Etiket: adana avukat selce maraş büken

Akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi nasıl yazılmalıdır, akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi ve adana boşanma avukatı yargıtay kararları avukat

Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Dilekçesi

Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasını daha önce incelemiştik. Ancak akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi konusuna geçmeden önce konu ile ilgili kısaca bilgi vermeyi faydalı buluyoruz. Ayrıntılı bilgi için makalemize buradan ulaşabilirsiniz.

Akıl hastalığı Türk Medeni Kanunu‘na göre bir boşanma nedenidir. Kanun’un 165. maddesinde eşlerden birinin akıl hastası olması nedeniyle ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelmesi halinde, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının sağlık raporuyla tespit edilmesi halini boşanma nedeni olarak saymıştır. Dolayısıyla akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi içeriğinde davalı eşin sağlık durumundan bahsedilmeli ve mahkemeden eşin durumunun sağlık raporu ile tespit edilmesi istenmelidir. Ayrıca akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi nde diğer eşin akıl hastalığı iyileşebilir durumda değilse davacının hayatını ne gibi sebepler dahilinde çekilmez hale getirdiğinin de anlatılması gerekir.

Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Dilekçesi

…………….… NÖBETÇİ AİLE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DAVACI                                  : ………..………….…

VEKİLİ                                   : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI                                  : ………..………….…

KONU                                    : Akıl hastalığı nedeniyle boşanma dilekçesi nin arzıdır.

AÇIKLAMALARIMIZ

1.Müvekkil davalı ile ../../….. tarihinden bu yana evli olup, bu evlilikten … çocukları vardır. Taraflar … yıldır evli olmalarına rağmen, davalının son .. yıldır hal ve davranışları değişiklik göstermeye başlamış, bunun üzerine kendisine …/…/….. tarihinde şizofreni tanısı konmuştur. (Ek-1: Doktor raporu)

2. Müvekkil davalının sorumluluğunu üzerinde hissederek bakımı ve tedavisi ile ilgilenmiş ise de, davalının akıl hastalığı iyileşebilir durumda değildir. Davalının söz konusu akıl hastalığı iyileşmesi imkansız olmasının yanı sıra, müvekkilin ve çocuklarının hayatını çekilmez hale getirmiştir. Bu doğrultuda davalının hastalığı nedeniyle yaşanan ve müvekkilin hayatını çekilmez hale getiren, ortak çocukları …..’nın da psikolojisini alt üst eden olaylar dilekçemiz devamında ayrıntıları ile anlatılmaktadır.

3. …………………………………………………………………………………………………………………………

4. …………………………………………………………………………………………………………………………

HUKUKİ DELİLLER :

  1. Nüfus kayıtları,
  2. Hastane raporları
  3. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılması,
  4. Tanık,
  5. Yemin,
  6. Uzman İncelemesi,
  7. Yargılamanın işine yarayacak her tür kanıt.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edildiği üzere;

  1. Tarafların TMK 165. maddesi gereği BOŞANMALARINA;
  2. Müşterek çocuk …….. doğumlu ……. ‘nın GEÇİCİ VELAYETİNİN VE DAVA SONUNDA VELAYETİNİN MÜVEKKİLE VERİLMESİNE,
  3. Müvekkil için, davalı aleyhine ………… TL MANEVİ TAZMİNATA hükmedilmesine;
  4. Dava sonucunda, YARGILAMA GİDERLERİ VE, AVUKATLIK ÜCRETİNİN DAHİ DAVALIYA YÜKLETİLMESİNE karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Hukuk sistemimizde avukat ile temsilin zorunlu olmamakla birlikte boşanma davasında, adana boşanma avukatı ndan hukuki danışma hizmeti almanız en büyük tavsiyemizdir.

Boşanmada eşlerin birbirinden maddi tazminat veya manevi tazminat talepleri de olabilir. Boşanma davalarında, tazminatın belirlenmesinde eşlerin kusur durumu ve eşlerin maddi güçlerinin tam olarak ortaya konması önem arz ettiğinden bir adana boşanma avukatı aracılığıyla takip edilmesinde hukuki yarar olduğu görüşündeyiz.

Boşanma davasında GPS kayıtları, telefona casus yazılım, delil niteliği, aracına gps cihazı ile aldatmanın ispatı, adana boşanma avukatı, yargıtay kararı

Boşanma Davasında GPS Kayıtları

Boşanma davasında GPS kayıtları takip sistemlerinden alınan verilerin delil niteliği olup olmadığı sorusu ile sıklıkla karşılaşmaktayız. Özellikle aldatma nedeniyle açılan boşanma davalarında eşler diğer eşin aracına GPS cihazı yerleştirerek delil elde etmeyi amaçlamaktadır. Başvurulan bir diğer yöntem de diğer eşin telefonuna casus yazılım yüklenmesidir. Eşin telefonuna casus yazılım yüklemek aldatmayı ispat eder mi veya eşin aracına gps cihazı taktırmak aldatmayı ispat eder mi sorularını sıklıkla yöneltmektedir. Boşanma davasında GPS kayıtları ve casus yazılım kayıtlarının kullanılması öncelikle etik bir davranış olmadığı kanaatindeyiz. Ayrıca elde edilen bu deliller hukuka aykırı delil statüsündedir. Dolayısıyla hükme esas alınamaz ve ispat kabiliyeti yoktur. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de aşağıda yer verilen kararında Boşanma davasında GPS kayıtları ve casus yazılım kayıtlarının hukuka aykırı delil olduğu ve hükme esas alınamayacağına karar vermiştir.

Boşanma Davasında GPS Kayıtları

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2016/3808
Karar Numarası: 2017/10105

EŞİN ARACINA GPS TAKILMASININ HUKUKA AYKIRI DELİL OLDUĞU

Erkek Tarafından, Kadının Aracına Cihaz Taktırılması ve Telefonuna Casus Yazılım Yüklenmesinin Hukuka Aykırı Delil Niteliğinde Olduğu – Dosyada Yer Alan Diğer Deliller Dikkate Alındığında Kabul Edilen ve Gerçekleşen Kusurlu Davranışlara Göre Tarafların Eşit Kusurlu Olduğu – Yerinde Bulunmayan Temyiz İtirazlarının Reddiyle Usul ve Kanuna Uygun Olan Hükmün Onanması Gerektiği

Özeti: Davacı-karşı davalı erkek tarafından, davalı-karşı davacı kadının aracına GPS cihazı taktırılması ve telefonuna casus yazılım yüklenmesi hukuka aykırı delil niteliğinde ise de, dosyada yer alan diğer deliller dikkate alındığında kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir.

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından, kusur belirlemesi, tazminatların reddi, nafakaların miktarı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı-karşı davalı erkek tarafından, davalı-karşı davacı kadının aracına … cihazı taktırılması ve telefonuna casus yazılım yüklenmesi hukuka aykırı delil niteliğinde ise de, dosyada yer alan diğer deliller dikkate alındığında kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 143.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

Adana Boşanma Avukatı; 

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Boşanmadan sonra kadının bekleme süresi, iddet müddeti nedir, bekleme süresinin kaldırılması, boşandıktan sonra yeniden evlenmek isteyen kadın, adana boşanma avukatı

Boşanmadan Sonra Kadının Bekleme Süresi

Boşanmadan sonra kadının bekleme süresi hukuki dayanağını Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesinden alır. Boşanan erkek taraf yeniden evlenmek için bir süreye tabi olmasa da, kadın için durum farklıdır. Boşanmadan sonra kadının bekleme süresi kadının iddet süresi olarak da tabir edilir. Boşanmadan nesep karışıklıklarına mahal vermemek amaçlanmıştır.

Boşanmadan Sonra Kadının Bekleme Süresi

Türk Medeni Kanunu’nun 132. maddesinde boşanmadan sonra kadının bekleme süresi düzenlenmiştir. Kanun’a göre; Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez. Erkekler bu süreye tabi değildir. Boşanmadan sonra kadının bekleme süresi ni doldurması gerekir ancak doğurmakla süre biter. Üçyüz günlük bekleme süresi sırasında doğan çocuk evlilik birliği içinde doğmuş sayılır ve boşanan eşlerin nüfusuna kaydedilir.

Dolayısıyla boşanan kadın hemen evlenemez. Boşanmadan sonra yeniden evlenmek isteyen kadın, iddet süresini beklemek istemiyorsa gebe olmadığını ispatlayarak bunu yapabilir. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının doktor raporu ile anlaşılması halinde bekleme süresine uyma zorunluluğu yoktur. Kadının bunun için mahkemeden iddet müddetinin yeniden evlenmesini temin için kaldırılmasına dair talepte bulunması gerekir.

Yine aynı şekilde evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır. Bu durumda da boşanmadan sonra kadının bekleme süresi kaldırılabilir.

Kadının Bekleme Süresi İle İlgili Yargıtay Kararları

YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2014/11748, Karar Numarası: 2014/10954, Karar Tarihi 09.07.2014:  “…Somut olayda davaname ile Ayşe’nin gayriresmi birlikteliğinden olan oğlu Şenol’u boşandıktan sonra iddet müddeti içerisinde nüfusa kaydettirmesi nedeniyle eski eşi adına nüfusa kaydedildiği, gerçekte babasının Adil Koş olduğu iddiasıyla Şenol’un nüfus kaydının düzeltilmesini talep edilmiştir. Davanın kabul edilmesi halinde davalının baba adının değiştirilmesinin yanında nüfusta babası ile soy bağı kurulacağından, dava bu niteliği itibariyle bir nesep davasıdır. “

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2017/7288, Karar Numarası: 2018/2224 ,Karar Tarihi: 15.02.2018: Dava babalığın tespiti, TMK 304. maddede düzenlenen mali haklar ve küçük çocuk için nafaka istemine ilişkindir. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak, davacı 01.09.2015 tarihinde doğum yapmış ve …adı verilen çocuk davacı ile davalı …’nın evlilik birliğine 04.09.2015 tarihinde tescil edilmiştir. TMK. 285. maddesi “Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Bu süre geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması, ananın evlilik sırasında gebe kaldığının ispatıyla mümkündür. Kocanın gaipliğine karar verilmesi hâlinde üçyüz günlük süre, ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden işlemeye başlar.” hükmünü içermektedir. Davacı da evliliğin devamı sırasında hamile kaldığını iddia etmiş ve evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içerisinde doğum yapmış ve çocukta babası hanesine tescil edilmiştir. Mahkemece bu hüküm dikkate alınarak babalığın tespitine yönelik davanın reddine karar verilmesi yerine kabulü doğru görülmemiştir.

Adana Boşanma Avukatı; 

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

covid-19 salgını sebebiyle kiranın uyarlanması davası, covid-19 salgınının kira sözleşmelerine etkisi, kira bedelinin indirilmesi talebi, adana avukat

Covid-19 Salgını Sebebiyle Kiranın Uyarlanması

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, son tarihli kararında covid-19 salgınının kira sözleşmelerine etkisi bakımından oldukça önemli bir karar vermiştir. Covid-19 salgını sebebiyle kiranın uyarlanması davasında verilen kararda  davacı/kiracının pandemi sürecinde iş hacminde düşüş olduğunu belirterek ve pandemi süresince geçerli olmak üzere covid-19 salgını sebebiyle kiranın uyarlanması talebinin kabulüne karar verilmiştir.

Kararda, yaşanan salgın hastalık sürecinin olağanüstü bir durum olduğu, taraflarca öngörülemeyeceği, genel olarak salgın hastalık sürecinin olağanüstü durum olarak kabul edilmesi gerektiği covid-19 salgını sebebiyle kiranın uyarlanması talep edildiğinde mahkemece salgının ve alınan tedbirlerin bizzat kiracı üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gerektiği hususlarına dikkat çekmiştir. Ortaya çıkan olumsuz duruma kiraya verenin sebep olmadığı da göz önünde bulundurularak oluşan yükün, sözleşmenin her iki tarafı üzerine dağıtılacak şekilde sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması gerektiğine dolayısıyla covid-19 salgını sebebiyle kiranın uyarlanması talebinin kabul edilmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Covid-19 Salgını Sebebiyle Kiranın Uyarlanması

BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/1103
Karar Numarası: 2020/1008
Karar Tarihi: 29.09.2020

COVID 19 SALGINI SEBEBİYLE KİRA BEDELİNDE İNDİRİM YAPILMASI İSTEMİ

COVID 19 SALGINI VE PANDEMİ SÜRECİNDE TELAFİSİ İMKANSIZ BİR ZARAR DOĞMAMASI İÇİN KİRA BEDELİNDE UYARLAMA YAPILABİLECEĞİ

Özeti: Yaşanılan salgın hastalık sürecinin olağanüstü bir durum olduğu ve taraflarca öngörülemeyeceği açıktır. O halde genel olarak salgın hastalık sürecinin olağanüstü durum olarak kabul edilmesi gerekir. Ancak salgının ve salgının yayılmasının engellenmesi amacıyla alınan tedbirlerin etkileri sektörlere ve işin yapıldığı yere göre farklılık göstermesi nedeniyle bu olağanüstü durum karşısında tüm sözleşmelere belirlenmiş bir şekilde müdahale etmek mümkün değildir. O halde somut olayda olduğu üzere kiranın uyarlanması talep edildiğinde mahkemece salgının ve alınan tedbirlerin bizzat kiracı üzerindeki etkileri değerlendirilmeli, bu olumsuz duruma kiraya verenin sebep olmadığı da göz önünde bulundurularak oluşan yük, sözleşmenin her iki tarafı üzerine dağıtılacak şekilde sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması benimsenmelidir. Kiracının restaurant olarak işlettiği kiralananda her ne kadar paket servis yöntemi ile işine devam etmiş ise de süreç ve alınan tedbirlerin davacının iş hacminde belirli etkilerinin olabileceği değerlendirilerek ihtiyati tedbir talebinin kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Ancak salgın süresince restaurant olan işyerlerinin etkilenme sürecinin aylara göre değişkenlik gösterdiği ve bu etkilerin ne kadar daha devam edeceğinin belli olmadığı göz önünde bulundurularak ihtiyati tedbirin altı ayda bir mahkemece gözden geçirilmesi ve yeni durumlara göre kaldırılması veya arttırılıp azaltılması hususlarında karar verilmesi gerekmektedir.

İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosya içindeki tüm belgeler ile dairemiz üyesi tarafından hazırlanan ön inceleme ve inceleme raporu incelendi. Gereği görüşüldü:

İHTİYATİ TEDBİR TALEBİ VE SAFAHAT:

Davacı vekili; davalı tarafın maliki olduğu Bursa İli, Nilüfer İlçesi, Konak Mahallesi, Şenocak Cad. 282 Ada 1 Parselde kayıtlı taşınmazın restaurant olarak 01/01/2020 başlangıç tarihli 8 yıl süreli aylık 23.000,00 TL bedelli kira sözleşmesi ile müvekkiline kiralandığını, pandemi süreci nedeniyle bir çok iş yerinin kapandığını, ticari faaliyetlerinin bitme noktasına geldiğini ve aylık kira bedellerinin ödenemez durumda olduğunu, iş hacminde meydana gelen düşüş nedeniyle TBK’nun 138. maddesinde ön görülen şartların oluşması nedeniyle dava konusu mecurun aylık kirasının 01/05/2020 tarihinden itibaren geçerli olmak ve Covid-19 salgının etkili olduğu dönem boyunca geçerli olmak üzere aylık 11.500,00 TL’ye uyarlanmasına karar verilmesini, öncelikle 01/05/2020 tarihinden geçerli olmak ve Covid-19 salgının etkili olduğu dönem boyunca geçerli olmak üzere aylık 11.500,00 TL olarak ödenmesi konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece 10.08.2020 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

İstinafa cevap veren davalı vekili, istinaf istemlerinin reddini savunmuştur.

HMK’nun “İncelemenin Kapsamı” başlıklı 355. maddesinde “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Bu nedenle dairemizce inceleme, istinaf başvuru dilekçesinde gösterilen istinaf sebepleri ve mahkemece resen gözetilmesi gereken, kamu düzenine aykırılık oluşturan sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE

İhtiyati tedbir HMK’da 389 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. HMK’nın 389. Maddesinde “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.

Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır. “ hükmü düzenlenmiştir.

Kiralananın 01.01.2020 başlangıç tarihli ve 8 yıl süreli kira sözleşmesi ile restaurant olarak kullanılmak üzere aylık 23.000,00 TL kira bedeli ile davacıya kiraya verildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Davacı/kiracı pandemi sürecinde iş hacminde düşüş olduğunu belirterek ve pandemi süresince geçerli olmak üzere kiranın uyarlanmasını talep etmiş ve bu dönem boyunca aylık kira parasının 11.500,00 TL olarak ödenmesi için ihtiyati tedbir talep etmiştir.

Somut olayda ihtiyati tedbir kararının koşullarının oluşup oluşmadığı açısından öncelikle kiranın uyarlanması davasının hukuki niteliği incelenmelidir.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesinde “Aşırı İfa Güçlüğü” madde başlığı altında “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” düzenlemesi bulunmaktadır.

Maddenin gerekçesinde de “Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. İmkansızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.

  1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.
  2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.
  3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
  4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.

Maddeye göre uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır .” gerekçesine yer verildiği görülmektedir.

Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını Mart 2020 ayından itibaren ülkemizde görülmeye başlanmış ve bu kapsamda hastalığın yayılmasının kontrol altına alınması amacıyla çeşitli tedbirlere başvurulmuştur. Bu tedbirler kapsamında olmak üzere zaman zaman ve ihtiyaç durumuna göre sokağa çıkma yasağı uygulanması, işyerlerinin kapatılması veya esnek çalışma, evden çalışma gibi değişkenlik gösteren tedbirler uygulanmış olup, salgının etkilerinin ve yetkili kurumlarca alınan tedbirlerin halen devam ettiği bilinmektedir.

Bu boyuttaki salgın hastalık, gerek dünyada gerekse ülkemizde şu ana kadar tecrübe edilmemiş sonuçlar doğurmuş, özellikle bazı sektörlerin salgından ve alınan tedbirlerden daha fazla etkilendiği görülmüştür.

Genel olarak sözleşmelerde “Ahde vefa ilkesi” geçerlidir. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 138.maddesinde açıklandığı üzere sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması durumunda sözleşmeye bağlılık ilkesinin sıkı bir şekilde uygulanması, hakkaniyete aykırı olacağından hâkimin sözleşmeye müdahalesi ve sözleşmeyi yeni koşullara uyarlaması mümkündür.

Yaşanılan salgın hastalık sürecinin olağanüstü bir durum olduğu ve taraflarca öngörülemeyeceği açıktır. O halde genel olarak salgın hastalık sürecinin Türk Borçlar Kanunu’nun 138.maddesinde belirtilen olağanüstü durum olarak kabul edilmesi gerekir.

Ancak salgının ve salgının yayılmasının engellenmesi amacıyla alınan tedbirlerin etkileri sektörlere ve işin yapıldığı yere göre farklılık göstermesi nedeniyle bu olağanüstü durum karşısında tüm sözleşmelere belirlenmiş bir şekilde müdahale etmek mümkün değildir. O halde somut olayda olduğu üzere kiranın uyarlanması talep edildiğinde mahkemece salgının ve alınan tedbirlerin bizzat kiracı üzerindeki etkileri değerlendirilmeli, bu olumsuz duruma kiraya verenin sebep olmadığı da göz önünde bulundurularak oluşan yük, sözleşmenin her iki tarafı üzerine dağıtılacak şekilde sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması benimsenmelidir.

Bu genel açıklamanın ardından dairemizce kiranın uyarlanması talebi ile açılan davada ihtiyati tedbir kararı verilip verilemeyeceği değerlendirilmiştir.

Davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemez. Ancak salgın döneminde bazı işyerlerinin tamamen kapandığı ve hiçbir gelir elde edemediği gözönünde bulundurulduğunda ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde kiracının mevcut kirasını ödeyemeyeceği ve kiraya verenin 30 günlük ihtar veya 30 gün süreli icra takibi yaparak kiracıyı temerrüte düşürerek ve tahliye ettirebileceği açıktır. O halde ihtiyati tedbir kararı verilmediğinde kiracı dava sonuçlanıncaya kadar kirasını tam olarak ödemek zorunda kalacak olup, temerrüde düşürülüp tahliye sağlandıktan sonra kiranın uyarlanmasının herhangi bir anlamının kalmayacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda kiranın uyarlanmasına ilişkin açılan davadan umulan sonucun oluşması için HMK’nun 389/1 maddesinde gösterilen “ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi” koşulunun mevcut olduğu ve ihtiyati tedbir kararı verilebileceği kabul edilmelidir.

7226 Sayılı Kanun’un geçici 2.maddesi ile kabul edilen “1/3/2020 tarihinden 30/6/2020 tarihinde kadar işleyecek işyeri kira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi oluşturmaz.” düzenlemesi yasa koyucunun aynı kaygı ile hareket ederek yaşanan pandemi ve alınan tedbirler kapsamında iş yerlerine ilişkin kira sözleşmelerinin feshi ve tahliyenin belirli bir süre ile engellendiğini göstermektedir.

Öte yandan üstte açıklandığı üzere ihtiyati tedbir kararı verilmemesi durumunda kiracının temerrüt nedeniyle tahliyesi mümkün olup, tahliyenin telafisi imkansız zarar doğuracağı açıktır. Ancak mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilip, kiralar eksik ödendiğinde davanın sonucunda uyarlamanın koşullarının oluşmadığı veya kiranın daha az miktar düşürülmesi gerektiği benimsendiğinde kiraya verenin aradaki farkı talep etmesi mümkün olup, telafisi imkansız bir zarar doğmayacaktır.

Bununla birlikte covid-19 salgını geçici bir dönem olup, uyarlamanın yalnızca bu dönemi kapsar şekilde yapılması ve salgının etkileri tamamen ortadan kalktığında ve kiracının iş durumu salgın öncesi normale döndüğünde kiranın eski haline gelmesi gerekir.

Bu durumda ihtiyati tedbirin de salgının etkileri süresince ve bu etkilerin devam ettiği dönem için uygulanması gerekmektedir. Nitekim HMK’nun “Durum ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması” başlıklı 396/1 maddesinde “Durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir.” düzenlemesi bulunmaktadır.

Bu yasal düzenleme göz önünde bulundurularak kiranın uyarlanması için açılan davada mahkemece davacı kiracının yapmış olduğu işin niteliği ve tüm koşullar ile taraflarca sunulan deliller göz önünde bulundurularak kiranın mahkemece takdir edilecek bir miktar üzerinden ödenmesi hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmeli, ancak bu tedbir kararı mahkemece belirli aralıklarla veya tarafların müracaatı üzerinde değerlendirilerek durum ve koşulların değişmesi halinde kaldırılmalı veya belirlenen yeni bir miktar üzerinden devam etmesine karar verilmelidir.

Açıklanan bu ilkelere göre dairemizce somut olayda kiracının restaurant olarak işlettiği kiralananda her ne kadar paket servis yöntemi ile işine devam etmiş ise de süreç ve alınan tedbirlerin davacının iş hacminde belirli etkilerinin olabileceği değerlendirilerek ihtiyati tedbir talebinin kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.

Ancak salgın süresince restaurant olan işyerlerinin etkilenme sürecinin aylara göre değişkenlik gösterdiği ve bu etkilerin ne kadar daha devam edeceğinin belli olmadığı gözönünde bulundurularak ihtiyati tedbirin 6 ayda bir mahkemece gözden geçirilmesi ve yeni durumlara göre kaldırılması veya arttırılıp azaltılması hususlarında karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

HMK 353/1 -b-2 maddesinde “Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise ” Bölge Adliye Mahkemesince “düzelterek yeniden esas hakkında” hüküm kurulacağı düzenlenmiştir.

Yargılamadaki hukuka aykırılıkların niteliğine göre eksikliklerin dairemizce dosya üzerinden tamamlanması mümkün olup davada yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir talebi hakkında dairemizce hüküm kurulması gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,

İstinaf başvurusunun KABULÜNE,

A.- Bursa 9.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2020/753 esas sayılı dava dosyasında verilen 10.08.2020 tarihli ara kararın HMK 353/l-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

Harçlar Kanunu’nun Eki-I sayılı tarife A-lll-2-a maddesi uyarınca istinaf edenden peşin olarak alınan 54.40 TL istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince istem halinde istinaf edene iadesine,

İstinaf kanun yoluna başvurma harcı iade edilmeyip yargılama giderlerine dahil edilmesi gerektiğinden, istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve diğer istinaf giderlerinin ilk derece mahkemesince esas hükümle birlikte yargılama giderleri arasında değerlendirilerek hüküm altına alınmasına,

Kullanılmayan istinaf gider avansının istinaf edene iadesine,

B.- İhtiyati tedbir talebinin Kabulüne,

Davacının 01.01.2020 tarihli kira sözleşmesi ile kiracısı olduğu kiralananın aylık kirasının taleple bağlı kalınarak 01.05.2020 tarihinden itibaren işleyen henüz ödenmemiş kiraların ve bu karar tarihinden itibaren işleyecek kiraların aylık 11.500,00 TL olarak ödenmesi hususunda İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA

İhtiyati tedbirin mahkemece HMK’nun 396/1 maddesi uyarınca 6 aylık süreler içerisinde ve toplanan delil durumuna, alınan tedbirler ve tedbirlerin davacı üzerindeki etkilerine göre YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİNE,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 28.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Usulsüz tebligat nedir, usulsüz tebligat öğrenme tarihi, usulsüz tebligatın ispatı, tanıkla ispat, yazılı delil ile ispat, adana avukat selce maraş büken

Usulsüz Tebligat Nedir?

Tebligatın Kanun‘da belirtilen usullere uygun biçimde yapılması gerekir. Zira tebligat işlemlerinin usulsüz biçimde yapılması hak kayıplarına sebebiyet verebilir, hak arama özgürlüğünün ihlali anlamına gelebilir. Dolayısıyla usulsüz tebligat yani tebligat kurallarına uygun biçimde yapılmayan tebliğ halinde ilgilinin buna itiraz hakkı vardır. Bu makalemizde usulsüz tebligat nedir, usulsüz tebligatın ispatı nasıl yapılır, usulsüz tebligat tanık ile ispat edilebilir mi gibi soruları cevaplamaya çalışacağız.

Usulsüz Tebligat Nedir?

Usulsüz tebligat nedir sorusunun cevabı en basit anlatımıyla, tebligat kurallarına uygun yapılmayan tebligattır. Usulsüz tebligat kural olarak geçersizdir. Usulsüz tebligat halinde ilgilisine tebliğ yapılmamış sayılır.

Ancak tebligat usulsüz olsa dahi, ilgili kişi tebliği öğrenmiş yani muttali olmuş ise tebligat geçerli sayılır. Bu doğrultuda usulsüz tebligat halinde ilgilisinin usulsüz tebliği öğrenme tarihi, öğrendiğini beyan ettiği tarih tebliğ tarihi olarak esas alınır. Nitekim Tebligat Kanunu’nun 32. maddesine göre de; usulsüz tebligat öğrenme tarihi tebliğ tarihi olarak esas alınır. Düzenlemeye göre;Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.

Yine Tebligat Kanunu Yönetmeliği’nin 53. maddesinde usulsüz tebligat ile ilgili Kanun’a paralel bir düzenleme yapılmıştır. Düzenlemeye göre;  Tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliği öğrenmiş ise geçerlidir. Aksi takdirde tebligat yapılmamış sayılır. Muhatap, her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alırsa ya da bunların içeriğini öğrenirse tebliği öğrenmiş sayılır. Muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Tebliğin usulüne aykırı yapılmış olması halinde, muhatabın tebliği öğrendiğinin ve bunun tarihinin iddia ve ispatı mümkün değildir. 

Usulsüz Tebligatın İspatı

Usulsüz tebligatın ispatı ancak yazılı delille mümkündür. Usulsüz tebligatın ispatı konusunda tanık dinlenemez.

Uulsüz tebligatın tanıkla ispatı mümkün değildir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2011/96 Esas, 2011/15379 Karar sayılı kararında da bu duruma değinilmiştir. Kararda özetle; “…H.G.K.’nun 12.2.1964 tarih ve 1967/172-107 Sayılı kararında da benimsendiği üzere öğrenme tarihinin aksi tanık beyanıyla ispat edilemez. Öte yandan satış ilanı tebliğ edilmeyen şikayetçinin dava açma süresi belirlenirken ihaleden haberdar olma durumu tanık dinleme yolu ile saptanamaz. ( HGK’nun 25.3.1998 tarih ve 1998/12-233-248 K. ). Tebligat Kanun’un 32. maddesinin uygulanabilmesi için öncesinde ilgilisine bir tebligat yapılması veya tebligat çıkarılmasına rağmen tebliğ edilemeden iade edilmesi gerekir. Somut olayda şikayetçiye satış ilanı tebliğe çıkarılmadığı için 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesinin uygulanma imkanı da bulunmamaktadır. Bir başka mahkeme dosyasında icra müdürlüğünün tanıklığı doğrultusunda şikayetçinin ihale gününden haberdar olduğu gerekçesiyle istemin reddine de karar verilemez.” 

Ancak usulsüz tebligatın ispatı yani ilgilinin usulsüz tebligat muttali olduğu iddiası yazılı delil ile ispat olunabilir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2010/20009 Esas, 2011/1885 Karar sayılı kararında bu duruma değinmiş ve kararında özetle; “…7201 Sayılı Tebligat Kanununun 32. maddesi gereğince, tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğ işleminden haberdar olmuş ise geçerli sayılır. Şikayetçinin bildirdiği öğrenme tarihi esas olup bu tarihin aksi karşı tarafça ancak yazılı belge ile ispatlanabilir. Hukuk Genel Kurulunun 12.02.1969 tarih ve 1967/172-107 sayılı kararında da benimsendiği üzere beyan edilen öğrenme tarihinin aksi tanık beyanıyla ispat edilemez. Bu durumda mahkemece tanık beyanları esas alınarak borçlunun satıştan haberdar olduğunun kabulü doğru değildir.”

Tebligat Hukuku ile ilgili olarak “21/2 Tebligat Nedir?” başlıklı makalemize buradan, “İlanen Tebligat Nedir?” başlıklı makalemize ise buradan ulaşabilirsiniz. Borçlunun Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesi uyarınca yapılacak mernis adresine tebligat talebine buradan ulaşabilirsiniz. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Terditli dava dilekçesi nasıl yazılır, terditli dava nedir, dava dilekçesi içinde neler yer almalıdır, terditli dava dilekçesi örneği makalemizde yer almaktadır, adana avukat

Terditli Dava Dilekçesi Örneği

Terditli dava hukuk sistemimizde sıklıkla kullanılan bir dava türüdür. Kısa ve öz bir tanımını yapmak gerekise terditli dava, davacı aynı davalılara karşı ileri süreceği iki ayrı talebini tek bir davada dile getirmesidir. Dolayısıyla aynı terditli dava dilekçesi içinde iki ayrı talep mevcuttur. Birincil talebin yerine getirilmesinin imkansız olduğunun anlaşılması durumunda devreye girecek ikincil bir talep de davaya eklenir. Bu makalemizde terditli dava dilekçesi örneğine yer almaktadır. Söz konusu dilekçe örnek mukabilinde, terditli dava dilekçesi nasıl yazılır sorusuna genel bir cevap olabilecek niteliktedir. Bu nedenle açılacak terditli dava dilekçesi somut olayın özelliklerine göre uyarlanarak özel olarak hazırlanmalıdır.

Terditli Dava Dilekçesi Örneği

ADANA …………….. MAHKEMESİ’NE

DAVACI                                                 :

VEKİLİ                                                  :

DAVALI                                                :

KONU                                                  : Davalıdan satın alınan ……….’nın müvekkile teslimine; bunun mümkün olmaması halinde satış bedeli olarak ödenen ……….. TL’nin ödeme tarihi olan …/…./….’den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili talebimizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Müvekkil davalı …………………….’dan ……… marka ………… model  ……….. satın almıştır. (Ek-1: Satış Sözleşmesi) Satış bedeli olarak ………. TL .…/…./…….. tarihinde banka kanalı ile ödenmiştir. (Ek-2: Dekont) Davalı Ek-1’de sunulan sözleşmede de sabit olduğu üzere; satın alınan ürünü müvekkile 15 gün içinde teslim edeceğini bildirmiş ancak geçen sürede teslimat gerçekleştirilmemiştir. Davalı müvekkili bir süre oyalamış, daha sonrasında ise telefonlarına dahi çıkmamaya başlamıştır. Bu nedenle, davalıdan satın alınan ……….’nın müvekkile teslimine; bunun mümkün olmaması halinde satış bedeli olarak ödenen ……….. TL’nin ödeme tarihi olan …/…./….’den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili için iş bu davayı açmak zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

HUKUKİ DELİLLER    :  …/…/……. Tarihli satış sözleşmesi, …./…./……. Tarihli ödeme dekondu, banka kayıtları, tanık, bilirkişi incelemesi, yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ VE İSTEM     :Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalıdan satın alınan ……….………’nın müvekkile teslimine; bu mümkün satış bedeli olarak ödenen ………….. TL’nin ödeme tarihi olan …/…./….’den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
……………………………..

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında makalemizdeki örnek nüfus kaydının düzeltilmesi dilekçesi somut olaya uyarlanarak kullanılabilir, adana avukat

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Dilekçesi

Bu makalemizde nüfus kaydının düzeltilmesi dilekçesi örneğine yer veriyoruz. Bilindiği üzere nüfus kaydının düzeltilmesi davalarının uygulama alanı oldukça geniştir. Dolayısıyla makalemiz devamında verilen nüfus kaydının düzeltilmesi örnek dilekçe niteliğinde olup, açılacak davada somut olayın özelliklerine göre yorumlanmalı uyarlanmalıdır. Verilen dilekçe yaş küçültme talebine ilişkindir. Nüfus kaydının düzeltilmesi davaları ile ilgili ayrıntılı bilgi için buradan ilgili makalemizi inceleyebilirsiniz.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Dilekçesi

…………….… ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NE

DAVACI                                  : ………..………….…

VEKİLİ                                   : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI                                  : 

KONU                                     : Müvekkilin yaşının düzeltilmesine ilişkin nüfus kaydının düzeltilmesi talebimizi içerir dilekçemizdir.

AÇIKLAMALARIMIZ

Müvekkilimiz …………………… …/…./…… tarihinde ……………. ili/ilçesi ………….. köyünde evde doğum sonucu dünyaya gelmiştir. Müvekkilin ailesi köy yerinde yaşamakta olduğundan, o dönemki maddi imkansızlıklardan ötürü nüfus kaydı oldukça geç yapılmıştır. Müvekkilin evde doğması ve nüfus kaydının geç yapılması nedeniyle gerçek doğum tarihi …/…./…… olmasına rağmen kayıtlarda …/…./…… tarihi olarak işlenmiş dolayısıyla müvekkil gerçek yaşından … yaş küçük görünmektedir.

Müvekkil yaşının küçük görünmesi sebebiyle maddi manevi pek çok zorluk yaşamaktadır.

Türk Medeni Kanunu‘nun 39. maddesi “Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz” hükmüne amirdir. Bu nedenlerle, müvekkilin yaşıtları ile birlikte hareket edebilmesi, aynı duyguları aynı zamanda ve derecede yaşayabilmesi için müvekkilin yaşının ……. olarak düzeltilmesini talep etmek zorunluluğumuz doğmuştur.

HUKUKİ NEDENLER       : Türk Medeni Kanunu

HUKUKİ DELİLLER          : Nüfus kayıtları, hastane raporları, tanık, yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ ve İSTEM             : Yukarıda arz ve izah edilen nedenler dahilinde müvekkilin gerçek doğum tarihi …/…/…… olduğundan nüfus kaydındaki yaşının …. olarak düzeltilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara KYOK İtiraz Dilekçesi örneği nedir, kyok itiraz dilekçesi nereye verilir, nasıl yazılır, takipsizlik kararına itiraz dilekçesi nedir

Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara (KYOK) İtiraz Dilekçesi

Bu makalemizde kovuşturmaya yer olmadığına dair karara (KYOK) itiraz dilekçesi örneğini paylaşacağız. KYOK itiraz dilekçesi, ilgili Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi üzerine, ilgili Sulh Ceza Hakimliği’ne verilir. Uygulamada takipsizlik kararına itiraz dilekçesi olarak da bilinen KYOK itiraz dilekçesi örneği makalemizin sonunda yer almaktadır.

KYOK İtiraz Dilekçesi Nedir?

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. maddesinin 1. fıkrasına göre; Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Yine Kanun’a göre; Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. Bu bağlamda kyok itiraz dilekçesi nereye verilir sorusunun cevabını Kanun vermiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz dilekçesi Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine hitaben yazılır. KYOK itiraz dilekçesi vermek için 15 günlük bir süre vardır, bu sürenin aşılması alinde KYOK itiraz dilekçesi verilemez, Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı kesinleşir.

Etkin bir soruşturma yapılmaması, talep edilen ve gereken delillerin tümünün toplanmaması KYOK itiraz dilekçesi ne konu edilebilir aykırılıklardır.  Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2015/5895 Esas, 2015/6460 Karar sayılı bir kararında eksik soruşturma sonucu kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmesi ve bu karara karşı yapılan itirazın reddedilmesi isabetsiz olduğuna karar vermiştir. Kararda özetle; “…S.’e ait cep telefonunun puk kodu ve güvenlik kodunun araştırılması, gerektiğinde ölenin yakınlarının tekrar beyanlarının alınması, yeterli teknik bilgi ve donanıma sahip olan başka bir kurumdan cep telefonunda yer alan kayıt ve bilgilerin temin edildikten sonra sonucuna göre kamu davası açılıp açılmayacağına karar verilmesi yerine, eksik soruşturma sonucu “kovuşturmaya yer olmadığına” ilişkin karar verilmesi ve bu karara karşı yapılan itirazın reddedilmesi isabetsizdir.” denilmiştir.

Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara (KYOK) İtiraz Dilekçesi

ADANA SULH CEZA HAKİMLİĞİ’NE
Gönderilmek Üzere
ADANA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

SORUŞTURMA NO : ………./………
KARAR NO : ………./………

KYOK KARARINA İTİRAZ EDEN : ……………………. (TC: …………………….)

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

ŞÜPHELİLER :
1. …………………….
2. …………………….

KONU : Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara (KYOK) İtiraz Dilekçesidir.

AÇIKLAMALARIMIZ

1. Somut olayda yaşananlar özetle; ……………………………………………………………………………………….

……………………………………………………………………………………………………………………………….

2. Müvekkilin alacağı olarak yatan parayı şüphelilere vermeye yanaşmaması üzerine …/…./….. tarihinde sabah saat …:…. de şüpheliler müvekkilin ikametine gelmişler, kelimenin tam anlamıyla baskın yapmışlardır. Şüpheliler ……………………. ve ……………………. müvekkilin evine girip kendisini ve eşini tehdit etmişlerdir. Bu konuya müvekkilin eşi ve ismini bildirdiğimiz komşuları ……………………. ve ……………………. şahittir. Bu sırada çıkan tartışma sırasında müvekkili zorla yanlarında getirdikleri araca bindirerek, şirketin ……………………….. adresine getirmiş, müvekkile baskı yapmışlar, müvekkili tehdite ve şantaja devam etmişlerdir. Şüpheli ……………………. Müvekkili tutarken diğer şüpheli ……………………. müvekkili darp etmiştir Bu sırada orada bulunanlar araya girmiş ve müvekkili şüphelilerin elinden kurtarmışlardır. Yaşananlar üzerine müvekkil şüphelilerden şikayetçi olmuş, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ……………../………………. sayılı dosyası ile soruşturma başlatılmıştır. Ve ancak Savcılık makamı tarafından haksız ve kanuna aykırı biçimde “….Olay anına dair herhangi bir kamera kaydı ve tanığın da bulunmadığı anlaşılmakla…” kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Bu nedenle söz konusu karara karşı itiraz etmek zorululuğumuz hasıl olmuştur.

