Etiket: adana avukat selce maraş büken

Ölümlü trafik kazası nedeniyle tazminat isteminde ihtiyati tedbir kararı alınmayacağı, trafik kazası tazminat ihtiyati tedbir kararı, emsal karar, BAM

Ölümlü Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat İsteminde İhtiyati Tedbir Kararı Alınamayacağı

İstanbul BAM 8. Hukuk Dairesi makalemizin devamında yer verdiğimiz emsal kararda ölümlü trafik kazası nedeniyle tazminat isteminde ihtiyati tedbir kararı alınmayacağı yönünde karar vermiştir. Kararda, HMK 389‘a göre verilecek ihtiyati tedbir kararının ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilebileceği, davanın konusunu oluşturmayan hususların anılan madde kapsamında ihtiyati tedbir kararına konu olması mümkün olmadığına, ihtiyati haczin ise İİK’nun 257 ve devamı maddelerinde ayrıca düzenlendiğine dikkat çekilmiştir. Kararda “Somut olayda üzerine ihtiyati tedbir konulması istenilen davalılara ait mal varlıklarının mülkiyeti hususunda ihtilaf bulunmayıp, alacak para alacağına ilişkindir. Bu nedenle, Mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık tespit edilemediğinden; davacılar vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiği” yönünde hüküm kurulmuştur.

Ölümlü Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat İsteminde İhtiyati Tedbir Kararı Alınamayacağı

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
8. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/1368
Karar Numarası: 2020/3151
Karar Tarihi: 13.07.2020

ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMİNDE İHTİYATİ TEDBİR KARARI ALINAMAYACAĞI 

Mevcut Durumda Meydana Gelebilecek Bir Değişme Nedeniyle Hakkın Elde Edilmesinin Önemli Ölçüde Zorlaşacağından ya da Tamamen İmkânsız Hâle Geleceğinden veya Gecikme Sebebiyle Bir Sakıncanın Yahut Ciddi Bir Zararın Doğacağından Endişe Edilmesi Hâllerinde Uyuşmazlık Konusu Hakkında İhtiyati Tedbir Kararı Verilebileceği – İhtiyati Tedbir Kararının Ancak Uyuşmazlık Konusu Hakkında Verilmesinin Mümkün Olduğu – Davanın Konusunu Oluşturmayan Hususların İhtiyati Tedbir Kararına Konu Olamayacağı – Üzerine İhtiyati Tedbir Konulması İstenilen Davalılara Ait Mal Varlıklarının Mülkiyeti Hususunda İhtilaf Bulunmadığı -Alacağın Para Alacağına İlişkin Olduğu – İhtiyati Tedbir Talebinin Reddine Karar Verilmesinde Usul ve Yasaya Aykırılık Tespit Edilemediği – Davacılar Vekilinin İstinaf Talebinin Reddine Karar Verilmesi Gerektiği

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 25/10/2019 Günlü Ara Karar

NUMARASI: 2018/1191 Esas

DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasından Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/07/2020

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi ara kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 25/10/2018 günlü trafik kazası sonucunda vekil edenlerinden …’in oğlu, diğer davacıların da kardeşi olan n hayatını kaybettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişen haklar saklı kalmak kaydıyla davacı anne … için 10.000,00-TL maddi ve 200.000,00-TL manevi, diğer davacıların her biri için ayrı ayrı 20.000,00-TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, ayrıca kazanın oluşumunda kusuru bulunan davalı araç sürücüsü … ile araç işleteni olan davalı …’nun mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep edilmiştir. Mahkemece, bu istem değerlendirilerek 25/10/2019 günlü ara kararı ile; mevcut delil durumuna göre üzerine tedbir konulması talep olunan davalılara ait mal varlığının somut dava yönünden uyuşmazlık konusu bulunmadığı, dolayısıyla HMK’nun 389/1 maddesindeki şartların oluşmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacılar vekilinin istinaf sebepleri; ihtiyati tedbir şartlarının oluşmuş olmasına rağmen talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu hususuna ilişkindir.

Dava, trafik kazası sonucunda meydana gelen ölüm olayına bağlı olarak açılmış maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkindir.

HMK’nun 389. maddesinde, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Bu yasal düzenlemeye göre ihtiyati tedbir kararının ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilmesi mümkün olup, davanın konusunu oluşturmayan hususların anılan madde kapsamında ihtiyati tedbir kararına konu olması mümkün değildir. İİK’nun 257 ve devamı maddelerinde ise ihtiyati haciz ayrıca düzenlenmiştir.

Somut olayda üzerine ihtiyati tedbir konulması istenilen davalılara ait mal varlıklarının mülkiyeti hususunda ihtilaf bulunmayıp, alacak para alacağına ilişkindir. Bu nedenle, Mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık tespit edilemediğinden; davacılar vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki biçimde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçe uyarınca;1-Yukarıdaki başlıkta yazılı bulunan mahkeme ara kararına yönelik olarak davacılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK.m.353/1-b/1 hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE,2-İstinaf yasa yoluna başvuran davacılardan karar tarihi itibariyle alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı ile istinaf başvurma harçlarının peşin olarak alındığı anlaşıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4- İstinaf yasa yoluna başvuran davacılar tarafından yapılan giderlerin üzerlerinde bırakılmasına, HMK. m.353/1-b/1 hükmü uyarınca, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK.m.362/1-f gereğince kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 13/07/2020

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

mahkeme kararında gerekçe ile hüküm arasında çelişki bulunması, bozma sebebi, yargıtay kararı, gerekçe ile hüküm fıkrasının çelişmesi, boşanma avukatı

Gerekçe İle Hüküm Arasında Çelişki Bulunması

Bir mahkeme kararında gerekçe ile hüküm arasında çelişki olmaması, kararın bütün olarak anlaşılır, çelişkisiz ve uyuşmazlığın çözümünde hukuki değerlendirmeyi içerir nitelikte olması gerekir. Bu doğrultuda kararda özellikle gerekçe ile hüküm fıkrası arasının çelişmesi yani gerekçe ile hüküm arasında çelişki bulunması kesin bir bozma sebebidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin “boşanma davası” ile ilgili verdiği son tarihli bir kararında da bu husus vurgulanmıştır. Kararda özetle , “Bölge adliye mahkemesince, davacı kadın tarafından dava dilekçesinde çocuğa şiddet uyguladığı vakıasına dayanılmadığı halde mahkemece bu yönlerden de erkeğe kusur yüklenilmesi doğru değil ise de sonuç itibarı ile erkeğin tam kusurlu olduğunun tespiti ile boşanma kararı verilmesinin doğru olduğu belirtilerek, erkeğin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmek suretiyle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılmıştır. Gerekçe ve hüküm arasında yaratılan bu çelişkinin tek başına bozma sebebi oluşturması gerekir.denilerek bozma kararı verilmiştir.

Gerekçe İle Hüküm Arasında Çelişki Bulunması

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2021/1922
Karar Numarası: 2021/2981
Karar Tarihi: 13.04.2021

BOŞANMA İSTEMİNDE İSTİNAF MAHKEMESİNCE VERİLEN KARARDA GEREKÇE VE HÜKÜM ARASINDA ÇELİŞKİ BULUNMASININ TEK BAŞINA BOZMA SEBEBİ OLDUĞU

Bölge Adliye Mahkemesince, Davacı Kadın Tarafından Dava Dilekçesinde Çocuğa Şiddet Uyguladığı Vakıasına Dayanılmadığı Halde Mahkemece Bu Yönlerden De Erkeğe Kusur Yüklenilmesinin Doğru Olmadığı – Bu Hususa Rağmen Erkeğin İstinaf Talebinin Esastan Reddine Karar Verilmek Suretiyle Gerekçe İle Hüküm Arasında Çelişki Yaratıldığı Gerekçe ve Hüküm Arasında Yaratılan Çelişkinin Tek Başına Bozma Sebebi Oluşturduğu

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Taraflar arasında görülen boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince, davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmiş, ilk derece mahkemesinin kararına karşı davalı erkek tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince, davacı kadın tarafından dava dilekçesinde çocuğa şiddet uyguladığı vakıasına dayanılmadığı halde mahkemece bu yönlerden de erkeğe kusur yüklenilmesi doğru değil ise de sonuç itibarı ile erkeğin tam kusurlu olduğunun tespiti ile boşanma kararı verilmesinin doğru olduğu belirtilerek, erkeğin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmek suretiyle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılmıştır. Gerekçe ve hüküm arasında çelişki tek başına bozma sebebi oluşturduğundan, hükmün münhasıran bu sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 13.04.2021

Adana Boşanma Avukatı

Hukuki metinlerin somut olayın şartlarına göre özel olarak hazırlanması gerekliliği karşısında  somut olayın doğru değerlendirilmesi açısından adana boşanma avukatı ndan hukuki danışmanlık alınması gerekmektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilir veya 0507 057 53 35 nolu telefon numaramızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Boşanmada tazminat miktarı menfaate ve hakkaniyete uygun olmalıdır, boşanmada kadına az tazminat verilmesi, hükmedilmesi, adana boşanma avukatı, emsal karar

Boşanmada Tazminat Miktarı Menfaate ve Hakkaniyete Uygun Olmalıdır

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, boşanmada tazminat miktarı menfaate ve hakkaniyete uygun olmalıdır şeklinde özetlenebilecek son tarihli bir kararında boşanmada kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat miktarının ihlal edilen menfaatlere ve hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerektiği üzerinde durmuştur. Kararda “boşanmada tazminat miktarı menfaate ve hakkaniyete uygun olmalıdır” gerekliliği karşısında davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat az bulunarak kararın bozulmasına hükmedilmiştir. Kararın tam metni aşağıdaki gibidir.

Boşanmada Tazminat Miktarı Menfaate ve Hakkaniyete Uygun Olmalıdır

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2021/1474
Karar Numarası: 2021/3164
Karar Tarihi: 15.04.2021

BOŞANMADA KADIN YARARINA TAKDİR EDİLEN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT MİKTARININ İHLÂL EDİLEN MENFAATLERE VE HAKKANİYETE DE UYGUN OLARAK BELİRLENMESİ GEREKTİĞİ – Tarafların Tespit Edilen Ekonomik Ve Sosyal Durumları, Kusur Dereceleri, Paranın Alım Gücü Dikkate Alındığında Kadın Yararına Takdir Edilen Maddi Ve Manevi Tazminatın Az Olduğu Türk Medeni Kanunu’nun İlgili Maddesindeki Hakkaniyet İlkesi İle Türk Borçlar Kanunu’nun İlgili Maddeleri Dikkate Alınarak Daha Uygun Miktarda Maddi ve Manevi Tazminat Takdiri Gerektiği

Özeti: Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili maddeleri dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi ve manevi tazminat takdiri gerekmektedir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından tazminatların miktarı yönünden; davalı erkek tarafından ise kusur belirlemesi ile kadın lehine hükmedilen tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır.

Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen gösterilen sebeple BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 267.80 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran davacıya geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

Adana Boşanma Avukatı

Hukuki metinlerin somut olayın şartlarına göre özel olarak hazırlanması gerekliliği karşısında  somut olayın doğru değerlendirilmesi açısından adana boşanma avukatı ndan hukuki danışmanlık alınması gerekmektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilir veya 0507 057 53 35 nolu telefon numaramızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Bilirkişi raporuna itiraz süresinin kaçırılması, bilirkişi raporuna itiraz etmemenin sonuçları, adana avukat, emsal karar, itiraz edilmeyen bilirkişi raporu

Bilirkişi Raporuna İtiraz Süresinin Kaçırılması

Bu makalemizde bilirkişi raporuna itiraz süresinin kaçırılması halinde neler olacağı, bilirkişi raporuna itiraz etmemenin sonuçları üzerinde emsal karar ışığında duracağız. Bilirkişi raporuna itiraz süresinin kaçırılması durumunda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 281. maddesi yol gösterici olacaktır.

Bilirkişi Raporuna İtiraz Süresinin Kaçırılması

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 281. maddesine göre; taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir.

Bilirkişi raporunun tebliğinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 281. maddesi meşruhatının bulunması ve kesin sürenin sonuçlarının bildirilmesi gerekir. Ancak taraflardan birinin iki haftalık kesin süre içerisinde beyanda bulunmaması halinde bilirkişi raporuna itiraz süresinin kaçırılması söz konusu olur. Bu durumda süresi içinde bilirkişi raporuna itiraz etmeyen taraf, rapor içeriğini kabul etmiş sayılacağının kendisine ihtar olunmuş ise yapacağı itiraz sonuç doğurmaz.

Bu hususta İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2018/1827 Esas, 2021/702 Karar ve 02.04.2021 tarihli oldukça yeni bir kararında da aynı doğrultuda karar vermiştir. Kararda; bilirkişi raporunun davalıya meşruhatla birlikte tebliğ edilip iki haftalık kesin süre içerisinde beyanda bulunmaması halinde rapor içeriğini kabul etmiş sayılacağı kendisine ihtar olunduğundan, aradan uzunca bir süre geçtikten sonra rapora itiraz etmesinin sonuç doğurmayacağı vurgulanmıştır.

Kararda özetle;Davacı vekili dava dilekçesinde, 1979 yılından beri Türkiye’de de tescilli olan anılan ibareli marka ve şekil markalarının, davalı tarafça taklit olarak üretilen ayakkabılarda kullanıldığından bahisle, markaya tecavüzün tespiti, meni ve ref’i ile, maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. … Bilirkişi raporunun davalıya meşruhatla birlikte tebliğ edildiği ve iki haftalık kesin süre içerisinde beyanda bulunmaması halinde rapor içeriğini kabul etmiş sayılacağının kendisine ihtar olunduğu, itiraz etmediği, aradan uzunca bir süre geçtikten sonra bilirkişi incelemesinin eksik yapıldığının beyan edildiği anlaşılmakla. süresinden sonra rapora itiraz edilmesi sonuç doğurmayacağından. yargılamada kamu düzenine aykırılık da bulunmadığından, davalı asilin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.”

Bilirkişi ücretinin kesin süre içinde yatırılmaması” nın sonuçlarını incelediğimiz makalemize buradan, “Bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi örneği” ne yer verdiğimiz makalemize buradan ulaşabilirsiniz.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. 

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Vekilin icra dairesinde günlü işi olduğuna dair mazereti, avukat icra müdürlüğü mazeret, adana avukat, vekilin icra işi mazereti geçerlidir

Vekilin İcra Dairesinde İşi Olduğuna Dair Mazereti

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi kararında, vekilin icra dairesinde işi olduğuna dair mazereti geçerli kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Karara konu olayda özette davacı vekilin icra dairesinde işi olduğuna dair mazereti ilettiği mazeret dilekçesinde; duruşma günü aynı gün Kars icra dairelerindeki günlü işleri nedeniyle mazeretinin kabulüne, yokluklarında davanın kabulüne karar verilmesi talep etmiştir. Ancak mahkemece tevsik edici belge sunulmadığı gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Davalının da davayı takip etmemesi nedeniyle dosya işlemden kaldırılmıştır. Davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2021/878 Esas, 2021/1068 Karar sayılı kararında, vekilin icra dairesinde işi olduğuna dair mazereti nin haklı bir mazeret olduğu ve özellikle davanın niteliği gereği davacı tarafın davayı uzatmakta hukuki yararı bulunmadığı gözetilerek mazeretin kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Vekilin İcra Dairesinde İşi Olduğuna Dair Mazereti

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2021/878
Karar Numarası: 2021/1068
Karar Tarihi: 08.04.2021

DAVACI VEKİLİNİN İCRA DAİRELERİNDE GÜNLÜ İŞİ OLDUĞU VE YOKLUKLARINDA DAVANIN KABULÜNÜ TALEP ETTİĞİ MAZERETİ HAKLI BİR MAZERET OLDUĞUNDAN VE ÖZELLİKLE DAVANIN NİTELİĞİ GEREĞİ DAVACI TARAFIN DAVAYI UZATMAKTA HUKUKİ YARARI BULUNMADIĞINDAN MAZERETİN KABUL EDİLMESİ GEREKTİĞİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 01/04/2016 tarihli  elektrik abonelik sözleşmesi ile davalı şirketten elektrik enerjisi alımı konusunda  anlaştıklarını, sözleşme ilişkisi süresinde müvekkili şirketin aylık enerji tüketim faturalarını  … Kars Şubesindeki hesabından otomatik ödeme talimatı vererek ödediğini, son ödeme tarihi olan 20/06/2016 tarihinde 1.695,42-TL bedelli faturanın müvekkili şirketin otomatik  ödeme talimatı verdiği … Kars Şubesindeki hesabında son ödeme tarihinde bakiye bulunmadığı için ödenemediğini, bunun üzerine davalı şirketin yazılı olarak herhangi bir fesih bildiriminde bulunmadan sözleşmeyi fiilen feshederek dava konusu 15/09/2016 tarihli  8.936,67-TL tutarında cayma bedelini içeren faturayı düzenleyerek müvekkili şirketin anılan hesabından bu tutarı tahsil ettiğini, müvekkili şirketten hukuka aykırı olarak davalı şirketin tahsil ettiği 8.936,67-TL’nin tahsil edildiği tarih olan 29/01/2017 tarihinden itibaren  işleyecek avans faizi ile birlikte davalı şirketten alınarak müvekkili şirkete ödenmesine karar  verilmesini, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Yetki ve görev itirazlarının olduğunu, dosyanın yetkili İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, davacı şirket ile müvekkili arasında 381165 Müşteri Numarası ile …-ENDEKSLİ ELEKTRİK Tarife Paketi Kullanım Şartları ile Ticari Elektrik Abonelik Sözleşmesi imzalandığını,  takibe konu fatura incelendiğinde indirim bedeli (sağlanan fayda), cayma bedeli ve tüketin bedelinden oluştuğunu, borçlu davacının imzalamış olduğu sözleşme kapsamında yararlandığı tarife ve kullandığı indirim karşısında sözleşmede belirtilen süre boyunca abonelikte kalmayı taahhüt ettiğini, bu taahhüdün yerine getirilmemesi durumunda davacı/müşteri/borçlu tarafından ödenmesi gereken cezai şart/cayma bedelinin yine imzalanan sözleşmede ve tarife şartlarında öngörüldüğünü, davalı borçlunun imzaladığı sözleşme tarife şartlarından da anlaşılacağı üzere kendisine sağlanan faydanın iadesini de kapsadığını, tacir sıfatına haiz davacı borçlunun kendisine sözleşme gereği sunulan faydadan yararlanmasına rağmen sözleşme gereği kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini, bu nedenle yine sözleşme eklerinde belirtildiği gibi fayda sağladığı indirim bedeli kendisinden cayma bedeline eklenerek talep edildiğini, ancak borçlarına TTK nın yasal süreleri ve gerekse Elektrik Abonelik Sözleşmesinin 5.6. maddesi çerçevesinde 8 günlük süre zarfında herhangi bir itirazda bulunmayarak  borcu bu şekilde kabul etmelerine ve ödeme yapmamalarına rağmen davacının huzurdaki davayı açtığını, borçlunun faize yönelik yapmış olduğu itirazlarının da yerinde olmadığını, … Elektrik Abonelik Sözleşmesi’nin 5.5. maddesi “Faturada belirtilen son ödeme tarihinden sonra yapılan ödemeler için … tarafından günlük bazda ve faturalarda belirtilen oranda gecikmeli gün sayısı kadar gecikme faizi uygulanır. Uygulamadaki güncel gecikme faizi oranları aboneye gönderilen faturalarda bildirilir” şeklinde düzenlenmiş olup faturalarda belirtilen gecikme faizleri aylık %5 olduğu davacı borçlunun bilgisi ve kabulü dahilinde olduğunu belirterek, davacının haksız davasının reddine, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, ticari abonelik sözleşmesi kapsamında ödenen fatura bedelinin istirdadı talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince; “Taraflarca takip edilmeyen dosyanın 6100 sayılı HMK’nun 150. maddesi gereğince işlemden kaldırılmasına, basit yargılama usulüne tabi dava ikinci kez takipsiz bırakıldığından davanın açılmamış sayılmasına,” karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesi kararı davacı vekilince istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; “Müvekkil Şirket adına Kars 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne Tüketici Mahkemesi sıfatıyla açılan abonelik sözleşmesi davası üzerine Yerel Mahkeme davalı tarafın yetki itirazını ve davayı ticari bir dava olarak kabul edip Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla kararın kesinleşmesi ve talep halinde dosyanın yetkili ve görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verildiği, dosya İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne tevzi edildiği, Mahkeme 04/01/2018 tarihli inceleme tutanağı ile davanın tahkikat aşamasına geçilmesine ve HMK 140/5 maddesi uyarınca iki haftalık kesin süre verildiği 08/05/2018 tarihine tahkikat duruşmasını bırakıldığı, Mahkeme yazılı yargılama usulüne göre yargılamaya devam karar verdiği, dava yargılama yazılı yargılama usulüne tabi olup bu şekilde yürütüldüğünden mazereti kabulü edilmediği, basit yargılama usulüne göre yargılama yapıldığı kabulle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, Yetkisizlikle dosya kendisine gönderilen İstanbul 6.Asliye Ticaret Mahkemesi de 06.10.2018 tarihli kararı ile yetkisizlik kararı verdiği bunun üzerine İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesi’ne tevzi edilen dosya üzerinden yargılamaya devam edilmiştir. Yerel Mahkeme iki kez bilirkişi incelemesi yaptırarak kanıtları toplar ve dosya karar aşamasına gelmiştir. Bu aşamada 24.12.2020 tarihinde UYAP üzerinden avukatın gönderdi mazeret dilekçesi 25.12.2020 tarihli oturumda mazeretin kabul edilmediği basit yargılama usulüne göre yargılama yapılıyormuş gibi davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkemelerin, hakkın kötüye kullanılması hariç, avukatların gönderdikleri mazeret dilekçelerinde belgeye dayalı olmasını aramalarının mesleki saygı anlamında doğru olmadığını belirtmiştir. Yazılı yargılama usulüne tabi davada basit yargılama usulü ile yargılamaya devam ediliyormuş gibi karar verilmesi hukuka uygun olmadığını belirtmiş, yapılacak istinaf incelemesi sonucu  İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/53E.-2020/696K.sayılı, 25.12.2020 tarihli davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararının istinaf kanun yoluyla incelenerek kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. ”

6100 sayılı HMK’nun 355 md gereğince, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre; Bilindiği üzere hukuk yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın düzenli yapılması ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacını gerçekleştirmek için getirilmiştir. İşte hakkın elde edilmesi için birer araç olan bu kurallar amaca uygun somut bir görevin varlığı halinde uygulama alanı bulurlar. Aksi halde, araçla ulaşılması istenilen amaç arasında gerçek ve esaslı bağın bulunmaması anlamsızlığı (şekilcilik) ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktadır. Bu nedenle geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen usul kuralları, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.(Yargıtay HGK’nun 2014/21-2371 Esas, 2017/263  Karar nolu 15/02/2017 tarihli ilamı)

Somut uyuşmazlığın incelenmesinde; ilk derece mahkemesindeki 25/09/2020 tarihli celse de davacı veklinin mazeretinin kabulüne ve … A.Ş ve …’a müzekkere yazılmasına  karar verilerek yeni duruşma gününün tebliğ edildiği, davacı vekilinin 25/12/2020 tarihli duruşma günü için 24/12/2020 tarihli dilekçesi ile aynı gün Kars icra dairelerindeki günlü işleri nedeniyle mazeretinin kabulü ile … Şirketinden gelen yazı cevabına diyecekleri olmadığını beyanla yokluklarında davanın kabulüne karar verilmesinin talep ettiği  ancak mahkemece  tevsik edici belge sunulmadığı gerekçesiyle reddine, davanın davalı tarafça da takip edilmemesi nedeniyle HMK ‘nın 150. Maddesi uyarınca işlemden kaldırılmasına dava basit yargılama usulüne tabi olduğundan iki kez takip edilmeyen davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Ne var ki, davacı vekilinin mahkemece kabul edilmeyen söz konusu mazeretinin haklı bir mazeret olduğu ve  özellikle davanın niteliği gereği davacı tarafın davayı uzatmakta hukuki yararı bulunmadığı gözetilerek  mazeretin kabul edilmesi gerekli iken, mazeretin reddine dair verilen kararın usul kurallarının ruhuna ve özüne uygun düşmemiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-a-5 maddesi uyarınca kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dava dosyasının mahkemesine gönderilmesi gerektiği anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-5 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla, yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine, Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

 

Sokağa çıkma cezasının iptali emsal karar, Adana avukat, emsal karar, sokağa çıkma yükümlülüğüne aykırılık cezanın iptali, emsal mahkeme kararı

Sokağa Çıkma Cezasının İptali Emsal Karar

Sokağa çıkma cezasının iptali emsal karar makalemizin sonunda yer almaktadır. Adana 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen kararda, Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda sokağa çıkma kısıtlaması şeklinde açıkça düzenlenen bir zorunluluk olmadığından, Kanun’un 282. maddesine göre kesilen kesilen idari para cezası hukuka aykırı görülmüş, sokağa çıkma cezasının iptali kararı verilmiştir.

Sokağa çıkma cezasının iptali emsal karar olarak değerlendirilen kararında usule ilişkin bir değerlendirme yapılmıştır. Kararda; 5542 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 66/1 maddesi kapsamında Valilikler tarafından çıkarılıp usulüne uygun şekilde duyurulan (tebliğ veya ilan) emir ve yasaklara aykırı hareket edilmesi veya ilan edilen zorunluluklara uyulmaması halinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinin tatbik edileceğinin altı çizilmiştir. Bu kapsamda, Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda sokağa çıkma kısıtlaması şeklinde açıkça düzenlenen bir zorunluluk olmadığından, Kanun’un 282. maddesine göre sokağa çıkma cezası verilmesi mümkün değildir.

Maske takmama cezasının iptali ile ilgili emsal karara ise buradan ulaşabilirsiniz.

Sokağa Çıkma Cezasının İptali Emsal Karar

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, adana avukat olarak hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vermektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Nafakanın azaltılması davası dilekçe örneği, nafakanın kaldırılması, örnek dilekçe, adana boşanma avukatı, nafakanın düşürülmesi davası nasıl açılır

Nafakanın Azaltılması Davası Dilekçe Örneği

Bu makalemizde nafakanın azaltılması davası dilekçe örneği olarak kullanılabilecek içeriğe yer verilecektir. Ancak nafakanın düşürülmesi, miktarının azaltılması amacıyla açılan nafakanın azaltılması davası dilekçe örneği ne geçmeden önce, nafakanın azaltılması davası hakkında kısaca bilgi vermeyi uygun görüyoruz.

Nafakanın azaltılması davası hukuki dayanağını Türk Medeni Kanunu’nun 176/4 maddesinden alır. Düzenlemeye göre;  Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Buna göre mali durumu değişen örneğin geliri önemli ölçüde değişen nafaka yükümlüsü nafakanın azaltılması davası açabilir. Aile mahkemesi hakimi, nafakanın azaltılması davası nda tarafların ekonomik ve sosyal durumlarındaki değişikliği araştırıp, gelirleri arasında bir oranlama yaparak, önceki nafaka takdirinde taraflar arasında sağlanan dengeyi koruyacak bir karar vermekle yükümlüdür.

Makalemizin devamında yer verdiğimiz nafakanın azaltılması davası dilekçe örneği, açılacak davada kullanılabilecekse de, örnek niteliğine olduğu unutulmamalıdır. Hukuki metinlerin somut olayın şartlarına göre özel olarak hazırlanması gerekliliği karşısında  somut olayın doğru değerlendirilmesi açısından adana boşanma avukatı ndan hukuki danışmanlık alınması gerekmektedir. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilir veya 0507 057 53 35 nolu telefon numaramızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Nafakanın Azaltılması Davası Dilekçe Örneği

ADANA NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİ’NE

DAVACI : ………………………..

VEKİLİ : Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI : ………………………..

KONU : Yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde müvekkilin gelirinin önemli ölçüde azalmış, davalının ise sürekli ve düzenli gelir elde etmiş olması sebebiyle Adana … Aile Mahkemesi’nin …./…. Esas, …./….. Karar sayılı ilamı ile davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılması, bunun mümkün olmaması halinde nafakanın azaltılması talebimizden ibarettir.

AÇIKLAMALARIMIZ

1.Müvekkil ile davalı Adana … Aile Mahkemesi’nin …./…. Esas, …./….. Karar sayılı ilamı ile boşanmışlar, karar ile birlikte müvekkilin davalıya aylık …. TL yoksulluk nafakası ödemesine karar verilmiştir. Boşanma kararının verildiği …/…/….. tarihinde …….. olarak çalışan ve o dönemde oldukça iyi bir gelire sahip olan müvekkil, şu an işinden ayrılmış olup, bu doğrultuda ekonomik durumu önemli ölçüde değişmiştir.

2. Müvekkilin ekonomik şartları kötüye giderken davalının ekonomik şartları her geçen gün daha iyiye gitmiştir. Davalı şu anda, …… olarak çalışmakta olup, aylık ….. TL kazanç sağlamaktadır. Görüldüğü üzere davalının gelir durumu müvekkilden çok daha iyi durumdadır.

3. Türk Medeni Kanunu’nun 176/3.maddesinde; yoksulluğun ortadan kalkması halinde mahkeme kararıyla nafakanın kaldırılacağı; 176/4.maddesinde ise, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde irad biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın artırılması yada azaltılmasına karar verilebileceği düzenlenmiştir.

4. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/10053 Esas, 2017/597 Karar sayılı kararında, somut olaya oldukça benzer bir kararında; “…Tarafların, 06/06/2014 tarihinde boşandıkları, boşanma kararı ile davalı lehine aylık 300 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği, davalının daha sonra zabıt katibi olarak çalışmaya başladığı, 2.100,00 TL maaş aldığı, babasına ait evde oturduğu, davacının ise memur olduğu, 2.060,00 TL maaş aldığı, 400,00 TL kira ödediği anlaşılmaktadır O halde, mahkemece; davalının boşanma tarihinden sonra memur olarak çalışmaya başladığı, sürekli ve düzenli bir gelirinin olduğu belirlenmekle; nafaka alacaklısı kadının yoksulluğunun ortadan kalktığı anlaşıldığından yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” diyerek yoksulluk nafakasının kaldırılması davası nın kabulüne karar verilmesi gerektiğine karar vermiştir.

5. Görüldüğü üzere davalının boşanma tarihinden sonra ……… olarak çalışmaya başlaması ile sürekli ve düzenli bir gelir elde ettiği açıkça ortadadır. Bu kapsamda nafaka alacaklısı davalının yoksulluğunun ortadan kalktığı da barizdir.  İş bu nedenler dahilinde davamızın kabulü ile Adana …. Aile Mahkemesi’nin …./…. Esas, …./….. Karar sayılı ilamı ile davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılmasına karar verilmesini talep etmek zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

HUKUKİ DELİLLER: 

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen ve Sayın Mahkemeniz’ce re’sen göz önünde tutulacak nedenler dahilinde, davamızın kabulü ile  Adana … Aile Mahkemesi’nin …./…. Esas, …./….. Karar sayılı ilamı ile davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılması, bunun mümkün olmaması halinde nafakanın azaltılmasına  yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

 

 

Thodex mağdurlarının hukuki hakları nelerdir, thodex suç duyurusu, savcılığa şikayet, icra takibi, alacak davası, kointeks, nasıl açılır, avukat, adana

Thodex Mağdurlarının Hukuki Hakları

Bu makalemizde son günlerde gündemdeki kripto para borsası thodex mağdurlarının hukuki hakları hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Thodex mağdurlarının hukuki hakları konusuna geçmeden önce, neler olduğunu hatırlamakta ve kripto paraların güvenliği konusunda kısaca bilgi vermekte fayda görüyoruz. Bilindiği üzere 2017 yılından beri faaliyette olan Thodex önce kullanıcılarının mobil aplikasyonda yaşadıkları sorunlar ile gündeme gelmiş, akabinde borsadaki işlemlerin 4-5 iş günü durdurduklarına dair açıklama yapmışlardı. İlerleyen günlerde ise şirket yetkilisinin yurt dışına kaçtığına dair spekülatif haberlerin gerçek olduğu ortaya çıkmış; bu durum da thodex borsasında parası olan milyonların paralarını çekememelerine ve tıpkı çiftlikbank mağdurları gibi “thodex mağdurları”nın büyük parasal kayıplar yaşamalarına neden olmuştur.

Thodex Mağdurlarının Hukuki Hakları

Thodex mağdurlarının hukuki hakları konusunu iki başlık altında incelemek mümkün. Bunlardan birincisi savcılığa suç duyurusunda bulunulması bir diğeri ise hukuk mahkemelerinde alacak davası açılması veya icra takibi başlatılmasıdır.

Thodex Mağdurlarının Suç Duyurusunda Bulunması Mümkündür

Söz konusu olayların nitelikli dolandırıcılık başta olmak üzere güveni kötüye kullanma ve şirket veya kooperatifler hakkında yanlış bilgi suçlarına vücut vermiş olabileceği kanaatindeyiz. Bu nedenle thodex borsasında parası, yatırımı olup da yukarıda anlattığımız olaylar neticesinde parasını çekemeyen thodex mağdurlarının suç duyurusunda bulunması mümkündür. İlgili Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilecek şikayet dilekçesi ile süreç başlatılabilir. Dilekçede söz konusu borsaya aktarılan paralar ile ilgili ayrıntılı açıklama yapılması, aktarımlara ilişkin dekont ve diğer tüm belgeler dilekçe ekinde savcılığa sunulmalıdır. Thodex savcılık şikayet dilekçesinde şirket yetkilisi hakkında yakalama kararı verilmesi, şirket yetkilisi ve çalışanlarının ev ve işyerlerinde arama yapılması, iletişimin tespiti vb taleplerde de bulunulabilir.

Thodex Mağdurlarının İcra Takibi Başlatması veya Alacak Davası Açması Mümkündür

Elbette en önemlisi mağdurların borsada kalan paralarına yeniden kavuşmalarıdır. Bu doğrultuda thodex mağdurlarının şirkete karşı icra takibi başlatması veya alacak davası açması mümkündür. Bu doğrultuda borsaya aktarılan paraların dekontları ile birlikte şirkete karşı icra takibi başlatılabilir veya yine bu dekontlar delil gösterilerek alacak davası açılabilir. Thodex mağdurlarının alacak davası için görevli mahkeme konusunda bazı meslektaşlarımızın tüketici mahkemelerini işaret ettiklerini gözlemlesek de, bize göre borsada işlem yapan kişilerin tüketici sayılmaları mümkün değildir. Dolayısıyla dava genel mahkemelerde yani asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır. Bunun dışında işlem yapan kişilerin ticari şirket olması halinde ise görevli mahkeme elbette asliye ticaret mahkemesi olacaktır. Thodex mağdurları alacak davası açarken, davayı thodexe değil Kointeks Teknoloji Anonim Şirketi’ne yönlendirmelidir. Ancak açılacak davada veya icra takibinde tahsil imkanı olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değildir.

Ülkemizde kripto paralar ile ilgili ayrı bir mevzuat oluşturulmamış olması ve thodex gibi kripto para borsalarında lisans ve sermaye şartı aranmaması maalesef bu tip mağduriyetlerin önünü açmaktadır. Önümüzdeki günlerde “xxx borsası mağdurları”nın artarak devam edeceği kanaatindeyiz. Kripto paraların çevrimiçi cüzdanlar yerine donanım cüzdanlarda tutulmasının daha güvenli olduğu bilinen bir gerçek olmakla birlikte. “Lorent Research Lab” tarafından yayınlanan kripto para borsalarında güvenlik ile ilgili detaylı bilgilendirme içeren makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

Thodex mağdurlarının hukuki hakları özetle bu şekilde olup, ayrıntılı bilgi için 0507 057 53 35 nolu telefon numaramızdan ulaşabilirsiniz. Söz konusu telefon hattının HUKUKİ DANIŞMA HATTI OLMAYIP, randevu taleplerinize ilişkin olduğunu hatırlatırız. Bunun dışında il dışından gelen görüşmeler zoom, google meet veya başkaca telekonferans yöntemleri ile gerçekleştirilebilmektedir.  Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bitcoin hesabına haciz mümkün mü, kripto para haczi, btctürk hesabına haciz, tedbir, bloke konması, bitcoin hesabına 89 müzekkeresi, erişimin engellenmesi,

Bitcoin Hesabına Haciz Mümkün Mü?

Bu makalemizde bitcoin hesabına haciz mümkün mü sorusunu cevaplamaya çalışacağız. Bitcoin ve diğer kripto paraların emtia niteliği karşısında, bu kripto paralara haciz konusu her zaman gündemde olmuştur. Ancak ülkemizdeki ilk bitcoin hesabı haczi geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. İlgili habere buradan ulaşabilirsiniz. Bizler bu makalemizde bitcoin hesabına haciz mümkün mü sorusunu İcra İflas Kanunu çerçevesinde yanıtlamaya çalışacağız.

Bitcoin Hesabına Haciz Mümkün Mü?

Bitcoin hesabına haciz İcra Müdürlükleri tarafından İcra İflas Kanunu kapsamında menkul haczi olarak değerlendirilebilir. Nitekim İcra İflas Kanunu’nun 106. maddesinin 2. fıkrasına göre “Borçlunun üçüncü şahıslardaki alacağı taşınır hükmündedir.” Nasıl borçlunun bankadaki mevduat birikimleri menkul haczi olarak değerlendirilip, bankaya yazılacak bir yazı ile veya İİK 89. maddesi kapsamındaki haciz ihbarnamesi ile haczedilebiliyorsa aynı durumun bitcoin hesabına haciz için uygulanabileceği kanaatindeyiz.

Bu kapsamda BTCTürk ve Türkiye’de temsilciliği bulunan kripto para borsalarında bulunan bitcoin hesabına haciz veya kripto para hesabına haciz uygulanabileceği kanaatindeyiz. Bu kapsamda hesapta bulunan kripto paralara haciz işlenebileceği gibi tedbir de uygulanabilmektedir. Uygulanacak tedbir kullanıcının hesabına erişememesi yani tıpkı banka hesabına bloke gibi, kripto para hesabına bloke konması şeklinde olabilir.

Kripto paralara haciz konması için Türk Hukuk Sistemimizde özel bir düzenlemeye ihtiyaç olmadığını, İcra İflas Kanunu kapsamında borçlunun ekonomik değer ifade eden tüm malvarlıklarına haciz tatbik edilebileceğini son olarak belirtmek isteriz. Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Tüketici hakem heyeti kararına itiraz dilekçesi örneği, ayıplı mal tüketici hakem heyeti kararına itiraz, hakem heyeti red kararına itiraz, adana avukat

Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtiraz Dilekçesi

Bu makalemizde tüketici hakem heyeti kararına itiraz dilekçesi örneği ne yer verilecektir. Tüketici hakem heyeti kararına itiraz 6502 sayılı Kanun’un 70. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre; Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir. Dolayısıyla aleyhe verilen bir hakem heyeti kararı varsa, tüketici hakem heyeti kararına itiraz dilekçesi kararın tebliğinden itibaren tüketici mahkemesine verilmelidir. Aksi halde tüketici hakem heyeti kararına itiraz edilmediğinden karar kesinleşecektir.

Tüketici Hakem Heyeti Kararına İtiraz Dilekçesi

ADANA NÖBETÇİ TÜKETİCİ MAHKEMESİ’NE

DAVACI: …………………………………..

VEKİLİ: Av. Selce MARAŞ BÜKEN

DAVALI: …………………………………..

TEBLİĞ TARİHİ: …/…/……

KONU: ………. İlçe Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığı’nın ../…/….. tarih ve ……. sayılı hakem heyeti kararına karşı itirazlarımızın kabulüne, ilgili hakem heyeti kararının iptaline ve …….. TL’nin  davalıdan alınarak müvekkile iadesine karar verilmesi talebimizden ibarettir.

AÇIKLAMALARIMIZ

  1. Müvekkil, …/…/….. tarihinde ……. marka …..’yı davalı ………………….’dan satın almıştır. Müvekkil ürünü satın almasının üzerinden çok geçmeden …/…./……. Tarihinde üründe yaşadığı ……. Sorunu sebebiyle yetkili teknik servise götürmüştür. Yetkili servis yaşanan sorunun bunun kullanıcı hatasından kaynaklandığını ifade etmiş bunun üzerine ……….. İlçe Tüketici Hakem Heyetine başvurulmuştur.
  2. Ancak başvurumuz hakkında Tüketici Hakem Heyeti’nce gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın haksız ve yersiz olarak talebin reddine karar verilmiştir.
  3. Bu nedenler dahilinde davalı ……….’nın ……… markalı ………nın kullanıcı hatası değil üretimden kaynaklanan sorundan dolayı garanti süresi içerisinde tamir etmeyerek garanti dışı bırakması nedeniyle aynen değişim/bedel iadesi talebi ile yapılan başvurumuzun reddine karar verilmiş olması nedeniyle iş bu tüketici hakem heyeti kararına itiraz dilekçesi nin arzı ile hakem heyeti kararının iptalini talep etme zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ DELİLLER: Başvuru dilekçemiz, Servis kayıtları, Fatura, ………. İlçe Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığı’nın ../…/….. tarih ve ……. Sayılı kararı, bilirkişi incelemesi, yargılamanın işine yarayacak her türlü delil.

SONUÇ ve İSTEM: ………. İlçe Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığı’nın ../…/….. tarih ve ……. Sayılı kararının iptali ile, davalıdan satın alınan ……. Cihazın üretiminde hata olması sebebiyle satın alma bedelinin müvekkile iadesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili
Av. Selce MARAŞ BÜKEN

Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu  adana tüketici hakları avukatı olarak, ayıplı mal ve hizmetten doğan uyuşmazlıklarda. ayıplı mal ve hizmet dolayısıyla ortaya çıkan zararın tazmininde. tüketici kredisi sözleşmesi dosya masrafı vb ad altında alınan ücretlerin iadesinde. tip sözleşmelerdeki haksız şartlara ilişkin uyuşmazlıklarda. taksitle satış sözleşmeleri, tüketici kredisi sözleşmeleri, konut finansmanı sözleşmeleri, mesafeli satış sözleşmeleri, devre tatil ve uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri, paket tur sözleşmeleri ve abonelik sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar hususunda hizmet sunmaktadır.

Diğer makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz