Etiket: adana avukat selce maraş büken

Tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk, zorunlu arabuluculuk, tüketicinin arabuluculuk toplantısına katılmaması, adana tüketici avukatı

Tüketici Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk

Tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk, 6502 sayılı TKHK madde 73A maddesi ile hukuk sistemimizde zorunlu arabuluculuk kapsamında yer bulmuştur. Düzenlemeye göre tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk bir dava şartıdır. Ancak yine aynı maddede tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk şartına tabi tutulmayan bazı istisnalar da düzenlenmiştir.

Tüketici Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk

Tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk başvurusunun yapılması zorunlu olmakla birlikte Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar, tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar, 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar, 74 üncü maddede belirtilen davalar ve tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar bu kapsam dışındadır.

Tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculukta hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuktan farklı olarak, 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin onbirinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz. 6325 s. HUAK 18/A maddesinin 11. fıkrasına göre, taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulmakta ayrıca vekalet ücretine hak kazanamamaktadır. Bu madde tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk hakkında uygunlanmamaktadır. Dolayısıyla tüketicinin arabuluculuk toplantısına katılmaması halinde yargılama giderlerinden sorumluluğu olmamaktadır.

Görüldüğü üzere, arabulucuya başvurulmuş olması istisnalar haricindeki tüketici uyuşmazlıklarında dava şartı niteliğinde olduğundan hayati öneme sahiptir. Tüketici uyuşmazlıklarında arabulucuya başvuru, burada paylaşılan dilekçe örneği ile yapılabilir.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu  adana tüketici hakları avukatı olarak, ayıplı mal ve hizmetten doğan uyuşmazlıklarda. ayıplı mal ve hizmet dolayısıyla ortaya çıkan zararın tazmininde. tüketici kredisi sözleşmesi dosya masrafı vb ad altında alınan ücretlerin iadesinde. tip sözleşmelerdeki haksız şartlara ilişkin uyuşmazlıklarda. taksitle satış sözleşmeleri, tüketici kredisi sözleşmeleri, konut finansmanı sözleşmeleri, mesafeli satış sözleşmeleri, devre tatil ve uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri, paket tur sözleşmeleri ve abonelik sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar hususunda hizmet sunmaktadır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz

Uyuşmazlığı çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez, emsal karar, uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez, ispat

Uyuşmazlığı Çözecek Nitelikte İhtiyati Tedbir Kararı Verilemez

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi makalemizde yer verdiğimiz karara uyuşmazlığı çözülecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğine hükmetmiştir. Yerel Mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Bunun üzerine BAM yargılama sonucunda elde edilebilecek sonucu önceden sağlayan ve davaya konu uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez kararını vermiş, olayda yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediğine hükmetmiştir.

Uyuşmazlığı Çözecek Nitelikte İhtiyati Tedbir Kararı Verilemez

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/1667
Karar Numarası: 2020/1372
Karar Tarihi: 26.11.2020

HAKSIZ REKABETİN TESPİTİ VE ÖNLENMESİ İSTEMİNDE YARGILAMAYI GEREKTİREN DAVACI İDDİASI HAKKINDA YARGILAMA SONUCUNDA ELDE EDİLEBİLECEK SONUCU ÖNCEDEN SAĞLAYAN VE DAVAYA KONU UYUŞMAZLIĞI ESASTAN ÇÖZECEK NİTELİKTE İHTİYATİ TEDBİR KARARI VERİLEMEYECEĞİ  

UYUŞMAZLIĞI ÇÖZECEK NİTELİKTE İHTİYATİ TEDBİR KARARI VERİLEMEZ

Mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulduğu,  yargılama sonucunda elde edilebilecek sonucu önceden sağlayan ve davaya konu uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği , yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği

Özeti: Dava, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemine ilişkin olup mahkemece verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Yargılama sonucunda elde edilebilecek sonucu önceden sağlayan ve davaya konu uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gibi davacının iddiasının yargılama gerektirdiği, mevcut deliller ile bu aşamada yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği, dolayısıyla ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen kararın dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmaktadır.

İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2019/669 Esas
TARİH: 25/08/2020 Tarihli Ara Karar
DAVA: Haksız Rekabetin Tespiti ve Men’i
KARAR TARİHİ : 26/11/2020

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFIN İDDİASININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket tarafından, her türlü tanıtım ve ticareti yapılan ürünlerin; müvekkili şirket tarafından üretilen ve piyasaya sunulan ürünler ile benzer olup olmadığının tespitinin yapılmasına ve işbu benzerliğin 6102 sayılı TTK’nın 54., 55. ve 56. maddeleri uyarınca müvekkili şirketin tescilden doğan haklarına tecavüzün, haksız rekabetin ve fiillerin usul ve yasaya aykırı ve haksız olduğunun tespitine, müvekkili şirketin Türk Ticaret Kanunundan doğan haklarına tecavüz teşkil eden fiillerin teminat mukabilinde ihtiyati tedbir yoluyla önlenmesine, durdurulmasına, taklit ve tecavüz mahsulü ürünlerin piyasadan toplanmasına, bu minvalde gerekli önlemlerin alınmasına, davalı şirkete ait taklit ve tecavüz mahsulü ürünler hakkında teminat mukabilinde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, ihtiyati tedbir kararının mahkemece verilecek karar kesinleşinceye kadar devamına, işbu ürünlere ve bu ürünlere ilişkin etiket, katalog, broşür, ambalaj dahil her türlü tanıtım evrakının toplatılmasına, el konulmasına, imhasına, satışının yapılmamasına, piyasaya sürülmemesine, tanıtımının yapılmamasına dair dosyada mübrez deliller çerçevesinde tecavüz ve haksız fiil mahsulü ürünler hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesine, işbu ürünlere el konulmasına ve piyasadan toplanmasına, bunların yediemine tevdi edilmesine, karar kesinleşinceye kadar bu malların yedieminde muhafazasına, ayrıca davalı şirkete ait http://www…com/… internet adresinde yer alan tanıtımların da kaldırılmasına, davalı şirket aleyhine mahkemece verilecek kararın kesinleşmesini müteakip, masrafları davalı şirket tarafından karşılanmak suretiyle Türkiye çapında yayın yapan tirajı en yüksek bir gazetede bir defa ilan yoluyla kamuya duyurulmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 07/08/2020 dilekçesi ile, davalı şirketin ürünlerinin, taklit ve tecavüz mahsulü ürünler olup, müvekkili şirket ürünleri ile aynı ve ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, bu hususun bilirkişi raporunda da belirtildiğini beyanla, söz konusu bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne ve dava dilekçesinde belirtildiği şekilde davalı şirket ürünleri hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:

İlk Derece Mahkemesi 25/08/2020 tarih 2019/669 Esas sayılı ara kararında; “Davacının istemi hakkında 14/10/2019 tarihinde talep yargılamayı gerektirdiği ve mevcut delil durumuna göre tedbir isteminin reddine karar verildiğinden aynı gerekçe ile …”gerekçesi ile, Tedbir talebinin reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, Dosya kapsamında alınan 29.07.2020 tarihli bilirkişi raporunda yapılan tespitlerle, işbu davadaki haklılıklarının sübuta erdiğini, HMK madde 389 kapsamında yaklaşık ispat koşulunun yerine getirilmesi nedeniyle ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığını, Müvekkili şirketin orijinal ürünleri ile davaya konu taklit ve tecavüz mahsulü ürünlerin aynı ve/veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, Ayrıca davalı şirketin http://www…com/… internet sitesinde taklit ve tecavüz mahsulü ürünlerin satışının gerçekleştirildiğini, bu hususa ilişkin Beyoğlu … Noterliği 31.10.2019 tarih … Yevmiye no’lu e-tespit tutanağının aslı ve taklit tecavüz mahsulü ürünlerin sitede 15.01.2019 tarihinden beri satıldığını gösteren araştırma görsellerinin mahkemeye sunulduğunu, davalı şirketin haksız kazanç elde ettiğini ve işbu eylemlerinden dolayı müvekkili şirketi zarara uğrattığını, Bu nedenle talep ettikleri şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, davalı şirketin işbu eylemlerinin, müvekkili şirketin TTK’ dan doğan haklarına açıkça tecavüz ettiğini, müvekkili şirketin telafisi güç / imkansız zararlarına yol açtığını, Davalı şirketin, müvekkili şirkete ait özgün tasarımları izinsiz bir şekilde kopyalayarak tasarım konusunda seçenek özgürlüğü olmasına rağmen, müvekkili şirketin ürettiği ve satışa sunduğu aynı deseni içerir lastikleri hukuka aykırı bir şekilde kullanmakta olduğunu, ilgili tasarımı ilk kez kullanan ve kamuya sunan kişinin müvekkili şirket olup, davalı şirketin TTK, TBK ile TMK’nın haksız rekabet hükümlerine ve TBK ile TMK’nın hak sahipliği, iyi niyet ve dürüstlük ilkelerine aykırı davrandığını, TTK’ nın 61. maddesinde, hak sahibinin yetkilerine tecavüz oluşturulması halinde, haksız rekabet sonucu oluşan maddi durumun ortadan kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talep edilebileceğinin düzenlendiğini, Bu çerçevede yukarıda açıklanan nedenlerle davalı şirketin, müvekkili şirketin özgün tasarım mahsulü ürünlerine tecavüz eylemleri söz konusu olduğundan ve ihtiyati tedbir kararı verilmesi için yaklaşık ispat şartının oluştuğunu belirterek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

HMK’nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise res’en gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemine ilişkin olup, mahkemece verilen 25/08/2020 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara karara karşı davacı tarafça istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Mahkemenin 14/10/2019 tarihli ara kararı ile davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verildiği, kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 13/02/2020 tarih 2020/79 Esas 2020/198 Karar sayılı ilamı ile, “Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’ nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği görülmektedir. Yargılamanın devamı sırasında mahkemece bilirkişi raporu alındığı, davacı vekili tarafından ibraz edilen 07/08/2020 dilekçe ile, tekrar ihtiyati tedbir kararı verilmesinin talep edildiği, mahkemenin 25/08/2020 tarihli ara kararı ile, talebin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. HMK’nın 389/1. maddesinde “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

Ancak, yargılama sonucunda elde edilebilecek sonucu önceden sağlayan ve davaya konu uyuşmazlığı esastan çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gibi davacının iddiasının yargılama gerektirdiği, mevcut deliller ile bu aşamada yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği, dolayısıyla ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen kararın dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’ nun 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan 148,60 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 54,40 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/11/2020 tarihinde HMK’ nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Adana avukat olarak sitemizde yer verdiğimiz diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için burayatıklayabilirsiniz.

Yardım nafakası dilekçe örneği, yardım nafakası dava dilekçesi, üniversiteye giden çocuk, üniversite öğrencisi, babadan nafaka, adana nafaka avukatı

Yardım Nafakası Dilekçe Örneği

Bu makalemizde yardım nafakası dilekçesi örneği yer almaktadır. Ancak yardım nafakası dilekçe örneği ne geçmeden önce yardım nafakası nedir sorusunu kısaca cevaplamak istiyoruz. Yardım nafakası Türk Medeni Kanunu‘nun 364. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre;  Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Dolayısıyla yardıma muhtaç durumdaki kişi üstsoyu, alsoyu veya kardeşlerinden yardım nafakası dilekçe örneği ile açacağı dava ile nafaka talep edebilir. Kardeşlerin yardım nafakası yükümlülüğü altsoy ve üstsoydan farklı olarak refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Bunun dışında Yargıtay’a göre okumaya devam eden çocuk ergin ve çalışabilecek durumda dahi olsa yardım nafakası isteyebilir. Yani üniversite öğrencisi olan çocuk babasından yardım nafakası alabilir. Makalemizde yer verilen yardım nafakası dilekçe örneği de bu kapsamdadır.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak yardım nafakası dahil olmak üzere pek çok uyuşmazlıkta hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilir veya 0507 057 53 35 nolu telefon numaramızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Yardım Nafakası Dilekçe Örneği

ADANA NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİ’NE

DAVACI : ………………………..

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI : ………………………..

KONU : Yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde müvekkilin ………………………..’nın yardıma muhtaç halde olduğu anlaşılacağından, davalı babaları ………………………..’ndan ayda ……………. TL yardım nafakası almasına karar verilmesi talebimizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

1. Müvekkil davalının kızı olup, davalı baba ve anneleri Adana …. Aile Mahkemesi’nin ……/……. Esas, …../…… Karar sayılı ilamı ile boşanmışlardır.

2. Davalı bu boşanmadan sonra müvekkili bir kez olsun arayıp sormamış, kendi hayatına devam etmiştir.. Müvekkil kendilerine ayrı bir ev açamayacak kadar zor durumda kalmışlar, davalı baba ahlaken üzerine düşen yükümlülüklerin hiçbirini yerine getirmemiş, müvekkili oldukça zor durumda bırakmıştır.

3. MÜVEKKİL ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİDİR. BU NEDENLE YARDIM NAFAKASI TALEBİMİZ BULUNMAKTADIR.

Müvekkil …. Üniversitesi …… bölümünde … sınıf öğrencisidir. Şu an her ne kadar Covid-19 tedbirleri nedeniyle geçici olarak uzaktan eğitim almakta ise de, normalde örgün eğitim almaktadır ve dolayısıyla …. ilinde mutat barınma giderleri ile karşı karşıyadır. Müvekkilin barınma giderlerinin yanı sıra eğitim özel bakım, giysi, yiyecek vb bütün harcamaları annesi ve diğer akrabaları tarafından verilen desteklerle karşılamaya çalışmaktadır. Yine müvekkilin ……… gibi kırtasiye masrafı çok olan, çok fazla kitap alması okuması gereken bir bölümde okuyor olması da eğitim masraflarını artırmaktadır. Buna ilişkin olarak müvekkilin sadece bu ………. ayında ödevleri-dersleri sebebiyle almak zorunda kaldığı kitapların bir faturasını örnek olması açısından Sayın Mahkemenize sunuyoruz.

4. Türk Medeni Kanunu’nun 328/2. maddesine göre; çocuk ergin olduğu halde eğitime devam ediyorsa, ana ve babasının durum ve koşullarına göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.

5. Davalı ………… olarak çalışmakta olup, en son bildiğimiz kadarıyla çalışmaya devam etmektedir. Davalı çocuğunun düştüğü budurumu görmezden gelmektedir. Ayrıca davalının malvarlığı da bulunmakta olup, gayrimenkulü, evleri olduğu bilinmektedir.

6. Bu nedenler dahilinde davalının müvekkile yardım nafakası ödemesi, ödenecek yardım nafakasının nafakasının her bir müvekkil için için dava tarihinden itibaren aylık ……… TL olarak belirlenmesine karar verilmesini talep etmek zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

HUKUKİ DELİLLER :
Adana …… Aile Mahkemesi’nin …../…….. Esas, …../……. Karar sayılı boşanma kararı ve kesinleşme şerhi
Tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırmaları,
Tanık,
Yemin,
Yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde,

1. Gerekli araştırma ve inceleme sonucunda müvekkilin yardıma muhtaç bulunduğu anlaşılacağından, davalının dava tarihinden itibaren aylık ………. TL yardım nafakası ödemesine,

2. Gelecek yıllar için nafakanın ne oranda artırılarak ödeneceğinin de kararda gösterilmesini,

3. Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline;

Karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi örneği, ceza mahkemesi yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi nasıl yazılır, adana ceza avukatı, ceza yetki itirazı

Yetkisizlik Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

Bu makalemizde yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi örneği ne yer vereceğiz. Yer verilen yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi örnek mukabilinde olup, dilekçe içeriğinin somut olaya göre uyarlanması gerekir. Ceza Mahkemelerinin verdiği yetkisizlik kararına itiraz halinde örnek dilekçeden faydalanılabilir.

Yetkisizlik Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

ADANA … AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE
Gönderilmek Üzere
ADANA … AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE

Dosya No         : 20../…. Esas 20../…. Karar

YETKİSİZLİK KARARINA İTİRAZ EDEN
SANIK              : ……………………..

VEKİLİ              : Av. Selce MARAŞ BÜKEN
Kurtuluş Mah. Atatürk Cad. No:95/101 Seyhan/ADANA

KONU              : Adana … Ağır Ceza Mahkemesi’nin 20../…. Esas sayılı dosyasından haksız ve hukuka aykırı biçimde, hatalı olarak verilen yetkisizlik kararına karşı itiraz dilekçemizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Adana … Ağır Ceza Mahkemesi’nin 20../…. Esas sayılı dosyası ile “………” suçunu işlediği iddiası ile yargılanan müvekkilin, “Suç yerinin ………. olduğu” gerekçesiyle; YETKİSİZLİK kararı verilmiş ve dosyanın yetkili ………. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NE GÖNDERİLMESİNE karar verilmiştir. Verilen karar usule, yasaya ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına aykırıdır. Bu nedenle iş bu yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi sunmak zorunluluğumuz doğmuştur. Şöyle ki;

SOMUT OLAYDA HAKSIZ MENFAATİN ELDE EDİLDİĞİ YERİN ADANA İLİ SINIRLARI İÇİNDE KALDIĞI TARTIŞMASIZDIR. DOLAYISIYLA YETKİLİ MAHKEMELER ADANA AĞIR CEZA MAHKEMELERİDİR.

Öncelikle dolandırıcılık suçlarında menfaatin elde edildiği yer suçun tamamlandığı yerdir. Konuyla ilgili güncel Yargıtay içtihatları da bu yöndedir. Bu kapsamda olmak üzere konuyla ilgisi olması bakımından; Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 2016/8280 Esas, 2016/8862 Karar sayılı 17/10/2016 tarihli, Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2016/4983 Esas, 2017/5516 Karar sayılı 06/02/2017 tarihli, Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2017/34458 Esas, 2018/602 Karar sayılı 05/02/2018 tarihli, Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2015/15021 Esas, 2015/29798 Karar sayılı 12/10/2015 tarihli, karar özetleri aşağıya alınmıştır.

“…Dolandırıcılık suçlarında suç yerinin haksız menfaatin fiilen elde edildiği yer olduğu, somut olayda ise hileli hareketler ile iradesi fesata uğratılan şikayetçi tarafından yatırılan paranın şüpheli kişi veya kişiler tarafından İstanbul ilinde bulunan bir bankamatikten çekildiği anlaşılmakla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılıığının yetkili olması ve mahkemece Bergama Cumhuriyet Başsavcılığının yetkili olması CMK’nın 309.maddesi gereğince bozmayı gerektirmiştir. ” (Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 2016/8280 Esas, 2016/8862 Karar sayılı 17/10/2016 tarihli kararı)

“…Dosya kapsamına göre, … 15. Ceza Dairesinin 06/04/2015 tarihli ve 2015/4473 esas, 2015/23011 sayılı ilâmı ve daha birçok kararında da belirtildiği üzere, dolandırıcılık suçunda iradesi fesada uğratılan kişinin yatırmış olduğu paranın fail tarafından çekildiği anda tamamlanacak olması nedeniyle suç yerinin de menfaatin temin edileceği yer olacağından hareketle, suç yerinin haksız menfaatin temin edildiği yer olan Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresinde kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden… “ (Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2016/4983 Esas, 2017/5516 Karar sayılı 06/02/2017 tarihli kararı)

“…Dairemizin 06.04.2015 tarih ve 2015/4473-23011 sayılı ilâmı ve daha birçok kararında da belirtildiği üzere, dolandırıcılık suçunun, iradesi fesada uğratılan kişinin yatırmış olduğu paranın fail tarafından çekildiği anda tamamlanacak olması nedeniyle suç yerinin de menfaatin temin edileceği yer olacağından hareketle…” (Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2015/15021 Esas, 2015/29798 Karar sayılı 12/10/2015 tarihli kararı)

Yukarıya alınan ve CMK 309 maddesi gereğince verilen Yargıtay kararları dikkate alındığında eylemin tamamlandığı yerin haksız menfaatin elde edildiği yer olduğu açıkça belirtilmektedir. Suçlarda menfaatin elde edilmesi, paranın harcanması, bankadan çekilmesi veya bankaya yatırılması ve böylece şüphelinin veya sanığın hesabına geçmesi arasında bir fark yoktur.

ARZ EDİLEN YARGITAY İÇTİHATLARI DOĞRULTUSUNDA YARGILAMAYA ADANAAĞIRCEZA MAHKEMESİ’NDE DEVAM EDİLMESİ GEREKİRKEN, YETKİSİZLİK KARARI VERİLEBİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Nitekim gerek TCK ve CMK tarafından gerekse Yargıtay içtihatlarınca soruşturma ve kovuşturmanın ancak ve ancak suçun işlendiği yerde yapılabileceği, dolandırıcılık suçunda ise suçun işlendiği yerin haksız menfaatin elde edildiği yer olduğu açıkça düzenlenmiştir. Somut olayda görülmektedir ki; Adana …. Ağır Ceza Mahkemesi görevli ve yetkili olduğu yargılama hakkında haksız şekilde ve yetersiz gerekçe ile yetkisizlik kararı vermiştir.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde, yetkisizlik kararına itiraz dilekçesi nin kabulü ile, Adana … Ağır Ceza Mahkemesi’nin 20../…. Esas 20../…. Karar sayılı yetkisizlik kararına itirazlarımızın kabulüne, yargılamanın görevli ve yetkili Adana Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yapılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Sanık …………… Müdafi
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Murisin dijital mal varlığı terekeye dahildir, bitcoin, ledger, ölen kilinin bulut hesabında yer alan para ve bilgileri, bitcoin, kripto para avukatı

Murisin Dijital Mal Varlığı Terekeye Dahildir

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2020/1149 Esas, 2020/905 Karar ve 13.11.2020 tarihli kararında murisin dijital mal varlığı terekeye dahildir diyerek önemli bir karar vermiştir. Özellikle son dönemde artan kripto para kullanımı ile bulut hesaplarda yer alan bu tip malvarlıklarına kripto para mirasçı ların nasıl erişebileceği konusunda fikir veren bu kararın tam metnini paylaşıyoruz.

Verilen kararda murisin kripto para veya gelir getirici sosyal medya hesapları gibi murisin dijital mal varlığı nın terekesine dahil olması gerektiğine ve dijital tereke sinin de tespiti yapılarak araştırma ve inceleme sonucunda bir karar verilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Yine kararda ölü kişinin e-posta hesabının özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendirilerek talebin reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğuna dikkat çekilmiştir.

Yine kararda kripto para miras kalır mı sorusuna da dijital para cüzdanlarının bağlı olduğu e posta hesaplarının da artık kişisel kullanımı aşıp ticari değeri olan dijital mal varlığı kapsamına girmeye başladığı değerlendirmesine yer verilmiştir.

Kripto para hukuku, Büken Hukuk ve Danışmanlık Bürosu olarak çalışma alanlarımızdan biri olup, 0507 057 53 35 nolu telefon numaramızdan randevu alabilirsiniz.

Murisin Dijital Mal Varlığı Terekeye Dahildir

ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6.HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/1149
Karar Numarası: 2020/905
Karar Tarihi: 13.11.2020

MURİSİN MAİL HESABINA BAĞLI OLAN BULUT DEPOLAMA SİSTEMİNE ERİŞİM İÇİN TEREKENİN TESPİTİ İSTEMİNDE DİJİTAL MAL VARLIĞININ TEREKEYE DAHİL OLDUĞU 

Denizli 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 09.07.2020 ve 2020/**** Tereke Esas 2020/**** Tereke Karar sayılı dosyasının yapılan istinaf incelemesinde

TALEP: Talep eden vekili mahkemeye sunduğu dilekçesinde özetle; müvekkilinin eşi …………’in trafik kazası sonucu 13/07/2019 tarihinde vefat ettiğini, geride mirasçı olarak müvekkili …….. ile müşterek çocuk …….’in kaldığını, murisin sağlığında 0(532)…………. numaralı GSM hattını ABD menşeli A. marka cep telefonu ile kullanmakta olduğunu, GSM hattının murisin ölümü üzerine kullanıma kapatıldığını. A. marka telefonlarda İ. isimli bulut bilişim sisteminin kullanıldığını ve cep telefonunda mevcut olan fotoğraf, video, ses kayıtları, medya dosyaları, dokümanlar, mailler, notlar gibi birçok verinin bu sistem üzerinde kayıtlı olduğunu, bu dokümanlara ise yalnızca A. kimliği ve şifresi ile erişilebildiğini, murisin kullandığı A. kimliğinin ………… @gmail.com” olduğunu ancak müvekkilinin bu İ. hesabına erişebilmesi için murisin şifresini bilmesi gerektiğim. GSM hattı kullanıma kapalı olduğu için hesaba erişemediğini, müvekkilinin bu İ. hesabına bağlı olan ve bu hesap vasıtası ile kontrol edilen terekeye konu olabilecek mal varlığının olduğunu bildiğini, hesapta e-ticaret sitesi hesabının, hediye çeklerinin ve kuponların olduğunun bilindiğini, cep telefonunda yer alan müvekkil ve oğlu ile birlikte çekilmiş yüzlerce fotoğraf ve videonun bulunduğunu,

Müvekkilinin yukarıda anlatılan taleplerinin karşılanması amacıyla A. T. ve Sat. Ltd. Şti. ile iletişime geçtiğini ancak firma tarafından müvekkiline mahkeme kararı sonrasında erişim izni sağlanacağı bilgisinin verildiğini, ilgili şirketin müvekkiline müteveffa eşinin mail hesabına bağlı İ. hesabına erişim izni vermek için;

– Müteveffanın A. kimliği ile ilişkili hesapların sahibi olduğuna,

– Müvekkilin, müteveffanın mirasçısı olduğuna,

– Müvekkilinin müteveffanın temsilcisi olduğuna ve mahkemece verilecek yetkilerinin. Elektronik Haberleşmenin Gizliliği Kanunundu kullanıldığı şekliyle ‘’yasal rıza” teşkil ettiğine,

– Müvekkilin müteveffaya ait A. hesaplarından kişisel tanımlama bilgi ve verileri içerecek şekilde kişisel verilerin alınabileceği hususunda mahkeme kararı istediğini, bildirerek mahkemece muris Z……….. ‘in terekesinin tespitine. A. İ. kimliğinin terekenin aktifinde kabul edilerek erişim sağlanması için ilgili şirketin taleplerinde bildirdiği hususlarda karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAFA KONU KARAR: Mahkemece tensiben “davacının murise ait A. marka cep telefonunun İ. hesabındaki fotoğraf, video, ses kayıtları, medya dosyaları, maillara oluşmak için murisin terekesinin tespitine, İ. kimliğinin terekenin aktifinde kabul edilerek İ. hesabına ulaşılması için karar verilmesini talep ettiği, TMK’nın 589. maddesine göre tereke tespitinde murisin mal ve haklarının tespit edilmesinin amaçlandığı, murise ait cep telefonunda bulunan İ. hesabına erişilmesi ile murisin özel hayatının gizliliğinin ihlal edileceği, İ. hesabına erişilmeden cep telefonundan telefonda kayıtlı resimlere murisin mirasçıları tarafından ulaşılacağı, davacının talebinin tereke tespitine konu edilemeyeceği” kanaatine varıldığı gerekçesi ile reddine karar verilmiş, bu karara karşı talep eden vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ: Talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin gerekçesinin eksik ve yanlış olduğunu, İ. hesabına ve dolayısıyla yukarıda sayılan maddi ve manevi varlıklara mahkeme kararı olmadan erişilmesinin mümkün olmayacağını, bunun yanı sıra; özel hayatın gizliliği hakkı gerçek kişinin maddi ve manevi gelişimini koruyan bir hak olması sebebiyle önemli olduğunu ancak vasfını yitirmiş bir hakkın olamayacağını, dolayısıyla da salt ölmüş kişilere yönelik eylemlerin özel hayatlarının gizliliğine aykırılık oluşturamayacağını, vefat itibariyle kişiliğin sona ermesi sebebiyle yerel mahkemenin “özel hayatın gizliliğini ihlal” tespitinin hukuktan yoksun olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

DELİLLER: Denizli 6 Noterliğinin 23/072019 tarih ve yevmiye no.lu veraset ilamı, taraf beyanı ve tüm dosya kapsamı.

GEREKÇE: Talep özünde terekenin tespitine ilişkindir. Mahkemece talebin reddine karar verilmesi üzerine talep eden vekili taralından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Terekenin tespiti Türk Medeni Kanununun 589. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 11/06/2019 tarih ve 2016/6394 Esas, 2019/5096 Karar sayılı ilamında terekenin tespitine ve korunmasına ilişkin yasanın bu düzenlemelerini yorumlamış, eldeki dosyada yol gösterici olması sebebi ile karar metni aynen alıntılanmıştır.

İlgili ilam şu şekildedir:

“Dava, Türk Medeni Kanununun 589. ve devamı maddelerinde yer olan “koruma önlemi” olarak ölüm tarihi itibariyle terekeyi oluşturan unsurları belirlemek, böylece olası ihtilaflarda başvuru kaynağı oluşturmak, bu sayede terekenin içeriği ile ilgili ölüm anındaki durumu öğrenme imkanını elde etmeye yönelik olarak terekede bulunan mal ve hakların tespitine ilişkindir.

Koruma önlemi olarak terekenin tespiti işlemi, kural olarak bir süreye bağlı olmayıp, bu önlemin alınması olanaksız veya yararsız hale gelmedikçe tereke paylaşılmadığı sürece islenebilir. Çünkü, koruma önlemi olarak terekenin tespiti işleminin maddi hukuk bakımından haklara ve borçlara bir etkisi bulunmamaktadır.

Tereke tespiti davaları delil tespiti niteliğinde olup, istihkak davası niteliğinde değildir Bu nedenle mahkemece yapılması gereken iş terekeye ait olduğu bildirilen mal varlığı unsurlarını tespit edip deftere geçirmek, bunlardan muhafazası mümkün olmayanlar varsa satıp paraya çevrilmesini sağlamak ve menkuller için de para, döviz vb. varsa bunları tereke malvarlığı olarak bankaya yatırmak; altın vb. ziynet eşyaları varsa bunları tereke mahkemesi kasasına alıp kaydetmek: diğer eşyaları ise ilgilisine veya üçüncü bir kişiye yediemin sıfatıyla teslim etmektir böylece tespit edilen eşyaları kararda göstermekten ibarettir.

Bu itibarla mahkemece, resmi kurululardan murisin taşınır ve taşınmaz tüm malvarlığına ilişkin bilgi istenmek, tereke mallarını zilyetliğinde bulunduran veya murise borcu olan mirasçıların murisin malı durumu ile ilgili bilgi vermekle yükümlü oldukları hatırlatılarak bu hususta mirasçılardan bilgi alınmak suretiyle “Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 3 3’üncü maddesi gereğince: ölüm anı itibarıyla telekedeki (taşınır veya taşınmaz) mal ve hakların tespit edilip hükümde gösterilmesi gerekir.

Somut olayda ise. mirasçılar tarafından miras bırakanın yurtdışındaki bankalarda hesaplarının olduğunun bildirilmesine karşın bu husus hiç araştırılmamış, miras bırakanın şirketlerinin malvarlıkları araştırılmamış, ayrıca miras bırakanın UYAP’tan taşınmazlarının sorgulanmasında mahkemece tespit edilenler dışında B. İli Y. ilçesi ….. parsel … ada … parsel. …. ada … parsel ve İ. İlçesi … ada … parsel sayılı taşınmazları bulunduğu, bunlardan …. parsel dışındakilerin 3402 sayılı Kanun gereği yenileme kadastrosu de oluşturulduğu anlaşılmıştır. Bu durumda yenileme kadastrosu ile oluşan parsellerin mahkemece tespit edilen taşınmazlar ile ilgisinin tespiti ve …. parselin de tapu kayıtlarının getirtilmesi ile terekenin tam olarak belirlenmesi gerekmektedir

Yazılı şekilde hükümde terekenin tespitine ilişkin bir hüküm kurulmamış olması ve terekenin tespitine ilişkin yetersiz araştırma ile yetinilmesi doğru görülmemiş, hu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.”

Alıntılanan Yargıtay ilamı çerçevesinde eldeki dosyada hiç bir araştırma yapılmaksızın talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte eldeki dosyada özel bir durumun söz konusu olduğu da açıktır. Zira talep eden müteveffanın “A. İ.” kimliğinin terekenin aktifinde olduğunun da tespitini talep etmiştir.

Gelişen teknolojilerin insan hayatını kolaylaştırması yanında bir kısım yeni kavramlar ve hukuki sorunlar yarattığı bilinen bir gerçektir. Bunların en başında da mülkiyet kavramının başkalaşımının geldiği söylenebilir.

Düne kadar mülkiyet kavramı menkul ve gayrimenkul mülkiyeti ile bir kısım sınırlı ayni haklar etrafında şekillenirken, son dönemde fikri mülkiyet kavramının gelişimi üzerine ilgili otoritelerce “Fikir ve Sanat Eserleri” mülkiyet hukuku çerçevesinde koruma altına alınmış, bu yönde bir kısım yasal düzenlemelere gidilmiştir.

Ancak çağımızın kaçınılmaz şekilde dijitalleşen hayat tarzı karşısında dijital mal varlığına dair dijital mülkiyet ile ilgili henüz yasal bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir.

Yakın zamana kadar elektronik posta hesapları, sosyal medya hesapları ve benzen dijital uygulamalar yalnızca kişisel kullanıma yönelik olup maddi bir değer taşımazken günümüzde bu hesapların reklam gelirleri elde edilen maddi bir karşılığı olan hesaplar halini alabildiği gibi, yine sosyal medya hesaplarının ve dijital para cüzdanlarının bağlı olduğu e posta hesaplarının da artık kişisel kullanımı aşıp ticari değeri olan dijital mal varlığı kapsamına girmeye başladığı anlaşılmaktadır.

Bu konuda Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Yasemin Maraşlı DİNÇ’in http:.//tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m20l9-142*1849 adresinde yayınlanan makalesinden yararlanılarak katıldığımız bir kısım tespitlerinin altının çizilmesi anlamında alıntılama yapılmıştır.

“Teknolojinin, dolayısıyla da internetin bu denli gelişmesi sonucunda sosyal medya kullanımı hayatımızın ayrılmaz bir parçası halini almıştır. Artık bir kısım insan, sosyal medya platformları aracılığıyla maddi kazanç elde etmeye dahi başlamıştır. Özellikle son zamanlarda “YouTuber” olarak nitelenmeye başlanan insan sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Öte yandan “Facebook ” veya İnstagram ’’ hesapları üzerinden, bir meslek icra edercesine satış yaparak yahut genellikle takipçi sayısı fazla olanların kişisel sayfalarında reklamlar yaparak maddi kazanç elde etmeleri sıradan hale gelmiştir.

Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkan dijital mal varlığı veya dijital miras kavramları ise ülkemiz hukuk sistemi içerisinde çok yaygın bir kullanıma sahip değildir. Türk kanunlarında bu konuda yasal düzenlemeler de henüz mevcut değildir. Bunun yanında konu Türk hukuk öğretisinde de uygulamada bir sorun olarak ortaya çıkmamasından olsa gerek, yeterli derecede incelenmemiştir. ”

Dijital malvarlığı kavramı, videolar, fotoğraflar, e-postalar, kişisel sosyal medya hesaplan gibi elektronik olarak depolanan ve yalnızca dijital formda bulunan diğer varlıklar anlamına gelmektedir Ancak dijital dünyanın sürekli değişmesine bağlı olarak dijital malvarlığının nelerden oluştuğu net olarak belirlenememektedir.”

Dijital miras ise bu tür soyut malvarlığı değerlerinin mirasçılara intikal etmesi, mirasa konusu olmasıdır.”

Aynı makalede değinildiği üzere mirasta intikal prensiplerinin kanunda şekil bulmuş hali olan TMK m. 599/2 hükmünde; “Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, miras bırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar” denilmektedir.

Murisin Dijital Mal Varlığı

Günümüzde murisin dijital mal varlığının yadsınamaz ve göz ardı edilemez bir gerçeklik olduğu, kripto para adı verilen ve uluslar arası ödemelerde dahi kullanılmaya başlanmış dijital sistemlerin var olduğu, yine astronomik reklam gelirleri sağlayan sosyal medya hesaplarının gün geçtikçe arttığı, aynı şekilde youtube ve benzeri dijital platformlarda salt reklam geliri ve hatta ücretli üyelik sistemi ile hizmet veren kanallar oluşturulduğu bir ortamda dijital mal varlığı ve dijital miras ile ilgili olarak yasal bir düzenleme bulunmadığı, bu konuda yasal bir boşluk bulunduğu değerlendirilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1. maddesi; “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.“ düzenlemesini içermektedir.

Murisin e posta hesabı ve buna bağlı olarak kullanılan sosyal medya hesapları, dijital cüzdan hesaplan vb. maddi değer ifade eden ve TMK’ nun 599. maddesi kapsamında terekesine dahil olup mirasçılarına intikali gereken dijital mal varlığının da tespitinin gerekeceği kanaatine varılmıştır.

Dosya özelinde bakıldığında, talep eden özellikle “………@gmail.com” hesabının murise ait olduğunun, yani müteveffanın A. kimliği ile ilişkili hesapların sahibi olduğunun ve müvekkilinin müteveffanın temsilcisi olduğunun ve mahkemece verilecek yetkilerinin, Elektronik Haberleşmenin Gizliliği Kanunu’nda kullanıldığı şekliyle “yasal rıza” teşkil ettiğinin tespitini istemektedir.

……..@gmail.com hesabının müteveffaya ait olup olmadığı hususu teknik bir konu olup mahkemece ancak bilirkişi raporu alınarak tespit edilebileceği açıktır. Bunun tespitinden sonra ise talep edenin ilgilinin temsilcisi olduğu ve bu bilgilerin verilmesinin Elektronik Haberleşmenin Gizliliği Kanununa aykırılık teşkil edip etmeyeceği hususu hukuki bir değerlendirme gerekecektir.

Sonuç olarak, mahkemece tespit talebi gereğince murisin ölüm tarihi itibariyle tüm aktif ve pasif mal varlığının tespiti ve bu minvalde dijital mal varlığının terekesine dahil olması gerektiği nazara alınarak dijital terekesinin de tespiti yapılarak araştırma ve inceleme sonucunda bir karar verilmesi gerekirken, ölü kişinin e posta hesabının özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendirilerek talebin reddine karar verilmiş olması hatalı olmuştur.

İzah olunan gerekçeler karşısında talep eden vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının, HMK’nun 353/l-a.6 maddesi gereğince kaldırılması gerektiği değerlendirilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.

HÜKÜM; Yukarıda açıklanan nedenlerle:

1- Talep eden vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun. KABULÜ ile, Denizli 4.Sulh Hukuk Mahkemesinin …………… ve 2020/… Tereke Esas 2020/…. Tereke Karar sayılı kararının 6100 Sayılı HMK’nın 353/( 1 ) -a-6.maddesi gereğince KALDIRILMASINA.

2- Dosyanın. Dairemiz kararına uygun şekilde yemden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3-Kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına,

4- Talep eden vekili tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, istek halinde yatırana iadesine,

5- Talebin niteliği gereği istinaf masraflarının talep eden üzerinde bırakılmasına,

6-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/(1 )-a maddesi gereğince, kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.

işsizlik sigortası teminatı, işsizlik sigortası teminatı davası, işsizlik teminatının ödenmemesi, işsizlik sigortası poliçe, işsizlik teminatının ödenmemesi, işsizlik teminatı davası, işsizlik sigortası teminatı davası, işsizlik sigortası, işsizlik teminatının ödenmemesi, işsizlik sigortası teminatı davası işsizlik sigortasından kaynaklanan tazminat, İşsizlik sigortası teminatının ödenmemesi, işsizlik teminatının ödenmesi,adana tüketici hakları avukatı,

İşsizlik Sigortası Teminatı Davası

Bu makalemizde işsizlik sigortası teminatından ve işsizlik sigortası teminatı davası ndan bahsedeceğiz. Sigorta şirketleri ile yapılan bu tip sigortalarda işsizlik teminatının ödenmemesi durumu ile sıklıkla karşılaşılmaktadır. Sigorta şirketleri sigortalının işsiz kalma durumunun işsizlik sigortası poliçe şartlarına uygun olmadığı gerekçesiyle işsizlik teminatının ödenmemesi yoluna gidebilmektedir. Bu durumda işsizlik teminatı davası veya işsizlik sigortası teminatı davası olarak da bilinen davanın açılması gerekebilmektedir.

İşsizlik Sigortası Teminatı Davası

İşsizlik sigortası ile amaçlanan mesleki faaliyetin korunması olmayıp, gelirin korunmasıdır. Bu itibarla, dava konusu sözleşmenin nitelendirmesi yapılırken, sözleşmenin sigortalının işsiz kalma rizikosu nedeniyle gelirden mahrumiyetini önlemeye yönelik bir sözleşme olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. İşsizlik teminatının ödenmemesi durumunda sigortalının tüketici, yapılan işlemin de tüketici işlemi olduğu kabul edilmelidir. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre de işsizlik sigortası teminatı davası Tüketici Mahkemesi görevlidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/14452 E, 2018/6382 K, 17.10.2018 T sayılı kararında da bu duruma değinmiş işsizlik teminatının ödenmemesi durumunda açılacak işsizlik sigortası teminatı davasında “…Dava, işsizlik sigortasından kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir. Tüketici konumundaki davacı tarafından açılan işbu davada tüketici mahkemesinin görevli olduğu ancak, mahalde ayrı bir tüketici mahkemesi bulunmadığından, mahkemenin tüketici mahkemesi sıfatıyla görevli olduğu nazara alınarak karar verilmesi gerekir….” şeklinde karar vermiştir.

İşsizlik sigortası teminatının ödenmemesi durumunda açılacak bu davalarda, yazılacak dava dilekçesinde neden işsizlik teminatının ödenmesi gerektiğinin açık ve duru bir dille anlatılması elzemdir. Bu bakımdan açılacak davalarda alanında uzman bir  adana tüketici hakları avukatından hukuki yardım almakta fayda vardır.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu , işsizlik teminatının ödenmemesi durumunda açılacak davaların yanı sıra  adana tüketici hakları avukatı olarak, ayıplı mal ve hizmetten doğan uyuşmazlıklarda. ayıplı mal ve hizmet dolayısıyla ortaya çıkan zararın tazmininde. tüketici kredisi sözleşmesi dosya masrafı vb ad altında alınan ücretlerin iadesinde. tip sözleşmelerdeki haksız şartlara ilişkin uyuşmazlıklarda. taksitle satış sözleşmeleri, tüketici kredisi sözleşmeleri, konut finansmanı sözleşmeleri, mesafeli satış sözleşmeleri, devre tatil ve uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri, paket tur sözleşmeleri ve abonelik sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar hususunda hizmet sunmaktadır.

Yurtdışına tebligat nasıl yapılır, yabancı ülkeye tebligat genel hükümlere göre yapılır, yurtdışına tebligat, masrafı, adana avukat...

Yurtdışına Tebligat Nasıl Yapılır?

Bu makalemizde yurtdışına tebligat nasıl yapılır sorusuna cevap bulmaya çalışacağız. Yurtdışına tebligat, Tebligat Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenmiştir. Yurtdışına tebligat nasıl yapılır sorusuna cevap ararken tebligat yapılacak devlet ile yapılmış bir anlaşma veya çok taraflı bir sözleşme olup olmadığına bakmak gerekir. Eğer herhangi bir anlaşma mevcut değilse bu durumda yabancı ülkeye tebligat genel hükümlere göre yapılır.

Yurtdışına Tebligat Nasıl Yapılır?

Yabancı ülkeye tebligat, o ülkenin yetkili makamları aracılığıyla yapılır. Tebligat yapılması o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosluk tarafından yetkili makamdan istenir. Nitekim Tebligat Kanunu’nun 25/1. maddesi de “Yabancı memlekette tebliğ o memleketin salahiyetli makamı vasıtasiyle
yapılır. Bunun için anlaşma veya o memleket kanunları müsait ise, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu tebligat yapılmasını salahiyetli makamdan ister.” hükmüne amirdir.

Yurtdışına tebligat nasıl yapılır sorusunun cevabı Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te mevcuttur. Yurtdışına tebligat için, tebliğ evrakı tebligatı çıkaran merciin bağlı olduğu Bakanlık tarafından (mesela Adalet Bakanlığı) Dışişleri Bakanlığı’na iletilir. Dışişleri Bakanlığı da evrakı ilgili Türkiye elçiliğine veya konsolosluğuna gönderir. Dışişleri Bakanlığı’nın aracılığına gerek görülmüyorsa, o evrak merciin bağlı olduğu bakanlık tarafından da direkt ilgili Türkiye elçiliğine veya konsolosluğuna gönderilebilir.

Nitekim Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 38. maddesine göre de;“Yabancı ülkelerde bulunanlara tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu bakanlık aracılığıyla Dışişleri Bakanlığına, oradan da o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilir. Dışişleri Bakanlığının aracılığına gerek görülmeyen hallerde, tebligat evrakı bakanlıklarca doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilebilir. Dışişleri Bakanlığı ve tebliği çıkaran merciin bağlı olduğu bakanlık tebliğ evrakını, 39, 40, 41, 43 ve 47 nci madde hükümlerine göre düzenlenip düzenlenmediği yönünden inceler, varsa yanlışlık ve eksiklikleri düzelttirir veya tamamlattırır.”

Yine yabancı ülkeye tebligat nasıl yapılır sorusuna cevap ararken Adalet Bakanlığı tarafından bu konuda çıkarılmış genelgeleri de incelemek gerekir. Örneğin 069-3 nolu cezai konularda uluslararası tebligatla ilgili genelge veya 063-3 nolu hukuki alanda uluslararası adli tebligat işlemleri ile ilgili genelge bunlardan başlıcalarıdır. Bahsi geçen genelgeler dahil Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılmış tüm genelgelere buradan ulaşabilirsiniz.

Tebligat Hukuku ile ilgili olarak “21/2 Tebligat Nedir?” başlıklı makalemize buradan, “İlanen Tebligat Nedir?” başlıklı makalemize ise buradan ulaşabilirsiniz. Borçlunun Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesi uyarınca yapılacak mernis adresine tebligat talebine buradan ulaşabilirsiniz. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Sokağa Çıkma Yasağı Cezasının İptali Emsal Karar

Sokağa çıkma yasağının ihlali halinde Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 282. maddesine göre idari para cezası verilebilmektedir. Sokağa çıkma yasağının ihlali sebebiyle kesilen idari para cezasının iptaline dair emsal karar bu makalemizde paylaşılmaktadır. Sokağa çıkma yasağı cezasının iptali emsal karar da Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliği, Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 2020/4354 Esas, 2020/14250 Karar ve KYB-2020/75964 tebliğname numaralı 09.11.2020 tarihli kararından hareketle, sokağa çıkma yasağı tedbirinin Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda düzenlenen tedbirlerden olmadığı, dolayısıyla bu Kanun’a göre ceza tesis edilemeyeceğine karar vermiştir. Sokağa çıkma yasağı cezasının iptali emsal karar aşağıda yer almaktadır. Söz konusu emsal kararın verilmesinde emeği bulunan meslektaşlarımıza bir teşekkürü borç biliriz.

Sokağa Çıkma Yasağı Cezasının İptali Emsal Karar

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

El yazılı vasiyetname nedir, el yazılı vasiyetname nasıl hazırlanır, geçerlilik şartları, el yazılı vasiyetnamenin geçerliliği, yargıtay kararları

El Yazılı Vasiyetname Nedir?

Bu makalemizde el yazılı vasiyetname nedir, el yazılı vasiyetname nasıl hazırlanır, el yazılı vasiyetname nereye verilir gibi sorulara cevap vermeye çalışacağız. El yazılı vasiyetname, mirasbırakanın başından sonuna dek kendi el yazısı ile yazılmış olmak zorundadır. Bu vasiyetname türü okuma yazma bilen herkes tarafından yapılabilecek, masrafsız ve kolay bir yoldur.

El Yazılı Vasiyetname Nedir?

El yazılı vasiyetname nedir sorusu en basit şekilde şöyle cevaplanabilir. El yazılı vasiyetname, mirasbırakanın başından sonuna dek kendi el yazısı ile yazılmış olmak zorundadır. Bu vasiyetname türü okuma yazma bilen herkes tarafından yapılabilecek, masrafsız ve kolay bir yoldur.

El Yazılı Vasiyetname Nasıl Hazırlanır?

El yazılı vasiyetname nasıl hazırlanır sorusunun cevabını Medeni Kanun’un 538/1 maddesinde bulabiliriz. Düzenlemeye göre; “El yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması zorunludur.” Dolayısıyla el yazılı vasiyetname mirasbırakanın bizzat el yazısı ile yazılmış olması gerektiği gibi, tarihinin yıl, ay ve gün olarak belirtilmesi ve vasiyetçi tarafından imzalanması gerekir. Bu şartları taşımayan el yazılı vasiyetnameler geçersizdir. Yazının okunaklı olmaması, veya Türkçe dışında bir dille yazılması vasiyetnamenin içeriğini etkilemez.

El Yazılı Vasiyetnamenin Geçerliliği

Yukarıda belirttiğimiz gibi mirasbırakanın el yazısı ile yazılmamış, yıl, ay ve gün belirtilmemiş ve imzalanmamış el yazılı vasiyetnamenin geçerliliği yoktur. Nitekim Yargıtay kararları da bu yöndedir.

  • “…İmza dışındaki kitap harfleriyle yazılı vasiyetname içeriğinin vasiyetçinin el ürünü olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, 28.5.2002 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre imzanın miras bırakana ait olduğu yazı örnekleri bulunmadığından vasiyetname içeriği ile ilgili değerlendirme yapılamayacağı tesbit edilmiştir. Davalı tanıkları, tanık S. S. dahil vasiyetnamenin miras bırakanın el yazısı ile tanzim edildiğine dair görgüye dayalı bir bilgi verememişler, buna karşı davacı tanıkları miras bırakanın okuma yazma bilmediğini beyan etmişlerdir. Bu durum karşısında ve Adli Tıp Kurumu raporuna göre vasiyetname aslı ibraz edilmediğinden ve vasiyetname içeriği yazıların miras bırakana ait olduğunun tesbiti de mümkün bulunmadığından Türk Kanunu Medenisinin 485. maddesi koşulları oluşmamıştır. Davanın kabulü ve vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi gerekirken davanın reddi ve yazılı gerekçelerle hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.” Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas Numarası: 2003/4548, Karar Numarası: 2003/5785, Karar Tarihi: 21.04.2003
  • “…Somut olayda; davaya konu vasiyetname, mirasbırakan …tarafından 10.01.1993 tarihinde hazırlanmış olup,söz konusu vasiyetnameye mirasbırakanın isim ve soy ismini yazdığı ancak vasiyetnamenin mirasbırakan tarafıdan imzalanmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar, davalılar 10.01.1993 tarihli el yazılı vasiyetnameyi , mirasbırakanın adı ve soyadını yazmak suretiyle imzaladığını ve hüküm ifade edeceğini ileri sürmüş ise de,davacılar tarafından mahkemeye ibraz edilen ,mirasbırakan …’ye ait vekaletnamede mirasbırakanın imzasını ad ve soyad yazmak suretiyle atmadığı anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece; 10.01.1993 tarihli vasiyetnamede mirasbırakanın imzasının bulunmadığı, el yazısı ile düzenlenen vasiyetnamenin mirasbırakan tarafından imzalanmış olmasının zorunlu olduğu gözetilerek, davanın kabulü ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine ilişkin hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Esas Numarası: 2016/8717, Karar Numarası: 2017/2051, Karar Tarihi: 27.02.2017

El Yazılı Vasiyetname Nereye Verilir?

Medeni Kanun’un 538/1 maddesi ise el yazılı vasiyetname nereye verilir sorusunun cevabını vermektedir. Düzenlemeye göre; “El yazılı vasiyetname, saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hâkimine veya yetkili memura bırakılabilir.”

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Destekten yoksun kalma tazminatında desteğin kusuru destekten yoksun kalanlara yansıtılamaz, sigorta şirketi zmm destekten yoksun kalma tazminatı

Destekten Yoksun Kalma Tazminatında Desteğin Kusuru

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, aşağıda yer verilen kararında destekten yoksun kalma tazminatında desteğin kusuru konusunda önemli bir karar vermiştir. Kararda, desteğin ister kendi kusuru, ister bir başkasının kusuru ile ölmüş olsun, ölümün, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğuran bir sonuç olduğuna ve bu durumda destekten yoksun kalma tazminatında desteğin kusuru nun destekten yoksun kalanlara yansıtılamayacağına karar vermiştir. Kararda araç sürücüsünün veya işleteninin tam kusurlu olması halinde dahi 3.kişi konumunda olan destekten yoksun kalan kişilerin sigorta şirketinden tazminat isteme hakkına sahip olduğuna hükmedilmiştir.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatında Desteğin Kusuru

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
8. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2018/2171
Karar Numarası: 2020/3556
Karar Tarihi: 22.10.2020

DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDA DESTEĞİN KUSURU DESTEKTEN YOKSUN KALANLARA YANSITILAMAZ

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 19/02/2018
NUMARASI : 2016/329 E. – 2018/155 K.
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/10/2020

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; vekil edeninin oğlu …’in sevk ve idaresinde olan ve davalı … nezdinde de ZMM sigortalı bulunan … plaka sayılı aracın karıştığı 28/07/2014 günlü trafik kazasında davacının oğlu … ile birlikte … de hayatını kaybettiğini, sürücü …’in kazanın meydana gelmesinde kusurlu olmasına rağmen desteğin kusurunun 3. Kişi olan vekil edenine yansıtılamayacağını ileri sürerek, kaza sonucunda hem oğlunu hem de iki torununu kaybeden davacının bu üç kişinin desteğinden yoksun kaldığını ileri sürerek fazlaya ilişen haklar saklı kalmak kaydıyla (belirsiz alacak) 1.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı … şirketinden tahsiline karar verilmesini istemiş, 26/12/2017 günlü ıslah dilekçesi ile de istek miktarını 58.879,09-TL ‘ye çıkarttıklarını açıklamıştır.

Davalı … vekili cevabında özetle; dava konusu kazaya karıştığı ileri sürülen … plaka sayılı aracın, 13/08/2013-13/08/2014 tarihleri arasını kapsar biçimde vekil edeni şirket nezdinde ZMM sigortalı olduğunu, kusur durumunun ve destekten yoksun kalındığının usulüne uygun şekilde kanıtlanması gerektiğini, sorumlulukları yoluna gidilecek olur ise tazminat hesaplamasının 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren Genel Şartlar’a göre hesaplama yapılmasını, olayda hatır taşıması olup olmadığını ve davacıların müterafik kusurlu bulunup bulunmadığının da gözetilmesini istediklerini açıklayarak davaya karşı koymuştur. Mahkemece; iddia, savunma, toplanan deliller, olayla ilgili olarak Sivrihisar C. Başsavcılığınca yürütülen soruşturma evrakları, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı gözetilerek , talep konusu kazanın oluşumunda davacının oğlu olan …’in tam kusurlu olduğu belirlenmiş ise de, görülmekte olan dava bakımından 3.kişi konumunda bulunan davacıya destek sürücünün kusurunun yansıtılamayacağı görüşünden hareketle, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporu doğrultusunda;

“1- Davacının, müteveffa …’in yönünden ileri sürdüğü destekten yoksun kalma talebinin 26/12/2017 harçlandırma tarihli talep artırım dilekçesinde belirtilen miktar üzerinden kabulü ile 58.879,09-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan 23/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline,

2- Davacının müteveffa … ve müteveffa … yönünden ileri sürdüğü destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin reddine,” karar verilmiştir. Karara karşı davalı … vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinaf nedenleri; 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMM sigortası genel şartlarına göre; talebin teminat dışı olduğu halde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01/11/2017 tarih, 2017/-1315 -2017/1239 sayılı konuyla ilgili içtihadın göz ardı edilmesi sonucunda, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı biçim ve şekilde vekil edeni sigorta şirketinin sorumluluğu yoluna gidilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu hususuna yöneliktir. İstinaf edenlerin sıfatına, istinafın kapsam ve nedenleriyle sınırlı olmak kaydıyla yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda; Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı isteğine ilişkindir. Görülmekte olan davada, talebin dayanağını oluşturan kaza, 28/07/2014 tarihinde meydana gelmiş olup; kaza tarihi itibariyle uygulanması gereken yasal mevzuat ve HGK kararları ile Yargıtay özel dairesinin yerleşmiş uygulamaları dikkate alındığında; sürücü-işleten destek ister kendi kusuru, ister bir başkasının kusuru ile ölmüş olsun, ölüm, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğuran bir sonuç olduğundan;  destekten yoksun kalma tazminatında desteğin kusuru nun destekten yoksun kalanlara yansıtılamayacağı, araç sürücüsünün veya  işleteninin tam kusurlu olması halinde dahi 3.kişi konumunda olan destekten yoksun kalan kişilerin sigorta şirketinden tazminat isteme hakkına sahip olduğu konusunda Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 16/04/2019 gün 2016/10995 Esas-2019/4807 Karar sayılı emsal içtihadından görüleceği üzere, duraksamamak gerekir.

Bu durumda, mahkemece, talebin aracın ZMM sigortacısı olan davalı … şirketinin sorumluluğu kapsamında kaldığı kabul edilerek, yazılı biçim ve şekilde karar verilmiş olmasında herhangi bir yanılgı bulunmadığı gibi, başka bir olay, durum ve hukuki ilişkiye ait bulunan HGK’nın 01/11/2017 gün 2017/1315 Esas-2017/1239 Karar sayılı ilamındaki belirlemelerin somut olayda uygulanamayacağının da açık olmasına göre davalı … vekilinin yerinde olmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki biçimde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçe uyarınca; 1-Usûl ve yasaya uygun … 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 19/02/2018 tarih ve 2016/329 E. – 2018/155 K. sayılı kararına karşı davalı … vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK 353/1-b/1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalıdan alınması gerekli 4.022,03-TL nispi istinaf karar ve ilam harcından davalı tarafından istinaf başvurusu sırasında peşin olarak yatırıldığı anlaşılan 1.006,00-TL’nin düşümü ile kalan 3.016,03-TL harcın davalı …Ş’den alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine,3-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle taraflar yararına avukatlık ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,4-İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK.m.362/1-a hükmü gereğince miktar itibariyle kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.