konudur. İdareye kanunlarla verilen karar alma yetkisinin bir başka kurum veya kişiye devredilmesi, ancak ve yine Kanunun açıkça izin verdiği konular hakkında ve kanunda gösterilen usul ve esaslar çerçevesinde yapılabileceği kabul edilmektedir Öte yandan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun ilgili maddesinde, Umumi Hıfzıssıhha Meclislerince alınacak kararların icra yetkisi Valilere verilmiştir. Bu nedenlerle; kanun yararına bozmaya konu somut uyuşmazlık açısından, maske takma tedbirine/yükümlülüğüne uymamak suretiyle gerçekleşen emre aykırı davranış kabahati nedeniyle ancak Vali tarafından idari yaptırım kararı tesis edilebileceği değerlendirilmiştir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı K1 hakkında 392,00 Türk Lirası idari para cezası uygulanmasına dair Bolu İl Emniyet Müdürlüğünün 20/05/2020 tarihli ve 2020/898 sayılı idari yaptırım kararına karşı yapılan başvurunun kabulü ile idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin Bolu Sulh Ceza Hâkimliğinin 29.06.2020 tarihli ve 2020/1604 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı’nın 25.08.2020 gün ve 2020 – 10393 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.09.2020 gün ve KYB. 2020/75964 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, somut olayda Ankara ilinde yaşayan kabahatlinin ailesini ziyaret etmek amacıyla gittiği Bolu ilinde Bolu Valiliği önünden İzzet Baysal Caddesine giriş yapmak istediği sırada bekçiler tarafından durdurularak maskesiz sokağa çıktığı gerekçesiyle hakkında düzenlenen idari yaptırım kararına karşı maske takma zorunluluğu olduğunu bilmediği, bu konuda kendisine herhangi bir uyarı da yapılamadığından bahisle yapmış olduğu itiraz üzerine, Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda ”Anayasanın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının düzenlendiği, yine Anayasanın 19. maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliğinin düzenlendiği, hiç kimsenin hürriyeti ve güvenliği mahkeme kararı olmadan kısıtlanamayacağı, zorunlu hallerde kısıtlansa bile 24 saat içinde hakim onayına sunulması gerektiğinin düzenlendiği, 1593 sayılı Umumi Hıfzı Kanununun 64. maddesinde salgın hastalıklara ilişkin tedbirlerin düzenlendiği, bu tedbirlerin hiçbirinde maske takma zorunluluğunun olmadığı, böyle bir zorunluluk olduğu kabul edilse bile Anayasamızın 2. Maddesi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sosyal hukuk devleti olduğunu öngördüğü, sosyal devlet olma ilkesinin ise ekonomik olarak bir yükümlülük getirildiğinde bu yükümlülüğün devletçe karşılanmasını gerektirdiği, yine Anayasamızın 56. maddesi sağlığın korunmasını devletin ödevi olarak gösterdiği, maske takmanın amacına uygun olarak kullanılması halinde 4 saat süre ile aynı maskenin kullanılabileceği dolayısıyla ortalama bir insanın günde ev dışında 3 tane maske değiştirmesi gerektiği bunun da kişiye belirli bir maliyet külfet getirdiği, yine Anayasanın 73. maddesi gereği mali yükümlülüklerin ancak kanunla konulup kanunla kaldırılabileceği, hem sosyal devlet olma ilkesi, hem de getirilen zorunluluğun mali külfet getirmesi gereği devletin kişi başına her gün üç tane maske sağlama zorunluluğu olduğu, anılan Anayasa ve yasa maddeleri gereği olduğu” gerekçesi ile Kabahatler Kanununun 28. maddesinin 8/b bendi uyarınca itirazın kabulüne karar verilmiş ise de, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 66/1. maddesinde ” İl genel kurulu veya idare kurulları yahut en büyük mülkiye amirleri tarafından kanunların verdiği yetkiye istinaden ittihaz ve usulen tebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlerin tatbik ve icrasına muhalefet eden veya müşkülat gösterenler veya riayet etmeyenler, mahallî mülkî amir tarafından Kabahatler Kanununun 32 nci maddesi hükmü uyarınca cezalandırılır.” ve 11/C maddesinde yer alan” İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır. Bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymıyanlar hakkında 66 ncı madde hükmü uygulanır” ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinde yer alan, ” Yetkili makamlar tarafından adli işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idari para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.” ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 64. maddesinde ” 57 nci maddede zikredilenlerden başka her hangi bir hastalık istilai şekil aldığı veya böyle bir tehlike baş gösterdiği takdirde o hastalığın veya her hangi bir hastalık şeklinin memleketin her tarafında veya bir kısmında ihbarı mecburi olduğunu neşrü ilâna ve o hastalığa karşı bu kanunda mezkür tedabirin kaffesini veya bir kısmını tatbika Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti salahiyettardır.” ve 282. maddesinde, “Bu Kanunda yazılı olan yasaklara aykırı hareket edenler veya zorunluluklara uymayanlara, fiilleri ayrıca suç oluşturmadığı takdirde, ikiyüzelli Türk Lirasından bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.” şeklindeki düzenlemeler ile,

Bolu Valiliği Umumi Hıfzıssıhha Meclisinin 03/04/2020 tarihli ve 20 sayılı kararının 8. maddesinde ”Sosyal hareketliliği azaltmak suretiyle pandemi yayılım hızını düşürmek üçün alınan tedbirler kapsamında, ilimizin en işlek caddelerinden olan İzzet Baysal caddesi, Cumhuriyet caddesi gibi yayaların daha fazla bulunduğu yerlerde, kolluk kuvvetleri ve belediye zabıtası marifetiyle caddelerin başlangıç ve sonlarında personel, yine cadde boyunca devriye bulundurularak denetlemek suretiyle, yürüyüş gezinti vb amaçlı giriş ve çıkışların 15 gün süreyle durdurulmasına, sadece zorunlu (şahsen günlük takip edilmesi gerekli işlerinin takibi ve ihtiyaçlarının karşılanması gibi) işi olanların giriş çıkış yapmasına müsaade edilmesine, giriş çıkış yapanların mutlaka maske takmalarının sağlanmasına, Sağlık Müdürlüğünce ilgili kurumlarla koordineli olarak caddelerin iki ucunda ateş ölçer cihazların bulundurulmasına ve kullanılmasına, ” şeklinde yer alan düzenleme uyarınca söz konusu cadde üzerinde giriş çıkış yapanların mutlaka maske takmalarının sağlanmasına ve bu kararların uygulanmasında ihmal ve kusurlu görülenlere Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282. maddesi gereğince idari para cezası verilmesi şeklinde işlem yapılması gerektiğinin düzenlendiği,

Anılan kanuni düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kamu güvenliği ve genel sağlığın korunması amacıyla hukuka uygun olarak verilen emir ve kararlara aykırı hareket edenler hakkında 5326 sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca idari para cezası uygulanacağı, bu kapsamda il sınırları içinde kamu sağlığının korunması için vatandaşlar hakkında maske takılması da dahil olmak üzere maddi külfet getiren düzenlemelerin de bu kapsamda yapılabileceği gözetilmeden, Bolu Sulh Ceza Hakimliğince yapılan inceleme sonucunda maske takmanın amacına uygun olarak kullanılması halinde 4 saat süre ile aynı maskenin kullanılabileceği, dolayısıyla ortalama bir insanın günde ev dışında 3 tane maske değiştirmesi gerektiği, bunun da kişiye belirli bir mali külfet getirdiği gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, Hakimlik gerekçesinin herhangi bir bilimsel veriye dayanmayan soyut değerlendirmeden ibaret olduğu, bu yöndeki bir yorumun benzer bir olaya ilişkin olarak inceleme yapan farklı hakimlere göre de günlük bir ya da daha fazla maske takılması gerektiği şeklinde subjektif değerlendirmelere sebebiyet verebileceği anlaşılmakla, idari para cezası karar tutanağına karşı yapılan itirazın reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Kanun yararına bozmaya konu edilen karara esas somut uyuşmazlıkta; 20.05.2020 tarihinde, Bolu İli İzzet Baysal Caddesi G. Pasajı önünde, maske takma zorunluluğunu ihlal ettiği iddia edilen başvuran hakkında, 03.04.2020 tarihli 20 sayılı İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisi Kararı’nın 8. maddesi ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi gereğince, kolluk görevlileri tarafından 392,00 TL idari para cezası uygulanmıştır.

Başvuranın dilekçesinde; Bolu iline ailesini ziyaret için misafir olarak Ankara’dan geldiğini, İzzet Baysal Caddesi’nde yürürken durdurulduğunu, maskesi olmadığı için bir uyarı yapmadan ceza kesildiğini, keza bu caddeye girerken de maske takma zorunluluğunu belirten bir uyarı görmediğini beyanla idari para cezasının iptalini istediği görülmektedir.

Bolu Sulh Ceza Hakimliğince, İl Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarak idari yaptırıma dair dosya ve tebliğ evrak istenmesi, ilgili idarece olay (kabahat) tutanağı, idari yaptırım karar tutanağı ve eklerinin gönderilmesi üzerine; dosya üzerinden verilen kararda (özetle);

Anayasa’nın 13. maddesi gereği temel hak ve hürriyetlerin, Anayasa’nın ilgili maddelerinde yazılı sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabileceği, buna göre; maske takma zorunluluğuna dayanak olarak gösterilen 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda yer alan yasakların içerisinde maske takma zorunluluğunun bulunmadığı, öte yandan sağlığın korunmasının Anayasa’nın 56. maddesine göre devletin ödevi olduğu, maske takma zorunluluğunun hukuki dayanağı var kabul edilse bile, bilimsel olarak bir kişinin tek kullanımlık bir maskeyi en fazla 4 saat süreyle takabileceği, Anayasa’nın 2. maddesinde yazılı olduğu üzere, sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak kişilere ekonomik külfet yükleyen maske takma tedbirine hükmeden devletin, herkese günde üç adet maske temin etme zorunluluğu olduğundan bahisle idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmiştir.

I-) İLGİLİ MEVZUAT

1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 27. maddesi;

“Umumi hıfzıssıhha meclisleri mahallin sıhhi ahvalini daima nazarı dikkat önünde bulundurarak şehir ve kasaba ve köyler sıhhi vaziyetinin ıslahına ve mevcut mahzurların izalesine yarayan tedbirleri alırlar. Sari ve salgın hastalıklar hakkında istihbaratı tanzim, sari ve içtimai hastalıklardan korunmak çareleri ve sıhhi hayatın faideleri hakkında halkı tenvir ve bir sari hastalık zuhurunda hastalığın izalesi için alınan tedbirlerin ifasına muavenet eylerler.”

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 28. maddesi; “Umumi hıfzıssıhha meclislerinin mukarreratından mahalli vazifeler ve salahiyetler arasında bulunan işler vali veya kaymakam tarafından icra olunur ve istizana muhtaç olanlar kaymakamlıkça vilayetten ve vilayetçe Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinden sorulur.”

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun “Memleket dahilinde sari ve salgın hastalıklarla mücadele” başlıklı 57. maddesi;

“Kolera, veba (Bübon veya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayi tiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi – paratifoit humması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı, çiçek, difteri (Kuşpalazı) – bütün tevkiatı dahi sari beyin humması (İltihabı sahayai dimağii şevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusa humması (Hummai nifası) ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddıtifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummai racia ve malta humması hastalıklarından biri zuhur eder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vuku bulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüphe olunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak’ayı haber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafından ısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı da mecburidir.”

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 64. maddesi;

“57 nci maddede zikredilenlerden başka her hangi bir hastalık istilai şekil aldığı veya böyle bir tehlike baş gösterdiği takdirde o hastalığın veya her hangi bir hastalık şeklinin memleketin her tarafında veya bir kısmında ihbarı mecburi olduğunu neşrü ilâna ve o hastalığa karşı bu kanunda mezkür tedabirin kaffesini veya bir kısmını tatbika Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti salahiyettardır.”

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 72. maddesi;

“57 nci maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan şüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:

1- Hasta olanların veya hasta olduğundan şüphe edilenlerin ve hastalığı neşrü tamim eylediği tetkikatı fenniye ile tebeyyün edenlerin fennen icap eden müddet zarfında ve sıhhat memurlarınca hanelerinde veya sıhhi ve fenni şartları haiz mahallerde tecrit ve müşahede altına vaz’ı.

2- Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.

3- Eşhas, eşya, elbise, çamaşır ve binaların ve fennen intana maruz olduğu tebeyyün eden sair bilcümle mevaddın fenni tathiri.

4- Hastalık neşreden haşarat ve hayvanatın itlafı.

5- Memleket dahilinde seyahat eden eşhasın icap eden mahallerde muayenesi ve eşyalarının tathiri.

6- Hastalığın sirayet ve intişarına sebebiyet veren gıda maddelerinin sarf ve istihlakinin men’i.

7- Dahilinde sari ve salgın hastalıklardan biri zuhur eden umumi mahallerin tehlike zail oluncaya kadar set ve tahliyesi.”

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun “Ceza hükümleri” başlıklı 282. maddesi;

“(Değişik: 23/1/2008-5728/48 md.) Bu Kanunda yazılı olan yasaklara aykırı hareket edenler veya zorunluluklara uymayanlara, fiilleri ayrıca suç oluşturmadığı takdirde, ikiyüzelli Türk Lirasından bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Emre aykırı davranış” başlıklı 32. maddesi;

“(1) Yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.

(2) Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir.

(3) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine diğer kanunlarda yapılan yollamalar, bu maddeye yapılmış sayılır.” 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun “I – Valilerin hukuki durumları, görev ve yetkileri” başlıklı 9. maddesi;

“(Değişik birinci fıkra: 2/7/2018 – KHK/703/138 md.) Vali, ilde Cumhurbaşkanının temsilcisi ve idari yürütme vasıtasıdır. Bu sıfatla: …

…Ç) (Değişik: 2/7/2018 — KHK/703/138 md.) Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve diğer mevzuatın verdiği yetkiyi kullanmak ve bunların yüklediği ödevleri yerine getirmek için valiler genel emirler çıkarabilir ve bunları ilan ederler.”

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 66/1. maddesi;

“(Değişik: 23/1/2008-5728/125 md.)İl genel kurulu veya idare kurulları yahut en büyük mülkiye amirleri tarafından kanunların verdiği yetkiye istinaden ittihaz ve usulen tebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlerin tatbik ve icrasına muhalefet eden veya müşkülat gösterenler veya riayet etmeyenler, mahallî mülkî amir tarafından Kabahatler Kanununun 32 nci maddesi hükmü uyarınca cezalandırılır. (Ek cümle: 27/3/2015 – 6638/16 md.) Ancak, kamu düzenini ve güvenliğini veya kişilerin can ve mal emniyetini tehlikeye düşürecek toplumsal olayların baş göstermesi hâlinde vali tarafından kamu düzenini sağlamak amacıyla alınan ve usulüne göre ilan olunan karar ve tedbirlere aykırı davrananlar, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” hükümlerini içermektedir.

II-) GEREKÇE

Koronavirüsün sebep olduğu COVID-19 hastalığının; Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından tüm dünyada yaygın bir şekilde insan sağlığını tehdit eden boyutlarda görülmesi üzerine pandemi ilan edilmesine neden olduğu, 2020 yılı Mart ayından bugüne kadar da hemen hemen tüm Türkiye’de bulaşıcı ve salgın hastalık olarak kabul ve ilan edildiği maddi bir vak’adır. Hastalığa yol açan koronavirüsün insandan insana solunum yoluyla ve kısa süreli temaslarda dahi hızla bulaşması nedeniyle, tüm dünyada ve ülkemizde insanların bir arada bulunduğu kapalı veya açık ortamlarda, hastalığın bulaşıcılığının azaltılması veya ortadan kaldırılması amacıyla pek çok değişik önlem ve tedbirlerin alındığı da bilinmektedir.

Ülkemizde toplum sağlığının korunması ile bulaşıcı ve salgın hastalıklarla mücadele amacıyla hazırlanan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, 06.05.1930 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1593 sayılı Kanun, tüm kamu kurum ve kuruluşlarıyla, gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken kuralları, alınacak tedbirleri düzenleyen temel bir kanun olmakla birlikte gerek ülke genelinde gerekse yerelde yetkili makamlarca alınacak tedbirlerin tüm muhataplar tarafındannuygulanmasında mer’idir.

Genel bir salgın tehlikesi gösteren COVID-19 hastalığı konusunda alınacak tedbirlerin ve bu meyanda tedbirlere uyulmaması halinde uygulanacak cezai yaptırımların neler olduğunu açıklamak için öncelikle özel norm (lex specialis) mahiyetinde hükümler içeren 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na bakılması gerekmekle birlikte;

1593 sayılı Kanun’un 57. maddesinde; ülke genelinde görüldüğünde ihbar edilmesi zorunlu salgın ve bulaşıcı hastalıkların tek tek sayılmak suretiyle (numerus clausus) açıkça yazıldığı, madde metninde “gibi, ve benzeri” şeklinde ifadelere yer verilmediği görülmektedir. Ancak aynı Kanun’un 64. maddesinde, 57. maddede sayılanlar dışında (başkaca) bir salgın veya bulaşıcı hastalık baş göstermesi halinde, bu hastalığın da salgın ve bulaşıcı bir hastalık olarak ilan edilmesi ve bu hastalığa karşı, yine aynı Kanun’da açıkça yazılı tedbirlerin alınması hususunda Sağlık Bakanlığının yetkili olduğu belirtilmektedir.

1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinde, salgın ve bulaşıcı hastalıklardan birinin görülmesi veya şüphelenilmesi halinde uygulanabilecek tedbirler, yine sınırlı sayıda sayılmak suretiyle (numerus clausus) düzenlenmiştir. Ancak bu tedbirler arasında “maske takma tedbiri/yükümlülüğü” bulunmamaktadır.

1593 sayılı Kanun’un 282. maddesinde; bu Kanun’da yazılı yasaklara aykırı hareket edenlere veya zorunluluklara uymayanlara idari para cezası uygulanacağı düzenlenmiştir.

Dolayısıyla, salgın ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında alınacak “maske takma tedbiri/yükümlülüğü”, 1593 sayılı Kanun’da açıkça düzenlenen bir zorunluluk olmadığı gibi bu tedbire aykırı hareket edilmesi de bu Kanunda sayılan bir yasak veya zorunluluk olmadığından;

“maske takma tedbirine aykırılık” eylemi nedeniyle 1593 sayılı Kanun’un 282. maddesinin uygulanması mümkün görülmemiştir.

Yukarıda izah edildiği üzere; dünya genelinde ve ülkemizde de salgın ve bulaşıcı bir hastalık olarak kabul ve ilan edilen COVID-19 hastalığına karşı alınacak “maske takma tedbirine/yükümlülüğüne” uyulmaması halinde buna aykırı davranan kişilere idari yaptırım uygulanıp uygulanamayacağına gelince;

1593 sayılı Kanun’un 27. maddesi kapsamında, Valinin başkanlığında toplanan ve yasal bir heyet olan il umumi hıfzıssıhha meclisleri, il genelinde genel sağlığı tehdit eden sakıncaların giderilmesi amacıyla gerek kamunun gerekse gerçek ve tüzel kişilerin salgınla mücadelede uyması gereken tedbirleri almaya yetkilidir.

1593 sayılı Kanun’da, İl Umumi Hıfzıssıhha Meclislerinin genel sağlığı tehdit eden sakıncaları gidermek için alabilecekleri tedbirlerin; Kanun’un 72. maddesinde sınırlı sayıda yazılı tedbir türleriyle sınırlandırılmadığı, ancak alınacak tedbirlerin Kanun’da yazılı çerçevede genel sağılığı tehdit eden sakıncaları gidermek maksadıyla tesis edilebileceği açıktır.

 

Bir il genelinde, solunum yoluyla çok hızlı şekilde insandan insana bulaşan COVID-19 hastalığının tespit edilmesi halinde, genel sağlığı tehdit eden sakıncalı bir durumla karşı karşıya kalındığının, dolayısıyla bu sakıncalı durumun giderilmesi amacıyla “maske takma yükümlülüğü” gibi tedbirlerin, Valinin başkanlığında toplanan il umumi hıfzıssıhha meclisleri tarafından alınabilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.

1593 sayılı Kanun’un 28. maddesi kapsamında, il umumi hıfzıssıhha meclisleri tarafından alınan bu kararların il genelinde icra edilmesi görevi illerde Valilere verilmiştir.

Valilerin, 1593 sayılı Kanun’un 28. maddesi ile kendilerine verilen icra görevini yerine getirmek ve bulaşıcı ve salgın hastalıkla mücadelede etmek amacıyla il umumi hıfzıssıhha meclisleri tarafından alınan tedbirleri ve bu tedbirlere uyulmaması halinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinin uygulanacağını, gerek ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına gerekse il genelinde yaşayan halka usulüne uygun şekilde ilan etmesi – duyurması gerekmektedir.

5442 sayılı Kanun’un 66/1. maddesinde Valilerce kanunların verdiği yetkiye istinaden çıkarılan emirlere riayet etmeyenler hakkında 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi gereği idari para cezası uygulanacağı da açıkça hüküm altına alınmıştır.

Bu nedenlerle; il umumi hıfzıssıhha meclisi tarafından genel sağlığı tehdit eden sakıncaların giderilmesi maksadıyla alınmış olan “maske takma yükümlülüğü/ tedbirinin” Valiliklerce il genelinde icra edilmesi maksadıyla usulüne uygun şekilde duyurulması halinde;

“maske takma tedbiri/yükümlülüğüne” aykırı davrananlar hakkında 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi kapsamında “emre aykırı davranış” nedeniyle idari yaptırım uygulanmasının hukuken mümkün olduğu değerlendirilmiştir.

Uyuşmazlığa konu dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, kabahat tarihinden 20.05.2020) önce, Bolu Valiliğince il umumi hıfzıssıhha meclisinin almış olduğu “maske takma tedbiri”nin ve buna uymayanların Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi çerçevesinde cezalandırılacağı hususlarının, il genelinde icra edilmesi maksadıyla usulüne uygun şekilde duyurulup duyurulmadığı anlaşılamamaktadır. Bu nedenle, Sulh Ceza Hakimliğince bu husustaki ilanı ispata yarayan evrakların, Valilik makamından sorulmasıyla dosyaya konulması gerekmektedir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinde yazılı idari para cezası kararını kimlerin vermesi gerektiği hususuna gelince;

5326 sayılı Kanun’un 32. maddesinde açıkça yazılı olduğu üzere, emre aykırı davranış kabahati dolayısıyla verilecek idari para cezasına ancak emri veren makamca karar verilebilir. İdare hukukunda yetki, kamu düzenine ilişkin bir konudur. İdareye kanunlarla verilen karar alma yetkisinin bir başka kurum veya kişiye devredilmesi, ancak ve yine Kanunun açıkça izin verdiği konular hakkında ve kanunda gösterilen usul ve esaslar çerçevesinde yapılabileceği kabul edilmektedir. (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2009/918 E. 2013/2369 K. sayılı kararı) Öte yandan 1593 sayılı Kanun’un 28. maddesinde, Umumi Hıfzıssıhha Meclislerince alınacak kararların icra yetkisi Valilere verilmiştir. Bu nedenlerle; kanun yararına bozmaya konu somut uyuşmazlık açısından, “maske takma tedbirine/yükümlülüğüne” uymamak suretiyle gerçekleşen “emre aykırı davranış” kabahati nedeniyle ancak Vali tarafından idari yaptırım kararı tesis edilebileceği değerlendirilmiştir.

III-) SONUÇ

Yukarıda yazılı mevzuat ve yapılan değerlendirmeler çerçevesinde; ilgili Sulh Ceza Mahkemesi tarafından Valilik makamına maske takma tedbiri/yükümlülüğüne dair ilan evraklarının sorulmasıyla verilecek cevaba istinaden;

a-) Bolu Valiliği tarafından, il umumi hıfzıssıhha    meclisince      1593    sayılı Kanun’un 27. maddesi çerçevesinde alınmış olan “maske takma tedbiri/yükümlülüğü”ne dair kararın Kanun’un 28. maddesiyle verilen icra yetkisi kapsamında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun    66/1.    maddesi çerçevesinde Valilik tarafından usulüne uygun şekilde ilan edilmemiş olması halinde; idari para cezası karar tutanağında zikredilen karara istinaden uygulanan idari para cezasının şartları oluşmadığından ortadan kaldırılmasına,

b-) Bolu Valiliği tarafından,  il umumi hıfzıssıhha    meclisince      1593    sayılı Kanun’un 27. maddesi çerçevesinde alınmış olan “maske takma tedbiri/yükümlülüğü”ne dair kararın Kanun’un 28. maddesiyle verilen icra yetkisi kapsamında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 66/1.maddesi çerçevesinde Valilik tarafından usulüne uygun şekilde ilan edilmiş olması halinde ise; bu kez de idari para cezası kararının Vali tarafından tesis edilmesi gerekirken sadece kabahat (olay) tutanağını tutmakla görevli olan idari kolluk yetkilileri tarafından tesis edilmiş olması nedeniyle ortadan kaldırılmasına ve bu hususta süresi içinde yetkili Valilik  tarafından idari yaptırım işlemi uygulanması amacıyla kararın ve tutanağın ilgili idareye gönderilmesine,

Karar verilmesi gerekirken,

Sulh Ceza Hakimliğince, eksik incelemeye matuf subjektif değerlendirme ve yanılgılı gerekçelerle idari para cezasının iptaline karar verildiği anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği, yukarıda yazılı nedenlerle yerinde görüldüğünden, Bolu Sulh Ceza Hâkimliğinin 29.06.2020 tarihli ve 2020/1604 değişik iş sayılı kararının, Sulh Ceza Hakimliğince kabahat tarihinden (20.05.2020) önce yazılı emir ve idari para cezası kararını vermeye yetkili makam ve merciler açısından araştırma yapma yükümlülüğünden hareketle, CMK’nın 309/4-a. maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre, kararı veren Sulh Ceza Hakimliği tarafından, gerekli inceleme ve araştırma sonucu müteakip işlemlerin yapılarak yukarıda yazılı sonuç başlığındaki ihtimallere göre yeni bir karar verilmesine, 09.11.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Adana Avukat

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Hakaret suçu dilekçe örneği, hakaret suçu şikayet dilekçesi, alenen hakaret, hakaret suçu nereye şikayet edilir, hakaret dilekçe örneği, nasıl yazılır

Hakaret Suçu Şikayet Dilekçesi

Hakaret suçu şikayet dilekçesi makalemizin sonunda verilecektir. Hakaret suçu şikayet dilekçesi örneği ne yer vermeden hakaret suçu nedir sorusuna kısa bir cevap vermekte fayda görüyoruz. Zira hakaret suçu şikayet dilekçesi nde suçun nitelikli halleri bakımından suçun nasıl işlendiği açıkça anlatılmalıdır. Yine hakaret suçu şikayet dilekçesi şikayetçi suçun işlendiğinin ispatına yarar tanık, kamera kayıtları, telefon kayıtları, mesaj kayıtları vb delillerini de dilekçesinde belirtmelidir.

Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinde basit hakaret suçu tanımlanmıştır. Kanun’a göre Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak olarak tanımlanmıştır. Bu durumda fail üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatler nedeniyle veya kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Yine alenen hakaret edilmesi durumunda ceza altıda biri oranında artırılır.

Hakaret suçu şikayet dilekçesi ilgili yerin Cumhuriyet Başsavcılığı’na hitaben yazılır ve  hakaret şikayet dilekçesi içeriğinde suçun nasıl işlendiğinin eksiksiz, duru ve somut bir anlatımla ele alınması oldukça önemlidir.

Hakaret Suçu Şikayet Dilekçesi

ADANA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYETÇİ : ………………………………

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

ŞÜPHELİ : ………………………………

KONU : Hakaret suçu şikayet dilekçemizin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

1.Müvekkil …….. adresinde eşi ve iki çocuğu ile ikamet etmektedir. Çocuklarından …………, …. yaşında diğeri ………… ise …. yaşındadır.

2. Müvekkil …/…/…… tarihinde evinde 2 saat kadar süren bir tadilat yaptırmış, tadilat işleri öğleden sonra 15:00 da başlamış 17:00 suları sona ermiştir. Tadilat işlemleri bittikten sonra evinde ailesi ile oturmakta olan müvekkilin kapısı çalmış, bir yandan zile basıp bir yandan kapıyı yumruklayan, alt kat komşusu ……….. tabir-i caizse müvekkilin evini basmıştır.

3. Şüpheli ………… müvekkilin kapıyı açmasıyla bağırarak içeri dalmış, müvekkilin küçük yaşta olan çocukları oldukça korkmuş ve ağlamaya başlamıştır. Müvekkil ve ailesi şüpheli …………’nın tadilattan rahatsız olduğunu insani biçimde değil küfür ve hakaretlerle anlatmaya başlaması üzerine neye uğradıklarını şaşırmıştır. Şüpheli müvekkile yönelik “.o…. çocuğu, bir daha o makine çalışırsa seni de çocuklarını da yaşatmam, ş…siz herif” gibi laflarla hakaret suçunu işlemiştir.

5. Şüphelinin hakaretlerini neredeyse tüm apartman duymuş olup, tanıklarımız aşağıda arz edildiği gibidir.

TANIKLARIMIZ: 

İsim soyisim – (TC: ………………) – Adres

İsim soyisim – (TC: ………………) – Adres

6. ………………………………………………………………………………………………………………………… Bu nedenler dahilinde Müvekkilin hem itibarına  hem de kişiliğine yapılan bu iftira nedeniyle  şüpheli  hakkında iş bu şikayette bulunmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda arz edilen ve re’sen ön görülecek hususlar neticesinde şüpheli hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak cezalandırılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Şikayetçi Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.