3. 25/10/2018 TARİHLİ DİLEKÇEMİZ İLE GÖRGÜ TANIKLARI BİLDİRİLMİŞTİR. ANCAK BUNA RAĞMEN TANIKLARIMIZ DİNLENMEMİŞ, ÜSTÜNE ÜSTLÜK SOMUT OLAYDA TANIK BULUNMADIĞINDAN TAKİPSİZLİK KARARI VERİLMİŞTİR. Her ne kadar Adana CBS tarafından, olay anına dair herhangi bir kamera kaydı ve tanığın da bulunmadığı sebebiyle takipsizlik kararı verilmiş ise de, …./…./……. tarihli dilekçemiz ile müvekkilin şüpheliler tarafından evinden alarak yaka paça …… adresine götürüldüğüne dair SOMUT OLAYA müvekkilin KOMŞULARININ ve EŞİNİN TANIK OLDUĞU BİLDİRİLMİŞ, tanıkların isim soyisim ve adresleri bildirilmiştir. Bildirilen tanıklar ……………………., …………………….ve ……………………. dinlenmeden, somut olayda tanık bulunmadığı sebebiyle verilen takipsizlik kararı kanuna aykırıdır.

4. MÜVEKKİL OLAY GÜNÜ EVİNDEN ZORLA ALINIP GÖTÜRÜLMÜŞ OLUP, BU DURUM BAŞLI BAŞINA SUÇ NİTELİĞİNDEDİR. Müvekkilin evinden zorla alınarak götürülmesi tek başına suç konusudur. Ve görgü tanıkları mevcuttur. Kaldı ki delil toplamak, somut olaya ilişkin görgüsü bulunan kişileri tespit etmek Sayın Savcılığın görevi ve yetkisindedir. Olay mahali müvekkilin evinin önü olup, müvekkilin evine şüpheliler tarafından zorla girildiğine ve müvekkilin zorla alınıp götürüldüğüne mahalle sakinlerinin şahit olabileceği izahtan varestedir. Ancak Sayın Savcılık tarafından tanık bulunup bulunmadığına dair hiçbir araştırma yapılmaksızın takipsizlik kararı verilmesi başlı başına kanuna aykırı iken, bir de tarafımızca tanıkların bildirilmiş olmasına bu tanıklar dinlenmeden takipsizlik kararı verimiş olması kabul edilemez niteliktedir.

5. MÜVEKKİLİN DARP EDİLDİĞİ OLAY MAHALİ İŞLEK BİR CADDEDİR. BU HUSUSTA KAMERA GÖRÜNTÜLERİNİN ELDE EDİLMESİ NOKTASINDA YETERLİ ARAŞTIRMA YAPILMAMIŞTIR. Ayrıca müvekkil,. …………………….. adresine getirilmiş ve burada darp edilmiştir. Söz konusu adres ………..’nın en işlek caddelerinden birinde bulunmakta olup, burada bulunan mobese ve diğer çevre işyeri kamera görüntülerinin alınması halinde müvekkilin şüpheliler tarafından DARP EDİLDİĞİ ortaya çıkacaktır. Ve ancak Savcılık tarafından bu hususta gerekli araştırma yapılmamıştır.

SONUÇ OLARAK;
Olaya tek yönlü bakılmış, sadece yaralama suçu yönünden araştırma yapılmıştır.
Müvekkilin evinden zorla alınıp götürüldüğüne ilişkin beyanı değerlendirilmemiştir.
Müvekkilin evine zorla girildiğini, bu sırada tehdit ve hakarete uğradığına dair pek çok tanık mevcuttur. Tanıklar …../…../……… tarihli dilekçemiz ile bildirilmiş olmasına rağmen dinlenmemiştir.
Müvekkilin yaralandığı mahal ilimizin en işlek caddelerinden birinin üzerinde olup, etrafta pek çok mobese ve işyeri kamerası mevcuttur. Bu hususta yeterli araştırma yapılmamıştır.

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen nedenler dahilinde, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …./…../…….. tarih ve ……./……. soruşturma ve ……./……. karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kaldırılmasına ve şüpheliler hakkında kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Şikayetçi Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Adana ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Nüfus kaydının düzeltilmesi davası, deliller, babalık davası aile mahkemesi asliye hukuk DNA testi, tanık, nüfus kaydının anne açısından düzeltilmesi, adana avukat

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Nedir?

Nüfus kaydının düzeltilmesi davası Türk Medeni Kanunu’nun 39. maddesi uyarınca açılan davalardır. Nitekim Kanun’a göre; Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz. Bu nedenle nüfus kaydındaki değişiklerin dava yoluyla yapılması gerekir. Bu durumda nüfus kaydının düzeltilmesi davası açılabilir. Nüfus kaydının düzeltilmesi davası çocukların gerçek anne babası dışındaki kişilerin nüfusuna kaydedilmesi veya sicilde yapılan hata nedeniyle farklı kişilerin nüfusuna kaydedilmesi gibi hallerde karşımıza çıkmaktadır. Nüfus kaydının yanlış tutulması hem nüfus kaydı yanlış tutulan kişi hem de karşı tarafın mirasçıları bakımından önemli hak kayıplarına sebebiyet verebilmektedir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasını Kimler Açabilir?

Çocuğun anne ve/veya babası haricindeki kişilerin nüfus siciline kaydedilmesi halinde nüfus sicilinin düzeltilmesi davası, ilgili resmi dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları, nüfusa yanlış kaydedilen çocuk veya mirasçıları, biyolojik anne ve/veya baba veya bu kişilerin mirasçıları, nüfusta anne ve/veya baba olarak kayıtlı bulunan kişiler veya bunların mirasçıları tarafından açılabilir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Kime Karşı Açılır?

Davalı tarafında ise Nüfus Müdürlüğü, nüfusta anne ve/veya baba olarak kayıtlı bulunan kişiler ile onların mirasçıları, biyolojik anne ve/veya biyolojik baba veya onların mirasçıları, nüfusa yanlış kaydedilen çocuk veya mirasçıları olabilir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Hangi Mahkemede Açılır?

Nüfus kaydının düzeltilmesi davası nda davacının yerleşim yerinde bulunan asliye hukuk mahkemeleri yetkili ve görevlidir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davasında Deliller

Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında deliller her türlü olabilir. Davada davacı iddiasını kanuna uygun olan her türlü delil ile ispat edebilir. Hastane doğumu olması halinde doğum raporu veya doğum protokol defterleri önemli bir delil aracıdır. Nüfus kaydının düzeltilmesi davası nda en çok başvurulan delillerden biri de tanıkların ifadesidir. Çocuğun gerçek anne babasının ortaya çıkarılması bakımından bu hususta bilgi sahibi olan tanıkların dinlenmesi davaya katkı sağlayacaktır. Nüfusuna kaydedilen anne-baba ile çocuk arasında afaki yaş farklarının bulunması hali de Yargıtay tarafından delil olarak ele alınmaktadır.Yine sıklıkla kullanılan delillerden biri de elbette DNA testidir.

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası ile İlgili Yargıtay Kararları

“…Maddi olayı açıklamak taraflara hukuki niteleme ise hakime ait olup somut olayda istem gerçeği yansıtmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin olduğundan ve Türk Medeni Yasası’nın 291. maddesinde belirtilen soybağının reddi ile bir ilgisi bulunmadığından, davacının mevcut nüfus kaydı sebebiyle mirasçılıktan kaynaklanan hakları zedeleneceğinden böyle bir davayı açmaya hakkı bulunmaktadır. Ancak eldeki davada miras hukukundan doğan hakları etkilenecek diğer mirasçıların tespit edilip davaya dahil edilmesi ile tarafların kabulleri ve tanık beyanları ile yetinilmeyip bu iddia ile ilgili olarak DNA testi yaptırılıp alınacak rapor da gözetilerek karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 2014/10730 E, 2014/15092 K)

“Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararında; davalı Beşir, evlilik dışı birliktelik yaşadığı kadından olan çocuğunu nüfusta resmi nikahlı eşi Bediha’nın üzerine kaydettirmiş, daha sonra taraflar boşanmış ve bir süre sonra da Bediha ölmüştür. Bediha’nın mirasçıları dava açarak nüfus sicilinin düzeltilmesini talep etmiştir. Yargıtay kararında; tarafların boşanma davasında müşterek çocuklarının bulunmadığına ilişkin beyanlarına, hastane doğum protokol defterinde çocuğun anne adının Yasime olarak yazılıp, üstünün çizilip Bediha isminin yazılmasını, çocuğun doğum tarihi itibariyle Bediha’nın 49 yaşında olmasını ve bu yaşta bir kadının doğum yapmasının pek varit görülmeyeceği yönündeki Adli Tıp Kurumu raporuna istinaden sicilin düzeltilmesi yönünde karar vermiştir. (ÖKTEM ÇEVİK, 2016; HATEMİ/KALKAN OĞUZTÜRK, 2015)”

Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası

“…Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 282. maddesi ve devamında düzenlenmiş olup Aile Mahkemelerinin görevi kapsamındadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinde düzenlenen nüfus kaydının düzeltilmesi davalarına ise asliye hukuk mahkemesinde bakılır.

Asliye Hukuk Mahkemesi, genel nitelikli mahkeme olup, aksine bir düzenleme bulunmadıkça, dava konusunun miktar ve değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davaları görmekle görevlidir. Aile Mahkemesi ise özel kanununda kendisine verilen davalara bakmakla görevli özel nitelikli bir mahkemedir. Genel nitelikli bir mahkeme ile özel nitelikli bir mahkemede görülmesi gereken iki ayrı davanın birlikte açılması halinde, her iki davanın birlikte görülmesi gerekli ise, özel nitelikli mahkemede davaların görülüp sonuçlandırılması gerektiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.03.2012 tarih ve 2011/2-775-116 sayılı içtihadı ile benimsenmiştir.

O halde, her iki davanın birlikte açılması halinde, görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi değil Aile Mahkemesi olacağından, kamu düzenine ilişkin olan bu hususun re’sen dikkate alınarak mahkemece davaya aile mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde işin esası incelenerek davanın kabulü doğru görülmemiştir.” YARGITAY 18.HUKUK DAİRESİ, Esas Numarası: 2013/15197, Karar Numarası: 2013/15520, Karar Tarihi: 14.11.2013

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana boşanma avukatı olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi nasıl yazılır, birinci haciz ihbarnamesine itiraz edilmezse, haciz ihbarnamesine itiraz gerçeğe aykırı beyan, adana avukat

Haciz İhbarnamesine İtiraz Dilekçesi

Alacaklı 3. kişi hakkında İİK.nun 89/1 maddesine göre haciz ihbarnamesi göndermesi halinde, borçlunun üçüncü kişide hak ve alacağı yoksa haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi verilir. Bu durumda 3. kişi haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi verdiğinden yani haciz ihbarnamesine itiraz ettiğinden  İİK’nun 89/2. Maddesine göre ikinci defa haciz ihbarnamesi çıkarılamaz. Ancak 3. kişiye gönderilen 89/1 haciz ihbarnamesine vermiş olduğu cevapta borç bulunmadığı yönünde bir itiraz  bulunmazsa yani haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi verilmezse 3. kişinin bildirimi doğrultusunda adına 89/2 haciz ihbarnamesi çıkarılması gerekir.

Yine haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi başlığı altında şu hususa da dikkat çekmek gerekir. Haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesinde gerçeğe aykırı beyan cezai yaptırımı mevcuttur. İİK.nun 89/4.maddesi gereğince 3.şahıs haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz etmesi halinde alacaklı, 3.şahısın verdiği cevabın aksini İcra Mahkemesinde ispat ederek 3.şahsın 338.maddenin 1.fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini isteyebilir.

Haciz İhbarnamesine İtiraz Dilekçesi

…………… İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

Dosya No:

Birinci Haciz İhbarnamesine İtiraz Eden Üçüncü şahsın adı, soyadı ve adresi :

Alacaklının ve varsa vekilinin adı, soyadı ve adresi :

Borçlunun ve varsa vekilinin adı, soyadı ve adresi :

Konu: Haciz ihbarnamesine itiraz dilekçesi dir.

… İcra Müdürlüğünüzün …/… Esas sayılı dosyasından, …/…/… tarihinde gönderilen Birinci Haciz İhbarnamesi …/…./….. tarihinde tarafımıza tebliğ edilmiştir. Müvekkilin muhasebe kayıtlarında yapılan araştırma neticesinde borçlunun müvekkil nezdinde hiçbir hak ve alacağının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle Müdürlüğünüzce gönderilen Birinci Haciz İhbarnamesine itiraz ediyoruz.

Hukuki Sebepler: İ.İ.K. mad. 89 ve İlgili Tüm mevzuat.

Sonuç ve İstem: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Haciz İhbarnamesine itiraz dilekçemizin kabulünü saygılarımızla talep ederiz. …/…/…

Üçüncü Şahıs ……… Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN